ORTADOĞU’NUN GELECEĞİ VE TÜRKİYENİN GÜVENLİĞİNE OLAN ETKİLERİ
1.GENEL:
19 ncu YY da başlayan ve şiddeti gittikçe artan Ortadoğu’daki çatışmalar ve Bölgenin çözümlenemeyen sorunları, 21 nci YY da bölge ve dünya barışına etkileri ne olacak? Sorusu bugünde insanlığı düşündüren temel problemdir.


1.GENEL:

19 ncu YY da başlayan ve şiddeti gittikçe artan Ortadoğu’daki çatışmalar ve Bölgenin çözümlenemeyen sorunları, 21 nci YY da bölge ve dünya barışına etkileri ne olacak? Sorusu bugünde insanlığı düşündüren temel problemdir.
28 Eylül 2000 tarihinde yeniden başlayan Filistin-İsrail çatışmasının geldiği nokta bir bölgesel savaşın başlangıcıdır.Temelde,Filistin-İsrail ihtilafını geride tutarak ön plana, ABD- Irak zıtlaşması ve ABD nin terörle mücadelenin bir uzantısı gibi göstererek başlattığı psikolojik savaş tüm bölge ülkelerini sıkıntıya sokmaktadır. ABD nin,Irak da  Saddam Hüseyin yönetimini değiştirerek, Afganistan da oluşturduğu kukla yönetim gibi bir yönetimi işbaşına getirmeyi amaçlayan  baskıcı ve keyfi uygulamaları, bölgedeki tüm dengeleri bozacak ve Ortadoğuyu daha büyük çapta bir kanlı çatışmanın içine çekecek niteliktedir.
Ortadoğu ihtilafının kökeni tarihin derinliklerindedir. Bölgenin tarihi, sosyal, kültürel, ekonomik  ve psiko sosyal yapısını dikkate almadan bölge ülkelerinin güvenlik ihtiyaçlarının karşılanması zordur. Ayrıca Ülke rejimlerinin  yaşatılması girişimleri bu sorunların çözümünde temel parametreleri oluşturmaktadır. Mağdur ve Mazlum Filistin halkının insani ve tarihi hakları yok sayılarak bu halkın  yok edilmeye çalışılması hiçbir suçu olmayan İsrail deki  sivil halkın ve hepsinden önemlisi İnsanın en temel hakkı olan “Yaşama Hakkı”nın bu coğrafyada her geçen gün ortadan kalkması, bunun üstüne  muhtemel ABD nin Irak operasyonunu sebep olacağı insan haklarının ihlalleri Başta Türkiye olmak üzere bütün dünya Uluslarını endişelendiren bir büyük sorundur.
İnsan haklarının yaygın olarak ihlal edildiği Ortadoğu coğrafyası halen Ortaçağ bağnazlığı içinde bulunmakta, bu felaketden kurtulması içinde pek ümit vermemektedir.Bu nedenle ABD ile İsrail’in yanlış politikaları bu bölgede daha pek çok masum insanın ölmesi sonucunu doğuracak olaylara sürüklenmektedir.  
      

2. ORTADOĞU COĞRAFYASI:

Ortadoğu; Bazı coğrafyacılara göre; Kuzey Afrika’da,Fas dan (Mağrip) başlayıp, Afganistan’a (Maşrip) kadar uzanan ve bütün Arap ulusları ile Türk,  İran, Pakistan ve Yahudilerin yaşadığı bölgeyi kabul ederler. Ben bu makalede Orta doğuyu;Batıda  Süveyş Kanalı,  Akdeniz (Kıbrıs hariç), Türkiye, Kuzeyde Karadeniz ve Türkiye sınırını takiben, Hazar Denizi-İran, Pakistan sınırı ile çevrelenen, Doğuda Hint Okyanusu , Güney de Arap yarımadası ve Kızıl Deniz ile Afrika’dan ayrılan coğrafi bölge olarak sınırladım.Bu coğrafyanın dış kuşağında 5 deniz, 3 kıt’a nın ASYA, AFRİKA,AVRUPA nın birleşme ve geçiş hattı üstünde 21 nci YY da önemli hadiselerin yaşanacağı 51 Milyon KM2 yüzölçümü, 4 milyardan fazla nüfusun barındığı AVRASYA coğrafyasının merkezidir.


Bu coğrafyada,3 büyük dinin kutsal mekanları,16 devletin 310 Milyon nüfusun barındığı, 9 ayrı ırkın yaşadığı ve çoğunluğu ARAPLAR, TÜRKLER,  ACEMLER, Yahudiler ve DİĞER KÜÇÜK KAVİMLERİ yaşar. Bölgede Türkçe, Arapça, Farsça, İbranice Asur,Kürt,keldani, Ermenice ve batı dillerinden, İngilizce, Fransızca konuşulur. Bölgenin Gayri Safi Milli Hasıla Toplamı 1999 yılı verilerine göre 767 milyar Dolar olup fert başına, GSMH oranı 2475 Dolardır.

Bu rakamda göstermektedir ki, orta doğu bölgesinde GSMH nın fert başına düşen miktarı, 4500 Dolar olan dünya ortalamasının altındadır.Petrol hariç diğer ekonomik sektörler arzu edilen seviyede gelişmemiştir.Bölgenin en zengin ülkeleri olarak GSMH da fert başına düşen milli gelir itibariyle Katar 19.700 , İsrail 18.200, BAE 15.400 dolar ile üç ülke, en yoksul olanları da, Yemen 1400, Filistin 1600 Dolar ile terör ve güvenlik sorunlarının yaşandığı ülkelerdir.Görüldüğü gibi Bölgenin zenginliği ve gelir dağılımındaki dengesizlik bariz olarak sorunlu bölgelerde kendini göstermektedir.Homejan olmayan bu ekonomik yapı bölgenin yaşanan sorunlarından birisidir.

3. ORTADOĞU’NUN STRATEJİK ÖNEMİ:

 Üç kıtayı birleştiren kara, hava ve deniz yollarının düğüm noktasında olması, bütün güç merkezlerini ilgilendiren su yolu ve geçitleri kontrol etmesi, dünya petrol rezervlerinin 2/3’nün Dünyada üretilen günlük 70 Milyon varil petrolün 47 Milyon tonu bu bölgeden çıkarılmaktadır.Global güçlerin enerji ihtiyaçlarının büyük bölümünün bölgede bulunması, petrol ve doğal gazın tüketim merkezlerine akışını sağlayan boru hatlarının bölgede olması,bu nedenle Global güçlerin enerji kaynaklarını kontrol etme arzusu bu bölgenin huzurunu bozan ve stratejik önemini arttıran etkenlerdir. Bunun yanında, üç büyük semavi dinin kutsal saydığı değerler ile zengin kültür ve tarihi özelliklere sahip olması, Türkiye ve İsrail hariç bölge ülkelerinin yönetimlerinin antidemokratik olması.

Bölge dışı güçlerin dünya GSM hasılasından % 30 pay alan ve bölgede en etkin güç olarak varlığını hissettiren ABD’leri; orta doğu bölgesinde hem yön verici ve hem de çözümleyici süper güçtür. ABD’nin ana Orta Doğu’ya yönelik menfaati dünya petrol üretim ve dağıtımının % 60’ına sahip olan bölge üzerindeki kontrolünü sürdürmek, petrol kaynaklarına taşıma yollarına ve İsrail’in güvenliğine zarar verecek her türlü oluşuma mani olmaktır.
Mevcut durumda bölgenin en önemli sorunu olan FİLİSTİN- İSRAİL ihtilafına bakacak olursak, bu sorunun temeli, Bölge devletlerinin oluşumu ve sınırlarının çiziminde coğrafi gerçeklere dayanmayan ve sadece siyasi gerekçelerle çizilmiş olan devlet sınırları geleceğin ihtilaf noktalarından bir diğeridir.Bölgede ulus devletlerinin oluşumu henüz gerçekleşmemiştir. Bu konuda İsrail tek istisnadır.Bölge için tehlike arz eden İsrail devletinin özelliği,Yahudi Tarihinin Hıristiyanlar gibi, kendi tarihlerini kutsal kitap, Zebun, Tevrat gibi din kitaplarının buyruk ve hikayelerine dayandırarak devletin “Din Motifli” olmasıdır.
Bu duygu, asırlarca bu toplumun benliğini korumasında çok önemli bir misyon üstlenmiştir.İbrani kutsal kitabına göre ön planda yer alan ve bu gün ulusal marşlarında terennüm edilen, “2000 yıllık umut, kendi toprağımızda özgür insanlar olmak”sözcükleri gerçek olmuş ve fakat bundan sonra, bu devletin komşularıyla barış içerisinde yaşama ideali’de ortadan kalkmıştır.
Kutsal kitap eski Ahit-Tevratın 11 nci BAP’ında(s:195) yer alan buyruk israil oğullarına şöyle emrolunmuştur.2
“...Size emretmekte olduğum bütün bu buyrukları yapmak için Allahınız rabbi sevmek, onun bütün buyruklarını yerine getirmek ve onun yolunda yürümektir.O zaman RAB bütün bu milletleri önünüzden kovacak ve sizden büyük ve kuvvetli milletlerin mülkünü alacaksınız.Ayak tabanınızın basacağı her yer sizin olacak.Sınırınız Çölden ve Lübnan dan,Irmaktan, Fırat Irmağından Garp denizine kadar topraklar sizin olacak.Önünüzde kimse duramayacak Allahınız RAB, size söylediği gibi dehşetinizi ve korkunuza ayak basacağınız bütün diyarlar üzerine koyacaktır.”
Ayrıca,Tekvin 15 nci BAP da “Mısır Irmağından, Fırat Irmağına kadar bu diyarı ve buradaki kavimleri senin  zürriyetine verdim, bu kavimleri sen yöneteceksin.” Buyurmuştur.İşte bu dini görev bu gün İSRAİL DEVLETİ’nin Milli hedefidir.
Ülkeler siyasi hedeflerini dini görev kabul ederlerse kendi mutsuzluklarınıda yaratmış olurlar.Din motifine dayandırılarak kurulmuş olan İsrail Devletinin bu dini vecibenin altından nasıl kalkabileceği önemli bir sorundur.
1948 yılına kadar, Yahudilerin hemen her yerde bağımlılık ve aşağılanma durumunda oldukları tarihi bir gerçektir.Onlar bazen korunmuşlar, cesaretlendirilmişler,bazı yahudiler bireysel olarak zenginlik ve etki kazanmışlar ama hiçbir zamanda kendi yazgılarının sahibi olamamışlardır.
Irak UR şehrinde doğan İbrahim peygamber,Babil den HARRAN’a, Halepten, Kudüs- Hebrona kavmini getirmiş ve Hebronda ölmüştür.
Musa peygamber, Mısırda doğmuş, kavmini YAHUDİYE ye getirmiş(güney İsrail),Davut peygamber, Kudüs şehrini kurmuş,Süleyman Kudüs tapınağını yaptırmış,İsrail oğullarının geçmişindeki bu başarılar, daha sonraki kuşaklar üzerinde kalıcı ve büyük işler başarmak üzere motifasyon etkileri yaratmıştır.Bunlar gelecek İsrail kuşakları üzerinde kalıcı tesirleri olan etkenlerdir.Bu izler Yahudi ayinlerinde,folklöründe ve siyonizmin politik ideolojisinde bu gün hala yaşamaktadır.İsrail devlet yönetiminide etkilemektedir. 3 defa yurtlarından sürülen bu kavmi, Hıristiyan Avrupa da çok zulüm görmüş, zorla Vaftiz edilmiş ve sürekli göçe tabi tutulmuştur.(VAFTİZ EDİLEN BİR YAHUDİ ESKİ DİNİNE DÖNEMEZ)
1933 Yılında  Almanya’da iktidara gelen Nasyonel Sosyalist ideolojinin 1945 yılına kadar hedefi olmuş ve 6 Milyon insanını kaybetmiştir.Evsiz ve işsiz kalan, ezilen ve  mazlum millet olarak acınan ve yardım edilen bu ulusa Birleşmiş Milletler 01 Eylül 1947 yılında aldığı bir kararla (181 sayılı karar) Filistin de 9482 KM2 lik bir toprak üzerinde kendi devletini kurması sağlanmıştır. Ayni kararda 7200 KM2 lik bir toprak da Filistin’e ayrılarak Filistin Devletinin de kurulması düşünülmüştür.Bu kararda , bu gün bölge güvenliğini bozan ve yaygın insan hakları ihlallerinin yapıldığı coğrafyanın Filistin halkına %42.88, İsrail halkına da %56.47 oranında toprak verilerek kendi devletlerini kurmaları hedeflenmiştir. Bu karda Kutsal Kudüs şehrinin yönetimi BM yönetimine bırakılmıştır.Bu kararın gereği olarak 15 MAYIS 1948 yılında İsrail devleti kurulmuş ve fakat bugün bile Filistin devletinin kurulmasının nasıl engellenebileceği maskelenen diğer olaylarla önlenmeye çalışılmaktadır.İsrail Devleti kurulduğunda 580.000 yahudi, bunun 56.000 yerli diğerleri göçle gelip arap topraklarını satın alarak, şiddet ve terör yaratılarak, filistin topraklarına  sahip olmuşlardır.İsrail 4 defa girdiği savaş ile bugünkü 20.770 KM2 lik bir devlet toprağına ve  6.5 Milyon nüfusa ulaşmıştır. 50 yılda Filistin topraklarını gasp ederk, Komşu devletler üzerinde baskı ve  korku yaratarak bölgenin korkulan devleti haline gelmiştir.
Halen İsrail’in sahip olduğu topraklarda(%68 çöl) bu devlete yetmeyecektir.Alman coğrafyacı RATZEL’in de söylediği gibi “Ülke toprakları ulusa yetmez ise komşularından toprak alır.Bu da savaşla olur” demektedir. İsrail ulusunun bu kuralı yaygın olarak uyguladığı bilinen bir gerçektir.Acıma ve mazlumlukla kurulan bu devlet, bu gün tarihden intikam alırcasına kendi yaşadıklarını Filistin halkına yaşatarak bölgenin huzursuzluk kaynağı olmaya devam etmektedir.BM in yüce değerleri, İnsan hakları, Filistin halkı için adeta yok farz edilmektedir.Bu çifte standart, başta Arap dünyası olmak üzere bütün insanlık alemi yetersiz  kalmaktadır.
4.BÖLGENİN SORUNLARINA TOPLU BAKIŞ:
 a.Arap-İsrail sorunu, Arafatın Oslo sürecini kabul etmemesi ve buna duyulan tepkiler
 b.İki tarafın müfritlerinin emrivakiler yaratması, şiddete baş vurması ve terörist hareketlerin kontrol edilememesi,
 c.Filistin halkının terörü bir kurtuluş çaresi olarak görmesi
 d.Kudüs şehrinin hudutları ve statüsünün çözümsüzlüğü
 e.3.6 Milyon Filistin li mültecinin yurtlarına dönme istemi ve bunlara verilecek toprakların ortada olmaması,ve bu yükün altından kalkma güçlüğü,
 f.Egemenlik haklarının düzenlenmesi güçlüğü(Gazze, Batı Şeria, Kudüs)
 g.İsrail –Suriye arasındaki Golan tepeleri, Güvenlik ve Barış imkansızlıkları,Galile gölü tatlı su kaynağı ihtiyacı ve ihtilafı,
 h.Suriye’nin Lübnanı işgal ve kontrol altında tutması,
 ı.Hizbullah,Hamas ve diğer bazı terör örgütlerinin Suriye ile birlikte hareket etmesi, Suriye’nin bu terör örgütleri üzerindeki kontrolü kaybetmek istememesi,
 j.İsrail’in  güvenlik ihtiyacı,ABD nin iç dinamikleri nedeniyle İsraile kayıtsız şartsız destek vermek zorunda olması,
 k.Suriye ile yapılacak barışın, Yahudiliğe ihanet etme duygusu ve İsrail’in iç dinamikleri
 l.Irak’ın ve Saddam Hüseyin rejiminin durumu,Kuzey Irakta 73.000 KM2 lik bir bölgede meydana gelen otorite boşluğu, Güney Irakta ki Şii topluluğun İran etkisinde olmsı,Bölgedeki Kürt grupların devlet kurma arzuları ve ABD nin politikalarına alet edilmesi,
 m. Kuzey Irak ve Kerkük ,Musul bölgesinde yaşayan 2.5 Milyon Türkmenin durumu,Türkiye’nin bu soydaşlarına karşı tarihi,kültürel, coğrafi ve ahlaki yükümlülükleri,
 n.İran’ın bölge politikası,
 o.Global güçlerin bölgedeki ve dünya politikası açısından çıkar ve yükümlülükleri
 p.ABD, AB, RF,ÇİN, HİNDİSTAN, TÜRKİYE, İRAN VE ARAP uluslarının Güvenlik, ekonomik çıkarları ve bunları neden olacağı  sorunlar.
r. psikolojik faktörler dahil insan hakları ve BM değerlerine yaklaşımı,
s.Rusya Federasyonu’nun  bölgedeki tüm çekiciliğini yitirmiş olması ve bu nedenle yeniden bölgede saygınlık ve otorite kazanma arzusu,
t.Kitle imha silahlarının bölge ülkeleri için sahip olunması çok arzu edilen bir hedef olarak kabul edilmesi,Uzun menzilli füzeler,Biyolojik silahların bölgede yaygınlaşması,
u.İsrail’in nükleer ve Termo nükleer silahlara sahip olduğunu  ve bunları gerekirse bölgede ilk kullanan ülke de olabileceği mesajını sık sık ima etmesi,
v.Bölgenin tatlı su ihtiyacı,Yüksek nüfus artışı, şehirleşme,işsizlik,eğitim ve sağlık hizmetlerindeki yetersizlikler(İsrail hariç)
y.Enerji sorunları,psiko sosyal ve kültürel sorunlar ve zıtlaşmalar,
z.1925 yılında kurulan Kudüs İbrani üniversitesinin Yahudi ideolojisinde oynadığı üstün ırk motivasyonu ile buna karşın Arap ve  Filistin halkının kültür geriliği,
x.Eski baba yadigari devlet yönetimlerinin küreselleşmeye  uyum gösterememesi,(Mutlak krallıklar, Otoriter Cumhuriyetler,Laik demokratik yönetimler arasındaki ideolojik çatışmalar)
w.Bölge halklarının birbirlerine güvenmemesi, Ders kitaplarında ve tarih kültüründe düşmanlıkların desteklenmesi.

 

 

ORTADOĞU ÜLKELERİ HAKKINDA İSTATİSTİKİ VERİLER (1) (2)


ÜLKELER NÜFUS
(x1000) EKONOMİ
GAYRİ SAFİ MİLLİ     BÜYÜME   ENFLASYON    DIŞ
           HASILA                    (%)                  (%)        BORÇ TOPLAM   KİŞİ BAŞI                                         (milyar $)
 (milyar $)          ($)                                             SAVUNMA HARCAMALARI
TOPLAM      KİŞİ      GSMH’ya     ASKERİ DIŞ  (milyar $)   BAŞINA       %’si                BORÇ
                        ($)                                (milyar $)   SİLAHLI KUV. MEVCUDU
TOPLAM          KARA              HAVA
    (kişi)               (kişi)                 (kişi)
BAHREYN 626
 6,0 8.600 -2,8 -0,2 2,0 0,402 643 4,8 0,3 11.000 8.500 1.500
BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ 2.650 46,0 15.400 -5,6 3,1 13,0 3,0 1.138 6,5 - 64.500 59.000 4.000
FİLİSTİN ÖZERK BÖLGESİ 2.900 3,5 1.600 2,0 7,0 0,5 - - - 0,1 - (Paramiliter:35.000)
IRAK 23.846 19,0 - 12,0 45,0 23,0 1,4 59 7,3 - 429.000 375.000 35.000
İRAN 72.664 89,0 5.300 2,5 22,0 20,6 5,8 80 6,5 - 545.600 350.000 50.000
İSRAİL 6.007 97,0 18.200 2,0 7,0 55,0 11,3 1.844 11,6 3,0 173.500     130.000                        37.000
(Hava Savunma 17.000)
KATAR 681 11,2 19.700 11,5 2,6 8,6 1,3 1.967 12,0 -           11.800         8.500                          1.500
(Devrim Muhafızları)
KUVEYT 2.200 27,0 13.500 -14,0 0,1 9,0 3,4 1.532 12,9 - 15.300 11.000 2.500
LÜBNAN 4.227 16,0 4.900 3,0 2,0 6,2 0,575 134 3,6 0,6 67.900 65.000 1.700
MISIR 61.703 69,0 4.600 5,6 3,5 32,0 2,8 45 4,1 2,1 450.000 320.000 30.000
OMAN 2.213 14,2 8.300 -7,0 -5,7 3,9 1,8 886 13,6 0,2 43.500    25.000                          4.100
(Diğer: 10.200)
SURİYE 16.404 37,0 6.800 4,3 1,0 21,0 2,7 168 7,3 - 316.000 215.000                         40.000
(Hava Savunma: 55.000)
SUUDİ ARABİSTAN 18.000 133,0 8.500 -10,8 -0,2 22,0 20,9 1.173 15,7 - 105.000 70.000 22.000
ÜRDÜN 5.020 7,1 4.500 2,2 4,5 7,7 0,548 110 1,8 2,9 35.000 27.000 3.500
YEMEN 18.000 6,0 1.400 2,7 11,1 4,0 0,396 22 7,7 0,012 104.000 90.000 13.500
TÜRKİYE 65.161 188,0 6.300 3,8 69,7 96,0 8,4 131 4,4 0,0015 639.000 525.000 63.000
Not: 1) Kaynak: The Military Balance – 1999-2000 (The International Institute for Strategic Studies – London-U.K.)
        2) İstatistikler, ülkelere göre, 1998 veya 1999 yılların aittir.
5.TÜRKİYENİN ORTADOĞU POLİTİKASI

Türkiye en büyük hatayı 1950’lerde Bağdat Paktına ön ayak olarak Cezayir’in bağımsızlık mücadelesinde Fransa’ya politik destek vererek Arap milliyetçiliğini karşımıza almak suretiyle yapmıştır. Halen önündeki engellerden biri, çıkar ilişkileri içinde olduğumuz Anglo sakson ülkeleridir. Türkiye’nin çıkarları bu ülkelerle çatıştığında Türkiye’ nin ABD karşısında  gerilemek zorunda kalmasıdır.ABD  taleplerine karşı koyması durumunda  Türkiye’nin ekonomik, politik ve güvenlik açısından daha büyük kayıplara uğrayacağı konusunda endişelere sahip olmasıdır.Bu nedenle Türkiye’nin  Orta doğu politikası ABD’leri ve İsrail’in ipoteği altındadır. Çünkü Türkiye’nin Arap ülkeleriyle İran ve Irak ilişkilerinde, ABD’leri ve İngiltere ile kesişme yaşanması, Türkiye’nin bölgede arzu edilen hareket serbestisini yakalayamamasına başlıca etkendir.


Aynı şekilde Irak ve İran’a uygulanan ambargolar Türkiye’yi de menfi yönde etkilemiştir.Buna rağmen Türkiye bu konularda daha aktif politikalar geliştirememektedir.
 Bölge devletlerinin sınırları tabi sınırlar olmayıp suni ve politik sınırlardır. Bu nedenle bölgenin dengeleri çok hassas ve birbirine bağlıdır. Örneğin Suriye’nin yıkılması Ürdün ve Irak’ın yıkılmasına ön ayak olabilecektir. Suriye ile ilişkilere gelince Suriye ve Irak Baas rejimi altında sol, laik ve Arap milliyetçisi ülkeler olarak ortaya çıkmıştır.Suriye’nin bu durumu uzun yıllar Türkiye’ye karşı terörü bir araç olarak kullanmış,Hatay üzerindeki iddialarına karşın ciddi tedbirlerin geliştirilmesine mani olmuştur.


Konuya güvenlik açısından yaklaşıldığında Türkiye’ye tehdit; İslam’ı yayan İran mı? PKK’ya destek veren ve Hatay’ı kendi sınırlarında gösteren Suriye’mi ? yoksa her ikisi de eşit derecede tehdit midir ? sorusuna cevap aramak  konusunda Türkiye uzun zaman ABD nin de etkisiyle ikilem içerisinde kalmıştır.

Uygulama göstermiştir ki diplomatik yollardan İran, Irak, Suriye’nin terörizme verdiği desteği sona erdirmek mümkün olmamış Silahlı kuvvetlerin gerekirse kullanılacağının  kuvvetli mesajı verildikten sonradır ki Suriye’nin teröre verdiği açık desteği durdurmuştur.Bu nedenle gelecekte, Suriye ile ilişkiler Beşar Esad’ın siyasetinde olumlu bir zemine oturtulabilir.

Batı, Suriye’nin yıkılmasını istememektedir. Bu tespitin nedenleri ise Suriye’nin aşırı İslam’ı durdurması, yıkılması halinde orta doğu’ da dengelerin bozulmasıyla çıkacak kargaşanın sonuçlarının bilinememesi, Mısır’ın Suriye’nin yanına kayacağı endişesinden kaynaklanmaktadır.

Türkiye’nin İsrail’e yakınlaşması ABD içindeki etkin ermeni ve yunan lobilerine karşı bir denge sağlamış, ABD lobilerinin mani olduğu askeri teknolojinin eşini İsrail’den alma şansı doğmuştur. Orta doğu’ da yalnız olan İsrail de kendisine destek bulmuştur. Türkiye Avrupa Birliği’nden dışlanmaya karşı önemli bir müttefik sağlamıştır. Ancak Türkiye’nin İsrail’e yakınlaşması orta doğu ülkeleri ile ilişkilerimizin bozulmasında İsrail’in çıkarı bulunduğu bir gerçektir.

 Arap okullarında okutulan ders kitaplarında Türkler hakkında çok kötü imaj verilmesi tesis edilecek dostlukların halka indirgenmesine manidir.Türkiye; Bölgedeki çıkarlarını için birlikte hareket edebileceği  ülke İRAN dır.

İran’ın devlet yönetim sistemi karmaşık ve iki başlıdır. Anayasa ’ya göre “İran İslam cumhuriyeti” anti-laik bir devlettir. İran’ın demokratik ve batı değerlerini benimsemeyen bir devlet olabilmesi için, mevcut yönetimin değişmesi zorunludur.
Ayrıca,İran-ABD ilişkilerinin düzelebilmesi için İran’ın batı değerlerini benimsemesi gerektiği, böylesine radikal bir dönüşümün asgari beş yıl alacağı, çağdaş bir İran’ın Türkiye’ye yeni imkanlar getireceği, böyle bir oluşumun Türkiye’nin yararına da olabileceği kabul edilebilir.

Orta doğu’ nun mevcut yapısı ve bölge ülkelerinin Türkiye’ye yönelik politikaları dikkate alındığında Türkiye’nin siyasi işbirliği ve ittifaklara girmesinin güç olduğu bölücü terör örgütünün gerçekte Türkiye-İran-Irak-Suriye’nin yakınlaşmasına neden olabilecek potansiyel bir tehdit olduğu açıkça belli iken bölge ülkeleri buna yanaşmamaktadır.  Irak’ın toprak bütünlüğü ve kuzey Irakta Irak ın otoritesi sağlanmadan   bölgede istikrarın sağlanamayacağı aşikardır.Buna ,ABD ve İngiltere manidir.Türkiye’de kuzeyden keşif harekatına verdiği destek ile düşündüğü  çıkarlarını koruyamamıştır.

Orta doğu ülkelerinde mevcut orta menzilli füzelerin Türkiye’nin güvenliği için oluşturduğu tehdit de dikkate alınarak “Avrupa Konvansiyonel Silahlar Anlaşmasındaki” kısıtlamaların dışında kalan Güney Doğu bölgesine  orta menzilli füzeleri süratle konuşlandırması  gereklidir.

Türkiye böyle bir ortamda geleceğini güvenlik altına almak için askeri endüstrisini kurmak ve orta doğu ülkeleri ile ekonomik ilişkilerini geliştirme çabalarını sürdürmelidir.

Ortadoğu’da ihtilafa neden olan pek çok sorun olmakla beraber en önceliklileri İsrail-Filistin, Irak-ABD ihtilâfı, terör faaliyetleri yaptırımlar komitesinin faaliyetleri ile, İran’ın aşırı silahlanması ve rejim ihracı ile İsrail’in bölge ülkeleriyle ilişkileridir.

6.ABD NİN IRAK OPERASYONU MUHTEMEL SONUÇLARI

28 Eylül 2000’de başlayan Filistin-İsrail çatışması da göstermiştir ki bu coğrafyanın güvenlik ihtiyaçlarında bir değişiklik yoktur. Bunu çözümleyecek yöntemlerde de bir değişiklik olmayacağı anlaşılıyor: Politik mücadele, ekonomik baskılar, petrolün baskı aracı olarak kullanılması dahil, askeri güçlerin kullanılmasına devam edilecektir. Eskisinden farklı olan husus bölgede İsrail’in nükleer silaha sahip olması. Çok sıkışırsa kullanabileceğidir. Buna karşılık kimyasal ve biyolojik başlıklı uzun menzilli füze tehditleri bölgenin güvenliğini bozmaya devam edecektir.

Irak’ın 3’e bölünmüşlük ve “Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti kurma” tasarıları bölgedeki güvenlik dengelerini değiştirecek niteliktedir. Bu durum bölge ülkelerinin askeri güçlerini kullanmak suretiyle önlenebilecek bir tehdit niteliğindedir.
 
Irak’ın durumu ve geleceği bölge için tehlikeli büyük bir sorundur. Kuzey Irak, Irak’ın 1/6’sı kadar olmakla birlikte, Irak’ın jeopolitik merkezi addedilir. Kuzey Irak’ın diğer bir özelliği, dış dünya ile ilişkilerini, güneyden Irak aracılığı ile değil, kuzeyden Türkiye’nin Güney Doğu Anadolu üzerinden sağlamakta olmasıdır. Diğer önemli bir unsur da, Musul ve Kerkük petrollerinin bu bölgede bulunmasıdır. Ayrıca 9 Ekim 1924 tarihinde Irak’ta manda rejimi kurulurken kabul edilen Irak vatandaşlık kanununun koyduğu şartlara bağlı olarak Osmanlı vatandaşlığından çıkarak Irak vatandaşlığını kazanmış soydaşlarımıza karşı Irak’ın yükümlülükleri vardır.3 Bu yükümlülükler Irak’ta manda rejimi sona erdikten sonra kurulan Irak Krallığı’nın kuruluş aşamasında ve Irak Anayasasının 4’üncü , 5’inci Maddeleri ile 30 Mayıs 1932 tarihli Irak başbakanı Nuri Said imzasıyla Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine verilen Taahhütnamede Türklerin hakları teyit edilmiştir. Bu nedenle Irak’ta meydana gelecek statü değişikliği Türkiye’yi müdahil yapacaktır.

Türkiye, Irak ve İran’a uygulanan ambargodan zarar görmüştür. Bu nedenle Irak’ın toprak bütünlüğünü desteklemeye devam etmeli, Kuzey Irak’daki otorite boşluğundan, PKK’nın yararlanmasını önlemeli, Irak rejiminin değiştirilmesi girişimlerin-de rol almamalı, Irak’ın, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin kararlarının tümüne uymasının ardından, uluslararası toplumdaki yerini almasına yardımcı olmalıdır.

İran, Orta-Doğu ve özellikle Körfez bölgesinde etkisini arttırma çabalarını sürdürecektir. Ayrıca nükleer silahlara sahip olmaya çalışmaktadır. İran için kendi rejimini kendisinin tayin etmesi ilkesine uymak gerekir. Bu rejimi değiştirmek için bu alandaki faaliyetlere katılmak yanlış olur. Bu ilke, diğer komşu ülkeler için de geçerlidir.

Aynı dönemde Azerbaycan’ın gelişmesi, Azeri milliyetçiliğini geliştirebilir. Böyle bir gelişme Türk-Azeri, Türk-İran ve İran’ın batıyla ilişkilerinde yepyeni boyutlar ortaya çıkaracaktır.

İsrail, elinde nükleer silah bulunan ve bunu kullanabilecek olan tek bölge ülkesidir. Türkiye’nin İsrail’e yakınlaşması ABD içindeki etkin Ermeni ve Yunan lobilerine karşı bir denge sağlamış, ABD lobilerinin mani olduğu askeri teknolojinin eşini İsrail’den alma şansı doğmuştur. Buna karşın Orta Doğu’da yalnız olan İsrail kendisine destek bulmuştur. Ancak Türkiye’nin İsrail’e yakınlaşması Orta Doğu politikasını ipotek altına sokmamalıdır.
ABD nin Irak a askeri müdahalesi, kuzey Irak da bir Kürt devletinin kurulması sonucunu doğuracak niteliktedir. Böyle bir durum Türkiye’deki bölücü ve ayrılıkcı grupları cesaretlendirecek ve ülkede terörü arttıracak ve milli bütünlüğü bozacaktır.Bu nedenle Türkiye ülkenin bütünlüğü ve geleceği için bu oluşuma askeri gücünü de kullanarak mani olmalıdır.Türkiye Kuzey Irak a askeri müdahale yapabilirmi? Teorik ve pratik olarak yapabilir. Buna mani olacak güç ABD olacaktır.Kuzey Irakda bir Kürt devletinin kurulmasını destekleyen ABD ne rağmen Türkiye nasıl müdahale edebilecektir?Bunun için iki seçenek düşünülebilir.Bunlardan;
 birincisi:Türkiye,ABD ile birlikte hareket ederek, kuzey Irak a askeri gücünü kullanması.Bu durumda, tüm bölge ülkeleri ve Arap dünyası Türkiye nin karşısında olacaktır.İlişkiler  bozulacak ve ülkenin güvenlik ihtiyaçlarını sağlamakta yetersiz kalınacaktır.Günün birinde ABD bölgeden gidecektir.Türkiye kendisininde sebep olduğu sorunlarla ve kırgınlıklarla , güvensizliklerle baş başa kalacaktır. Uzun vadede bu hareket tarzının doğuracağı sorunlar Türkiye yi çok sıkıntıya sokacaktır.
İkincisi:Türkiye, ABD nin Irak daki askeri faaliyetine destek vermemesi,silahlı kuvvetlerini muhtemel bir kuzey Irak da kullanmaya karşı hazır bulundurarak, politik ve askeri baskısını sürdürmesi, ABD ne Kürt devletinin kurulmasına verdiği ve vereceği desteğin, milli çıkarları açısından yeni oluşacak bir Kürt devleti kazanımlarından daha çok kayıplarının olacağını bütün bölge ülkeleri ve dost,  müttefik ülkelerle birlikte, net bir şekilde açıklaması gereklidir.Buna rağmen başarılı olamaz ise,gelişmeleri zamana yaymadan, ABD ne rağmen, kuzey Irak a bölge ülkeleri(Iran-Suriye-Irak) ile birlikte  hareket etmenin yollarını bulmalıdır.Bu güç birliği sağlanıncaya kadar, kurulan Kürt devleti tecrit edilmelidir.İç bünyesindeki zafiyetler de kullanılarak bu devletin yaşamaması için örtülü ve açık her türlü tedbire baş vurulmalıdır.Türkiye ABD ilişkileri yeniden gözden geçirilmeli,ABD nin Türkiye üzerinden sağladığı çıkarlarına zarar verecek tedbirler alınmalıdır.Türkiye Amerikasız yaşamanın yol ve yöntemini bulmalı ve yaratmalıdır.Türkiye için görünürde başkaca bir alternatif kalmamıştır.
  
7.SONUÇ:

Bölge ülkelerinin demokratikleşmesinin teşvik edilmesi
Türkiye’nin Arapları düşman olarak görmemesi
Türkiye nin İsrail e yakınlaşması,teknolojik destek,lobi desteği, psikolojik güven kazanımında yararlı olacaktır.Ancak İsrail’in milli hedefleri içerisinde Türkiye’nin güney doğu bölgesinin de olduğunun unutmaması gerekir.
Kuzey Irakta  federal yapıda da olsa bir Kürt devletinin kurulmasına mutlaka mani olunmalıdır.
Irakın toprak bütünlüğünün korunması hususunda  başta Arap ülkeleri olmak üzere bütün uluslarla yakın işbirliği halinde çalışmak bu konuda politik inisiyatifi elde bulundurmak.

 
Su sorunda Türkiye’nin takip edeceği politika 500 m3/sn  suyun Fırat ve Dicle nehirlerinin birlikte düşünülerek  su tahsisinin yapıldığını, Türkiye nin su zengini bir ülke olmadığını iyi anlatmalıdır. yüksek nüfus artışının da etkisi ile, bölgede stratejik bir önem kazanmış ve Orta-Doğu ülkeleri arasındaki kuvvet dengesinde belirli bir yer almıştır. Mısır, Irak ve Suriye’nin su sorunları, Nil, Fırat ve Dicle nehirlerinin kaynaklarına egemen olan komşu ülkelerle ilişkilerini olumsuz etkilemiştir. Türkiye’nin su zengini bir ülke olmadığı iyi anlatılmalıdır. Suriye lideri Hafız Esad, yerine geçen oğlu Beşir Esad babasının yolundan gitmektedir. Beşir, Suriye ve Lübnan’da otoritesini tehlikeye sokabilecek olanlara karşı temizlik harekatına başlamıştır.4 Beşir yönetimindeki Suriye için hazırlıklı olmalıyız. Ayrıca, 30 yılda meydana getirdiğimiz “GAP” bölgesindeki tarım alanlarının satışı bölgeyi Türk’lerin elinden çıkar duruma gelmektedir. GAP bölgesinde yabancılara arazi satışına mani olunmalıdır.

Arap okullarında okutulan ders kitaplarında Türkler hakkında çok kötü imaj verilmektedir. Konu hakkında yapılan kişisel girişimlerin sonuç vermediği görülmüştür. Bu uygulama BM ilkelerine de aykırıdır. Ders kitaplarındaki düşmanlıkları sona erdirecek ve bölgenin tarihini yeniden yazacak ortak çalışma birimlerinin kurulması teşvik edilmelidir.
 
Orta Doğu nun mevcut yapısı ve bölge ülkelerinin Te’ye yönelik politikaları dikkate alındığında; Türkiye’nin ittifaklara girmesinin güç olduğu değerlendirilmektedir. Kürt sorununun, gelecekte Türkiye-İran-Irak ve Suriye’nin yakınlaşmasına neden olabilecek bir potansiyel siyasi tehdit olarak varlığını sürdüreceği anlaşılmıştır.

Türkiye’nin böyle bir ortamda geleceğini güvenlik altına almak için askeri endüstrisini kurmak ve Orta Doğu ülkeleri ile ekonomik ilişkilerini geliştirmek orta menzilli füzelere de sahip olarak “caydırıcı” gücünü takviye

 

 

 

 

 

 

 

 


KONU:ABD ORTADOĞUDANE YAPMAKİSTİYOR?
 NEDEN IRAK?

 
      Dr. Halil Şimşek
      E.Tuğgeneral


1.GENEL:

28 Eylül 2000 de başlayan ve şiddeti gittikçe artan Filistin- İsrail arasındaki  çatışmalar devam ederken, ABD –Irak üzerindeki baskısını arttırdı.ABD, bu tavrı, bütün bölge ülkelerinin güvenlik ve bekalarını tehlikeye düşürdü. Gelinen nokta bir bölgesel savaşın başlangıcıdır.Temelde,Filistin-İsrail ihtilafını geride tutarak ön plana, ABD- Irak zıtlaşması ve ABD nin terörle mücadelenin bir uzantısı gibi göstererek başlattığı “psikolojik savaş” ile tüm bölge ülkelerini baskı altına aldı. ABD,Irak da  Saddam Hüseyin yönetimini değiştirerek, Afganistan da oluşturduğu gibi kukla bir yönetimi işbaşına getirmeyi amaçlayan  baskıcı ve keyfi uygulamaları, bölgedeki tüm dengeleri bozacak ve Ortadoğuyu daha büyük çapta bir kanlı çatışmanın içine çekecek niteliktedir.Irak’ın iç yapısı dikkate alındığında ABD nin muhtemel Irak projesi şöyle olabilir.Irak da,  Saddam  Hüseyin bir şekilde iktidardan uzaklaştırıldıktan sonra birbirinden hoşlanmayan ve Irak mirası üzerinde kıyasıya mücadeleye girecek olan üç grup, kuzeyde Kürtler, Merkezde Sünniler, Güneyde Şii lerin egemen olduğu bir Irak konfederasyonu’nu tesis etmektir.Petrol gelirlerini bu üç grup aralarında anlaşarak taksim edemeyecekleri için bu hizmeti ABD üslenecek ve bu grupların birbirleriyle sürtüşmesini iyi yönetecek olan ABD Irak’ın vazgeçilmez hamisi ve arabulucusu olarak varlığını güçlendirecek böylece Irak petrollerinin kontrolü ABD nin denetiminde olacaktır.Bu projeden İsrail Irak tehdidinden kurtulacak, Güneyde ABD nin kontrolünde olan Şiiler vasıtasıyla İran tehdit edilecek, Kuzeyde oluşturulan Kürt federe devleti vasıtasıyla Türkiye baskı altına alınacak,merkezde oluşturulan Sünni yapı ile Suudi Arabistan içinde bir tehdit unsuru yaratılacaktır.ABD nin çok maksatlı bu stratejisinden büyük kazanımlar sağlayacağı düşünülebilir. Çünkü ABD nin mevcut gücü ve politik etkinliği bunu sağlayabilecek ve kontrol edebilecek niteliktedir.Bu projenin ABD açısından gözardı edilen boyutu,bölge tarihi,kültürü ve sosyolojik yapısının neden olacağı yeni sorunlardır.Çünkü,Ortadoğu ihtilafının kökeni tarihin derinliklerindedir. Bölgenin tarihi, sosyal, kültürel, ekonomik  ve psiko sosyal yapısını dikkate almadan bölge ülkelerinin güvenlik ihtiyaçlarının karşılanması zordur. Mağdur ve Mazlum Filistin halkının insani ve tarihi hakları yok sayılarak bu halkın  yok edilmeye çalışılması hiçbir suçu olmayan İsrail deki  sivil halkın ve hepsinden önemlisi İnsanın en temel hakkı olan “Yaşama Hakkı”nın bu coğrafyada her geçen gün ortadan kalkması, bunun üstüne  muhtemel ABD  Irak operasyonunun sebep olacağı insan haklarının ihlalleri Başta Türkiye olmak üzere bütün dünya Uluslarını endişelendiren bir büyük sorundur.İnsan haklarının yaygın olarak ihlal edildiği Ortadoğu coğrafyası halen Ortaçağ bağnazlığı içinde bulunmaktadır.Korkarım  ABD ile İsrail’in şiddete dayalı politikaları daha pek çok masum insanın ölmesi sonucunu doğuracaktır.
      

2. ORTADOĞU COĞRAFYASI:
Ortadoğu; Bazı coğrafyacılara göre; Kuzey Afrika’da, Fas dan  başlayıp, Afganistan’a  kadar uzanan ve bütün Arap ulusları ile Türk,  İran, Pakistan ve Yahudilerin yaşadığı bölgeyi kabul ederler. Ben bu makalede Orta doğuyu;Batıda  Süveyş Kanalı,Doğu Akdeniz,Türkiye, Kuzeyde Karadeniz ve Türkiye sınırını takiben,Güney Kafkasya, Hazar Denizi-İran, Pakistan sınırı ile çevrelenen, Doğuda Hint Okyanusu , Güney de Arap yarımadası ve Kızıl Deniz ile Afrika’dan ayrılan coğrafi bölge olarak sınırladım.Bu coğrafyanın dış kuşağında 5 deniz vardır.Bu bölge, 3 kıt’a nın ASYA, AFRİKA,AVRUPA nın birleşme ve geçiş hattı olan AVRASYA coğrafyasının merkezindedir

Bu coğrafyada, Yunan ve Roma uygarlıklarının doğuşuna kadar geçen sürede, en ileri toplumlar yaşadılar.Avcılıktan- çiftçiliğe geçiş devrimi ilk kez burada gerçekleşti.İlk tapınaklar, kentler,ilk maden işçiliği,ilk yazı,ilk krallıklar ve ilk imparatorluklar burada görüldü.Antik yakın doğunun kalbi olan Mezopotamya yani Dicle ve Fırat ırmaklarıyla sulanan verimli düzlükler asırlar önce insanlığa yaşam imkanları sağlarken, bugünde, sahip olduğu zengin petrol ve doğal gaz potansiyeli ile ABD  hedefi oldu.
Bölgede; 3 büyük semavi dinin kutsal mekanları vardır. Ayrıca, zengin tarihi ve kültürel değerlere sahip 16 devlet, 310 Milyon nüfus barınır. 9 ayrı ırkın yaşadığı,bölgede Türkçe, Arapça, Farsça, İbranice Asur,Kürt,keldani, Ermenice ve batı dillerinden, İngilizce, Fransızca konuşulur. Bölgenin Gayri Safi Milli Hasıla Toplamı 1999 yılı verilerine göre 767 milyar Dolar olup fert başına, GSMH oranı 2475 Dolardır.

Bu rakamda göstermektedir ki, orta doğu bölgesinde GSMH nın fert başına düşen miktarı, 4500 Dolar olan dünya ortalamasının altındadır.Petrol hariç diğer ekonomik sektörler arzu edilen seviyede gelişmemiştir.Bölgenin en zengin ülkeleri olarak GSMH da fert başına düşen milli gelir itibariyle Katar 19.700 , İsrail 18.200, BAE 15.400 Kuveyt 13.500 dolar ile dört ülkedir. En yoksul olanları da, Yemen 1400, Filistin 1600 Dolar dır. Bölgenin zenginliği ve gelir dağılımındaki dengesizlik  sorunlu bölgelerde kendini göstermektedir. Homojen olmayan bu ekonomik yapı bölgenin yaşanan sorunlarından birisidir.

3. ORTADOĞU’NUN STRATEJİK ÖNEMİ:

 Üç kıtayı birleştiren kara, hava ve deniz yollarının düğüm noktasında olması, bütün güç merkezlerini ilgilendiren su yolu ve geçitleri kontrol etmesi, dünya petrol rezervlerinin 2/3’nün bu bölgede bulunması. Dünyada üretilen günlük 70 Milyon varil petrolün 47 Milyon tonun bu bölgeden çıkarılması. Bu nedenle,Global güçlerin enerji ihtiyaçlarının büyük bölümü bu  bölgeden karşılanmaktadır.  petrol ve doğal gazın tüketim merkezlerine akışını sağlayan boru hatlarının bölgede olması,başta ABD olmak üzere Global güçlerin enerji kaynaklarını kontrol etmek istemesi   bu bölgenin huzurunu bozan ve stratejik önemini arttıran etkenlerdir.Ayrıca Filistin-İsrail ihtilafında İsrail’in masum Filistin halkına karşı giriştiği katliamın dünya kamu oyunda oluşan tepkiyi önlemek maksadıyla ABD, Irak yönetimine karşı sürdürdüğü psikolojik baskıyı ön planda tutmak suretiyle İsrail’e ABD nin sağladığı destek ile Filistin devletinin kurulmasının geciktirilmesidir.ABD bura bilinçli olarak bir “Dolaylı tutum stratejisi “ uygulamaktadır.Çünkü bu stratejide ABD ne kafa tutan ve ulusal çıkarlarını diğer bölge ülkelerine göre daha onurlu bir şekilde savunan Irak da kanıtlanmış petrol rezervi 112 milyar varildir.Irak da üretim ise uygulanan ambargo nedeniyle iyice düşürülmüştür.

Dünya GSM hasılasından % 30 pay alan ve bölgede en etkin güç olarak varlığını hissettiren ABD’leri; orta doğu bölgesinde hem yön verici ve hem de çözümleyici süper güçtür. ABD’nin  Orta Doğu’ya yönelik menfaati dünya petrol üretim ve dağıtımının % 60’ına sahip olan bölge üzerindeki kontrolünü sürdürmek, petrol kaynaklarına taşıma yollarına ve İsrail’in güvenliğine zarar verecek her türlü oluşuma mani olmaktır.
Mevcut durumda bölgenin en önemli sorunu olan FİLİSTİN- İSRAİL ihtilafına bakacak olursak, bu sorunun temeli, Bölge devletlerinin oluşumu ve sınırlarının çiziminde coğrafi gerçeklere dayanmayan ve sadece siyasi gerekçelerle çizilmiş olan devlet sınırları geleceğin ihtilaf noktalarından bir diğeridir.Bölgede ulus devletlerinin oluşumu henüz gerçekleşmemiştir. Bu konuda İsrail tek istisnadır.Bölge için tehlike arz eden İsrail devletinin özelliği,Yahudi Tarihinin Hıristiyanlar gibi, kendi tarihlerini kutsal kitap, Zebun, Tevrat gibi din kitaplarının buyruk ve hikayelerine dayandırarak devletin “Din Motifli” olmasıdır.
Bu duygu, asırlarca bu toplumun benliğini korumasında çok önemli bir misyon üstlenmiştir.İbrani kutsal kitabına göre ön planda yer alan ve bu gün ulusal marşlarında terennüm edilen, “2000 yıllık umut, kendi toprağımızda özgür insanlar olmak” sözcükleri gerçek olmuş ve fakat bundan sonra, bu devletin komşularıyla barış içerisinde yaşama ideal i de ortadan kalkmıştır.
.Ülkeler siyasi hedeflerini dini görev kabul ederlerse kendi mutsuzluklarını da yaratmış olurlar.Din motifine dayandırılarak kurulmuş olan İsrail Devletinin, milli hedefi dini hedefi ile örtüşmektedir
1948 yılına kadar, Yahudilerin hemen her yerde bağımlılık ve aşağılanma durumunda oldukları tarihi bir gerçektir.Onlar bazen korunmuşlar, cesaretlendirilmişler,bazı Yahudiler bireysel olarak zenginlik ve etki kazanmışlar ama hiçbir zamanda kendi yazgılarının sahibi olamamışlardır.
. 3 defa yurtlarından sürülen bu kavmi, Hıristiyan Avrupa da çok zulüm görmüş, zorla Vaftiz edilmiş ve sürekli göçe tabi tutulmuştur.
1933 Yılında  Almanya’da iktidara gelen Nasyonel Sosyalist ideolojinin 1945 yılına kadar hedefi olmuş ve 6 Milyon insanını kaybetmiştir.Evsiz ve işsiz kalan, ezilen ve  mazlum millet olarak acınan ve yardım edilen bu ulusa Birleşmiş Milletler 01 Eylül 1947 yılında aldığı bir kararla (181 sayılı karar) Filistin de 9482 KM2 lik bir toprak üzerinde kendi devletini kurması sağlanmıştır. Ayni kararda 7200 KM2 lik bir toprak da Filistin’e ayrılarak Filistin Devletinin de kurulması düşünülmüştür.Bu kararda , bu gün bölge güvenliğini bozan ve yaygın insan hakları ihlallerinin yapıldığı coğrafyanın Filistin halkına %42.88, İsrail halkına da %56.47 oranında toprak verilerek kendi devletlerini kurmaları hedeflenmiştir. Bu karda Kutsal Kudüs şehrinin yönetimi BM yönetimine bırakılmıştır.Bu kararın gereği olarak 15 MAYIS 1948 yılında İsrail devleti kurulmuş ve fakat bugün bile Filistin devletinin kurulmasının nasıl önlendiği bütün dünyanın gözü önünde cereyan etmektedir İsrail Devleti kurulduğunda 580.000 Yahudi, bunun 56.000 yerli diğerleri göçle gelip Arap topraklarını satın alarak, şiddet ve terör yaratılarak, Filistin topraklarına  sahip olmuşlardır.İsrail 4 defa girdiği savaş ile bugünkü 20.770 KM2  bir devlet toprağına ve  6.5 Milyon nüfusa ulaşmıştır. 50 yılda Filistin topraklarını ele geçirerek, komşu devletler üzerinde baskı ve  korku yaratarak bölgenin endişe edilen bir devleti haline gelmiştir.
Halen İsrail’in sahip olduğu toprakların %68 çöldür. Bu topraklar İsrail devletine yetmeyecektir.Alman coğrafyacı RATZEL’in de söylediği gibi “Ülke toprakları ulusa yetmez ise komşularından toprak alır.Bu da savaşla olur” demektedir. İsrail ulusunun bu kuralı yaygın olarak uyguladığı bilinen bir gerçektir.Acıma ve mazlumlukla kurulan bu devlet, bu gün Tarihinden intikam alırcasına kendi yaşadıklarını Filistin halkına yaşatarak bölgenin huzursuzluk kaynağı olmaya devam etmektedir.BM in yüce değerleri, İnsan hakları, Filistin halkı için adeta yok farz edilmektedir.Bu çifte standart, başta Arap Ülkeleri olmak üzere bütün dünyada duyarsız kalınmaktadır.Çünkü tepki gösterilirse ABD karşısında olmuş duruma düşülmekte, bunu da hiçbir ülke göze alamamaktadır..
4.BÖLGENİN SORUNLARINA TOPLU BAKIŞ:
 a.Arap-İsrail sorunu, Arafatın Oslo sürecini kabul etmemesi ve buna duyulan tepkiler
 b.İki tarafın müfritlerinin emrivakiler yaratması, şiddete baş vurması ve terörist hareketlerin kontrol edilememesi,Her terör eyleminden Arafatın sorumlu tutulması, fakat Arafat ın tecrit edilmiş olmasından dolayı halkı üzerinde hiçbir kontrol gücünün kalmamış olması,
 c.Filistin halkının terörü bir kurtuluş çaresi olarak görmesi
 d.Kudüs şehrinin hudutları ve statüsünün çözümsüzlüğü
 e.3.6 Milyon Filistin li mültecinin yurtlarına dönme istemi ve bunlara verilecek toprakların ortada olmaması,ve bu yükün altından kalkma güçlüğü,
 f.Egemenlik haklarının düzenlenmesi güçlüğü(Gazze, Batı Şeria, Kudüs)
 g.İsrail –Suriye arasındaki Golan tepeleri sorunu,Galile gölü tatlı su kaynağı ihtilafı,
 h.Suriye’nin Lübnanı işgal ve kontrol altında tutması,
 ı.Hizbullah, Hamas ve diğer bazı terör örgütlerinin Suriye ile birlikte hareket etmesi, Suriye’nin bu terör örgütleri üzerindeki kontrolü kaybetmek istememesi,
 j.İsrail’in  güvenlik ihtiyacı,ABD  iç dinamikleri nedeniyle İsrail’e kayıtsız şartsız destek vermek zorunda olması,
 k.Suriye ile yapılacak barışın, Yahudiliğe ihanet etme duygusu ve İsrail’in iç dinamikleri
 l.Irak’ın ve Saddam Hüseyin rejiminin durumu,Kuzey Irakta 73.000 KM2  bir bölgede meydana gelen otorite boşluğu, Güney Irakta ki Şii topluluğun İran etkisinde olması,Bölgedeki Kürt grupların devlet kurma arzuları ve ABD  politikalarına alet edilmesi,
 m. Kuzey Irak ve Kerkük ,Musul bölgesinde yaşayan 2.5 Milyon Türkmen’in durumu,Türkiye’nin bu soydaşlarına karşı tarihi,kültürel, coğrafi ve ahlaki yükümlülüklerinin olması,
 n.İran’ın bölgede genişleme politikası,
 o.Global güçlerin bölge ve dünya politikası açısından çıkar ve yükümlülükleri
 p.ABD, AB, RF,ÇİN, HİNDİSTAN, TÜRKİYE, İRAN VE ARAP uluslarının Güvenlik, ekonomik çıkarları ve bunları neden olacağı  sorunlar.
r. psikolojik faktörler dahil insan hakları ve BM değerlerine yaklaşımın iyi niyetten yoksun olması,
s.Rusya Federasyonu’nun  bölgedeki tüm çekiciliğini yitirmiş olması ve bu nedenle yeniden bölgede saygınlık ve otorite kazanma arzusu,
t.Kitle imha silahlarının bölge ülkeleri için sahip olunması çok arzu edilen bir hedef olarak kabul edilmesi,Uzun menzilli füzeler,Biyolojik silahların bölgede yaygınlaşması,
u.İsrail’in nükleer ve Termo nükleer silahlara sahip olduğunu  ve bunları gerekirse bölgede ilk kullanan ülke de olabileceği mesajını vermesi.
 v.Bölgenin tatlı su ihtiyacı,Yüksek nüfus artışı, şehirleşme,işsizlik,eğitim ve sağlık hizmetlerindeki yetersizlikler(İsrail hariç)
y.Enerji sorunları,psiko sosyal ve kültürel sorunlar ve zıtlaşmalar,
z.1925 yılında kurulan Kudüs İbrani üniversitesinin Yahudi ideolojisinde oynadığı üstün ırk motivasyonu ile buna karşın Arap ve  Filistin halkının kültür geriliği ve aşağılanmaları,
x.Eski baba yadigari devlet yönetimlerinin küreselleşmeye  uyum gösterememesi,(Mutlak krallıklar, Otoriter Cumhuriyetler,Laik demokratik yönetimler arasındaki ideolojik çatışmalar)
w.Bölge halklarının birbirlerine güvenmemesi, Ders kitaplarında ve tarih kültüründe düşmanlıkların desteklenmesi.
5.TÜRKİYENİN ORTADOĞU POLİTİKASI
Türkiye en büyük hatayı 1950’lerde Bağdat Paktına ön ayak olarak Cezayir’in bağımsızlık mücadelesinde Fransa’ya politik destek vererek Arap milliyetçiliğini karşımıza almak suretiyle yapmıştır. Halen önündeki engellerden biri, çıkar ilişkileri içinde olduğumuz Anglo sakson ülkeleridir. Türkiye’nin çıkarları bu ülkelerle çatıştığında Türkiye’nin politikasında gerilemek zorunda kalmasıdır.
Türkiye;ABD  taleplerine karşı koyması durumunda,  ekonomik, politik ve güvenlik açısından daha büyük kayıplara uğrayacağı konusunda endişelere sahip olmasıdır.Bu nedenle Türkiye’nin  Orta doğu politikası ABD’leri ve İsrail’in ipoteği altındadır.Çünkü, Irak ve İran’a uygulanan ambargolar Türkiye’yi de menfi yönde etkilemiştir.Buna rağmen Türkiye bu konularda daha aktif politikalar geliştirememektedir.
 Bölge devletlerinin sınırları tabi sınırlar olmayıp suni ve politik sınırlardır. Bu nedenle bölgenin dengeleri çok hassas ve birbirine bağlıdır. Örneğin Suriye’nin yıkılması Ürdün ve Irak’ın yıkılmasına ön ayak olabilecektir.
 Suriye ile ilişkilere gelince Suriye ve Irak Baas rejimi altında sol, laik ve Arap milliyetçisi ülkeler olarak ortaya çıkmıştır.Suriye’nin bu durumu uzun yıllar Türkiye’ye karşı terörü bir araç olarak,kullanmış,Hatay üzerindeki iddialarına karşın ciddi tedbirlerin geliştirilmesine mani olmuştur.


Konuya güvenlik açısından yaklaşıldığında Türkiye’ye tehdit; İslam’ı yayan İran mı? PKK’ya destek veren ve Hatay’ı kendi sınırlarında gösteren Suriye’mi ? yoksa her ikisi de eşit derecede tehdit midir ? sorusuna cevap aramak  konusunda Türkiye uzun zaman ABD  de etkisiyle ikilem içerisinde kalmıştır.

Uygulama göstermiştir ki diplomatik yollardan İran, Irak, Suriye’nin terörizme verdiği desteği sona erdirmek mümkün olmamış Silahlı kuvvetlerin gerekirse kullanılacağının  kuvvetli mesajı verildikten sonradır ki Suriye’nin teröre verdiği açık desteği durdurmuştur.Bu nedenle gelecekte, Suriye ile ilişkiler Beşar Esad’ın siyasetinde olumlu bir zemine oturtulabilir.


Türkiye’nin İsrail’e yakınlaşması ABD içindeki etkin ermeni ve yunan lobilerine karşı bir denge sağlamış, ABD lobilerinin mani olduğu askeri teknolojinin eşini İsrail’den alma şansı doğmuştur. Orta doğu’ da yalnız olan İsrail de kendisine destek bulmuştur. Türkiye Avrupa Birliği’nden dışlanmaya karşı önemli bir müttefik sağlamıştır. Ancak Türkiye’nin İsrail’e yakınlaşması orta doğu ülkeleri ile ilişkilerimizin bozulmasında İsrail’in çıkarı bulunduğu bir gerçektir.
Arap okullarında okutulan ders kitaplarında Türkler hakkında çok kötü imaj verilmesi tesis edilecek dostlukların halka indirgenmesine manidir.Türkiye; Bölgedeki çıkarlarını korumak  için birlikte hareket edbileceği ülke İran dır. Ancak İran devlet yönetim sistemi karmaşık ve iki başlıdır. Anayasa ’ya göre “İran İslam cumhuriyeti” anti-laik bir devlettir. İran’ın demokratik ve batı değerlerini benimseyen bir devlet olabilmesi için, mevcut yönetimin değişmesi zorunludur.Ozaman Türkiye ile daha güvenli bir işbirliği imkanı yaratılabilecektir. Aksi takdirde bu ülke ile Türkiye’nin bölge büyük çapta bir işbirliğine giderek sorunların çözümünde insiyatif kullanabilecek bir ülke olması için şartlar pek uygun değildir.
Ayrıca,İran-ABD ilişkilerinin düzelebilmesi için İran’ın batı değerlerini benimsemesi gerektiği, böylesine radikal bir dönüşümün asgari beş yıl alacağı, çağdaş bir İran’ın Türkiye’ye yeni imkanlar getireceği, böyle bir oluşumun Türkiye’nin yararına da olabileceği kabul edilebilir.

Orta doğu’ nun mevcut yapısı ve bölge ülkelerinin Türkiye’ye yönelik politikaları dikkate alındığında Türkiye’nin siyasi işbirliği ve ittifaklara girmesinin güç olduğu bölücü terör örgütünün gerçekte Türkiye-İran-Irak-Suriye’nin yakınlaşmasına neden olabilecek potansiyel bir tehdit olduğu açıkça belli iken bölge ülkeleri buna yanaşmamaktadır.  Irak’ın toprak bütünlüğü ve kuzey Irakta Irak ın otoritesi sağlanmadan   bölgede istikrarın sağlanamayacağı aşikardır.Buna ,ABD ve İngiltere manidir.Türkiye’de kuzeyden keşif harekatına verdiği destek ile düşündüğü  çıkarlarını koruyamamıştır.

Orta doğu ülkelerinde mevcut orta menzilli füzelerin Türkiye’nin güvenliği için oluşturduğu tehdit de dikkate alınarak “Avrupa Konvansiyonel Silahlar Anlaşmasındaki” kısıtlamaların dışında kalan Güney Doğu bölgesine  orta menzilli füzeleri süratle konuşlandırması  gereklidir.

Türkiye böyle bir ortamda geleceğini güvenlik altına almak için askeri endüstrisini kurmak ve orta doğu ülkeleri ile ekonomik ilişkilerini geliştirme çabalarını sürdürmelidir.

6.ABD NİN IRAK OPERASYONU MUHTEMEL SONUÇLARI
28 Eylül 2000’de başlayan Filistin-İsrail çatışması da göstermiştir ki bu coğrafyanın güvenlik ihtiyaçlarında bir değişiklik yoktur. Bunu çözümleyecek yöntemlerde de bir değişiklik olmayacağı anlaşılıyor: Politik mücadele, ekonomik baskılar, petrolün baskı aracı olarak kullanılması dahil, askeri güçlerin kullanılmasına devam edilecektir. Eskisinden farklı olan husus bölgede İsrail’in nükleer silaha sahip olması. Çok sıkışırsa kullanabileceğidir. Buna karşılık kimyasal ve biyolojik başlıklı uzun menzilli füze tehditleri bölgenin güvenliğini bozmaya devam edecektir.

Irak’ın 3’e bölünmüşlük ve “Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti kurma” tasarıları bölgedeki güvenlik dengelerini değiştirecek niteliktedir. Bu durum bölge ülkelerinin askeri güçlerini kullanmak suretiyle önlenebilecek bir tehdit niteliğindedir.
 
Irak’ın durumu ve geleceği bölge için tehlikeli büyük bir sorundur. Kuzey Irak, Irak’ın 1/6’sı kadar olmakla birlikte, Irak’ın jeopolitik merkezi addedilir. Kuzey Irak’ın diğer bir özelliği, dış dünya ile ilişkilerini, güneyden Irak aracılığı ile değil, kuzeyden Türkiye’nin Güney Doğu Anadolu üzerinden sağlamakta olmasıdır. Diğer önemli bir unsur da, Musul ve Kerkük petrollerinin bu bölgede bulunmasıdır. Ayrıca 9 Ekim 1924 tarihinde Irak’ta manda rejimi kurulurken kabul edilen Irak vatandaşlık kanununun koyduğu şartlara bağlı olarak Osmanlı vatandaşlığından çıkarak Irak vatandaşlığını kazanmış soydaşlarımıza karşı Irak’ın yükümlülükleri vardır.3 Bu yükümlülükler Irak’ta manda rejimi sona erdikten sonra kurulan Irak Krallığı’nın kuruluş aşamasında ve Irak Anayasasının 4’üncü , 5’inci Maddeleri ile 30 Mayıs 1932 tarihli Irak başbakanı Nuri Said imzasıyla Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine verilen Taahhütnamede Türklerin hakları teyit edilmiştir. Bu nedenle Irak’ta meydana gelecek statü değişikliği Türkiye’yi müdahil yapacaktır.

Türkiye, Irak ve İran’a uygulanan ambargodan zarar görmüştür. Bu nedenle Irak’ın toprak bütünlüğünü desteklemeye devam etmeli, Kuzey Irak’daki otorite boşluğundan, PKK’nın yararlanmasını önlemeli, Irak rejiminin değiştirilmesi girişimlerin-de rol almamalı, Irak’ın, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin kararlarının tümüne uymasının ardından, uluslararası toplumdaki yerini almasına yardımcı olmalıdır.

İran, Orta-Doğu ve özellikle Körfez bölgesinde etkisini arttırma çabalarını sürdürecektir. Ayrıca nükleer silahlara sahip olmaya çalışmaktadır. İran için kendi rejimini kendisinin tayin etmesi ilkesine uymak gerekir. Bu rejimi değiştirmek için bu alandaki faaliyetlere katılmak yanlış olur. Bu ilke, diğer komşu ülkeler için de geçerlidir.

Aynı dönemde Azerbaycan’ın gelişmesi, Azeri milliyetçiliğini geliştirebilir. Böyle bir gelişme Türk-Azeri, Türk-İran ve İran’ın batıyla ilişkilerinde yepyeni boyutlar ortaya çıkaracaktır.

İsrail, elinde nükleer silah bulunan ve bunu kullanabilecek olan tek bölge ülkesidir. Türkiye’nin İsrail’e yakınlaşması ABD içindeki etkin Ermeni ve Yunan lobilerine karşı bir denge sağlamış, ABD lobilerinin mani olduğu askeri teknolojinin eşini İsrail’den alma şansı doğmuştur. Buna karşın Orta Doğu’da yalnız olan İsrail kendisine destek bulmuştur. Ancak Türkiye’nin İsrail’e yakınlaşması Orta Doğu politikasını ipotek altına sokmamalıdır.
ABD nin Irak a askeri müdahalesi, kuzey Irak da bir Kürt devletinin kurulması sonucunu doğuracak niteliktedir. Böyle bir durum Türkiye’deki bölücü ve ayrılıkcı grupları cesaretlendirecek ve ülkede terörü arttıracak ve milli bütünlüğü bozacaktır.Bu nedenle Türkiye ülkenin bütünlüğü ve geleceği için bu oluşuma askeri gücünü de kullanarak mani olmalıdır.Türkiye Kuzey Irak a askeri müdahale yapabilirmi? Teorik ve pratik olarak yapabilir. Buna mani olacak güç ABD olacaktır.Kuzey Irakda bir Kürt devletinin kurulmasını destekleyen ABD ne rağmen Türkiye nasıl müdahale edebilecektir?Bunun için iki seçenek düşünülebilir.Bunlardan;
 birincisi:Türkiye,ABD ile birlikte hareket ederek, kuzey Irak a askeri gücünü kullanması.Bu durumda, tüm bölge ülkeleri ve Arap dünyası Türkiye nin karşısında olacaktır.İlişkiler  bozulacak ve ülkenin güvenlik ihtiyaçlarını sağlamakta yetersiz kalınacaktır.Günün birinde ABD bölgeden gidecektir.Türkiye kendisininde sebep olduğu sorunlarla ve kırgınlıklarla , güvensizliklerle baş başa kalacaktır. Uzun vadede bu hareket tarzının doğuracağı sorunlar Türkiye yi çok sıkıntıya sokacaktır.
İkincisi:Türkiye, ABD nin Irak daki askeri faaliyetine destek vermemesi,silahlı kuvvetlerini muhtemel bir kuzey Irak da kullanmaya karşı hazır bulundurarak, politik ve askeri baskısını sürdürmesi, ABD ne Kürt devletinin kurulmasına verdiği ve vereceği desteğin, milli çıkarları açısından yeni oluşacak bir Kürt devleti kazanımlarından daha çok kayıplarının olacağını bütün bölge ülkeleri ve dost,  müttefik ülkelerle birlikte, net bir şekilde açıklaması gereklidir.Buna rağmen başarılı olamaz ise,gelişmeleri zamana yaymadan, ABD ne rağmen, kuzey Irak a bölge ülkeleri(Iran-Suriye-Irak) ile birlikte  hareket etmenin yollarını bulmalıdır.Bu güç birliği sağlanıncaya kadar, kurulan Kürt devleti tecrit edilmelidir.İç bünyesindeki zafiyetler de kullanılarak bu devletin yaşamaması için örtülü ve açık her türlü tedbire baş vurulmalıdır.Türkiye ABD ilişkileri yeniden gözden geçirilmeli,ABD nin Türkiye üzerinden sağladığı çıkarlarına zarar verecek tedbirler alınmalıdır.Türkiye Amerikasız yaşamanın yol ve yöntemini bulmalı ve yaratmalıdır.Türkiye için görünürde başkaca bir alternatif kalmamıştır.
  
7.SONUÇ:

Bölge ülkelerinin demokratikleşmesinin teşvik edilmesi
Türkiye’nin Arapları düşman olarak görmemesi
Türkiye nin İsrail e yakınlaşması,teknolojik destek,lobi desteği, psikolojik güven kazanımında yararlı olacaktır.Ancak İsrail’in milli hedefleri içerisinde Türkiye’nin güney doğu bölgesinin de olduğunun unutmaması gerekir.
Kuzey Irakta  federal yapıda da olsa bir Kürt devletinin kurulmasına mutlaka mani olunmalıdır.
Irak ın toprak bütünlüğünün korunması hususunda  başta Arap ülkeleri olmak üzere bütün uluslarla yakın işbirliği halinde çalışmak bu konuda politik inisiyatifi elde bulundurmak.

 
Su sorunda Türkiye’nin takip edeceği politika 500 m3/sn  suyun Fırat ve Dicle nehirlerinin birlikte düşünülerek  su tahsisinin yapıldığını, Türkiye nin su zengini bir ülke olmadığını iyi anlatmalıdır. yüksek nüfus artışının da etkisi ile, bölgede stratejik bir önem kazanmış ve Orta-Doğu ülkeleri arasındaki kuvvet dengesinde belirli bir yer almıştır. Mısır, Irak ve Suriye’nin su sorunları, Nil, Fırat ve Dicle nehirlerinin kaynaklarına egemen olan komşu ülkelerle ilişkilerini olumsuz etkilemiştir. Suriye lideri Hafız Esad, yerine geçen oğlu Beşir Esad babasının yolundan gitmektedir. Beşir, Suriye ve Lübnan’da otoritesini tehlikeye sokabilecek olanlara karşı temizlik harekatına başlamıştır.4 Beşir yönetimindeki Suriye için hazırlıklı olmalıyız. Ayrıca, 30 yılda meydana getirdiğimiz “GAP” bölgesindeki tarım alanlarının satışı bölgeyi Türk’lerin elinden çıkar duruma gelmektedir. GAP bölgesinde yabancılara arazi satışına mani olunmalıdır.

Arap okullarında okutulan ders kitaplarında Türkler hakkında çok kötü imaj verilmektedir. Konu hakkında yapılan kişisel girişimlerin sonuç vermediği görülmüştür. Bu uygulama BM ilkelerine de aykırıdır. Ders kitaplarındaki düşmanlıkları sona erdirecek ve bölgenin tarihini yeniden yazacak ortak çalışma birimlerinin kurulması teşvik edilmelidir.
 
Orta Doğu nun mevcut yapısı ve bölge ülkelerinin Türkiye ye yönelik politikaları dikkate alındığında; Türkiye’nin ittifaklara girmesinin güç olduğu değerlendirilmektedir. Kürt sorununun, gelecekte Türkiye-İran-Irak ve Suriye’nin yakınlaşmasına neden olabilecek bir potansiyel siyasi tehdit olarak varlığını sürdüreceği anlaşılmıştır.

Türkiye’nin böyle bir ortamda geleceğini güvenlik altına almak için askeri endüstrisini kurmak ve Orta Doğu ülkeleri ile ekonomik ilişkilerini geliştirmek orta menzilli füzelere de sahip olarak “caydırıcı” gücünü takviye etmelidir.

 
 SİTE İÇİ ARAMA

SON EKLENEN 5 MAKALE
TÜRKİYE- AVRUPA BİRLİĞİ TARİHÇESİ

KARŞI DEVRİM HAREKETLERİNİN EN ETKİLİSİ ŞEYH SAİD İSYANI

BM VE TBMM DE KABUL EDİLEN İKİ SÖZLEŞMENİN ÜLKEMİZE ETKİLERİ

CUMHURİYETİN 86 NCI YILINDA BAŞINA GELENLER

RİSK VE RİSK YÖNETİMİ

SİTE ANKET
Yeni Sitemizi Nasil Buldunuz?
Çok Iyi
Iyi
Normal
FikrimYok