ABD İLE İLİŞKİLERİMİZİN GELECEĞİ
                             10 OCAK 2005

29 OCAK 2005 tarihinde Irak'da seçimler yapılacak,Bu seçimler için yapılan seçmen kayıtlarından ABD nin Kürtlere yapılabilecek her türlü kolaylığı gösterdiği anlaşıldı.Buna karşın Türkiyenin çekincelerine hiç itibar edilmedi.1946 dan beri dost bildiğimiz bir ülkenin Türkiye'nin hassasiyetine duyarsız kalması ciddi endişelere sebep oluyor.İşte bu nedenledir ki ilişkilerimizin bir kısa tarihini hatırladığımızda aslında devletler arasında dostluk değil çıkar birliği olduğunu bir kere daha görüyoruz.


 

TÜRK-AMERİKAN İLİŞKİLERİNİN KISA TARİHİ :

                                                .

1 nci Dünya Harbi esnasında açıklanan  Wilson  prensiplerine  göre ; Doğu Anadolu’da,  altı vilayetin  ikisi Ermenilere,  dördü   Kürtlere,  verilerek kurulacak  olan  Ermeni ve Kürt  devletlerinin  arasındaki  hudut, ABD başkanı  Wilson  tarafından  çizilecekti. ABD ,Yunanlıların  İzmir’ e asker çıkarmasına  onay vermesi ile 15 mayıs 1919 tarihinde Yunan ordusu  İngiliz, Amerikan ve Fransız  savaş gemilerinin  koruması altında İzmir’ e  çıktı ve şehri işgal’ e başladı. Yerli Rumların sevinç gösterileri  arasında İzmir‘e çıkan,Yunan askerlerinin taşkınlıklarından  gururu kırılan gazeteci Hasan Tahsin (Osman Nevres)  bir Yunan askerini öldürmesi,  başka bir Türk gencinin,  Yunan sancaktarını vurması ile Yunanlıların İzmir katliamı başladı. İki gün içinde  5000 e yakın Türk Anlaşma  devletlerinin  gözü önünde şehit edildi. İzmir’de  Yunan işgali konusunda soruşturma yapmakla görevli Amerikalı general Harbord, başkanlığındaki komusyon    7 Ekim 1919 tarihli raporda , “İşgalden sonra İzmir’de ortaya çıkan olayların sorumlusunun büyük devletler olduğu “ belirtilerek, Mondros  ateşkes mütarekesinden sonra  Hıristiyan’ların tehlikede olmadıklarını, güvenlik şartlarının mütarekenin 7 nci maddesine dayanarak, asayişin korunması amacıyla İzmir işgalinin haklı olamayacağını, aslında işgalin, Yunanlılar  tarafından İzmir’i “İlhak” etmek  için yapıldığı belirtiliyordu.

             General  Harbord’un  16 Ekim 1919 da ABD senatosuna sunduğu  raporu ve ABD yüksek komiseri amiral Bristol ‘un Türk kurtuluş savaşına yaklaşımı, Ulusumuza bir moral kaynağı ve haklı olmanın bir belgesi olarak düşünülmüştü. Bundan dolayı,  ABD ile Türk kurtuluş savaşını yöneten kadrolar arasında seviyeli bir ilişki sürdürülmüştür. Bu durumdan yararlanmak isteyen,  “Wilson  prensipleri  Cemiyeti” ile yerli işbirlikçiler, ABD  himayesinde  Osmanlı Devletinin  kalkınabileceğini ileri sürerek,  Sivas kongresinde  ABD mandasının  kabul edilmesi için  yoğun girişimler de bulundukları, bu teşebbüslerin, Mustafa  Kemal’in Sivas  kongresinde, azimli kararıyla önlenmişti.

 Kurtuluş savaşında tarafsız kalan, ABD 9 Nisan 1923 tarihinde, Türkiye ile imzaladığı ve 327 sayılı kanunla resmi gazetede yayımlanan ”Şarki Anadolu Demir Yollarına Dair Kanun” ile  özel imtiyaz niteliğindeki ticari anlaşma, Türkiye ile ABD arasında dostluk ve işbirliği yapılması sürecini başlattı. Aslında, bu proje  Ülkenin 170.000 km2 lik bir alanında  her türlü maden ve petrol  kaynaklarını işletmek, Anadolu’da yapılacak demir yollarının 20 Km. sağı ve  20 Km solu olmak üzere, 40 Km genişliğindeki alan içerisindeki,  yer altı ve yer üstü  kaynaklarını işletme hakkının ABD ne verilmesi anlamını taşımakta idi. Ayni sözleşme gereğince  Musul, Kerkük ,Süleymaniye bölgesinde 4400 Km.ye yakın demir yolu ve Türkiye kıyılarında üç  adet limanın, ABD tarafından yapılmasını da öngörüyordu. Bu ticari anlaşma imzalandığında, Lozan barış antlaşması henüz  imzalanmamıştı ama, arkasında ABD  olan bir şirket Musul- Kerkük bölgesini, Türkiye’nin  “Misak-ı Milli” sınırları içerisinde olduğunu kabul ediyordu. Bu nedenle, Lozan barış görüşmelerinde,  ABD taraf  olmamış ve gözlemci statüsünde görüşmelere katılmıştır. Lozan da, Musul-Kerkük bölgesinin bize terki mümkün olmadığı için bu sorun İngiltere ile Türkiye arasında  dokuz ay içinde çözülmesi kararlaştırılmıştı. İngiltere ile Türkiye Musul sorunun çözümü için çalışırken, İngiltere görüşmelerde kendisini güçlendirmek için   Hakkari Bölgesinde 1924 de “ Nasturi”, Bingöl- Genç bölgesinde, 1925 de,  “Şeyh Said” İsyanlarını destekledi. Bu  isyanların yarattığı olumsuz koşullar yüzünden  Türkiye, 5 Haziran 1926 Tarihli anlaşma ile Musul ve Kerkük  bölgesini  Mandater İngiltere’ye bırakılmayı kabul etti. 25 yıllık bir süre içende, bölge petrol gelirlerinin % 10 veya 500.000 Sterlin ödeme  yapılması İngiltere ve Irak hükümetince kabul edildi.

Musul’un terki anlaşmanın, Türkiye-ABD arasındaki ilişkiye etkisi, dokuz yıllık bir süreyi kapsayan Türk-ABD  “Demir Yolu  İmtiyaz Sözleşmesi”  Musul ve Kerkük  bölgesini de kapsıyordu. Fakat biz bu bölgeyi kaybedince,  ABD sözleşme gereklerini yerine getirmekten vazgeçti. Bizde sözleşmeyi fesih ettik. Sözleşmenin feshi taraflar arasında bir sorun yaratmadı. Ancak; ABD, 18 Ocak 1927 de Senatosunda, Lozan Barış Antlaşması ret edildi. Buna rağmen 12 EKİM 1927 tarihinde, ABD ile siyasi ilişkiler kuruldu. ABD, Elçisi  Josef C. Grew   Ankara’ da  Mustafa  Kemal paşaya, 5 Kasım 1927 tarihinde de Türkiye Cumhuriyetinin ABD ne atadığı  büyük elçisi Mashar   Müfit  bey, ABD başkanına güve mektubunu sundu. Bu tarih den itibaren  Türk Amerikan ilişkileri özelikle, Büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk  zamanında  egemen eşit  iki devlet  statüsünde seviyeli bir şekilde sürdürüldü. Sonraki süreç inişli, çıkışlı ama daima ABD nin istekleri doğrultusunda bu günlere gelindi. Şimdi belki bir yol kavşağındayız. Çünkü,Türkiye’nin soğuk savaş döneminde üstlendiği ağır yükümlülükler ile ABD nin bugün süper gücü olmasına katkımız  büyük olmuştur. Bunun ABD nin bilmesini ve takdir etmesini beklerken, bulunduğumuz coğrafyada, komşularımızla  ilişkilerimizin bozulmasına neden olacak istekleri,güvenliğimize zarara verecek oluşumlara, uydu devletler yaratma girişimlerine karşı Türk ulusu çok duyarlı hale gelmiştir. Çünkü bizim ülkemiz geleceğini şekillendirirken, geçmişte yaşadığımız olayların etkisinde fazla kalır. Bunu da haklı  gerekçeleri vardır.

Buna bir örnek verecek olursak;1919-1922 yılları arasında Irak’ın kuzeyinde ve Anadolu da faaliyet gösteren İngiliz istihbarat subayı binbaşı “Noel”, Irak’ın kuzeyi için en kalıcı çözüm olarak “Araplarla, Kürtler arasında etnik tabana dayanan bir sınır düzeltmesi yapılarak, bağımsız bir Kürt Devletinin kurulması halinde, Türklerle Araplar ve Farslar  arasında “İslamcı cereyanın” tesiri ile vicut bulacak işbirliğini parçalayıcı bir tampon bölge yaratılmasının gelecek içinde en uygun çözüm” olduğunu belirten raporları İngiliz arşivlerinden okumaktayız.

Ayrıca, “Kürtlerin fanatik olmadıkları,  misyonerlerin biraz gayreti ile “Hıristiyanlaşabilecekleri”  ifadesiyle, geçmişte “Ütopik” bir düşünce  olarak dile getirilen bu hayalin, bu gün bölgede pek çok emaresini görüyoruz.Görülen emareleri;Irak’ın kuzeyinde faaliyet gösteren “Enjiyolar” ve “Misyoner” faaliyetlerinin bu doğrultuda olması, Ortadoğu da, başta İsrail olmak üzere batılı ülkelerle “derin” ilişkiyi sürdüren şahıs veya örgütler “Hıristiyan” Araplardır. Bunlar Lübnan’da “Falanjistler” Filistinlilere karşı yaptıkları katliamları da düşünürsek “Ütopik” düşüncenin pek de gözardı edilmemesi gerektiğini düşündürüyor.

Irak’ın kuzeyine gelince; bu bölgede azımsanmayacak miktarda” Hıristiyan” gruplar vardır. Bunlar, Nasturiler, Asuriler, Ermeniler, Yahudi Araplar, Hıristiyan Araplar, dahil olmak üzere Irak’ da yaşayan Şii Araplar, İran şii lerine nazaran daha “Laik” ve batı kültür değerlerine yatkındırlar. Irak’ın kuzeyinde yaşayan “Kürtler” ve Türkler” dini yapıları itibariyle “İslami” değerlerden vazgeçecek nitelikte olmasa da, bölgede yürütülecek eğitim,Misyoner faaliyeti, kültür ve propaganda ile uzun zamanda yeni yetiştirilecek nesiller için bir değişimin yaratılması engellenemez.

ABD ve İngiltere’nin Irak’ı parçalaması ve bu maksatla bölgede uzun süre kalmaları, bölgenin pek çok değerini değişecektir. ABD ve Batı,”Global Terörün” kaynağını sözde “radikal İslam” olarak kabul ettiklerine göre, bu bölgedeki faaliyetleri de bunu önlemeye yönelik olduğunu ifade etmeleri,buna karşın, bizim de “Terörün İslamla bağdaştırılmasının yanlış olduğunu ifade etmemize rağmen” müttefiklerimizin bundan ikna olmamaları  bizim endişelerimizi arttırıyor. Geçmişte çektiğimiz acı ve ızdırapları tekrar yaşamak istemiyoruz. Bu nedenle, gelecekte ABD Türk ulusundan başka bir fedakarlık istemesi halinde bunun yerine getirilebilmesi şimdi, ABD nin Irak’ daki  tavrına  bağlı olduğunu düşünüyoruz
 
 SİTE İÇİ ARAMA

SON EKLENEN 5 MAKALE
TÜRKİYE- AVRUPA BİRLİĞİ TARİHÇESİ

KARŞI DEVRİM HAREKETLERİNİN EN ETKİLİSİ ŞEYH SAİD İSYANI

BM VE TBMM DE KABUL EDİLEN İKİ SÖZLEŞMENİN ÜLKEMİZE ETKİLERİ

CUMHURİYETİN 86 NCI YILINDA BAŞINA GELENLER

RİSK VE RİSK YÖNETİMİ

SİTE ANKET
Yeni Sitemizi Nasil Buldunuz?
Çok Iyi
Iyi
Normal
FikrimYok