GÜNEY KIBRIS RUM YÖNETİMİNİN AB’ YE ÜYE OLACAĞI VE TÜRKİYENİN AB DIŞINDA KALACAĞI FARZ EDİLEREK KKTC İÇİN UYGULANACAK STRATEJİ
1.KIBRIS ADASININ COĞRAFİ ÖZELLİKLERİ
Kıbrıs adası;  Akdeniz’in Sicilya ve Sardunya’dan sonra üçüncü büyük adasıdır.
Ada; doğu-batı istikametinde (Karpas br.-Arnavut br.) 227 km., uzunluğunda, kuzey-güney  istikametinde (kormacit br.-doğan br.) 97 km.genişliğinde,  9125 km2 yüzölçümündedir.


1.KIBRIS ADASININ COĞRAFİ ÖZELLİKLERİ
  
Kıbrıs adası;  Akdeniz’in Sicilya ve Sardunya’dan sonra üçüncü büyük adasıdır.
Ada; doğu-batı istikametinde (Karpas br.-Arnavut br.) 227 km., uzunluğunda, kuzey-güney  istikametinde (kormacit br.-doğan br.) 97 km.genişliğinde,  9125 km2 yüzölçümündedir.
Adanın kuzeyinde  beşparmak  (1024m ), güneyinde torodos (olimpos t.1951m) dağları  bölgenin başlıca su kaynaklarıdır.bu iki yükseltinin arasında verimli mesarya ovası doğu-batı istikametinde  uzanır.
Adanın Rum bölgesinde 650.000, KKTC bölgesinde 195.000, nüfus barınır. KKTC bölgesinde, az miktarda maronit ve rum olup, güneyinde rum ve yunanlılar ile 15.000 kadar rus, 5000 İngiliz ve Amerikalılar, 10.000 civarında ermeniler, latinler, maronitler, araplar ve diğer azınlıklar yaşar.
Adanın; 3242 km²(%35)  KKTC’nin
  5510 km²(%59.5)  GKRY
    356 km²(%2.8)  İngiliz üsler bölgesi –ağratur ve dikelya
    243 km²(%2.7)  ara bölgedir.
Adanın  müşterek başkenti Lefkoşe olup, KKTC bölgesinde askeri maksatlar içinde kullanılabilecek  iki adet, GKRY bölgesinde;  yedi adet  hava alanı   vardır.
Lefkoşe hava alanı, ara bölgede olup, uluslar arası hava trafiğine kapalıdır. Adanın tamamında  beş adet liman  vardır.
2. Adanın kısaca tarihi  ada, jüstinyen zamanında roma imparatorluğuna bağlanmış, haçlı seferlerinde latinlerin kontrolüne girmiştir. Araplar, Cenevizliler, Venedikliler, malta şövalyeleri, papalık devleti  dahil pek çok ülkenin yönetiminde kalmıştır.
Ancak hiç bir zaman yunan  egemenliğinde bulunmamıştır.
Osmanlılar 1571 yılında padişah ikinci selim zamanında, sadrazam  Lala Mustafa paşanın bir yılı aşkın bir askeri harekatı ile ele geçirilmiş ve  80.000 şehit  verilmiştir.
Osmanlılar adayı ele geçirdikten sonra; başta Konya olmak üzere Karaman, Mersin, Antalya gibi  Akdeniz ve İçanadolu bölgesinden, vasıflı sanatkar, çiftçi ve ustalardan oluşan aileler adaya  iskan edilerek, adanın sosyal yapısı ve iktisadi gücü takviye  edilmiştir.
 Ada; 1877-1878 Osmanlı Rus harbinde yenilgiye uğrayan osmanlı imparatorluğunun içinde bulunduğu kötü koşullardan istifade eden İngiltere, Rusların İstanbul ve Çanakkale boğazlarını ele geçirme tehlikesine karşı osmanlı imparatorluğunu desteklemek maksadıyla  4 Haziran 1878’de geçici olarak adanın yönetimini devralmıştır. Bu anlaşma imzalandığında 40 günlük sadrazam olan Mehmet Sadık Paşa görevden azledilmiş, yerine Mütercim Rüştü Paşa sadrazam yapılmıştı. ada 307 sene osmanlı egemenliğinde kalmıştır.
3. Adanın stratejik önemi:
Kıbrıs adası; tarih boyunca doğu Akdenizi kontrol etmek isteyen  devletlerin hedefi olmuştur.
 büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal; güneyde yapılan bir askeri  tatbikat esnasında etrafında bulunan subaylara “Türkiye’nin yeniden işgal edildiğini ve Türk kuvvetlerinin sadece  bu bölgede mukavemet ettiğini  farz edelim. İkmal yollarımız ve imkanlarımız nelerdir? sorusunu sorar, subaylar birçok görüş ve düşünceler ileri sürerler, Atatürk, hepsini sabırla dinler, sonra, elini haritaya uzatır ve Kıbrıs’ı işaret ederek, “ .. efendiler, Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece, bu bölgenin ikmal yolları tıkanmıştır. Kıbrıs’a dikkat ediniz.  bu  ada bizim için önemlidir.” der. Bu gün de bu stratejik öneminden hiçbir şey kaybetmemiştir.
İskenderun körfezi  petrol terminali, Anadolunun güney sahilleri Suriye, Lübnan, Filistin, Mısır Süveyş kanalı dahil orta doğu ve ön asyayı kontrol edecek, hava, deniz imkan ve kabiliyetleri ile elektronik dinleme, istihbarat ve kara harekatları için bir yığınak ve üs bölgesidir. Adada konuşlanan uçak, güdümlü füze ve uzun menzilli balestik füzelerle ortadoğu-basra körfezi, kızıldeniz, afrika boynuzu, doğu akdeniz, ege ve anadolunun tamamı  Kıbrısın etki, tepki  ve  ilgi alanı  içindedir.
 Kıbrıs adası, Türkiye’nin nefes borusudur. bu boğaz kapandığı zaman boğuluruz. doğu Akdenizde bir uçak gemisi gibi varlığının daima dikkate  alınması gerekli bir stratejik yerdir.
 Adanın çevresindeki ülkelere uzunluğu; Türkiye-Anamura 71 km olup en yakın ülke Türkiye dir. en uzak olanı da Yunanistan olup, 900 km dir.
Adanın çevre ülkelere uzaklığı; hava ve  deniz harekatı ile  karada üslenen uzun menzilli silahların kullanılmasında, kara kuvvetlerinin amfibi harekatı, kıyı değiştirme harekatı, üs ve yığınak yapma ve askeri harekatları başarıya ulaştırma açısından çok önemlidir.
 Ekonomik açıdan; orta doğu pazarına girmek için Kıbrıs adası bir ara istasyondur. politik ve psikolojik açıdan tüm bölge ülkeleri için önemlidir. Kıbrıs çevresindeki ülkeler adanın  bir hasim gücün kotrolünde bulunmaması için son derece  duyarlılık gösterirler.
 4.Kıbrıs Cumhuriyeti kuruluş anlaşmaları:   
 İngiltere; sömürgelerini tasfiye edip ağır mali külfetlerden kurtulmak istediği zaman; Kıbrıs adasının devri işlemine de  aşamalı  olarak  başlamıştır.
1955 yılında, İngilterenin Kıbrıstan çekileceğini deklare etmesi üzerine adanın normalde esas sahibi olan osmanlının borçları dahil tüm mirasını devralan Türkiye Cumhuriyetine teslim edilmesi gerekirdi. bu mümkün olmadı.
İngiltere, Türk- Rum ihtilafını kontrol altına alamadığı için 1959-60’da İngiltere-Türkiye-Yunanistan üç garantor ülke olarak Londra ve Zürih antlaşmalarıyla iki toplumlu Kıbrıs  Cumhuriyetini  kurdular.
 Cumhuriyetin Cumhurbaşkanı, Rum, yardımcısı Türk, 10 kişilik bakanlar kurulunun 7’si Rum 3’ü Türk olacak şekilde dili, dini, kültürü, farklı bir devlet yaratıldı.
 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi;
Türk ve Rumlar arasında  iki  ayrı  ırk,  dil ve  din farkı bilinerek, iyi  niyet esasına dayanan ve beraber yaşama arzusunu samimiyetle  isteyecek insanların  bir devleti  olarak kurulmuştu.
Bilindiği üzere; barış adaletle sağlanır, adalet de bir devletin meyvasıdır. Devlet ise toplumun bir ürünüdür.
Toplum  karşılıklı rıza ile oluşur. Kıbrısta bu  değerlerin hiç biririsi işlerlik kazanmamıştır.
1974 yılında Kıbrıs Cumhuriyetini ortadan kaldıran Rum- yunan işbirliğinin sebep olduğu hadiseler karşısında garantörlük  hakkımızı kullanarak yaptığımız askeri harekat da 714 civarında şehit vererek adada akan kanı durdurduk.
Türk toplumunu imha olmaktan  kurtardık, dağınık olan ve getolarda yaşamaya mahkum edilmiş soydaşlarımızı adanın kuzeyinde toplamak suretiyle  KKTC  ni kurduk
Adaya  huzur getirdik adanın 0/0 35 ni kontrol altına aldık.aslında;
Kıbrıs  Cumhuriyeti  kurulurken, 1923 de Lozan da  tesis edilen Türk ve Yunan dengesinin bozulmamasına, Kıbrıs ın Türk ve yunan devletlerinden birisinin egemenliğine  veya ilhakına imkan vermeyecek şekilde kurulan Türk- Yunan dengesine dikkat edilmiştir.
 Bu ihtilaf da İngiltere adanın %2.8  (356km²) kontrolu altına alarak bu günde adanın tamamı üzerinde;  hukuki, siyasi, askeri ve ekonomik statüsünde  söz sahibi olmaya devam ediyor.

  5. Kıbrıs ve güvenlik :   
Kıbrıs kuruluş anlaşmaları
1960’da Kıbrıs cumhuriyeti kuruluş felsefesi Lozan’da 1923’te kurulan Türk-Yunan dengesine dayanmaktadır. %60 Rum, %40 Türk güvenlik güç dengesiyle kurulmuştur.
Kıbrıs la ilgili 1959-1960 Londra ve Zürih anlaşmaları, Türkiye, Yunanistan, İngiltere, Kıbrıs Türk ve Rum toplumlarından oluşan beş taraf arasında imzalanmıştır. Bu anlaşmalar, Ada’daki iki toplum arasında olduğu kadar, bölgede barış ve istikrarın korunmasını teminen Türkiye ve Yunanistan arasında bir denge tesis etmiştir.
 1960 anlaşmaları ada’daki  iki tarafın siyasi ve hukuki eşitliğini tescil etmiş, Kıbrıs Türk ve Rum toplumlarını 1960 Cumhuriyeti’nin iki kurucu ortağı haline getirmiştir.
Bu çerçevede, ada’da egemen üsler bulunduran İngiltere’nin yanında, Türkiye ve  Yunanistan’a garantör devletler ve iki anavatan olarak Kıbrıs’ta kurulan iç ve dış dengenin  korunması için eşit  hak ve sorumluluk tanınmıştır.
1960 da kurulan ortak devletin 1963 yılında Rumlarca silah zoruyla yıkılmasından bu yana, ada’nın tümünü temsil etmeye yetkili tek bir devlet, hükümet ve Parlemento mevcut değildir. Bu gün Kıbrıs’da iki ayrı egemen halk ve bunların oluşturduğu iki ayrı demokratik sistem,iki ayrı hukuki düzen ve iki ayrı devlet mevcuttur.
Güney Kıbrıs’daki yönetim sadece Rum tarafının hükümetidir. Kıbrıs Rumları’nın kendi yıktıkları ortaklığın unvan ve sıfatlarına sahip çıkma iddiaları kendilerine meşruiyet kazandırmaz. Kıbrıs’da 38 yıldır süregelen çözümsüzlüğün temelinde, Kıbrıs Rum tarafının gayrimeşru sıfat ve  iddialarını sürdürme çabası yatmaktadır. iki tarafın serbest iradeleri ile bir siyasi çözüme ulaşılıncaya kadar, taraflardan birinin Kıbrıs adına uluslar arası hukuki ve  siyasi sonuçlar doğuracak tasarruflarda bulunması yasal ve  meşru olmadığı gibi mümkün de değildir.

 Avrupa birliği, Kıbrıs Rum yönetiminin 1990 yılında yaptığı tek  yanlı başvurusu üzerine Lüksenburg zirvesinde 6 mart 1995 tarihinde almış olduğu karar, 1959/60  anlaşmalarının ihlali anlamına gelmektedir.
Şöyle ki;
-1959 Zürih ve  Londra anlaşmaları, Kıbrıs’ın Türkiye ve Yunanistanın birlikte üye olmadıkları uluslar arası kuruluşlara ve ittifaklara katılmayacağını öngörmektedir.
-1960 garanti anlaşması, Kıbrıs’ın herhangi bir devletle tamamen veya  kısmen siyasi ve  ekonomik birliğe  giremeyeceği hükmünü içermektedir.
Türkiye, BM genel sekreterinin iyiniyet misyonu çerçevesinde, Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözüm bulunması yönündeki çabalarını  desteklemiştir. çözüm çabaları BM  fikirleri dizisi’nin 1992 yılında, Kıbrıs Rum tarafınca red edilmesi sonucu çıkmaza girmiştir.
AB üyeliğinin, kapsamlı çözüme ulaşılmasından sora iki tarafca müzakere edilmesi ve üyeliğin referandum yoluyla her iki halkın onayına sunulması BM fikirler dizisinde öngörülmüştür.
Ancak, geçen süre zarfında Avrupa birliğinin Kıbrıs Rum yönetimine tam üyelik yolunda açtığı kapı, Kıbrıs sorunun çözümüne ilişkin görüşme süreci üzerinde yıkıcı etkiler yapmıştır.
Sonuçta, Kıbrıs Rum yönetimi;  Kıbrıs Türk tarafı ile bir uzlaşma aramadan Avrupa birliğine girerek Yunanistanla dolaylı yoldan bütünleşmeyi sağlamak hedefinden başka  bir  amacı  kalmamıştır.
Çünkü; Lüksenburg  zirvesinde alınan karar böyle  tek taraflı amaca hizmet etmektedir.
Avrupa birliği, Kıbrıs Rum yönetiminin 1990 yılında yaptığı tek yanlı başvurusu  üzerine Lüksenburg zirvesinde aldığı kararla, Kıbrıs’ta, siyasi açıdan iki eşit tarafın mevcudiyeti gerçeğine sırt çevirmektedir.
Avrupa birliği bu kararı ile hem adanın bağımsızlığının dayandığı iki toplumlu temeli, hemde yıkılan ortak devletin yerine konulmaya çalışılan federal çözümün parametrelerini yok etmekte ve toplumlararası temel üzerinde bir çözüm aranması şansını ortadan kaldırmaktadır. bu ağır bir sorumluluktur.
Zirve  sonuç  belgesinde, GKRY’nin ab üyeliğine ilişkin olarak bu katılımın ada’daki tüm toplumların yararına olacağı ifade edilmektedir. Kıbrıs ’ta iki eşit ve ada’nın ortak sahibi iki halkın mevcudiyetini yok sayan ve Kıbrıs sorununun temelini teşkil eden eşitlik ilkesini ortadan kaldırmaya yönelik bu yaklaşım nasıl olurda Türk tarafının da yararına olabilir?  bu ifade tarzı kandırmaca  olup kabul edilemez. bundan  dolayıdır  ki;
KKTC hükümeti Lüksemburg zirve sonuçlarını ret etmiştir. KKTC hükümetinin açıklamasında kaydettiği hususlar Türkiye tarafından da desteklenmiştir.
Türkiye, Rum yönetimi’nin meşru olmayan bu müraacatının 1959-60 anlaşmalarına aykırı olduğunu, 1990’dan  bu yana her aşamada ab organlarının, ab üyesi ülkelerin ve birleşmiş milletlerin dikkatine getirmiştir.
Türkiye ayrıca, ab konseyinin bu müraacatla ilgili olarak 6 mart 1995 tarihinde almış olduğu karara karşı hukuki ve siyasi itirazlarını kayda geçirmiş ve bu kararı kabul etmediğini açıklamıştır.
Türkiye  Lüksenburg  zirvesin’de  alınan son kararın da uluslar arası hukuka aykırı olduğu kadar, AB’nin temel ilkelerine  ters  düştüğünü  vurgulamıştır.
Avrupa birliği uluslar arası hukukun gereği olarak, uluslarası anlaşmalara saygı göstermek durumundadır. Avrupa birliği bu anlaşmaları ihlal ederek Kıbrıs adasının geleceği ile ilgili tek taraflı kararlar almak ve uluslar arası mükellefiyetler yaratmak hakkına sahip  değildir.
Türkiye yukarıda belirtilen hukuki ve siyasi nedenlerle Lüksenburg zirvesinde alınan Kıbrısla  ilgili kararı kabul etmemekte  ve bunun uygulanamayacağı  görüşünü  taşımaktadır.
Türkiye  ve  kuzey  Kıbrıs Türk cumhuriyeti; 20 ocak 1997 tarihinde  iki  ülke  cumhurbaşkanlarınca  kabul  edilen ve 21 ocak 1997 tarihinde TBMM’de onaylanan ortak bildiri ile Avrupa birliğinin Kıbrıs Rum yönetimiyle üyelik  müzakerelerini askıya almaz  ise sadece 1960 anlaşması değil, aynı zamanda Lozan dengesi de bozulmuş olacaktır.
Lozan dengesi bozulursa – şahsi çıkarları için Kıbrıs’ı ver kurtul  diyenler   bozulmasa bile Türk milleti bu haksızlığa bozulur. o  zamanda, işbirlikci  ve  hainler  bu  ülkede  barınamaz
Türkiye, garantör ülke olarak Kıbrıs’da uluslarası anlaşmalardan doğan hak ve menfeatlerini korumaya, Kıbrıs Türk halkına karşı ahdi yükümlülüklerini yerine getirmeye mecburdur. çünkü;
Avrupa birliği yaptığı girişim ile güvenlik politikası çerçevesinde kontrol edemeyeceği bir riskin altına girmiştir. Avrupa birliği Kıbrıs meselesi sona ermeden GKRY’ nin üyeliği görüşmelerini askıya aldığını bildirmesi gerekmektedir. aksi halde Avrupa birliği Türkiye ile Kıbrıs-Yunanistan arasında askeri güç kullanımına neden olacak ortamı hazırlama durumuna düşecektir.
hukuki yönden bugün Kıbrıs’ta kuruluş anlaşmalarına uygun ortak bir devlet mevcut değildir. ancak diğer ülkeler ve kuruluşlarca muhatap kabul edilen GKRY, resmi Kıbrıs devletinin hukukunu gasp etmiştir. bu durumu; birleşmiş milletler güvenlik konseyinin 541 ve 550  sayılı  kararlarına  dayandırılmaktadır.
1963 yıllarında Rumların-Türkleri imha etme planı olan “akritas” planın sebep olduğu ve öncelikle ateşkes ve BM barış gücünün adaya naklinde (tamamen teknik nedenlerden dolayı)BM adada muhatap bir devleti karşısında görmek istediği için BM güvenlik konseyinde kabul edilen bu kararlar, bugün kıbrıs sorunun çözümünü  engelleyici  unsurlardır.

diğer taraftan Londra ve Zürih anlaşmalarında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, Türkiye ve Yunanistan’ın taraf olmadığı milletlerarası kuruluşlara giremeyeceği yazılıdır. garanti antlaşmasındaki hüküm; “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kısmen veya tamamen bir başka devletle siyasi ve ekonomik birliğe giremeyeceği kaydı vardır” garanti antlaşması garantinin ne olduğunu tarif ederken eskiye dönüşü  şart  kılmamıştır. “state of affairs”e dönüşü hedef tutmuştur
halbuki halen devam etmekte olan sayın Denktaş ve Kılerides arasınaki görüşmelerde Rum tarafının bu tezi savundukları ve Türk tarafının egemenliğini kabul etmedikleri anlaşılıyor. bizim açımızdan ise  bu husus eski anayasanın bize  verdiği  garantinin   davam  ettirilmesi demektir
Kıbrıs anayasası bir iç hukuk belgesi değildir. uluslar arası bir antlaşmadır. İhlali  uluslar  arsı  hukukun  ihlali  anlamına  gelir.
19 aralık 1972 tarihinde  GKRY’nin gümrük birliğine   giriş antlaşmasında, Avrupa  ekonomik  topluluğu,  Türk ve Rumlara eşit  muamele  yapacağını  kabul  etmiştir.
1974 müdahalesi  Türkiye’ nin garantörlük hakkından doğmuştur  ve  BM’in  570  ve   573  sayılı  kararı  ile  meşrudur.
Yunanistan-İngiltere-GKRY Cenevre’de 1974 yılında Türk otonom idaresini kabul etmiştir.
Avrupa Birliği’nce GKRY nin  AB  giriş görüşmelerinin tek taraflı yürütülmesi yukarıda açıklanan kararları inkar anlamına gelir.
AB-Rusya Kıbrıs sorunun çözümünü istemektedirler.
Tek taraflı adanın tamamına hakimiyet konuya müdahil devletler  tarafından  reddedilmektedir.
Türkiye’nin aldığı tedbirlere mukabele’i misil hakkından doğmaktadır. kıbrıs’ın hukuki statüsünü düzenleyen 1959-1960 londra ve zürih antlaşmaları,yürürlükte kabul ediliyorsa güney Kıbrıs Rum yönetimi –ab ile ortaklık kurması hukuken mümkün görülmemektedir.
Anlaşmalar, yürürlükte kabul edilmiyorsa, o takdirde kuzeyde ve güneyde iki ayrı devletin varlığı bilinerek GKRY’nin KKTC’ni temsil yetkisinin olamayacağı GKRY’nin AB’ne girişinin KKTC’ni bağlamayacağını,
Anlaşmaların şahsi yorumlarla değiştirilemeyeceği bilinmelidir.
sadece güney Kıbrıs Rum yönetimi’nin Avrupa Birliği’ne alınması,  KKTC’ni Türkiye’ye yaklaştıracağı tabiidir. şimdilik   yunan-rum ikilisinin bu durumu bildikleri için Türk tarafını dışarıda  bırakmama  arayışı  içinde  oldukları, görülmektedir.

Türkiye’nin elindeki hukuki belgelerin kullanımı için baş vuracağı bir mercii bulunmamaktadır.günümüzde filistin hadiseleride göstermiştir ki güçlü olmak uluslar arası adalet ve iyi niyet duygularınıda anlamsız kılabiliyor.
bu nedenle  türkiye; reel politika uygulamaya mecburdur.. Türkiye’nin 1987’de Avrupa Birliği’ne baş vurusu üzerine batılı ülkelerin Türkiye’ye karşı baskılarının arttığı, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girebilmek için gerekirse büyük tavizler verebileceği bu tavizin içinde Kıbrıs ve güneydoğunun  da bulunduğu dile getirilmiştir.
Yunanistan ın avrupa birliği üyesi olma avantajını iyi kullanması, ABD ve Rusya’yı yanına çekmesi, PKK kozunu  kullanması  kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini hala azınlık olarak görmesi ve  Türkiye’yi  sürekli  zor durumda  bırakması çözümsüzlüğü  doğuran  başlıca etkenlerdir
Yunanistan’ın bu yaklaşımı ; adada iki toplumlu bir federasyon veya konfederasyonun doğmasına engel olmaktadır.
KKTC’nin gösterdiği direnişin temelinde, sayın Rauf Denktaş’ın kişisel çabaları bulunmaktadır. kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin tezi;
iki bölgeli, iki toplumlu, iki tarafın  egemen eşitliğine dayalı bir federasyon dur. Bunun içinde Kıbrıs Türk toplumu  kendi varlıklarının  Türkiye’nin  gücüne  bağlı  olduğu  bilincindedir.
 Yunanistan ve Kıbrıs Rum yönetimi ise; Türkiye’ye karşı kendilerinin avantajlı olduğunu biliyorlar. Bu nedenle güney Kıbrıs’ın AB’ne girmesinden başka bir çözüm yolu düşünmemektedirler.
Kıbrıs ın;özellikle bir bütün olarak  ab üyeliği gerçekleştikten sonra Kıbrıs’ın Yunanistanla  birleşmesi yani, Enosisin gerçekleşmesi veya iki helen devleti’nin bulunmasına yönelik fayda ve mahsurları tahlil ederek gelişen  duruma göre şüphesiz yeniden  karar vereceklerdir.
KKTC ekonomik durumu itibarı ile orta gelirli ülkeler düzeyinde olduğu halde GKRY’nin ekonomik durumu sanayileşmiş, ileri derecede gelişmiş ülkelerin arasında bulunmaktadır.
KKTC’nin Kıbrıs Cumhuriyetinin bir bölgesi olarak Avrupa Birliğine katılırsa, bağımsız olarak hareket etmesi, veto hakkına sahip olması,  ab nin  kurumlarında temsil edilmesi gibi bir durum söz konusu  değildir.
Böyle bir durumda Avrupa Birliğin kapsamında iki bölge arasında emek ve sermaye hareketleri ortaya çıkacak, ancak gelir ve nüfusu itibariyle küçük olan KKTC’nin karşı koyma gücü olmayacaktır. Avrupa Birliği kapsamında serbest dolaşım, yerleşim ve mülk edinme çerçevesinde Türk toplumunun egemenlik hakları tehlikeye girecektir. Ayrıca, Avrupa insan hakları mahkemesinde Rum göçmenler lehine verilmiş kararlar da bunu  göstermektedir.
GKRY ile Avrupa Birliği’nin tam üyelik görüşmelerine başlama kararı Yunanistanın  Avrupa Birliğine şantajının bir sonucudur. bu pazarlıkların Kıbrıs meselesinin çözümü ile ilgisi bulunmamaktadır.
BM denetiminde sürdürülen toplumlar arası görüşmeler de bugün anlamsız  kalmıştır. hiçbir anlaşma olmadan Kıbrıs’ı Avrupa Birliği platformuna çekmek sorunları Avrupa yasalarına tabi kılmak anlamını taşımakta olup bu gelişmeler aleyhimizedir. Ayrıca Türkiye nin Avrupa Birliğine girişi ile ilişkilendirilmesi çok sakıncalıdır.
Eşit egemenlik kavramı Washington ve bazı Avrupa başkentlerinde anlayışla karşılanmasına rağmen KKTC devletinin tanınması bugünkü koşullarda mümkün görülmemektedir.
GKRY’nin Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerine başlaması yolunda atılacak her adım Türkiye’nin KKTC ile bütünleşme sürecini hızlandırması, üyeliğin gerçekleşmesi aşamasında türkiye cumhurbaşkanı ile kktc cumhurbaşkanı arasında yayınlanan ortak deklarasyon esaslarının işlemeye başlaması yunanistan ve gkry ni yeni arayışlar içine girmesine neden olmuştur
Kıbrıs’ın  hazar ve orta Asya enerji kaynaklarının dünya ulaşım yollarının odak noktasında bulunması ABD ve Avrupa Birliği açısından önemi artmıştır.
 Rumların silahlanma kampanyası, ortak Yunan-Rum askeri doktrininin hayata geçirilmesi, güney Kıbrıs’ta bir yunan askeri varlığının bulunması, Türkiye ile Yunanistan arasındaki askeri  stratejik dengeyi etkilemektedir.
Kıbrıs’ta TSK ile yunan silâhlı kuvvetlerinin karşı karşıya gelmesi, Türkiye’nin Trakya’dan ve Ege’den sonra Akdeniz’de yeni bir cephe ile karşılaşması durumunu ortaya çıkarmaktadır. bu gelişme, Türkiye’yi yeni stratejiler oluşturmak zorunda bırakacaktır.
Rusya’nın Kıbrıs’ta köprübaşı kurması batının ve Türkiye’nin kesinlikle istemediği bir durumdur. konu Türkiye ile Rusya’yı karşı karşıya getirebilir.
Kıbrıs Rum yönetiminin aşırı silahlanmasının sınırı adada bitmemekte, Ankara ve Atina arasındaki dengeleri etkilemekte, ABD’ni, Avrupa Birliği’ni ve Rusya’yı da içine çekmektedir.
Kıbrıs’ta bir çözüm olmadan Türk askeri varlığının son bulması veya azalması hem ada Türklerinin hem de Türkiye’nin güvenliği açısından son derece tehlikelidir.
6. Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin hususlar:
Yunanistan’ın Kıbrıs sorununa uyguladığı strateji Enosistir.
Bu maksatla; yunan hükümetlerinin Türkiye’ye yönelik milli siyaset stratejilerinin esasını, Türkiye’yi dünya kamuoyunda tecrit etmek, Türkiye aleyhindeki her türlü faaliyete destek vermek, Türkiye’yi kontrol altında bulundurmak ve hareket serbestisini sınırlamak, Ege’deki üstünlüğünü geliştirmek ve Kıbrısın tamamını  AB ne  katarak Akdeniz’de üstünlük kazanmak, Türkiye karşısında AB nin politik, ekonomik, askeri ve psikolojik gücünü arkasına alarak milli politikasını başarıya ulaştırmaktır.
7.Rusya Federasyonu tarafından öngörülen çözüm ise;
“Tek egemenlik ve tek vatandaşlığa bağlı, bağımsız, bağlantısız, toprak bütünlüğü garanti altına alınmış, siyasi yönden eşit iki toplumlu, iki kesimli ve silahsızlandırılmış kıbrıs devleti’nin kurulması” dır. RF; 29 Nisan 1997 tarihinde BM güvenlik konseyi 5 daimi üyesini Kıbrıs konusunda bir toplantı yapılmasını sağlamış ve bu toplantıda 7 maddelik bir belge dağıtılmıştır.
Bu belgeye göre; ada bağımsız bölünmez tek bir devlet olacak
Bu devletin  bölünmezliği  güvence  altına alınacak
Bu devletin tek egemenliği, tek uluslar arası kimliği ve tek tabiyeti olacak.
Adanın tümü silahsızlandırılacak
İki toplumu olacak bu devletin, her toplumun sahip olacağı toprağın yüzölçümü adadaki Rum mültecilerin yerlerine dönme sorunu ile birlikte çözülmelidir.
Uluslar arası camia’da kabul edilen bütün hak ve özgürlükler anayasada yer almalıdır. 
Bu çözüm paketinde; uluslar arası kimlik ve tek uyrukluluk sorunu ile adada İngiliz üsleri’nin varlığı dikkate alındığında silahsızlandırma düşüncesininin ayrıca üzerinde durulması gerektiği,bu fikir dizisinin RF açısından politika üretmeye esas olacak noktaları olduğu görülmelidir. 
8.Türkiye’nin hedefi ve bu hedefi ele geçirebilecek alternatif çözüm stratejileri ise;
Türkiye Yunanistan ile sorunlarında reaksiyonel durumda kalmaktadır. dünyayla barışık bir Türkiye isteniyorsa bu tez gerçekçi görünmemektedir. Türkiye’nin bu konumdan kurtulması için milli menfaatlerine uygun tezler geliştirmesi gereklidir.
Eğer Avrupa Birliği, KKTC’ni bir konfedere devlet olarak kabullenip Rumlarla birlikte Avrupa Birliği’ne dahil etmeye kalkarsa, Türkiye çok müşkül durumda kalabilir. Arabulucuların bazı yaklaşımlarında bu tür ipuçları görülmektedir. Türkiye böyle bir duruma ancak diplomatik yollardan  buna  mani olabilir.Türkiye için en gerçekçi çözüm  kendisi AB ne girmeden Rum  devletinin veya tek bir Kıbrıs Cumhuriyetinin AB ne girmesini önlemek olmalıdır.bu da mümkün görülmediğinden  geriye  şimdiki  şartlarda Türkiye’nin çözüm seçenekleri olarak üç hareket tarzı vardır. bunlar:
 Konfederasyon, federasyon ve özel entegrasyondur.
Türkiye’nin hedeflerinden birisi önceleri konfederasyon tezi olmuştur.
Bilindiği üzere konfedere devletler bağımsızdır. konfederasyonun gerçekleşmesi için Kıbrıs Rumlarının KKTC’yi devlet olarak tanımaları gerektiğinden, karşılık olarak Türkiye GKRY’ni Avrupa Birliği’ne üye olmasına rıza gösterse bile bu oluşumun Kıbrıs Rumlarınca kabul edilmeyeceği rum yönetiminin beyanlarından anlaşılıyor.
ikincisi; federasyondur. Türkiye bu tezi KKTC ile beraber benimsemiş gözükmektedir. Federasyon’un gerçekleşmesi durumunda dahi TSK’nin ada da bulunması zorunludur. TSK’nin adada konuşlanması için  yeterli büyüklükte bir toprak parçasına ihtiyaç vardır. Rum yönetimi bunu hangi koşullarda kabul edecektir. Bu belli değildir. bir toprak pazarlığı yapılsa bile bu coğrafi gerçekler doğrultusunda karşı tarafa verilebilecek tek yer olarak azami 0/02.7 lik ara bölge ile, maraş olabilir. ancak Rumların Güzelyurt ve Lefke’yi de  istedikleri  bilinmektedir. Bu durumda federasyon çözümünü de adeta imkansız  kılmaktadır.
Bu nedenle Rumların federasyona da yaklaşmayacakları değerlendirilmektedir. Çünkü şu anda GKRY dış ilişkilerini Türk vetosu olmadan yürütmektedir. Federasyon tezinin gerçekleşmesi durumunda Türk veto müessesesi ortaya çıkacağından bu şartın Rumlarca kabul edilmesi mümkün görülmemektedir.
Bütün bunlara rağmen Türk tarafının yapması gereken müzakereleri kesmemek ve bu görüşmelerde federasyon tezinin Rumlar ve yunanlılarca  kabul edilmediğini ispat etmektir.
Federasyon’un yürümemesi için başka sebepler de vardır. Avrupa Birliği’ne Rum tarafı girse de girmese de federasyon bir ekonomik birliği kendi içinde getireceğinden Rumların Türk tarafında mülk edinme, ikamet etme ve seyahat etme  hürriyetleri konusunda önlemler alınabilse dahi, GKRY’nin sermaye hareketleri sayesinde kolaylıkla Türk tarafına hakim olacağı, bu durumda Rumların Enosis  emelinden vazgeçmeyecektir.
Üçüncü hareket tarzı olarak kademeli özel entegrasyondur. Gelişmelerde bunu  göstermektedir. Çünkü; özel entegrasyona iki ayrı seçenekten birini uygulamak suretiyle geçilebileceği değerlendirilmektedir.
birinci  seçenek kktc’nin türkiye cumhuriyeti’ne entegre olmasıdır.
 diğeri de bazı entegrasyon tedbirleri almışken kapının açık bırakılması  ile  diyaloga  devam etme yönündedir.
Birinci  seçenek tarzına ait detaylar;
Eğer Rum tarafı Avrupa Birliği’ne tam üyelik görüşmelerine başlayacak olursa TC. Cumhurbaşkanı sayın Süleyman Demirel ile KKTC Cumhurbaşkanı sayın Rauf Denktaş arasında üzerinde anlaşılan bildiri, şartlı bir entegrasyon hedefini göstermiştir. Türkiye ile KKTC entegre olacaktır. Bu durumun anlamı klasik devletler hukuku esaslarınca bir himaye anlaşmasıdır. Daha açıkçası KKTC’nin egemenliği kendi toprakları üzerinde devam edecek Sadece savunması ve diplomasisi Türkiye tarafından yürütülecektir.
Bu durumun tatbik kabiliyeti var mıdır suali sorulduğunda bunun şartı; Yunanistan’ın ABD nezrinde yaptığı girişimlerin nötralize edilmesine bağlıdır. 
ABD’nin en önemli endişesi Kıbrıs meselesi yüzünden bir Türk-Yunan harbinin çıkmasıdır. Bu konuda ABD ile Türkiye’nin mutabakatının sağlanması  mümkün olabilir. bugün zaten bir entegrasyon mevcuttur. Entegrasyonun resmileşmesi halinde KKTC vatandaşlarının Kıbrıs’ta şimdiye kadar olduğu gibi askerlik yapmasına devam edilmeli,  Türkiye’den Kıbrıs’a göçe izin verilmemeli  kısaca  KKTC  fazla  rahatsız  edilmemelidir.
Çözüme ilişkin prensipleri şunlar olmalıdır;
Türkiye için Avrupa Birliği’ne girilecek diye aşırı tavizler vermek uygun değildir. Böyle bir yöntem Türkiye’nin iç dinamikleri açısından zordur. ayrıca karşı tarafın tutumunu sertleştirir.
Kıbrıs’taki Türklere karşı insani sorumluluklarımız vardır. Onları yalnız bırakmamamız gerekir. KKTC halkına siz Türkiye’yi bıksanız dahi Türkiye sizi bırakmaz yaklaşımı ve bunun dile getirilmesi yanlıştır
Ayrıca askeri zaferlerle elde edilmiş bir başarının masada kaybedilmesi, genelde çok olumsuz tesirleri de beraberinde getirecektir. Bu genel düşüncelerin ışığında uygulanacak siyasetin ana hatları şöyle belirlenebilir.
9.Sonuç olarak;
KKTC ile Türkiye askeri güvenlik, ekonomik anlaşmaları yaparak entegrasyona başlanmalı, sonra bir himaye anlaşması imzalayıp hayata  geçirilmesi  için  beklenmeli.
KKTC,nin Avrupa Birliği tarafından tanınması için her çareye baş vurulmalı, aksi takdirde Avrupa Birliği müzakere sonuçları GKRY’ne  yöneliktir. KKTC’ni bağlamaz tezi üzerinde yoğunlaşılmalı. Yunanistan’ın gerilim politikası başarılı olduğu için, fevri hareketlerden kaçınılmalı.
Avrupa Birliği’nden Türkiye’nin dışlanması, Türkiye’nin çağdaşlaşma stratejisini değiştirmez. bu nedenle Avrupa Birliği’ne giriş için fazla hevesli ve tavizkar görüntü verilmemeli,
KKTC, ekonomik ve psikolojik açıdan güçlendirilmeli, hükümet dışı kuruluşların GKRY ile temaslarını ve zararlarını engelleyici tedbirler alınmalı,
KKTC’nin tanınması için üçüncü ülkeler nezrinde gayretler yoğunlaştırılmalı, Yunan ve Rum idaresinin kabul edemeyeceği tezler ileri sürülerek daima görüşmelere açık bir görüntü verilmeli.
Sorunun çözümü  AB platformundan çekilip BM genel sekreterin  iyi  niyet  çabalarına destek verilmeli.
Konuya ilişkin çalışmalarda dış işleri, silahlı kuvvetler, mit ve diğer devlet kuruluşlarının da katılımıyla  KKTC ile  eş güdüm sağlanmalı.
Farklı politikalar savunmayıp bir merkezde planlanmış ana politikanın içinde kalmak kaydıyla uygulama stratejileri tespit edilerek  uygulanmalı,
Tanınma ve tanıtma gayretlerine kaynak ayrılırken; Rum yunan propagandasını etkisiz hale getirecek karşı propaganda stratejilere öncelik verilmeli, bu maksatla masraflardan kaçınılmaması gereklidir. 

                                                                 2003-İstanbul

 
 SİTE İÇİ ARAMA

SON EKLENEN 5 MAKALE
TÜRKİYE- AVRUPA BİRLİĞİ TARİHÇESİ

KARŞI DEVRİM HAREKETLERİNİN EN ETKİLİSİ ŞEYH SAİD İSYANI

BM VE TBMM DE KABUL EDİLEN İKİ SÖZLEŞMENİN ÜLKEMİZE ETKİLERİ

CUMHURİYETİN 86 NCI YILINDA BAŞINA GELENLER

RİSK VE RİSK YÖNETİMİ

SİTE ANKET
Yeni Sitemizi Nasil Buldunuz?
Çok Iyi
Iyi
Normal
FikrimYok