TÜRKİYENİN BÖLGE ÜLKELERİ İLE İŞBİRLİĞİNİN GELİŞTİRİLMESİNE YÖNELİK STRATEJİLERİNİN TESBİTİ
1. GENEL
ABD nin eski Ankara büyük elçisi Morton Abramavitz ‘in de söylediği gibi,” Anadolu yarımadası tarih boyunca bin yılların kavşak noktası, bir birinden çok farklı toplulukların doğulu ve batılı, yerleşik ve göçebe,Hıristiyan,Müslüman,Yahudi ve putperest kavimlerin buluşma yeri olmuştur

1. GENEL
ABD nin eski Ankara büyük elçisi Morton Abramavitz ‘in de söylediği gibi,” Anadolu yarımadası tarih boyunca bin yılların kavşak noktası, bir birinden çok farklı toplulukların doğulu ve batılı, yerleşik ve göçebe,Hıristiyan,Müslüman,Yahudi ve putperest kavimlerin buluşma yeri olmuştur.Küçük Asyadaki toplumların hayatında yepyeni çığırlar açılmış,yaşanmış ve sona ermiştir”.Yine ABD eski başkanı sn.Clınktın ‘ın TBMM de yaptığı konuşmada ortaya koyduğu tespite göre, 20 nci yy Osmanlı İmparatorluğunun tasfiyesi ile, 21 nci yy da bu tasfiyenin sorunları ile geçecekdir ifadesi aslında,Türkiye;çevresinde bir barış ortamının yaratılabilmesinin ne kadar zor ve uluslar arası bir sorun olduğunu görmek ve kabul etmek gerekir.Ancak yinede  Türkiye için bu hedefin gerçekleşmesi,  asgari olarak şu hususların bilinerek etkilerini düşünmek  gerekir.

a.Türkiye nin iç dinamikleri
b.Türkiye nin milli güçü
c.Türkiye çevresindeki ülkelerin  muhtemel milli hedefleri
d.Global güçlerin bölge politikaları
e.Birleşmiş milletlerin barışı koruma ve tesis etmede etkinlik derecesi

2.TÜRKİYE’NİN İÇ DİNAMİKLERİ VE MİLLİ GÜÇ UNSURLARININ TAHLİL:

 Türkiye; 774.815 km2 büyüklüğünde, BM üye 200 ülke içerisinde toprak büyüklüğü bakımından 32. nci sırada nüfusu 67.865.574 kişi olup nüfus büyüklüğü itibariyle 16. ncı sırada, dünya GSMH sıralamasında 144 milyar dolar ile OECD nin 30 ülke içinde 20. nci sırada yer alır.Okuma yazma oranı %87, İşsizlik oranı yüksek, gelir dağılımı bozuk, 2000 Yılı dünya bankası verilerine göre Dünya GSMH fert başına düşen 4800 dolar olan dünya ortalamasının yarısı kadar olan bir milli gelir seviyesindeki bir  ülkedir.Ülkenin, hızlı nüfus artışı,çok büyük oranda iç ve dış borç yükü altında olan bu ülkenin çözüm bekleyen pek çok sorunu vardır. Bu ülkenin önce iç yapısını sonra da çevresinde bir barış ortamının yaratılması için öncelikle Türkiye nin milli güç unsurlarını ayrı ayrı  kısaca bir tahlilini yapacak olursak, çıkan sonuca göre bir karar vermemiz gereklidir.
Çünkü barış; Ülkenin milli gücü oranında yarattığı şartlara göre önem kazanır.

Türkiye nin barış ortamını yaratacak milli güç unsurları;
a.Coğrafi güç
b.Ekonomik güç
c.İnsan gücü
d.Politik güç
e.Askeri güç
f.Teknolojik güç
g.Psiko sosyal güç olarak milli güç unsurlarının bir  analizini  yapacak olursak  karşımıza şu tablo çıkacaktır.

3.TÜRKİYE NİN COĞRAFİ GÜCÜ:

Türkiye nin coğrafi konumu ve doğal yapısı itibariyle insan yaşamı için büyük avantajlara sahip, bölgede toprakları çöl olmayan, zengin yer altı ve yer üstü ekonomik kaynakları olan büyük su rezervleri ile yüksek kültür ve medeniyetlerin oluşmasında,alt yapısı olan, zengin kültür varlıklarıyla ve Turizm potansiyeliyle bir büyük ülke olduğu görülür.Bu ülkenin Doğu-Batı arasındaki uzaklık yaklaşık olarak 1700 km uzunluğunda dır. Bu derinlik yurt savunmasında derinlikte savunma imkanı verir .
Türkiye’nin, 3 tarafının denizlerle çevrili olması, dünyanın her yerine açılma ve ülkenin dışardan gelecek askeri istilalara karşı savunmasını kolaylaştıran bir özellik arz etmektedir.Bu coğrafi yapı, Tarih boyunca, batı doğu, kuzey güney istikametlerinde girişilen istila hareketlerinde, ticaret, kültür, askeri ve ulaşım hatları ile politik mücadelelerinin içinde yer almıştır. Dünyanın en stratejik su yolları boğazlar ve  geçitleri kontrol eden jeopolitik önemi çok yüksektir.  Türkiye’nin bu jeopolitik özelliği, Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu gibi dünyanın en istikrarsız ve sorunlu bölgelerinin merkezinde ve bu bölgelerdeki sorunların çözümünde Türkiye dikkate alınmak zorundadır. Türkiye nin bu üstün Jeopolitik konumu çok önemli bir avantaj olduğu gibi, bu coğrafyayı kontrol eden ülkenin zayıf ve yetersiz milli güce sahip olması durumunda daima huzur ve istikrarı bozulup, global güçlerin çıkar ve amaçlarına alet edilerek çok yönlü ve çok boyutlu tehditler ve sorular içinde olacaktır.Türkiye coğrafyası mevcut yapısı ve ülke bütünlüğü ile üzerinde yaşayan insanların refah ve mutluluğunu sağlamaya yetecek kaynak ve imkanlar ile bölgeye ve çevre ülkeler üzerinde de büyük etkileri olacaktır.

 4.TÜRKİYENİN EKONOMİK GÜCÜ:

Türkiye nin 1980 li yıllarda başlattığı dışa açılma hamlesi ve buna bağlı olarak ekonomik sistemde yapılan değişiklik ve düzenlemelerin getirdiği yapı değişikliği daha sonraları,gerek olumsuz ekonomik dış gelişmeler ve gerekse içeride yaşanan ekonomik ve siyasi istikrarsızlık nedeniyle giderek ivmesini yitirmiş,  makro ekonomik dengeleri iyice  bozulmuştur. 17 Ağustos 1999 yılında yaşanan büyük deprem ve daha sora da, gelişen ekonomik krizler ile durumu ağırlaşmıştır, Aralık 2000 yılında içine sürüklendiği ekonomik kriz ülkenin iktisadi ve sosyal  hayatının bütün dengelerini bozmuştur.Bu durum Türkiye nin içinde ve çevresinde bir barış ortamının kurulmasında en önemli unsur olan milli gücün ekonomik unsurunu iyice zayıflatmıştır.Diğer milli güç unsurlarını destekleyen ve besleyen Türkiye’nin ekonomik gücü düzelmeden ve güçlenmeden ülkede ve çevresinde bir barı kuşağının oluşturulması adeta imkansız hale gelmiştir.

 5.TÜRKİYENİN TEKNOLOJİK GÜCÜ:

 Dünyadaki teknolojik yenilikler, diğer gelişmeleri hazırlıyor.  Diğer milli güç unsurlarını besleyen ve onların gelişmesine hizmet eden bilimsel ve teknolojik güçtür.Bilimsel ve teknolojik gücün gelişmiş olması, ülkenin milli güvenliğinin sağlanmasında önemli ve caydırıcı bir unsur olarak kendini gösterir.Örneğin,İsrail küçük bir ülkedir ve fakat sahip olduğu teknolojik gücü ve elkronik devlet sistemindeki üstünlüğü,  bölgede daima İsrail in dikkate alınmasını zorunlu kılmıştır.Bölgedeki güvenlik yapılanmalarında İsrail’in tepkisi daima düşünülmelidir. Çağımız bilim ve teknolojisinde ağır sanayi yerine  ileri bileşim teknoloji içeren yeni sanayi devrimi sürecine girilmiştir. Bilim ve teknolojideki gelişmeler,doğru bilgiye sahip olmak ve bu bilginin,KİM NE MAKSATLA NE ZAMAN NEREDE NASIL NE ŞEKİLDE VE NE KADAR  kullanılacağına, etkin bir iletişim sistemleri aracılığı ile kullanılmasına bağlı bir duruma gelmiştir.Sahip olunan bu alt yapı sayesinde, Nükleer enerji alanındaki gelişmeler, füzyon alanındaki araştırmalar, otomasyona dönüşebilen bilgisayar ve NANO teknolojisi, iletişim ve uzaktan iletişim tekniklerinin her alana girmesi bilgi akışının sınırları aşması, bioteknik ve genetik alanındaki gelişmeler, uzay araştırmaları, kablolu kanallar, bilgisayar ve uydular aracılığıyla internet üzerinden sahip olunan teknik gelişmeler bir enformasyon patlaması yaratmıştır. İnsan oğlu kendi yarattığı tabloya şaşkınlıkla bakar duruma gelmiştir.Bu gelişmelerde Türkiye nin yeri  yok denecek kadar geridir. Başbakanlık “Herkes için bilgi toplumu e Türkiye taslak eylem planında öngörülen hedefler gerçekleşmiş olsa bile bu konuda çağı yakalamış olduğumuzu düşünmek bile hata olacaktır. Çünkü  bu konuda yoğun projeler üreten ülkelerle aramız büyük oranda açılmaya devam etmektedir.
Türkiye GSMH nın %o4 oranında araştırma ve geliştirmeye pay ayırarak adeta bu konuda bir iddiasının olamayacağını baştan kabul ediyor.Bilim ve teknoloji ile araştırma ve geliştirmeye gelişmiş ülkelerde GSMH nın %3.5 oranında pay ayrıldığını düşünürsek, bu konuda ne kadar geri olduğumuz oraya çıkmaktadır. Japonya da yaklaşık 700.000 AR-GE görevlisi mevcut iken bu sayı İngiltere Fransa Almanya da istihdam edilen insandan fazla olduğu bilinmektedir. Biz OECD ülkeleri arasında bu konuda  sonucuyuz.Ülkeyi bilim ve teknolojide ileriye taşıyacak milli stratejinin destek unsuru güçlü bir ekonomi olduğuna göre, Türkiye nin Bilim ve teknolojik gücünü geliştirmesi için yine ekonomisini düzeltmesi gereklidir.Türkiye ve çevresinde barış kuşağının oluşması bilim ve teknolojide de hamle yapmasına bağlıdır.

 6.TÜRKİYENİN ASKERİ GÜCÜ:

  Türkiye nin  milli güç unsurlarından, Askeri gücü;NATO üyesi ülkeler içerisinde ABD  den sora sayısal olarak en büyük,eğitim, organizasyon ve kurumlaşma ile devlete ve rejime bağlılık açısından dünyanın gıpta ettiği bir ülkeyiz. Ancak tek başına Askeri güç bu konudaki yarışta yetmemektedir.TSK nin teknik donanımında dışa bağımlı olması, bu teknolojinin pahalı ve şartlı verilmesi TSK nin uzun süreli savaşı sürdürme yeteneğine olumsuz etki etmektedir.Buna rağmen   savaş gücü açısından 17 senedir süren dış destekli terör ile mücadelede gösterdiği başarı TSK nin gayri nizami savaş teknik ve taktikleri açısından üstün bir tecrübe kazanmasına imkan vermiştir. TSK 40-50 BİN KİŞİLİK BİR KOLORDUYU ÇOK KISA BİR İKAZ SÜRESİ İÇERİSİNDE MÜŞTEREK BİR HAREKAT İÇİN GÖREVLENDİREBİLMEKTE, ikmal ve idamesini ateş desteğini sağlayabilmekte, 6-7 taburluk bir gücü bir gecede ve bir seferde havadan hücum indirmesiyle uzak mesafedeki hedeflere kısa süre içerisinde indirebilmektedir .Deniz kuvvetlerinde, bir denizaltı sı refakatsız olarak 14.500 deniz mili mesafeyi kat ederek Kuala Lumpur a gidip dönebilmektedir.Hava kuvvetleriyle ABD den sonra en fazla F-16 savaş uçaklarına sahip, personel mevcudu, disiplin ,eğitim imkan ve yetenekleri ile hakiki mühimmatla eğitim yapma olanakları bakımından Avrupa daki tek hava kuvvetidir.Hava filoları hiç inmeden orta Avrupa da atışlı tatbikatlara iştirak edip yurda dönmekte, hatta Atlantik i aşarak ABD ne kadar gidip gelebilmektedir. Havadan yakıt ikmal ve kabiliyetine sahip sayılı Hava kuvvetlerinden biridir.45 ülkeye eğitim desteği veren Uluslarası askeri operasyonlarda, barışı koruma ve desteklemede dünyanın pek çok yerinde saygın görevler yerine getirmektedir.
 Milli gücün bu askeri yapısı  ülkede ve bölge barışın tesisi ve korunmasında çok hayati görevleri yerine getirmektedir.
 Amerikalı prof. Steven  Metz 2020 ve sorası ordular nasıl yapılanmalı? İsimli makalesinde geliştirdiği 4 öngörüden biriside gelecekteki güvenlik sistemini üç katmandan oluşacağını kabul etmektedir.
 Birinci katman:Gelişmiş,ileri teknolojiye sahip zengin ülkelerin bilgi savaşları yapacak ordularından,
 İkinci katman:Geleneksel sanayi üretimine sahip kısmen gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin klasik savaş yapacak ordulardan,
 Üçüncü katman:Ekonomik durgunluk,şiddet ve yönetimsizliğin egemen olduğu, örgütlenmiş suça bağlı geleneksel ekonomik faaliyetler ve anarşinin yaygın olduğu fakir ülkelerin silahlı kuvvetleri,milisler,yerel diktatörlerin kişisel orduları ile terörist grupların oluşturacağını kabul etmektedir.
 Bu üç katman arasındaki çatışmada;ileri teknoloji ile donanmış birinci katman orduları, büyük sayıda olan ancak teknolojik donanımı zayıf olan ikinci katman ordularını kolayca yenilgiye uğratacak,ancak üçüncü katmanın milis,terörist ve özel ordularına karşı savaşın etkili olmasında zayiata karşı olan hassasiyet nedeniyle çok başarılı olamayacağı kabul ediliyor.
 İkinci katman orduları,uzun süreli yoğun harekatı sürdürme becerileri ve zayiatı karşı çok fazla hassasiyet göstermemeleri nedeniyle üçüncü katman kuvvetlerine karşı daha büyük başarı kazanabileceklerdir.
 Bütün bunlar şu anlama geliyor.Birinci katman kuvvetleri ikinci katmanı, yenerken,İkinci katman üçüncü katmana karşı başarı kazanacak, Üçüncü katman ise birinci katmanı yenilgiye uğratabilecektir.Bu tasnifin içinde Türkiye nin Askeri gücü nerededir.Sorunun cevabı,TSK geleneksel sanayi üretimine sahip, modern teknolojiyi kullanmaya hazır,güçlü,disiplinli, ve vatan sevgisiyle dolu Cumhuriyete ve demokratik rejime bağlı,Ülkenin ulusal çıkarları için her riski göze alabilecek güçlü ve inançlı bir ordudur.Şimdilik Ülkede ve bölgede barış ve güvenliğin sağlanmasında yegane teminattır.

 7.TÜRKİYENİN POLİTİK GÜCÜ;

 Milli gücün politik unsuru, 1950 yılından beridir yetersiz,ABD ne bağımlı,kendisi etkin politikalar üretemeyen, kendisine biçilen rolleri yerine getiren,Cumhuriyeti kuran kadroların benimsediği,egemen, tam bağımsız,Ülkenin coğrafi bütünlüğünü korumada, milli birlik ve beraberliği sağlamada yetersiz,ortak milli kültürü geliştirmede geç kalmış, yakın çevrede beliren tehditleri önlemede yeterli hareket serbestisinde bulunamayan, Devletin temel kuralı olan laiklik ilkesinin korunmasında politik çıkarların fazla etkisinde kalarak sürekli aşındıran ve bocalayan bir durumdadır.
 Bunun pek çok sebebi olmakla beraber, özünde,Misyoner kültürü ile yetişmiş,Milli hasletlerine inanmayan halkına ve devletine güven
duymayan,mandacı zihniyetin egemen olduğu bazı kişilerin devlet yönetimindeki etkisini kıramayan,kurtuluşu, global güçlerin çıkarlarını gözeterek,bu durumdan doğan koşullardan istifade ederek varlığını sürdüren bir zihniyetin etkilerinden kaynaklanmaktadır.Bu şekilde bir politik gücün oluşmasında ;
 Kültürel başarıyı sağlayamamış olmamız,Ehil devlet kadrolarını yetiştirmemiş olmamız , Devlet sistemini düzeltecek ve sürekli geliştirecek siyasi otoriteyi çıkarmaya engel bir partiler ve seçim yasası, parlamentonun güçlü bir iktidarı yaratamaması, Parlementer demokratik  sistemi kurumlaştıramamış olmamızdandır.
 Aslında topyekün milli gücü kullanarak ,Ülkede ve Ülke çevresinde barış ortamını sağlayacak  olan politik güç Anayasanın emredici kurallarına göre yeniden yapılandırılmalıdır.Bunun için devlette büyük çapta bir reformun yapılmasıyla mümkün olacaktır.

 8.TÜRKİYE’NİN İNSAN GÜCÜ VE PSİKO-SOSYAL GÜÇ:

 Türkiye,Avrupa’nın ve bölgesinin insan gücü bakımından yeterli ve etkin en büyük ülkedir.Ülke nüfusu genç ve dinamik, son derece müteşebbis,vatan sevgisiyle dolu bir ülkedir.Türkiye Cumhuriyeti  kurulurken benimsediği temel kurallar, çağdaş Devlet ve Çağdaş toplumun yaratılması istenirken Atatürk ilke ve İnkılapları ile Anayasanın teminatı altına alınmış değerler sisteminin korunup güçlendirilmesi esas alınmıştır.Ayrıca;
Ülkenin tam bağımsızlığının sağlanması
Ülkenin coğrafi bütünlüğünün korunması
Ortak milli kültürün geliştirilmesi
Yakın çevrede  beliren tehditleri önlemeyi
Devletin temel kuralı olan laiklik ilkesini korumayı esas almıştır.
Türkiye’nin psiko sosyal yapısı bu temel değerleri koruyup geliştirilmesi için büyük bir konsensüz sağlanmıştır.Ancak bu değerlerle çatışan ve farklı hedefler benimsemiş  insanlarımızda mevcut olup, bu durum ulusal birlik ve bütünlük konusunda tam bir homojenlik te sağlanamamaktadır.Bu durum Ülke içinde ve çevresinde bir barış ortamının sağlanmasında olumsuz etkileri de görülmektedir.
Türk toplumunun moral değerleri, yaşadığı ekonomik olumsuzluklar ile ülke yönetim hatalarından dolayı önemli ölçüde gelecek endişesine düşmüştür.Bu nedenle toplumun moral ve motifasyon gücünü arttıracak ilave  tedbirlerin alınması gereklidir.

9.TÜRKİYE ÇEVRESİNDEKİ ÜLKELERİN MUHTEMEL MİLLİ HEDEFLERİ:

a.Yunanistan:Türkiye’nin batı komşusu,Yunanistan; kurulduğu 1829 tarihinden beridir. Sürekli milli politikası, Türkiye ile çatışmaktadır.Çünkü bu ülkenin benimsediği değerler ile bu devlet kurulurken amaç edindiği “Büyük Yunanistan” hedefinin coğrafi olarak yayılma alanı Türkiye’ye ait topraklardır.

Bu ülke bu gün Avrupa birliği yapısı içerisinde bu milli politikasını gerçekleştirmek için var gücü ile çalışmaktadır.Zaman zaman bu hedefin gündemden düştüğü ifade edilmekte ise de, fiiliyatta bu mümkün değildir. Çünkü o zaman devlet kendi kendini inkar anlamına da gelir.200 senedir.Yunan toplumuna benimsetilen bu hedeflerden dönmek mümkün değildir.Türkiye-Yunanistan arasında yaşanan problem sahalarına baktığımızda,Kıbrıs,Eğe,Batı Trakya,Kı’a sahanlığı, karasuları, Hava sahası,AİDİYETİ  belli olmayan ada, adacık,ve kayalıklar ile ilgili sorular çözümlenmeden Türkiye’nin batı cephesinde bir barış ortamının yaratılması zordur.Bu durum NATO gibi bir güvenlik yapılanması içerisinde her iki ülkenin birlikte olmasına rağmen yinede güvenlik açısından her iki ülke birbirlerine karşı güvensizlik içerisindedirler.

 b.Bulgaristan: şimdilik kaydıyla,Türkiye ile Bulgaristan arasında bir barış ve güvenlik ortamı yaratılmasında ciddi bir sorun yoktur.Ancak bu durum Türkiye’nin Karadeniz de, deniz yan hududunun çizilmesinde Bulgaristan’ın görüşlerini kabul etmesi kaydıyla mümkün olmuştur.Gelecekte yaşanabilecek sorun Bulgaristan vatandaşı olan Türk soydaşları  yaşayacakları ve kazanılmış haklarını kullanmada karşılaşacakları olaylar ile,Bulgaristan’ın NATO ve Avrupa birliğine katıldıktan sonra Türkiye’nin batı ile irtibat ve ilişkilerine getireceği engelleyici politikalar etkili olacaktır.

 c.Karadeniz ve sahildar ülkelerle; bir barış ortamı yaratılmasına mani bir durum yoktur.Çünkü Karadeniz in hukuki sorunu çözülmüş ve ortak çıkarlar bazında bir sorunun yaratılmaması için gerekli olan alt yapı oluşturulmuştur.   
 d.Gürcistan ve Azerbaycan: Bu iki ülke ile Türkiye’nin ilişkileri iyidir.Bakü-Ceyhan boru hattı, bu ilişkileri ve çıkarları güçlendirecek niteliktedir.

 e.Ermenistan:Türkiye-Ermenistan arasında, bir barış ortamının yaratılmasına mani sorunlar vardır.Bunlar,Ermenistan’ın milli hedef olarak ortaya koyduğu,”Büyük Ermenistan” hedefi ile Ermeni toplumunun Türkiye’ye karşı beslediği tarihi düşmanlık duyguları ve Kars- Gümrü anlaşmalarına uymama,Türkiye’nin bu ülke ile olan sınırını tanımama eyilimi başlıca problem sahalarıdır.Ermenistan, bu konuda ülke içinde ve ülke dışında Ermeni diasporasını kullanarak, Türkiye aleyhine sürekli faaliyet içerisindedir.Ermeni terörü ile Türkiye’yi dışarıda tecrit etmek istemektedir.Bu sorunlar da psikolojik faktörlerin etkisi büyüktür.Sözde soy kırım iddiaları ile toprak ve tazminat taleplerinden vazgeçilmeden bu ülke ile dostluk ve barış içinde yaşama imkanı yoktur.

 f.İran:Türkiye- İran arasında, 1639 da KASRI-ŞİRİN ANLAŞMASIYLA OLUŞTURULAN sınır sorunu her iki ülke çıkarına uygun olarak benimsenmiştir.Bu demektir ki bu ülke ile bir toprak sorunu yoktur.Ancak İran gibi bir İslam cumhuriyeti değerlerini benimsemiş olan bu ülkenin bölgeye ve özellikle Türkiye’ye kendi rejimini ihraç etme politikası önemli bir sorundur.Çünkü, İran’ın ihraç etmek istediği rejim, Türk devleti’nin temel değerleri ile çatışmakta ve kabul edilmesi mümkün görülmemektedir.İran ile bir barış ortamının yaratılması, İranın rejim ihracından vazgeçmesi ve Türkiye’nin rejimi ile uğraşmaması gereklidir.

 g.Irak:Türkiye – Irak arasında, barış ortamının tesisine mani direkt etkenler yoktur.Ancak Irak rejiminin sebep olduğu uluslar arası sorunlardan doğan etkenler. Düşünülen bir barış ortamının yaratılmasına manidir.Irak ile Türkiye direkt kendilerini ilgilendiren sorunlarda ortak güç birliği sağlamayı gerektirmektedir.Bu sorun kuzey Irakta bir Kürt devletinin kurulmasına mani ola hususunda birlikte hareket etmeyi gerektirmektedir.

 h.Suriye:Türkiye-Suriye ilişkilerinde bir barış ortamının yaratılmasına mani olan husus, Suriye nin Büyük Suriye milli hedefinin özellikle Hatay’ın Suriye toprağı olduğu hususundaki talep ve örtülü hareketleri başlıca etkendir.Ancak,bu aşamada,Suriye’nin benimsediği bu politika yakın zamanda sonuç verecek nitelikte değildir.Suriye’nin İsrail ve Lübnan da yaşadığı sorunları çözümlemeden Türkiye ile var olduğu ifade edilen problemleri çözümlemeye yönelmeyeceği düşünülürse,Türkiye- Suriye arsında bir barış ortamı yaratılabilir.

 10.BÖLGESEL SORUNLAR:

   Türkiye’nin çevresinde bir barış ortamının tesisine etki eden unsurlardan biriside,Bölgesel sorunlardır. Bunlar,Balkanlar,Kafkaslar ve Ortadoğudur.   a.Balkanlar:Üç büyük semavi dinin,19 ırkın yer aldığı,16 dilin konuşulduğu ve 10 bağımsız ülkeden meydana gelen 800.000 km2 yüzölçümü ve Türk Trakya sı dahil 75 Milyon insanın  yaşadığı bir coğrafyanın adıdır.Bu coğrafya Avrupa medeniyetinin temelini teşkil eder.
Bu coğrafyanın stratejik önemi;Orta ve doğu Avrupa dan başlayan Türk boğazları ile Doğu Akdeniz ve Süveyş bölgesi,  Ortadoğu petrol alanlarını hedef alan askeri harekatların üs ve destek bölgesi olma özelliğindendir.
Bizim açımızdan ise boğazları ilerden koruyan,Doğu Trakya’nın ayrılmaz bir parçası olması,Türkiye’yi Avrupa ya bağlıyan en kısa ticaret yolunun üstünde bulunmasıdır.Balkanları, Türkiye aleyhine faaliyet gösterecek güçlerin kontrolüne geçmesi,Türkiye’nin ulusal çıkarlarına aykırıdır.Bu nedenle Türkiye çevresinde oluşturulacak bir barış ortamının olmaz ise olmaz koşulu Türkiye’nin balkanlardan dışlanmaması ve her oluşumun içinde bulunmasını gerektirmektedir.Türkiye’nin Balkanlarda var olabilmesi içinde,Balkan ulusları ile yakın siyasi, ekonomik ve kültürel işbirliği içinde olması gerekir.Balkanlarda yaşayan ve Türkiye’yi bir koruyucu gibi gören ve sıkıntılarına çözüm üreten ülke olarak kabul eden, öncelikle kültür ve inanç birliği içerisinde olduğu insanların  haklarının korunmasın da daha aktif olmasına bağlıdır.
b.Kafkaslar:SSCB nin yıkılışı,Rusya’nın Asyadaki topraklarında %20 oranında küçülmeye neden olmuştur. Rus kontrolündeki n üfus 75 milyondan 30 milyona inmiştir.buna ilave olarak Kafkaslarda yaşayan 18 milyon nüfus Rusya’dan ayrılmıştır.Güney Kafkasyada 3 bağımsız devlet,5 özerk bölge,karmaşık ırklar,diller ve dinlerden oluşan etnik yapısı ile,Türkiye’nin çevresinde bir barış kuşağı oluşturmaya sorunlar yaratacak bir bölgedir.Bu bölgede, bağımsızlığını kazanan üç ülke egemen devletler olmasına rağmen,Rusya Federasyonunun  bu bölgeyi arka bahçesi olarak görmesi Ermenistan da bulundurduğu askeri güçleri ile bölgedeki sorunları sürekli tahrik ederek bu ülkeleri baskı altında tutma eyiliminde bulunması  bölgede barış ortamını yaratılmasına manidir.Bu koşullara rağmen, Türkiye’nin Kafkas bölgesinde bir ortamını yaratması,ulusal çıkarları ve Bakü-Ceyhan petrol boru hattının güvenliği açısından yararlıdır.Bununda koşulları.Yaratılacak barış ortamının içinde Rusya-Federasyonunu mutlaka olmasını sağlamak gereklidir.Ermenistan ın bilinen tutumu buna manidir.Bu güçlük Rusya Federasyonu yardımıyla aşılabilir.
c.Ortadoğu :
,Orta doğuda, 3 büyük semavi din, 16 Devlet olup, 310 milyon nüfus yaşar. Bölgede;Türkce,Arapca, Farsca, İbranice dilleri konuşulur. Bölgenin GSMH toplamı2001 yılı verilerine göre 767 Milyar dolar olup fert başına düşen GSMH 2475 dolardır.Bu rakamlarda göstermektedir ki Ortadoğu bölgesinde GSMH Dünya ortalaması olan 4800 doların altındadır.
28 Eylül 2000 de başlayan ve şiddeti gittikçe artan Filistin- İsrail arasındaki  çatışmalar devam ederken, ABD -Irak üzerindeki baskısını arttırdı. ABD'nin, bu tavrı, bütün bölge ülkelerinin güvenlik ve bekalarını tehlikeye düşürdü. Gelinen nokta bir bölgesel savaşın başlangıcıdır.Temelde, Filistin-İsrail ihtilafını geride tutarak ön plana, ABD- Irak zıtlaşması ve ABD nin terörle mücadelenin bir uzantısı gibi göstererek başlattığı "psikolojik savaş" ile tüm bölge ülkelerini baskı altına aldı. ABD, Irak da  Saddam Hüseyin yönetimini değiştirerek, Afganistan da oluşturduğu gibi kukla bir yönetimi işbaşına getirmeyi amaçlayan  baskıcı ve keyfi uygulamaları, bölgedeki tüm dengeleri bozacak ve Ortadoğuyu daha büyük çapta bir kanlı çatışmanın içine çekecek niteliktedir. Irak'ın iç yapısı dikkate alındığında
ABD'nin muhtemel Irak projesi, 'Irak da,  Saddam  Hüseyin bir şekilde iktidardan uzaklaştırıldıktan sonra birbirinden hoşlanmayan ve Irak mirası üzerinde kıyasıya mücadeleye girecek olan üç grup, kuzeyde Kürtler, Merkezde Sünniler, Güneyde Şii'lerin egemen olduğu bir Irak konfederasyonu'nu tesis etmektir'. Petrol gelirlerini bu üç grup aralarında anlaşarak taksim edemeyecekleri için bu hizmeti ABD üslenecek ve bu grupların birbirleriyle sürtüşmesini iyi yönetecek olan ABD Irak'ın vazgeçilmez hamisi ve arabulucusu olarak varlığını güçlendirecek böylece Irak petrollerinin kontrolü ABD nin denetiminde olacaktır. Bu projeden İsrail Irak tehdidinden kurtulacak, Güneyde ABD'nin kontrolünde olan Şiiler vasıtasıyla İran tehdit edilecek, Kuzeyde oluşturulan Kürt federe devleti vasıtasıyla Türkiye baskı altına alınacak, merkezde oluşturulan Sünni yapı ile Suudi Arabistan içinde bir tehdit unsuru yaratılacaktır. ABD'nin çok maksatlı bu stratejisinden büyük kazanımlar sağlayacağı düşünülebilir. Çünkü ABD'nin mevcut gücü ve politik etkinliği bunu sağlayabilecek ve kontrol edebilecek
niteliktedir. Bu projenin ABD açısından gözardı edilen boyutu, bölge tarihi,
kültürü ve sosyolojik yapısının neden olacağı yeni sorunlardır. Çünkü,
Ortadoğu ihtilafının kökeni tarihin derinliklerindedir. Bölgenin tarihi, sosyal,
kültürel, ekonomik  ve psiko-sosyal yapısını dikkate almadan bölge ülkelerinin güvenlik ihtiyaçlarının karşılanması zordur. Mağdur ve Mazlum Filistin halkının insani ve tarihi hakları yok sayılarak bu halkın  yok edilmeye çalışılması hiçbir suçu olmayan İsrail'deki sivil halkın ve hepsinden önemlisi İnsanın en temel hakkı olan "Yaşama Hakkı"nın bu coğrafyada her geçen gün ortadan kalkması, bunun üstüne  muhtemel ABD  Irak operasyonunun sebep olacağı insan haklarının ihlalleri Başta Türkiye olmak üzere bütün dünya Uluslarını endişelendiren bir büyük sorundur. İnsan haklarının yaygın olarak ihlal edildiği Ortadoğu coğrafyası halen Ortaçağ bağnazlığı içinde bulunmaktadır.  ABD ile İsrail'in şiddete dayalı politikaları daha pek çok masum insanın ölmesi sonucunu doğuracaktır.28 Eylül 2000'de başlayan Filistin-İsrail çatışması  göstermiştir ki bu coğrafyanın güvenlik ihtiyaçlarında bir değişiklik yoktur. Bunu çözümleyecek yöntemlerde de bir değişiklik olmayacağı anlaşılıyor: Politik mücadele, ekonomik baskılar, petrolün baskı aracı olarak kullanılması dahil, askeri güçlerin kullanılmasına devam edilecektir. Eskisinden farklı olan husus bölgede İsrail'in nükleer silaha sahip olması. Çok sıkışırsa
kullanabileceğidir. Buna karşılık kimyasal ve biyolojik başlıklı uzun menzilli füze tehditleri bölgenin güvenliğini bozmaya devam edecektir.Irak'ın 3'e bölünmüşlük ve "Kuzey Irak'ta bir Kürt devleti kurma"tasarıları bölgedeki güvenlik dengelerini değiştirecek niteliktedir. Bu durum bölge ülkelerinin askeri güçlerini kullanmak suretiyle önlenebilecek bir tehdit niteliğindedir.Irak'ın durumu ve geleceği bölge için tehlikeli büyük bir sorundur.Kuzey Irak, Irak'ın 1/6'sı kadar olmakla birlikte, Irak'ın jeopolitik merkezi addedilir. Kuzey Irak'ın diğer bir özelliği, dış dünya ile ilişkilerini,
güneyden Irak aracılığı ile değil, kuzeyden Türkiye'nin Güney Doğu Anadolu üzerinden sağlamakta olmasıdır. Diğer önemli bir unsur da, Musul ve Kerkük petrollerinin bu bölgede bulunmasıdır. Ayrıca 9 Ekim 1924 tarihinde Irak'ta
manda rejimi kurulurken kabul edilen Irak vatandaşlık kanununun koyduğu
şartlara bağlı olarak Osmanlı vatandaşlığından çıkarak Irak vatandaşlığını
kazanmış soydaşlarımıza karşı Irak'ın yükümlülükleri vardır.
Bu yükümlülükler Irak'ta manda rejimi sona erdikten sonra kurulan Irak Krallığı'nın kuruluş aşamasında ve Irak Anayasasının 4'üncü , 5'inc Maddeleri ile 30 Mayıs 1932 tarihli Irak başbakanı Nuri Said imzasıyla Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine verilen Taahhütnamede Türklerin hakları teyit edilmiştir. Bu nedenle Irak'ta meydana gelecek statü değişikliği Türkiye'yi  müdahil yapacaktır.Türkiye, Irak ve İran'a uygulanan ambargodan zarar görmüştür. Bu nedenle Irak'ın toprak bütünlüğünü desteklemeye devam etmeli, Kuzey Irak daki otorite boşluğundan,   PKK'nın yararlanmasını önlemeli, Irak rejiminin değiştirilmesi girişimlerin-de rol almamalı, Irak'ın, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin kararlarının tümüne uymasının ardından, uluslararası toplumdaki yerini almasına yardımcı olmalıdır.
İran, Orta-Doğu ve özellikle Körfez bölgesinde etkisini arttırma çabalarını sürdürecektir. Ayrıca nükleer silahlara sahip olmaya
çalışmaktadır.
İran için kendi rejimini kendisinin tayin etmesi ilkesine uymak gerekir. Bu
rejimi değiştirmek için bu alandaki faaliyetlere katılmak yanlış olur. Bu ilke,
diğer komşu ülkeler için de geçerlidir. Aynı dönemde Azerbaycan'ın gelişmesi, Azeri milliyetçiliğini geliştirebilir. Böyle bir gelişme Türk-Azeri, Türk-İran ve İran'ın batıyla ilişkilerinde yepyeni boyutlar ortaya çıkaracaktır.İsrail, elinde nükleer silah bulunan ve bunu kullanabilecek olan tek bölge ülkesidir. Türkiye'nin İsrail'e yakınlaşması ABD içindeki etkin Ermeni ve Yunan lobilerine karşı bir denge sağlamış, ABD lobilerinin mani olduğu askeri teknolojinin eşini İsrail'den alma şansı doğmuştur. Buna karşın Orta Doğu'da yalnız olan İsrail kendisine destek bulmuştur. Ancak Türkiye'nin İsrail'e yakınlaşması Orta Doğu politikasını ipotek altına sokmamalıdır. ABD nin Irak a askeri müdahalesi, kuzey Irak da bir Kürt devletinin kurulması sonucunu doğuracak niteliktedir. Böyle bir durum Türkiye'deki bölücü ve ayrılıkcı grupları cesaretlendirecek ve ülkede terörü arttıracak ve milli bütünlüğü bozacaktır.Bu nedenle Türkiye ülkenin bütünlüğü ve geleceği için
bu oluşuma askeri gücünü de kullanarak mani olmalıdır.Türkiye Kuzey Irak a
askeri müdahale yapabilirmi? Teorik ve pratik olarak yapabilir. Buna mani
olacak güç ABD olacaktır.Kuzey Irakda bir Kürt devletinin kurulmasını
destekleyen ABD ne rağmen Türkiye nasıl müdahale edebilecektir?Bunun
için iki seçenek düşünülebilir. Bunlardan;  birincisi:Türkiye,ABD ile birlikte
hareket ederek, kuzey Irak a askeri gücünü kullanması. Bu durumda, tüm
bölge ülkeleri ve Arap dünyası Türkiye nin karşısında olacaktır.İlişkiler bozulacak ve ülkenin güvenlik ihtiyaçlarını sağlamakta yetersiz  kalınacaktır.Günün birinde ABD bölgeden gidecektir.Türkiye kendisininde sebep olduğu sorunlarla ve kırgınlıklarla , güvensizliklerle baş başa kalacaktır. Uzun vadede bu hareket tarzının doğuracağı sorunlar Türkiye yi çok sıkıntıya sokacaktır.İkincisi:Türkiye, ABD nin Irak daki askeri faaliyetine destek vermemesi,silahlı kuvvetlerini muhtemel bir kuzey Irak da kullanmaya karşı hazır bulundurarak, politik ve askeri baskısını sürdürmesi, ABD ne Kürt devletinin kurulmasına verdiği ve vereceği desteğin, milli çıkarları açısından yeni oluşacak bir Kürt devleti kazanımlarından daha çok kayıplarının olacağını bütün bölge ülkeleri ve dost,  müttefik ülkelerle birlikte, net bir şekilde açıklaması gereklidir.Buna rağmen başarılı olamaz ise,gelişmeleri zamana yaymadan, ABD ne rağmen, kuzey Irak a bölge ülkeleri(Iran-Suriye-Irak) ile birlikte  hareket etmenin yollarını bulmalıdır.Bu güç birliği sağlanıncaya kadar, kurulan Kürt devleti tecrit edilmelidir.İç bünyesindeki zafiyetler de kullanılarak bu devletin yaşamaması için örtülü ve açık her türlü tedbire baş vurulmalıdır.Türkiye ABD ilişkileri yeniden gözden geçirilmeli, ABD nin
Türkiye üzerinden sağladığı çıkarlarına zarar verecek tedbirler alınmalıdır.Türkiye Amerikasız yaşamanın yol ve yöntemini bulmalı ve yaratmalıdır. Türkiye için görünürde başkaca bir alternatif kalmamıştır

11.GLOBAL GÜÇLERİN BÖLGE POLİTİKALARI:

 ABD ve Rusya federasyonu;Türkiye’nin çevresinde oluşturacağı barış kuşağından etkilenecek ve müdahil olacak güçlerdir.Bu nedenle yaratılacak barış ortamı bu ülkelerin çıkarlarını da gözetmesi gereklidir.Aksi takdirde,yaratılacak barış ortamını kendilerine engel görüp mani olucu politikalar geliştirebilirler.
 Bu oluşumlara etki eden temel sorun,Enerji kaynaklarının kontrolü ve tüketim merkezlerine güvenlik içinde akışını sağlamak amacına destek sağlayacak nitelikte olursa bu politika başarılı olur.Günümüzdeki ihtilafların kaynağı,enerji kaynaklarıdır.Bu kaynaklarda,Türkiye’nin çevresinde ve ilgi sahasındadır.Ayrıca İsrail’in güvenlik ihtiyacınında gözetilmesi gereklidir.Çünkü,İsrail, bölgenin etkin gücüdür.Ortadoğu nun bilinen sorunları çözümlenmeden, Türkiye’nin bölgesinde bir barış ortamı yaratması zordur.

12.SONUÇ VE DEĞERLENDİRME:

 Türkiye’nin çevresinde bir barış ortamının yaratılmasının şartları;
 a.Türkiye’nin iç dinamiklerini düzeltip güçlendirmesi
 b.Milli güç unsurlarını geliştirip güçlendirmesi
 c.Silahlı Kuvvetlerini modernize ederek desteklemesi,
 e.Ekonomisini güçlendirmesi
 f.Halkını motive etmesi,
 g.Bölge ülkeleriyle ticaret,eğitim ve kültürünü geliştirerek,ortak çıkarlar bazında müştereken savunulacak değerler ve kurumlar yaratmasının yararlı olacağı müteala edilmiştir.   

 
 SİTE İÇİ ARAMA

SON EKLENEN 5 MAKALE
TÜRKİYE- AVRUPA BİRLİĞİ TARİHÇESİ

KARŞI DEVRİM HAREKETLERİNİN EN ETKİLİSİ ŞEYH SAİD İSYANI

BM VE TBMM DE KABUL EDİLEN İKİ SÖZLEŞMENİN ÜLKEMİZE ETKİLERİ

CUMHURİYETİN 86 NCI YILINDA BAŞINA GELENLER

RİSK VE RİSK YÖNETİMİ

SİTE ANKET
Yeni Sitemizi Nasil Buldunuz?
Çok Iyi
Iyi
Normal
FikrimYok