HALİFELİĞİN KALDIRILMASI VE EĞİTİM BİRLİĞİNİN SAĞLANMASI
Bu sene 3 Mart 2005 Hilafetin kaldırılışının 81 nci yılını kutladık. Halifelik bize 1517 yılında Yavuz Sultan  Selim’in Mısırı fetih ettikten sonra önemli bir kurum olarak girdi.

Bu kurumun Osmanlı devlet sistemine  alınmasının asıl amacı, İslam’ın manevi ve siyasi birliğini sağlamak suretiyle bu kurumun manevi gücünden  yararlanmak. Osmanlı Devletini daha güçlü yapmaktı.

Osmanlı Devleti; güçlü olduğu dönemde, bu kurum çok önemli görevler yerine getirmiştir.

Osmanlı Devlet sisteminde 37 padişahın 29 adedi aynı zamanda halife ünvan ve yetkisini kullanmıştır. Halife devlet başkanı ve yeryüzündeki Müslümanların üzerinde, peygamber vekili olarak kabul edildiği için yönetimde etkin bir kurum olarak varlığını 407 sene korumuştur.

Osmanlı devlet sisteminde Halifenin görevlerini yerine getirmede “ Şeyhülislam” adı verilen ve devlet protokol’ unda Sadrazamdan sonra gelen, bazen de Sadrazama eşit etkinlikte bulunan bir yetkili olarak istihdam edilmiştir.

Osmanlı Devletinde 215 adet sadrazam, 101 adet şeyhülislam görev yapmıştır.

Devletin, 17 nci yy sonlarında başlayan, 18 ve 19 ncu yy larda, zayıfladığı dönemde, “ Halifelik” kurumu da ülke için zararlı olmaya başlamış ve bu kurumdan devletin kurtulması düşünülmüş ama kimse bunu kaldırmaya cesaret edememiştir.

Üstelik bu kurumu kaldırmak veya ıslah etmek cesareti olmadığı gibi, karşılaşılan her sıkıntıda bu kuruma daha çok yetki verme ve bu kuruma sarılma ihtiyacı duyulmuştur. Bunu da Osmanlı Devletinin, çağın gerisinde kalmasına, ekonomik ve siyasi bağımsızlığını kaybederek her fırsatta iç işlerine müdahale edilen dış güçlerin taleplerine boyun eğen bir devlet durumuna getirmiştir.

Günümüzde pek çok devlet, Osmanlının bu durumunu Türkiye Cumhuriyetinde de görmek istiyor. Bunun bir sonucu olarak da, bize “ılımlı İslam” yakıştırmasıyla sözde gururumuzu okşuyorlar.Aslında bu yaklaşımla,  halifelik kurumunu yeniden tesis etmek istiyorlar. Böylece, alışkın oldukları yöntemleri geri getirmeye çalışıyorlar.

Ülkemizde, buna sıcak bakan  etkin mevkilerde pek çok  insan vardır.

 Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün  cesaret ve yeteneği ile kaldırabildiğimiz bu kurumun, yeniden hayatımıza dönmesi hukuken mümkün değildir.Ancak,  bunun hayali ile yaşayanlar çoktur. 81nci  yılını dolduran bu büyük devrimin yıldönümünde,Türkiye’de, hilafetin kaldırılışından bahsetmek pek de hoşa gidecek bir konu değildir. Çünkü,  devlet yönetiminde ve sokakta  pek çok taraftarı olan bir konu olarak güncelliğini korumaktadır.

3 Mart 1924 tarihinde gerçekleştirilen bu devrimin aslında, üç ayağı vardır.(Şer-iye, Evkaf ve Erkan-ı Harbiye-i Umumiye vekillerinin kaldırılması, Diyanet işleri başkanlığının kurulması) Bunlar;

a.3 Mart 1924 tarih ve 429 sayılı yasa ile “ halifeliğin” kaldırılması,

b.3 Mart 1924 tarih ve 430 sayılı yasa ile “Öğretim Birliğinin” sağlanması,

c.3 Mart 1924 tarih ve 431 sayılı yasa ile “Osmanlı hanedanına mensup kişilerin yurt dışına gönderilmesi”

Şer-iye Vekaletinin kaldırılması demek; Kuran, hadis, icmal ve kıyas esasına dayanan devlet yönetim sistemi ile bunun tabii bir uygulaması olan Şeri, mahkeme(yargı) sisteminin sona ermesi demektir. Bu yargı sistemi İslam hukukundaki mezhep ve tarikatların istek ve yorumlarına göre kararlar türetmek gibi içtihadın bozulması, adaletin farklı uygulanmasına ve karışmasına sebep olan  bir hukuk sisteminin sona ermesi demektir.

Çünkü; çağın gerisinde kalmış hukuk sisteminin geçerliliğini korumaya çalışmak zordu. Yeni ve  modern Türk devletin de Şeri hukuk sisteminin  yeri olamazdı.

Ayrıca; azınlıkların hukuk sistemi olan “kendi dini inançlarına göre kendi mahkeme sistemlerinin” korunması da, yeni kurulan Türkiye devletinde kabul edilemezdi.Bu durumun devamı; gelecekte yabancıların iç işlerimize karışmasına sebep olacaktı.Dış güçlerin içişlerimize karışmasına sebep olacak her türlü  gerekçenin  ortadan  kaldırılması devletimizi kuran önderlerin başlıca hedefi idi.

Sonuçta Laik sisteme geçişte önemli bir adım olan 3 Mart 1924 devrimi, aslında bizim;

Devlet yapısında,Hukuk sisteminde, Eğitim ve Öğretim sisteminde,

Kültür hayatımızda pek çok değişim ve dönüşümün kapısını araladı. Dogmatik (statik) kalıplardan kurtularak aklın, bilimin ve özgürce düşünmenin, çağdaş insan olmanın yol ve  yöntemini bulmamızı sağladı.

         Halifelik kurumuna özlem duyan insanlarımız var ise de bunlar azınlıktadır. Bu büyük devrim, başarıya ulaşmıştır. Ulusumuza  kutlu olsun

 

 
 SİTE İÇİ ARAMA

SON EKLENEN 5 MAKALE
TÜRKİYE- AVRUPA BİRLİĞİ TARİHÇESİ

KARŞI DEVRİM HAREKETLERİNİN EN ETKİLİSİ ŞEYH SAİD İSYANI

BM VE TBMM DE KABUL EDİLEN İKİ SÖZLEŞMENİN ÜLKEMİZE ETKİLERİ

CUMHURİYETİN 86 NCI YILINDA BAŞINA GELENLER

RİSK VE RİSK YÖNETİMİ

SİTE ANKET
Yeni Sitemizi Nasil Buldunuz?
Çok Iyi
Iyi
Normal
FikrimYok