HAZAR DENİZİ’NİN STATÜSÜ
1.Hazar Denizinin Jeopolitiği
Petrolün tarihi gelişimi 19. yy’ın ikinci yarısında başlamasına karşın, tam anlamıyla etkilediği ve damgasını vurduğu 20. yy olmuştur. Çok teknolojik ilerlemede petrol rol oynamış tarihsel gelişimi sürecinde, günümüzde uluslararası, mücadelelerde ortak noktasını teşkil etmiştir.


1.Hazar Denizinin Jeopolitiği

Petrolün tarihi gelişimi 19. yy’ın ikinci yarısında başlamasına karşın, tam anlamıyla etkilediği ve damgasını vurduğu 20. yy olmuştur. Çok teknolojik ilerlemede petrol rol oynamış tarihsel gelişimi sürecinde, günümüzde uluslararası, mücadelelerde ortak noktasını teşkil etmiştir.

Modern Petrol Endüstrisi Hazar Denizi’nin Batı kıyılarında, Bakü şehrinde doğmuş ve1970 yıllarına kadar Hazar dünyanın önemli petrol üretici bölgesi olmuştur.

Sovyetler Birliğinin 1991 yılında dağılmasıyla, Hazar’ın önemi Rus olmayan üç kıyı devletin (Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan) bağımsızlıkların kazanmasıyla büyük oranda artmıştır. Önceden bilinen büyük rezervlere ek olarak zengin yeni petrol ve doğal gaz rezervlerinin keşfedilmesi “Hazar’ın 21. yüzyılda Basra Körfezi olabileceği” yargısına yol açmıştır. Uzmanların görüşüne göre, gelecekte Hazar Havzası ve bu havzayı çevreleyen Asya ve Avrupa’nın en büyük petrol ve doğal gaz kaynağı olabilir. Bu karasuları ve milli egemenlik alanlarının oluşturduğu petrol potansiyeli o kadar önemlidir ki,, dünyanın büyük petrol şirketlerinin değerlendirmelerine göre, istikrarsız İran körfezi coğrafyasından daha büyüktür. Değişik görüşlere istinaden, Hazar yataklarındaki petrol rezervleri 13 milyar tona kadar varabilmektedir.

Hazar petrol bölgesi halen Güneşli, Oil Rocks,Azeri, Çirag, Kepez bölgelerini kapsamakta ve Azerbaycan’a ait Hazar Denizi bölgesindedir. Hazar petrolleri SSCB’nin stratejik yedek stokları olarak saklanmakta iken, bu gün dünya pazarlarına açılması çalışmaları devam etmektedir. Kendisini SSCB’nin varisi gören Rusya Federasyonu petrolün pazarlanmasını kendi kontrolünde olmasını istemektedir.

Hazar Denizi’ne artan ilgi ve yatırım gerçeğine karşın, Avrupa ve Asya arasındaki stratejik yol çatında konuşlanmış olan bölge, Sovyetler Birliği’2nin yıkılmasından sonra üç esas Bölgesel aktörün (Rusya, Türkiye, İran) arasındaki jeopolitik çekişmenin 1992’nin başından bu yana bu üç güç Transkafkasya ve Orta Asya’2 da büyük bir nüfuz mücadelesine girmişlerdir.

Rusya’da bu bölgenin jeopolitik öneme sahip bir bölge olduğunu görmüştür. Dış politikanın ana çizgisini Batı ile ilişkilerini oluşturduğu kısa bir dönemin ardından Rusya, 1992 sonunda eski Sovyetler Birliği devletlerin kendi özel nüfuz alanı olduğu sonucuna varmıştır. Rusya’da “Yakın Çevre “doktrini olarak bilinen politika doğrultusunda   Moskova kendisini eski Sovyet Cumhuriyetlerinde barış ve istikrarın tek garantörü olarak algılamıştır. Bu durum en çok bağımsızlığını kazanmış ve Rusya ile kendi arasında mesafe koymak isteyen Azerbaycan’ı rahatsız etmektedir.
Orta Asya’nın Müslüman cumhuriyetleriyle ve özellikle Azerbaycan’la ortak etnik ve dil bağlarını paylaşan Türkiye, kendisini Avrasya’nın merkezindeki yeni bir Türk bloğunun potansiyel bir lideri olarak görmüştür. Orta Asya’ya bir köprü olarak Transkafkasya ve özellikle Türkiye-Azerbaycan’ın jeopolitik hedefleri için önemlidir. Ancak Türkiye’nin bölgedeki istikrarsızlıkla, özellikle Dağlık Karabağ çatışmasıyla ve aynı zamanda kendisinin dış politika hedeflerini gerçekleştirmenin önündeki potansiyel engeller olarak Rusya ve İran’ın faaliyetleriyle uğraşması gerekmişti.

Petrol 1993 yılında İran, Türkiye ve Rusya arasında yaşanan Hazar üstündeki nüfuz mücadelesinin temel faktörü olarak ortaya çıkmıştır. Yeni bölgesel, ekonomik ve siyasi bağlantıları kendi rakiplerinim zararına şekillendirmeye niyetli olan her bir Hazar devleti kendi zengin enerji kaynaklarını geliştirmeye çalıştıkça bu çabanın bir parçası olmuştur. Hazar Denizi'’in statüsü sorunu bölgede jeopolitik nüfuz için  devam eden rekabetin önemli bir nedenidir.

2.Hazar Denizi’nin Hukuki Statüsü 

Hazar, Rusya Federasyonu, Kazakistan, Türkmenistan, İran ve Azerbaycan tarafından çevrili, herhangi bir açık denize çıkışı olmayan, 423 300 km2 alanı ile Dünyanın en büyük gölüdür. Büyüklüğünden dolayı da deniz olarak anılmaktadır.

Hazar, dünya deniz seviyesinden 28,5 metre aşağıda yerleşmektedir. En derin yeri 1024 metre olup denizin Güney kısmındadır. Halihazırdaki Hazar Denizi’ndeki ispatlanmış petrol rezervinin 16.0-32.5 milyar varil olduğu değerlendirilmekle beraber,gerçek rezervin 195 milyar varile varan miktarda olduğu tahmin edilmektedir. Hazar denizi ayarıca uzunluğu 101 km2yi bulan , derinliği 3,6 metreden az olmayan Volga-Don ve Volga-Baltik su kanalları ile Karadeniz, Baltik ve Beyaz Denize bağlantılıdır ve su çekimi 5000 tonu geçmeyen gemiler için ve Nisan-Kasım ayları arası geçişe müsaittir.

Hazar’ın statüsü ile ilgili tartışmalar 1994 sonbaharının başında  Rusya tarafından başlatılmıştır. Rusya Hazar’ın gerçek bir “kapalı veya karayla kuşatılmış deniz” olduğunu ve “açık bir deniz” ile ilgili uluslar arası kurallara maruz kalamayacağını ifade etmiştir. Azerbaycan, Rusya’nın bu tezine karşı çıkmaktadır. Hazar’ın statüsü ile ilgili tartışmanın her iki tarafı kendi argümanları için  yasal bir dayanak ileri sürmekte ve dünyanın geri kalanına kendi tutumlarını kabul ettirmekte ısrar etmektedirler.

Azerbaycan 1982 tarihli Birleş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin Hazar’a uygulanabileceğini ileri sürmüştür. Deniz Hukuku’nun maddelerine bakıldığında; Hazar, bu hukukun alanı içine girmektedir ve buna göre bölünebilir.

Sözleşmenin ilgili bazı maddeleri şunlardır;

- Devletler kendi karasularını 12 deniz mili (dm) uzunluğunda, karasal marjine bağlı olarak 200 ile 350 Deniz mili arasında kıta sahanlığı ve 200 dm uzunluğunda  Münhasır olarak Ekonomik Bölge (MEB) ilan etme hakkına sahiptirler.
- Kıta sahanlığı ve MEB’in üst üste geldiği durumlarda, “Kıta sahanlarının tespiti dengeli bir çözüme ulaşabilmek için uluslararası hukuk temelinde anlaşmayla yapılmalıdır”
- Sözleşmenin 9. bölümü “kapalı veya yarı kapalı” denizlerle ilgilidir.( Bu nedenle kapalı olmak Hazar’ın bir deniz olmasını engellemez)

- 122. madde kapalı(veya yarı kapalı) bir denizi şöyle tanımlamaktadır. “İki veya daha çok devlet tarafından çevrelenen bir körfez, havza veya deniz ve diğer bir denizle veya okyanusla dar bir çıkışla irtibatı olan, veya bütünüyle veya ağırlıklı olarak iki veya daha çok kıyı devletinin kara suları ve münhasıran ekonomik bölgelerinden oluşan”

Uzmanların görüşlerine göre, “Hazar ilk kriterleri karşılamazken, ikinci kritere göre değerlendirilebilir”

Bakü’nün talebinin açık geçerliğine rağmen , Rusya, İranla yapılmış eski anlaşmalara göre Denizin bölünemeyeceğini söylemektedir.

Bu anlaşmalar ve ilgili maddeleri şöyledir;

- Türkmençay Anlaşması’na göre (1828), Rusya ve İran arasındaki kara sınırı Hazar Denizi’nde sona erer ve böylece Hazar o zaman sınır tespitine maruz kalmıştır.

- 26 Şubat 1921 tarihli Dostluk Anlaşması Hazar üzerinde bütün Sovyet ve İran gemilerinin serbest seyrini sağlamıştır ancak anlaşma Deniz üzerindeki egemenlik hakları üzerine çok az şey içermektedir.

- 1926 tarihli sınır nehirlerinin ve denizlerinin karşılıklı kullanılması anlaşması,

- 27 Ağustos 1935 tarihli Anlaşmada Hazar üzerinde seyrü sefer özgürlüğünü tekrarlamıştır ve 10 millik balıkçılık bölgesi kurmuştur., ancak resmi bir sınır çizimi olmamıştır.

- 25 Mart 1940 tarihli Anlaşma  seyrü sefer özgürlüğünü ve 1935 Anlaşmasının balıkçılık haklarını tekrarlamıştır.

- 1950’lerin başında Sovyet yetkilileri göl statüsünde olan Hazar Denizi’ni sektörlere bölmüştür.

- Hazar Denizi’nin Sovyetler Birliğine ait kısmı Astarhan-Hasan Kulu mıntıkalarını birleştiren hattın kuzeyinde kalan alandır. Bu hattın güneyinde kalan alan ise İran’ın siyasi etkisi altındadır.

Bahse konu sözleşmelerin bir bütün olarak incelenmesi neticesinde elde edilen sonuçlar aşağıda olduğu gibidir:

- Hazar Denizi Sovyet ve İran denizidir.
- Sadece Sovyet ve İran ticaret gemileri Hazar Denizi’nde seyir yapabilirler ve gemilerin mürettebatları bu devletlerin vatandaşlarından oluşacaktır.
- Mevcut Sovyet ve İran anlaşmaları gereğince Hazar Denizi’2nde balıkçığı Sovyet ve İran vatandaşları yapabilir. Sahilden itibaren 10 millik bölgede sadece sahildar devlet balıkçılık yapabilir.

- Balıkçılık dışındaki diğer endüstrilerde Sovyet ve İran vatandaşları kendi sularında yapabilirler.

- Söz konusu Sovyet ve İran sözleşmelerinde savaş gemilerinin seyri, uçakların uçuşu hakkındaki yönergelerde söz edilmediği için İran savaş gemileri denizin Sovyet tarafında(bölümünde) seyir etme hakkına sahiptirler, uçakların uçuşu ise Sovyet yasama organlarının izini ile yapılacaktır. Aynı kurallar Sovyet savaş gemileri ve uçakları için de denizin İran bölümünde geçerlidir.

- Tarafların 15 Eylül 1962 tarihli nota teatisi gereğince, İran topraklarında ve Hazar Denizinde Yabancı devletlerin füze atış üssü ve deniz üssünün kullanılmasına izin verilmeyecektir.
- Karasuları tüzüğü Hazar Denizini ve sınır göllerini kapsamaz.

1970 yılında Sovyetler Birliğine ait kısmı : Rusya, Kazakistan, Türkmenistan ve Azerbaycan arasında bölüşülmüştür. Bu bölüşüm, uluslar arası pratikte geçerli esaslar göz önünde tutularak, denizin ortasından çekilen hat ile adı geçen ülkelerinin sınırlarını birleştiği noktalardan uzatılan hatların içinde kalan alanların, denize kıyısı olan devletlerin kullanımına bırakılması şeklindedir. Böyle bir bölüşümde belirleyici faktör, Moskova’nın telkin ve tercihleri olmuştur.

Hazar’ın statüsü sorunu, eski iki Hazar Devleti(Sovyetler Birliği ve İran) yerine, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra beş Hazar Devleti (Rusya, Azerbaycan, İran, Kazakistan ve Türkmenistan)’nın ortaya çıkmasını takiben daha da büyüdü. Hazar Denizi’nin yasal statüsü konusu ilk olarak, yeni ortaya çıkan bağımsız Kazakistan ve Azerbaycan Devletleri’nin yabancı ortaklarını işbirliğiyle kendi haklarını arama ve hidrokarbon rezervlerini işleme kararına vardıklarında ortaya çıktı. Ancak Rusya ve İran’ın bu karara verdikleri politik cevap oldukça heyecan doluydu.

Sorunun politik karakteri açıktı. Asıl amaç Batılı petrol şirketlerini Hazar petrollerinden mümkün olduğunca uzak tutmaktı. Diğer bir ifadeyle amaç, batının bu yeni devletlere olan etkisini azaltmaktı.

Hazar Denizi’nin Hukuki statüsü hakkında üç görüş görüş ortaya çıkmıştır:

1.Birnci görüşe göre Hazar Denizi bir göldür. Bu itibarla göl yatağı ve su alanları sahil olan devletler arasında eşit olarak bölünmeli ve her sektör ait olduğu devletin mutlak hükümranlığı altında olmalıdır.

2.İkinci görüşe göre Hazar Denizi 1982 Birleşmiş Milletler Denizler Hukuku Anlaşmasına uygun olarak değerlendirilmeli, sahildar devletlerden her birinin karasuları, kıta sahanlıkları, balıkçılık bölgeleri tespit edilmeli geri kalan sular açık deniz olarak kabul edilmeli ve bunların tarifleri yapılmalıdır.

3.Üçüncü görüşe göre Hazar Denizi kendine özgü jeolojik şartlarda meydana gelmiş geniş bir su havzası özelliğindedir. Özelliklerinin farklılığı sebebiyle mevcut uluslararası normların a ve pratiklerine göre bir düzenlemeye tabi tutulmaması sebebiyle Hazar Denizi, ne “göl”, ne de”deniz” olarak değerlendirilebilir. Bu sebeple kıyısı olan devletler arasında uygun ve yeni bir mekanizmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Diğer bir ifade ile kıyı devletlerin kendi sektörlerinde kalan bölgeler dahil, bütün balıkçılık alanları, deniz yatakları ve deniz taşımacılığı üzerinde ortak kullanma esası kabul edilmelidir.
Rusya Hazar Denizi’nde –ortak egemenlik çözümü için kendi argümanının meşru haklılığını öne sürmektedir. Rusya Federasyonu Hazar’ın statüsü ile ilgili sorunları ortaya atarak konsorsiyumlarda pay sahibi olmaya çalışmaktadır.

Ortaya konulan görüşlerden, üçüncü görüş daha ziyade Rusya ve İran için uygundur. Bu iki devletin kendi sektörlerinde doğal kaynaklar olmaması nedeniyle diğer devletlere ait sektörlerdeki enerji kaynaklarından yararlanmaları bakımından böyle bir düzen onların lehinedir.

1992-93 arasındaki dönemde, kıyı devletlerin temsilcileri Astarhan ve Tahran’da bir araya gelerek Hazar Denizi’nde sınırların çizilmesi, bölgesel kalınma, balıkçılık hakları ve çevre sorunları gibi konularda görüş teatisinde bulunmuşlardır. Bu toplantıda Kazakistan’ın 1970 yılında Sovyetler Birliği tarafından tespit edilerek uygulamaya konulmuş sınırları esas alan bölüşümün kabulüne dair önerisi Rusya hariç diğer devletler tarafından benimsenmiştir.

Rusya, ilk defa  1993’de Astarhan’da (Rusya), Rusya ve Azerbaycan Savunma Bakanlarının bulundukları toplantıda Hazar’da kıta sahanlığının 12 deniz mili olarak Azerbaycan tarafından kabul edilmesini istemiştir. Daha sonra ,1995, dönemin Rusya Federasyonu Dışişleri Bakan Yardımcısı Albert Çernişev Hazar Denizi’ndeki kıta sahanlığının 20 deniz mili olmasını önermiş. Ve son olarak da RF Dışişleri Bakanı Yevgeni Primakov bunun 45 deniz miline çıkartılmasını teklif etmiştir. Bu tekliflerin hiç biri Azerbayacan ve Kazakistan tarafından kabul görmemiştir.

Azerbaycan’ın Rusya’ya bu konuda gösterdiği aktif direniş, Karabağ savaşını her merhalesinde Ruslar’ın Ermenilere sağladıkları destekte kuvvetle yansımaktadır.
Azerbaycan’ın Hazar Denizi’ndeki petrol rezervinin büyük bölümü kıyıdan 45 deniz milinden daha açıkta ve kıyıdan 184 km’ye kadar uzaklıktaki petrol yataklarında bulunmaktadır.

Kasım 1994’de kıyı devletlerin, mevcut itirazlarını göz önünde tutarak Hazar Denizi’nde sınırların çizilmesi, balıkçılık hakları, deniz taşımacılığı ve diğer konuları incelemek üzere bir Hazar İşbirliği Komitesi teşkil edilmiştir.

Şubat 1995’de Azerbaycan hariç diğer komşu ülkeler karasularını 20 deniz mili olarak kabul etmişlerdir. 1995 yılının sonlarında Azerbaycan Hazar’ın çözümü için “Sınır Gölü” önerisini ortaya koymuştur.

Temmuz 1998’de Rusya ve Kazakistan, Hazar’da bölgesel sınırlar uygulamasını kabul eden bir anlaşma imzalamışlardır. Bu anlaşmanın imzalanmasından birkaç gün sonra, Türkmenistan ve İran ortak bir bildiri yayınlayarak anlaşmayı reddedip, beş kıyı ülkenin, oy birliği ile karar vermesi gerektiğini belirtmişlerdir.
Hazar Denizi’nin statüsü ile ilgili bu günkü sorunla ilgili uluslar arası anlaşmaların analizine göre her iki tarafın, hem Rusya’nın hem Azerbaycan’ın, kendi argümanı meşru temele sahip olduğu açıktır. Hazar Denizi’nin statüsünün belirsizliği sadece yapılacak yatırım harcamalarının Hazar Havzası zenginliklerinin başarı ile üretimi ve dünya pazarlarına ulaştırmasına deyip değmeyeceği ile ilgili değil, konu aynı zamanda bölgedeki istikrarın korunması ile ilgili bir çok soruyu da içermektedir.

Azerbaycan’ın petrol satışlarıyla ilgili asıl ödülü elde etmeden önce, güç ve maharet gerek5iren bir seri aşamaların tamamlanması gerekmektedir.

Bu aşamalar Hazar Havzası rezervlerin kesin teşhis ve tespiti, üretimi, ve dünya pazarlarına ulaştırılması, daha ileride konun Sovyetler Birliği2nin geçmişi ile olan ilgisi ve hukuki statüsü gibi çatışma ve jeopolitik ilişkilerin yanlış değerlendirilmesi gibi tehlikeleri içeren safhalardır.

- Birincisi; Hazar Denizi’nin hukuki statüsünü açıklamadaki anlaşmazlık
- İncisi, Bölgedeki bağımsızlıklarını yeni kazanmış oyun-cuların manipülasyonu gibi bir potansiyelle birlikte geleneksel, bölgesel güç ilişkileri
- Üçüncüsü; Avrupa’nın ekonomik faaliyetleri ile birlikte, araştırma ve küresel ortaklıklar ve teknik uzmanlık konularındaki deneyimleri ile, Kuzey Amerika güç faktörüne Batı dünyasının etkisi.
- Dördüncüsü; İslami Dünya ile Rusya arasındaki ilişkiler
- Beşincisi ise; çevresel ve ekolojik faktörlerdir.

Hazar Denizi’nin statüsünün basit ve açık bir tanım ile ortaya konulmasının bölgedeki tüm devletler tarafından memnuniyetle kabul edilmeyebileceğini görmek zor değildir.

Hazar Denizi’nin statüsü hakkındaki problemler karar alma süreçlerinde nihai tartışmalı konular halinde netleştirilmiştir.

Bunlardan Genel olanlar:

- Tartışma-1: Hazar Denizi ortak bir mülkiyet ve böylece bölgede payı bulunan tüm ülkelerin müşterek malı mı dır yoksa kesin bir şekilde paylaşım yapılmaya uygun mudur; yoksa bir gl müdür veya bir deniz olarak açıklanabilir mi?

- Tartışma-2: Şayet Hazar bölünebilirse, uygulanacak sınır tanımlaması prensipleri nelerdir?

- Hangi esas hatların uygulanması ile sınır belirlemeleri başarılabilir?

- Tartışma-3 :Bakü2nün konumu ve oluşturduğu referans, aidiyetin ve Batı Hazar’daki Azerbaycan payını içeren yataklardaki toplam kontrol hakkı yasal mıdır?

- Tartışma-4: Hazar’dan çıkarılacak her petrol ürününde bölgedeki denizde ülkesi bulunan devletlerin hepsinin payı olduğuna dair Rusya tarafından ortaya konan ve İran tarafından da desteklenen görüş ne kadar geçerlidir? İlaveten, diğer ilgili odalarca ortaya konulduğu şekilde tüm ilgili ülkelerin ilgi göstermesini gerektiren ekolojik ve çevresel faktörler ne kadar geçerlidir?

Hazar’ın statüsü ile ilgili tartışmalar Azerbaycan’da yatırım yapan batılı petrol şirketlerini rahatsız etmektedir. Hazar Denizi’nin eski statüsünde (Sektörlere bölünmüş Göl) olmasının konsorsiyumları meydana getiren şirketler için daha avantajlı olduğu değerlendirilmektedir.

Hazar Denizi’ndeki petrolün burada kıyısı olan devletlerce paylaşılması durumunda, üretilen Petrolün %20’sinin konsorsiyumlarda yer almayan İran’a verilmesi gibi bir sonuç ortaya çıkacaktır.

3.Hazar’a Kıyıdaş Ülkelerin  Yaklaşımları

    a.Azerbaycan’ın Yaklaşımı:

Azerbaycan Hazar konseptini “Sınır Gölü” olarak kabul etmekte ve Hazar’ın bölünmesini beş devlete ait sektörel bölüme ayırmakta ve her sektörün ait olduğu devletin karasuları olarak saymakta ve verilen bölümü veya sektörü umuma açık olmayan bölge olarak görmektedir.

Azerbaycan’a göre her bir ülke Hazar Denizi’nin beş kıyı devleti arasında bölünerek oluşturulacak Hazar’ın karasal sektörü üzerinde münhasıran egemenlik hakkına sahiptir.

Göllerin iki veya daha çok devlet arasında bölünmesiyle ilgili örnekler çoktur. Çok iyi bilinen örnekler şunlardır: Victoria Gölü, (Kenya, Tanzanya, Uganda), Büyük Göller (ABD ve Kanada) ve Hazar’ın bu şekilde bölünmesine yönelik engeller yoktur.

Azerbaycan, Rusya ve İran tarafından yapılan anlaşmalarla, denizin Rusya tarafından zaten bölünmüş olduğunu ileri sürerek, Hazar’ın bölünemezlik argümanını reddetmektedir.

1950’lerin başında Sovyet yetkilileri Hazar Denizi’ni sektörlere bölmüştür. Bu yaklaşım hem merkezi Sovyet Hükümeti’nin ve de enerji (petrol ve doğal gaz, ekonomi(balıkçılık) ve ulaşım alanları dahil Hazar’da faaliyette bulunan pek çok ayrı bakanlığın faaliyetlerinde kabul edilmiştir.

 Rusya ve İran Hazar Denizi’ni benzer şekilde bölgelere bölmüşlerdir.

 Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra yeni oluşan devletlerin liderleri Sovyet döneminde oluşturulan ulusal sektörlere göre Hazar Denizi’nin bölünmesini tanıyan bir anlaşma imzaladılar.

 Bu yeni bağımsız ulusal sektörler SSCB’de varolan eski cumhuriyet sektörlerine uygundur.

 1992’nin başında, SSCB’nin çöküşünden sonra, Rusya Petrol Sanayisi Bakanlığı yeni oluşan devletler arasında Hazardaki petrol sahalarının bölünmesiyle ilgili direktif yayınlamıştır. Moskova ayrıca Hazar Denizi’nin tabanını ayrı ulusal enerji sektörlerine bölmüştür ve Rusya Enerji Bakanlığı bu bölünmeyle ilgili anlaşmalar imzalamıştır.

 Bakü’nün “Sınır Göl” önerisinin Rusya, İran ve Türkmenistan tarafından kabul edilmemesi şaşırtıcı değildir, çünkü bu durumda en zengin petrol yatakları bölgeleri Azerbaycan ve müttefiki Kazakistan’a ait olacaktır.

 Bu fikirlere dayanarak Hazar’ın sektörel bölünmesine karşı olan bugünkü Rus politikası Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından hem önce hem de sonra Moskova tarafından ortaya koyulan örnekleri görmezlikten gelmektedir.

 Azerbaycan’ın ilave olarak “Açık Deniz” önerisi:

 Azerbaycan, Hazar Denizi’nin statüsü sorununa “Açık Deniz” konsepti olan çözümü başka bir çözüm olarak önermektedir. Bu çözüm 16 Kasım 1994’te yürürlüğe giren  Birleşmiş Milletler’ in 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne dayanmaktadır. Hazar Denizi iç devletler ilişkilerinde merkezi hat (çizgi) prensibini getirmektedir. Her devletin 12 mil karasuyu limiti vardır. Kıyı devletlerin tam egemenliği belirlemiş deniz sektörüne üzerindeki hava sahasına ve deniz yatağına kadar olan bölgeye ve deniz yatağının altına kadar uzatılmıştır.

 Kıyı devletin münhasıran ekonomik bölgesi 12 dm olan karasuyu limitinden başlamaktadır, fakat münhasıran ekonomik bölgenin genişliği karasuyu limitinden itibaren 200 deniz milini aşmaktadır. Bununla beraber Hazar Denizi’nin maksimum genişliği 200 deniz milini aşmadığını hesaba alarak devletler arasındaki münhasıran ekonomik bölgenin dış sınırlar, uluslar arası hukuk ışığında merkezi bir hatta olan eşit uzaklık prensibine dayanması esasına göre belirlenmiştir. Bu kurala göre, her devletin kendi münhasıran ekonomik bölgesinde egemenlik hakları mevcuttur. Bunlar deniz yatağını, deniz yatağı üzerini ve altını kapsayan sularda canlı ve cansız kaynakların korunması ve kullanılması konularda egemenlik hakkına sahip olmaktır.

b.Kazakistan’ın Yaklaşımı:

 Kazakistan ve Azerbaycan Hazar Denizi’nin statüsü konusunda müttefiktirler.

Kazakistan Hükümetinin düşüncesine göre karşı kıyı hatlardan eşit uzaklıkta olan merkez bir hatta göre ekonomik bölgelerin bölünmesini içeren bir öneri getirmektedir. Verilen bölgelerin sınırları içerisinde devletin doğal kaynaklarının kullanılması konusunda egemenlik hakları olduğunu belirtmektir.

 Bugün Azerbaycan ve Kazakistan Hazar’ın bölünmesinde tek bir ortak tavır uygulamakta; İran, Rusya ve Türkmenistan böyle bir durumu çözümsüz olarak görmektedir. Bakü’de Akmola’da ve bazı batı başkentlerinde Rusya tek başına görülmemekte. Rusya’nın İran’la yaptığı ikili anlaşmalar otomatik olarak göz korkutmaktadır.


c. Rusya’nın Yaklaşımı:

Uluslar arası hukuku açısından, Ruslara göre Hazar “Kapalı bir Deniz’dir” ve “Açık bir Deniz” gibi değerlendirilmemelidir. Bu açıdan gerek “kıta sahanlığı” gerekse “münhasır ekonomik bölgeleri” açık deniz gibi değerlendirilemez. Bu görüş Şubat 1995’te Londra’daki “Hazar’daki petrol ve Havyar” konferansı toplantısında da Rusya tarafından desteklendi. “Karasuları”, “Kıta Sahanlığı” ve “Münhasır Ekonomik Bölge” konseptleri 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesinde belirlendi. Bu konseptler her yönü ile Hazar için uygulanmıyor ve sözleşmenin bazı kuralları otomatik uygulanan kurallardan değildir.

Rusya Hazar’ın kıyıdaş ülkelerce kullanımı görüşüne karşıdır. Temelde kıyıdaş ülkelerin hakkı uluslar arası anlaşmalarda ortaya konabilir ancak pratikte Rusya’nın Hazar problemini çözümü konusunda veto hakkı vardır. Rusya’nın bu tezi İran ve Türkmenistan tarafından desteklenmektedir.

Rusya, İran ve Türkmenistan Hazar’ın “kapalı bir iç deniz” olduğunu kabul etmekte ve 20 millik karasularını kullanmaktadırlar. Bu deniz bölgesi “Akvatoria” suyunun parçası olarak tanımlanmaktadır ve Hazar’ı çevreleyen ülkelerin uluslar arası sınırları ile kısıtlıdır.

Hak sahibi ülke hem su yüzeyini hem deniz dibini hem de hava sahasını kullanabilmektedir.

20 millik karasuyunun ötesinde 20 millikte münhasır ekonomik bölge vardır. Bu bölgeden hak sahibi ülke deniz dibi zenginlikleri dahil yararlanabilir. Üçüncü ülkeler bu bölgeyi seyir amaçları, kablo döşemek, eğlence gibi amaçlarda kullanabilirler.

Hazar’ın merkez parçasını oluşturan karasuları ve münhasıran ekonomik bölgelerin 40 milinden sonrası Hazar’a sahildar ülkelerin hepsine açıktır. Bu ülkeler, aralarında yapacakları anlaşma ile bu bölgenin kullanma yöntemini belirleyebilirler.

Böylece Rusya, Hazar Denizi’nin eşit paylaşımına dayalı ortak mülkiyet fikrini ileri sürmektedir. Uluslar arası ilişkilerde ortak egemenlik rejimi genel olarak “condominium” (ortak mülkiyet) şeklinde belirtilir. Uluslar arası hukukta “kapalı bir su kütlesi” üzerinde ortak mülkiyete sadece bir tane önemli emsal vardır: El Salvador Handum ve Nikaragua arasında Fonseca Körfezi’nin paylaşımı.

Her ne kadar ortak mülkiyet genelde ilgili taraflar arasındaki anlaşmayla ifade edilerek oluşturuyorsa da Fonseca Körfezi örneğinde ortak mülkiyet Uluslar arası Adalet Divanı’nın bir kararı sonucu gerçekleştirilmiştir. Bu kararın nedeni Körfezin eskiden tek bir devlete – İspanya’ya ait olması ve uzun bir süredir bütün bir su kütlesi olarak değerlendirilmesidir. Mahkeme halef devletlerin ortaya çıkmasını takiben bu bütünlüğün bozulmasında bir avantaj görmemiştir. Bu örnek eski Sovyetler Birliği’nin yerinde geçen devletlerin ortaya çıkışıyla Hazar’daki duruma çok benziyor ancak bütün Hazar’ın tek bir devlete ait olmaması nedeniyle farklılık arz etmektedir.

Hazar Denizi’nin statüsü üzerindeki tartışmalar için yeterli yasal bahaneler ve örnekler varsa da Hazar’ın kendi statüsüne dayanarak bölünüp bölünemeyeceği şeklindeki bugünkü tartışmanın çerçevesi yanlış oluşturmaktadır.

Hazar’ın bir deniz mi yoksa göl mü olduğu sorusu gerçek sorunun çerçevesini doğru bir şekilde çizmektedir: Eski Sovyetler Birliği cumhuriyetleri kendi kararlarını Rusya’dan bağımsız alabilecekler mi?

d. İran’ın Yaklaşımı:

İran Hazar Denizi’nin 5’e bölünerek her kıyıdaş ülkeye %20 pay verilmesi ve petrol doğal gaz rezervlerinden eşit olarak faydalanmasını savunuyor.

Aralık 1995’te Tahran’da yapılan “Hazar’daki petrol ve gaz stoklarının işletmesi” adlı uluslararası konferansta İran Petrol Bakanı Gulam Rıza Ağazade: “İran’ın Hazar petrollerinin işletmesi konusundaki yaklaşımları politik değil ekonomiktir” diye vurgulamıştır.

İran, kuzeydeki enerji ihtiyacı bakımından Türkmenistan’a muhtaçtır. Aynı zamanda Türkmenistan da doğal gazının dünyaya açılımı için İran’a muhtaçtır.

Dolayısıyla İran kendisi için en uygun çözüme yönelecektir. Bu durumda Hazar’ın statüsü konusunda İran’ın Rusya’dan farklı düşünmesi söz konusu olabilir. İran Hazar petrollerinden %10 pay aldı. Artık Rusya ile İran’ın Hazar’ın eski statüsü konusundaki kutsal ilişkileri kalmamıştır.

 
e.Türkmenistan’ın Yaklaşımı:

Türkmenistan’a göre Hazar Denizi eşi az olan bir denizdir ve dünyadaki bugünkü uygulamalara ve numunelere tabi olmayabilir. Denizin bölünmesi kararı için geleneksel kurallar uygun değildir ve statü sorunu problemini Hazar’a kıyıdaş ülkelerce çözülmelidir. Bu yaklaşım Rusya ve İran tezlerine uygundur.

Yani Türkmenistan tarafı, Hazar’da kıyıdaş ülkelerce karasuların ve münhasıran ekonomik bölgelerinin çizilmesinden sonra ve bu bölgelerde kendine tayin edilen doğal kaynakları işletebilecek. Ortada kalan denizin merkezi –“condominium” kuralına tabi olarak tüm Hazar yani devletlere ait olacak.

Rusya’nın güdümünde olan Türkmenistan Şubat 1997’den sonra Azerbaycan’la şiddetli diplomatik krize girmiştir. Türkmenistan tarafı Azerbaycan’ın eski sektöründe bulunan “Azeri”,”Çırağ” ve “Kedez” petrol yataklarının “Türkmenistan sahillerine daha yakındır”  iddiasıyla bu petrol yataklarını istemektedir.

4. Ekonomik ve  Çevresel Problemler

Azerbaycan’da ve eski Sovyet cumhuriyetlerinde yatırım yapan batılı petrol şirketlerini sadece Hazar’ın statüsü ile ilgili tartışmalar rahatsız etmemektedir. Bölgedeki ekolojik durum tam bir felaketin eşiğine gelmiştir. Hazar Denizi’nin yükselen seviyesi ve Rusya’nın Astarhan vilayetinin su altında kalan bölgeleri Kalmıkiya Federasyonun başarısız arazi kurtarma politikaları ve Azerbaycan petrol kaynakları bölgelerin kirlenmesi, durumu iyice kötüleştirmektedirler.

Tahminlere göre:

- 2010 yılına kadar Hazar’ın su seviyesi 26 metreye kadar yükselecektir.
- Azerbaycan’da 800 kilometrelik sahil şeridi su altında kalma tehlikesi ile yüz yüze kalacaktır.
- Su altında kalacak maksimum alanın genişliği 25-30 km. ve daha az tehlikede olan alan ise 35-40 km.dir. Azerbaycan’ın Lenkaran-Astara bölgesinde şu anda bile ciddi su altında kalma tehlikesi mevcuttur. Tehlikeli bölgede 700 bin insan yaşamaktadır. Bununla birlikte Dağıstan’dan Astara’ya kadar yolların yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Bununla birlikte su altında kalan araziden ve tehlikeli bölgelerden 200 km.lik enerji hattını kaydırması gerekmektedir. Bakü’deki evler ve liman tesisleri gibi yapılar da sular altında kalma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Meydana gelmesi muhtemel direk hasarın 2 milyar ABD doları olması beklenmektedir.

Diğer bir ekolojik görüş de kıta sahanlığındaki acele yapılan istismarların meydana getirdiği kirliliktir. Bu kirlilik Akbalıklarına (diğer isimleri Mersin balığı) ve diğer canlılara, deniz hayatına büyük bir tehlike olarak görülmektedir.

 Dünyada balık ve havyar üretiminin %80 Hazar Denizi ve Volga nehri bölgesinden sağlanmaktadır. Tehlike Azerbaycan için de farklı değildir. Akbalıklar açık denizde yapılan petrol üretiminin çalışmalarının getirebileceği tehlikesi altındadır.

Rusya, Hazar’ın bölünmesine karşı çıkacak bir önemli nedenini de ekonomik kirlenme eylemleri göstermektedir. Ancak Ruslar burada görmezlikten gelip Sovyet dönemi zamanı Hazar’da kirliliğin aşırı hadde ulaştığından 1992’den sonra ise durumun değişmediğinden ve hatta biraz iyi olduğundan bahsetmiyorlar.

 Denizdeki petrol yataklarını işletmesinde meydana gelen hidrokarbona tığı litrede 45-50 mg. Civarında standartlar içinde kabul edilmektedir.  Ancak bu oran Sovyet döneminde olduğu gibi %15 artış gösterirse –deniz yüzünde yağ filmi oluşmasına neden olarak yavru Akbalıkların ölümüne sebep olmaktadır.

 Azerbaycan hükümeti bu problemi 30 yıl önce de yaşamış ve balık bölgelerinin korunmasına karar verilerek Hazar Denizi’nde 12 tane yeni balık çiftliği açılmıştır. 120 milyon yavru balık üretimi düşünülmekteyken bu sayı sonradan 20 milyona gerilemiştir.

 Şu anki görünümüyle Hazar’daki problem sadece hidrokarbon fazlalığı ve suların artması değildir. Bu bölgede kontrol ve düzenleme yapabilecek koruyucu tedbirler alabilecek uluslar arası bir otoriteye de ihtiyaç duyulmaktadır.

 Bölgede üretilen gaz ve petrolün uluslar arası piyasaya ulaştırılması için izlenecek yollar kapsamında boru hatları, tanker, demiryolu gibi bölgede bulunan bölgesel güçler arasındaki rekabet ile ABD’nin jeopolitik çıkarları ile diğer Avrupa ülkelerinin ilgisiyle çok geniş kapsamlı bir işbirliği ve ticaretin oluşmasına neden olmuştur. Rusya açısından ABD, eski Sovyet cumhuriyetlerindeki hammaddelere ulaşmak ve buralardaki ülkeler üzerinde etkili olmak ve Rus etkinliğini azaltıcı faaliyetlerde bulunmaktır. Batı ülkelerinin Hazar Bölgesinden Rusya’yı uzaklaştırma stratejik hedeflerini asla terke etmemeleri, NATO’nun doğuya doğru genişleme çabaları Moskova tarafından çok geniş kapsamlı olarak izlenmektedir. Kısaca söylemek gerekirse “Rusya Hazar Bölgesi üzerindeki etkinliğini kaybedebilecek gibi görünmemektedir”.

 Burada önemli olan şey sadece petrol pompalayarak veya transit geçirerek para kazanmak değil aynı zamanda bu petrol boru hatlarını kontrol etme avantajını elde tutarak Transkafkasya ve Orta Asya cumhuriyetleri üzerinde jeopolitik bir etki yaratma düşüncesidir.

5. Son Gelişmeler

Her ne kadar Hazar’ın sektörel bölünmesine karşı Rusya’nın muhalefeti iki yıldan çok sürmese de Moskova’nın tutumu 1996 yılında “Denizin bölünmesi durdurulamaz...Tek sorun bu bölünmenin nasıl gerçekleştirileceğidir”  anlayışının benimsenmesiyle değişmeye başlamıştır. 12 Kasım 1996’da Rusya her bir ülke için 45 millik münhasıran ekonomik bölgenin tanınmasını fikrini ortaya atmıştır. Rusya ayrıca delme işlerinin başlamış olduğu 45 millik limitin ötesinde petrol ve gaz rezervleri üzerinde ulusal yetkiyi tel-tek ülke temelinde tartışmaya istekli olduğunu açıklamıştır. Diğer bütün rezervler beş Hazar devletinin ortak şirketleri vasıtasıyla “ortak mülkiyet” altında olabilir.

 Orak egemenlik Rusya’da diğer kıyı devletlerin mineral kaynaklarından bir pay verebilir ve Moskova’yı hem Rusya üzerinden boru hatlarıyla ihraç etme gereği ve hem de Hazar petrolünü ve gazını üretme ve pazarlamayla ilgili herhangi bir kararda kendi çıkarlarını artıracaktır. Bu durum ayrıca Azerbaycan’ın, Kazakistan ve Türkmenistan’ın Batılı şirketlerle iş yapma yeteneğini kısıtlayabilir. Jamestown Vakfı bu teklifi şu şekilde değerlendirmiştir: “Hazar Denizi’nde yasal tahribat yapılabilir. Azeri, Türkmen ve Kazak petrol ve gaz rezervlerinde ayırıcı çizgiler çekmek siyasi zorluklar çıkarabilir ve açıkça Batılı yatırımı caydırabilir.” Bakü’nün petrol zenginlikleri 45 millik bölgenin ötesinde yer aldığından Azerbaycan bu anlaşmayı imzalamayan tek kıyı ülkesi olmuştur.

 Kendi menfaatlerini kollayan Birleşik Devletlerin bu teklife cevabı ABD’nin BDT Büyükelçisi James Collins’in Azerbaycan Başkanı Haydar Aliyev’e bir mesajla Washington’un “kendi şirketlerine desteğini ve Hazar Denizi’nin sektörel bölünmesi fikrini canlı tuttuğunu göstermiştir.” Bu cevap pek çok uzmana sürpriz olarak gelmiştir çünkü ABD’nin eski Sovyet devletlerinin Moskova’dan kopmasını görmek ile piyasa ekonomisine dayalı demokrasiye yönelik Rus reformlarını destekleme arzusunu dengelemesini amaçlayan bölgesel politikasına uygun değildir.

 ABD’nin Hazar’ın sektörel bölünmesi yönündeki tutumu –Rusya’nın bu konudaki tutumuna doğrudan ters –Washington’daki bir politika değişikliğini açıkça göstermektedir. Yıllık 6 milyar varil ham petrol tüketicisi olarak Birleşik Devletler sahip olduğu zengin enerji potansiyeli nedeniyle Hazar Denizi’yle artan bir şekilde ilgilenmeye başlamıştır. Batılı uzmanlar Hazar’ın Batı için ikinci en büyük enerji sağlayan bölge haline gelebileceğini ve böylece bugünkü Basra Körfezi petrolüne bağımlılığın azalacağını öngörmüşlerdir. Birleşik devletler Hazar’ın kıyıdaş ülkeler arasında bölünmesinin Hazar’ın enerji zenginliklerinin zamanında ve hassas şekilde çıkarılmasını kolaylaştıracağına inanmaktadır. Ancak ABD’nin Rusya’yla uzlaşma politikasının ışığında Washington’un Hazar’a yeni yaklaşımıyla ABD yönetiminin gerçekten Moskova ile bir karşı karşı gelmeye hazır olup olmadığı zaman içinde görülecektir.

 Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından bölgede ortaya çıkan yeni üç genç devleti görmezden gelerek kendisinin SSCB’nin mirasçısı olarak gören ve başta petrol olmak üzere Hazar Denizi’ndeki zenginliklerden geçmişteki gibi yaralanmak isteyen Rusya, bu düşüncesinden vazgeçmeye başlamıştır. Hazar’ın tüm zenginliklerden pay almak isteyen ve bu konuda İran’ın desteğini alan Rusya, Nisan 1998’de Azerbaycan ve Kazakistan tarafından savunulan teze dönerek, taraf ülkelerle görüşme turlarına başlayacağından söz etmiştir.

 Dünya siyasetinde olan son gelişmeler göstermiştir ki Hazar Denizi’nin statüsü ile problemin çözümünde yakın zamanda önemli değişiklikler olabilir.

 2001 Ocak ayında yer alan Putin’in Bakü’ye gelişi Hazar Denizi problemlerinin çözümüne yeni yöntemler getirerek yeniden canlandırdı.

 Moskova dostluk gayesi güderek kendi menfaatleri gereği bölgede her şeyden önce –enerji kaynaklarının bulunduğu bu bölgede etkin olmanın yollarını aramaktadır.

 Bunun örneği; Azerbaycan Devlet Petrol Şirketi ve Lukoyl şirketi arasında, ZIH – HOVSAN petrol yatağının birlikte işlemesi hakkında anlaşmalar imzalanmıştır. Bu anlaşmalarda Hazar Denizi’nin statüsünün yeniden hazırlanmasında ilerleme sağlanması için ilgili taraflar irade belirtmişlerdir. Bu safhada, Hazar Denizi’nin dibi kıyısal devletler arasında ‘ortak hattın” yönteminin esasında sektörlere bölmek. Kıyısal devletler kendi sektöründe olan doğal ve diğer ekonomik kaynakların işletmesinde hak sahibi olacaklar.

 Aynı zamanda Mart ayında İran’ın cumhurbaşkanın Moskova’yı ziyareti –Hazar Denizi’nin statüsünün çözümünde yeni bir çözüm getirmemiştir.

 2001 yılının Mayıs ayında Türkmenistan Dışişleri Bakanlığı “Azeri”,”Çırağ” ve “Kepez” petrol havzalarında Azerbaycan tarafından yapılan işlerin durdurulması hakkında bir Nota göndermiş, mevcut durumun devamı halinde her türlü gerekli tedbirler alacağını bildirmiştir.

 Sonuç olarak; Hazar Denizi statüsü çatışmasının temel nedeni jeopolitiktir. Rusya sadece Hazar’da enerji açısından zengin bir sektöre sahip olmadığı için değil ayrıca Transkafkasya ve Orta Asya üzerindeki nüfuzunu kaybedebileceği nedeniyle korku içindedir. Bu durum Rus politikalarının bölgedeki Batı nüfuzunu sınırlamaya ve Rus kontrolünü ilerletmeye yöneltmiştir.

 Eski SSCB’nin Güney cumhuriyetlerinin gelecekteki tam bağımsızlığı gündemdedir. Bu ülkeler gerçek anlamıyla bağımsız hale gelebilmek için kendi seçimlerini yapmak zorundadırlar. Kendi kararlarını almak ve Hazar’ın kalkınmasından gelir elde etmek için sahip oldukları tek yol –Hazar’ın sektörlere bölünmesi hususunda anlaşabilmeleri olacaktır. Eğer Hazar’ın ortak kontrolünde anlaşırlarsa gerçekte Rusya’nın isteğine boyun eğmiş olacaklardır.

 Son gelişmeler göstermektedir ki Moskova sektörlere bölünmesi konusunda yumuşamamaktadır. Bu sorun üzerinde bir uzlaşma sağlamak için umut verici bir adımdır, ancak Rusya’nın bölgedeki nüfuzunun kaybolmasına yol açabilecek bir çözümü kabul edeceği ihtimal dışıdır. Birleşik Devletlerin yaptığı son açıklamalar Washington’un gelecekte Hazar sorunlarına karışacağını göstermektedir. Hazar Denizi’ndeki ve çevresindeki hidrokarbon’un çıkarılması ile ilgili faaliyetler kapsamında yapılan büyük ölçüdeki yatırımlar bölgedeki yaşam üzerinde önemli bir etkiye sahip olacaktır. Hazar Denizi’ni ve Güney Kafkasya’yı Rusya’nın tesiri dışına çıkararak zaman içerisinde Rusya’nın bölgedeki etkisini azaltmak gereklidir. Halihazırda böyle bir oluşum SSCB’nin çözülmesiyle başlamış ve Kafkasya’da devam eden tezat politikaların gelişmesi ve Çeçenistan’daki çatışmalarla devam etmiştir.

 Şimdiki durumda Rusya Federasyonu Hazar petrol rezervlerini işletmek ve kendi menfaatlerini gözetmek konusu üzerinde durmaktadır.

 Bölgedeki petrol boru hattı mücadelesi başlamıştır. Petrol menfaat değildir, ancak gücün ve etkili olmanın kaynağıdır. Rusya eski pozisyonunu tekrar elde edebilmek maksadıyla bu son fırsatını kullanacaktır. Muhtemeldir ki boru hatları konusu gayri nizami hareketlerin artışına neden olacaktır.

 Çevresel problemler açısından petrol işletmelerinin neden olabileceği kirlilik ve balık stoklarına verebilecek zararlar için şimdiden acil önlemler alınmalıdır. Bu havzada 5 sahildar devleti içine alan bir uluslar arası kuruluşa ve bunun aldığı kararları kontrol eden bir mekanizmaya ihtiyaç duyulmaktadır.

 Dünyanın iyi büyük gücü –ABD ve Rusya’nın ve bu iki büyük gücün müttefiklerinin ilgileri artan bir şekilde Hazar üzerinde yoğunlaştıkça merkezi Avrasya’da petrol ve nüfuz için oynanan yeni”Büyük Oyun” daki hamleler giderek artacaktır.

 Hazar Denizi’nin global siyasetteki önemi şu ifadeyle özetlenebilir:

 Hazar sorunu eski SSCB toprakları üzerindeki en önemli jeopolitik sorunlardan birisidir. Dünyanın büyük güçlerinin çıkarları burada iç içe geçmiştir. Stratejik açıdan önemli petrol sahaları ve balık stokları buradadır. Hazar Devletleri (Rusya dahil) için hayati önemdeki petrol ve doğal gaz boru hatları bölgeden çıkmaktadır. Sadece petrol görevlileri ve diplomatlar değil, kültürler ve jeopolitik yönelimler de burada çarpışmaktadır. Statüko uzun süre devam ettirilemez. Tek sorun kimin bu statükoyu değiştirip ve kimin bundan faydalanacağıdır. Bu nedenle, Türkiye’nin bölgede etkin olabilmesinin temelinde yatan sorunlardan birisi de “Hazar Denizi”nin statüsünün belirlenmesidir.

 

 
 SİTE İÇİ ARAMA

SON EKLENEN 5 MAKALE
TÜRKİYE- AVRUPA BİRLİĞİ TARİHÇESİ

KARŞI DEVRİM HAREKETLERİNİN EN ETKİLİSİ ŞEYH SAİD İSYANI

BM VE TBMM DE KABUL EDİLEN İKİ SÖZLEŞMENİN ÜLKEMİZE ETKİLERİ

CUMHURİYETİN 86 NCI YILINDA BAŞINA GELENLER

RİSK VE RİSK YÖNETİMİ

SİTE ANKET
Yeni Sitemizi Nasil Buldunuz?
Çok Iyi
Iyi
Normal
FikrimYok