AGSP-NATO İLİŞKİLERİ VE ORTADOĞU PAYLAŞIMINA YANSIMALARI
1.GENEL:
    Soğuk Savaş döneminde iki rakip süper gücün arasında sıkışan Avrupa,  “Soğuk Savaşın” sona ermesi ve Avrupa üzerindeki tehdit’in ortadan kalkması üzerine ABD nin de teşviki ile Avrupa   Birliği, kendi güvenlik örgütünü kurmaya karar verdi.

 1.GENEL:
    Soğuk Savaş döneminde iki rakip süper gücün arasında sıkışan Avrupa,  “Soğuk Savaşın” sona ermesi ve Avrupa üzerindeki tehdit’in ortadan kalkması üzerine ABD nin de teşviki ile Avrupa   Birliği, kendi güvenlik örgütünü kurmaya karar verdi.
  Bu maksatla AB,,Maastrich Anlaşmasıyla ortak dış ve güvenlik politikasını oluşturma arayışına başladı. Haziran 1996 da NATO nun Berlin’de yaptığı Dışişleri Bakanları toplantısında, AGSP nın NATO içinde, Avrupa’nın savunma ve güvenliğinin ortak sağlanması için örgütlenmesi kararlaştırıldı

2.AVRUPA GÜVENLİK MİMARİSİ:
     Batı Avrupa Birliği (BAB), Almanya ve İtalya tehdidine karşı ortak savunma maksadıyla 1948 Brüksel anlaşmasıyla kurulmuştur.Soğuk savaşı takip eden günlerde,Avrupalı müttefiklerle NATO arasında bir köprü görevi yapmıştır.Batı Avrupa Birliği (BAB), NATO ve AB’deki değişik üyeleri bağdaştırmakta yardımcı olmuştur.
Washington antlaşması 1949 tarihinde imzalanmış ve NATO kurulmuştur. Türkiye 1952 yılında NATO’ya üye olarak Avrupa güvenlik yapısına dahil olmuştur.
1954 yılında yapılan Paris protokolü ile Brüksel antlaşması revize edilmiş ve Avrupa’ya yönelik potansiyel Sovyet tehdidine karşı Almanya ve İtalya batı Avrupa birliğine dahil edilmiştir.
1980’li yılların başında Avrupa ülkelerinde güvenlik konularında yeni düşünceler olmuştur.  Bu düşüncelerin ilk sonuçları 1984 Roma Deklarasyonu ile ortaya çıkmış ve iki husus vurgulanmıştır.
“-Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliğinin tanımlanması (ESDI)
-Üye ülkelerin savunma politikalarının uyumlaştırılması için çalışmalara başlanması”
9 Mayıs 1985 de ıı nci “Milano Deklarasyonu” ile Avrupa Birliği ve Avrupa Günü ” ilan edilmiş ve 1991 yılında, Maastricht Antlaşması ile Avrupa Topluluğu, Avrupa Birliğine dönüştürülmüştür. Ortak Dış ve Savunma Politikası ile müşterek karar verme mekanizmasının teşkil edilmesi ve BAB’ın Avrupa Birliği’nin savunma bileşeni olması öngörülmüştür. Maastricht antlaşması ile eş zamanlı olarak imzalanan BAB’ın Maastricht Deklarasyonu ile, Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği/Politikası (AGSP) kabul edilmiştir.
Bu anlaşma ile BAB’ın, NATO’nun Avrupa ayağı ve Avrupa Birliği’nin savunma bileşeni olarak görev yapması ön görülmüştür.
1948 tarihli Brüksel antlaşmasında, kollektif savunmayı öngören beşinci madde olmasına rağmen, soğuk savaşın son ermesinden sonra yayınlanan ve BAB’ın anayasası niteliğinde olan 1992 tarihli “Petersberg Deklarasyonu” ile BAB’ın üstleneceği asıl görevler, günün şartlarına uygun olarak kollektif savunma dışı görevler olarak belirlenmiştir.
“Petersberg Görevleri” olarak adlandırılan AGSP nın bu görevleri ;
-İnsani yardım, kurtarma ve tahliye operasyonları,
-Barışı koruma,
-Muharip kuvvetlerinde kullanabileceği kriz görevleridir.
Türkiye 1992 yılında, Roma Deklarasyonu ile BAB’ a ortak üye olmuştur. BAB da tam üye, ortak üye(Türkiye) ve gözlemci statüleri gibi farklı üyelikler vardır.BAB mevcudiyetine rağmen, 1996 yılında Berlin kararları ile AGSP’ nin NATO içinde geliştirilmesine karar verilmiştir.AGSP nın büyük oranda Avrupa askeri imkan ve kabiliyetlerini güçlendirmek üzere, temel hedef,”European Headline Goals” ile gerçekçi ve elde edilebilecek bir hedef koymuştur.AB nin  üyelerini tam üyesi olduğu bu yapı da Türkiye, AB ne üye olmadan bu güvenlik yapılanmasında yer alması mümkün olmamaktadır.

3.AVRUPA GÜVENLİK SAVUNMA POLİTİKASINA  KUVVET TAHSİSİ:
   *Personel mevcudu: 50-60.000 asker ve ilave olarak, sevk ve idare birlikleri ile muharebe ve muharebe destek unsurları olacak,
   *Ek olarak:Asgari ve yeterli seviyede hava ve deniz kuvveti sağlanacak,
   *Komuta ve Kontrol, kolordu seviyesine kadar olacak,
   *Göreve hazırlık: 60 gün içinde, gerektiğinde daha erken bir zamanda hazır olacaktır.
   *Dayanma gücü: En az bir yıl, kendi kendine yeterli olacak ve 3 grup halinde, rotasyona tabi tutulacak,
   *Hazırlık: En geç 2003 yılında tamamlanacaktır.
 20-21 Kasım 2000 tarihinde Avrupa Birliği Ülkelerinin Savunma Bakanlarının ”Capabilities Commitment Confrence” toplantısında AGSP nın  kuvvet hedefi belirlenmiştir
Buna göre AB nin 100.000 den fazla askeri, 400 savaş uçağı ve 100 gemisi göreve hazır olacaktır.
Bu kuvvetlerin  en büyüğü,Almanya tarafından 30.000 asker,15 muharebe gemisi, 12 adet deniz bombardıman uçağı,hava kuvvetlerinden en az 79 adet muharebe uçağı tahsisi öngörülmüştür.
Avrupa Birliğinin üye ülkelerinin tahsisleri  askeri güçleri oranında farklıdır.
Ancak ihtiyaç duyulduğunda bu kuvvetler arttırılabilecektir.
 Bu yapılanma ile Avrupa Birliğinin çıkarlarının gerektirdiği dünyanın her yerinde; “Kriz Yönetimi ve Barışı Destekleme Harekatı” Avrupa Birliğinin savunma örgütü olan AGSP na verilmiştir.Böylece; NATO “Nükleer Caydırıcılık ve Beşinci Madde Görevleri” için ihtiyatta tutulan bir güç durumuna düşürülmüştür. Bu durum da, NATO yu marjinal hale getirecektir. Bu endişeyi,NATO Genel Sekreteri Lord Roberstson  ”Türkiye bir NATO üyesidir.Ancak henüz AB üyesi değildir. Şu ana kadar,Türkiye NATO Üyeliği yoluyla, diğer müttefikleriyle beraber, Avrupa nın Güvenliğinin sağlanmasında merkezi bir role sahip oldu.
Günümüzde, AB asıl güvenlik faktörü olmayı arzu etmektedir ve artık NATO, Avrupa Güvenliğini sağlayan tek kurum olmayacaktır.....” ifadesiyle,AGSP nın NATO ya rağmen Avrupa nın güvenliğinden sorumlu olacağının belirtmiştir.
NATO Zirvesinde, Türkiye için önem arz eden Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP) konusunda, Türkiye’nin hedefleri;
“Avrupa Birliği-BAB entegrasyonu durumunda ülkemizin öncelikle BAB’daki kazanımlarının muhafaza edilmesi,
- Avrupa’nın güvenlik mimarisi içinde söz sahibi olabilmek için bu müktesebatın daha da ileriye götürülmesi” olarak tespit edilmiştir.
- Bu imkan sağlayacak yazımların, hem zirve bildirisi ve hem de stratejik konsept’ de yer almasını sağlanmıştır.Türkiye’nin AGSP da  NATO alt yapı ve stratejik olanaklarından yararlanmasına rezerv koyması ihtimali dikkate alınarak, AGSP nın Türkiye çevresinde görev yapması koşulları,Türkiye’nin kısmen isteklerinin karşılanmasına olanak sağlayacak bir düzenleme yapılmıştır.Bunlardan son anlaşma;AGSP nın Kıbrıs’ta görev yapmayacağı ve AGSP nın görevlerinin BM ilkelerine uygun olacağı şartına bağlanmıştır.
Avrupa Birliği üyeleri, yeni güvenlik yapılanmasında NATO imkan ve kabiliyetlerini hiçbir kısıtlama olmaksızın kullanmak ve karar mekanizmasını ellerinde tutmak istemektedirler.
AGSP nın günlük harekatın sevk ve idaresinde “Katılımcılar Komitesi” kapsamında eşit haklar ile yer alacaklardır. Ancak, harekatın karar mekanizmasını teşkil eden stratejik kontrolü ve siyasi yönlendirmesi Avrupa Birliği Siyasi Güvenlik Komitesi tarafından yerine getirilecektir. Harekatın bitirilme kararı ise katılımcılarla ve danışılarak Avrupa Birliği Konseyi tarafından verilecektir.
 Böylece; Avrupa Birliği’nin amacı ilave bir para harcamadan yeni güvenlik mimarisini NATO’nun mevcut imkanlarını üzerine kurmak ve adım adım NATO’nun yerini almaktır.

    4.NATO- AGSP ARASINDAKİ İHTİLAF
NATO; 50 Yılı  aşkın bir süredir Avrupanın savunmasında çok önemli bir görevi başarı ile yerine getirmiştir. Caydırırcı gücü ile Avrupada barış ve istikrarın korunmasında ve soğuk savaşın sona erdirilmesinde başlıca etken olmuştur.
NATO İttifak anlaşmasının 5 nci maddesinde öngörülen temel savunma ve caydırma görevlerine ilaveten, 1999 yılında kabul ettiği “stratejik konseptle” üstlendiği kriz önleme görevlerinide başarıyla yerine getirmiştir. NATO nun Bosna- Hersek ve Kosova’ya yönelik faaliyetleri bunu en bariz örneklerini teşkil etmektedir. NATO nun bu başarısının öncelikle Transatlantik İşbirliği ve bütün müttefik ülkeler arasındaki dyanışmaya rağmen, NATO nun en büyük ve caydırıcı askeri gücü kendi içindeki dayanışma ve kolektif savunmaya Avrupanın duyduğu tepki AGSP ile açığa çıkmıştır. Bunun ilk örneği; 15:19 Kasım 2002 tarihinde NATO Parlamenterler Assemblesi 48 nci genel kurul toplantısında İstanbul da  görüldü .
 Bu genel kurulun  amacı; NATO’nun 21/22 Kasım 2002 tarihlerinde, PRAĞ da yapılan NATO Devlet ve Hükümet Başkanları toplantısında, NATO nun genişlemesine ilave olarak,yeni   tehdit değerlendirmesi çalışmalarında AGSP ile NATO arasındaki görüş ayrılığı ortaya çıktı. 
 İstanbul Toplantısında; dört komitenin  çalışmaları üzerinde duruldu.  Bunlar; “Güvenliğin sivil boyutu”“Savunma ve Güvenlik” “Siyasi komite ”  “Bilim ve Teknoloji komitesi ”
 Komite Çalışmalarından  savunma ve güvenlik komitesinde, görüşülen konularda önemli tavsiye kararları alındı.
 “Tehdit olmadan, İttifak da olmaz” prensibi, toplantının ve dolayısıyla NATO nun  temel sorunu olduğu görüldü.
 Soğuk savaş koşullarında, SSCB den yönelen tehdit esas alınarak kurulan ve VARŞOVA Paktı tehdidine göre   yapılanan, NATO  için bu gün ciddi bir tehdit görülmemektedir.
Eski tehdit  9 Kasım 1989 tarihinde Berlin duvarının yıkılmasıyla sona ermiştir.
Ayni dönemde  başlayan “Güçlü Almanya” politikası önünde, NATO artık  bir engel olarak görülüyor.Çünkü ABD nin Almanya’daki üsleri NATO çerçevesinde bulunuyordu.Şimdi Almanya bulardan kurtulmak istiyor fakat açıkca ABD ne karşı tavır alamıyor. Bunu NATO yu etkisizleştirerek ve Avrupa’nın savunmasını AGSP ile yaparak Amerikanın, Avrupa’daki kuvvetlerine gereksinim kalmadığı durumunu yaratmak istiyor. 
Çünkü; ABD nin ikinci dünya harbinden sonra, F.Almanya üzerinde tesis ettiği kontrol sisteminde, NATO belirli bir oranda bu politikaya hizmet etmişti. Şimdi ise, F. Almanya’nın Avrupa birliği sayesinde bu denetim ve kontrolden kurtulmak istediği ve ABD ile bir politik mücadele içinde olduğu açığa çıktı.
 F. Almanya açısından, NATO ya  yeni biçilmek istenen “terörle mücadele rolünde”  NATO nun 5 .maddesinin Irak’a karşı,  uygulanıp uygulanmayacağı konusundaki ihtilafa, Fransa da Almanya’ya destek verdi. 
 ABDnin Irak’a yapacağı askeri müdahalede, NATO yu yanında görmek istiyor. F. Almanya ise Fransa ile birlikte IRAK ın terör bağlantısı ve ABD nin kanıtsız  suçlamalarının zayıflığından da yaralanarak  karşı koymaya çalışıyor.
Burada NATO;ABD ile başını F.ALMANYA nın çektiği Fransa ve bazı AB ülkeleri arasındaki  “bilek güreşinde” bir araç olarak kullanıldı.Çünkü; ABD küresel güç olarak gelecekte kendisine rakip olacak AB ve dolayısıyla Almanya ve Fransa’nın,BM ambargosu kalktıktan sonra,Irak da yapacakları petrol yatırımlarına engel olmak suretiyle bu ülkeleri enerji açısından kendisine bağımlı birer ülke konumuna düşürmek istiyor.Harekat sonrasında Irak’ın kontrolünde bu ülkelere pay ayırmak istemiyor.Bunu bilen Almanya ve Fransa, ABD nin Irak’a askeri müdahalesini engellemek veya savaş sonunda Irak’dan pay elde etmek istiyorlar. ABD, NATO dan destek kararını çıkaramayacağını bildiği için en azından Türkiye’nin tehdit altında olduğunu ileri sürerek bu desteğin Türkiye’ye sağlanmasına çalıştığı anlaşıldı. Ancak, ayni ülkeler Türkiye’ye de NATO desteğine sıcak bakmadıkları görüldü.Aslında ABD, NATO desteğini alsa, buna karşın kendisine rakip olacak ayni ülkeleri harekat sonunda ödüllendirmek zorunda olacağından zaten bunu kendi güçleri ile yapabileceği için Almanya ve Fransa’yı bu işe karıştırmak istemediği görülüyor.
Irak harekatı için kilit ülke Türkiye dir. ABD, Türkiye’nin desteğini sağladığı takdirde başkaca bir ülkenin desteğine zaten ihtiyacı olmayacaktır.ABD, AB ülkelerinden bazılarının desteğini alarak ve bu ülkelerin açıkladıkları deklarasyonla AB ni kendi içinde parçalama imkanını da bulmuş oldu.
 F.Almanya, “Avrupa Birliği stratejisinde”, Türkiye’yi ABD tarafından AB içine sokulmak istenen bir “Turuva atı” gibi gördüğünden  Türkiye’nin AB den müzakere tarihi alma taleplerini Fransa ile birlikte engelleme imkanını bulmuştu.Ayrıca “Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası “(AGSP) konusunda da Almanya, Türkiye’ye “aba altından sopa göstermekten çekinmemiti”.
Çünkü;F.Almanya, AGSP yapılanmasıyla NATO daki yükümlülüklerinden kurtulmak istiyor.
NATO mevcut iken, Avrupa da, ikinci bir güvenlik yapılanması aslında NATO nun savunma gücünü zayıflatacak bir yaklaşımdır. Bunun anlamı; F.Almanya, NATO yu sabote ediyor. NATO yu   içi boşaltılmış bir yardım kuruluşu haline dönüştürmek için ne gerekiyorsa onu yapıyor.

Soğuk savaş koşulları ortadan kalktığına göre NATO ya yeni bir tehdit bulmak ihtiyacı ortaya çıktı.Düzenli orduları ve nizami harbe göre hazır tutulan NATO nun karşısında artık düzenli bir askeri tehdit’in olmadığını herkes kabul ediliyor. Bu anlamda tehdit olmadığına göre NATO ne yapacak telaşı başladı.
 11 Eylül 2001 de ABD yapılan terörist saldırısı, işlevsiz NATO nun imdadına yetiştiği düşünülüyordu, ancak uygulamaya gelince bunun pekde kolay kabul ettirilebilecek bir tehdit olmadığı görüldü. Ama, şimdi üyeler, Irak konusunda NATO nun  5 maddesini işletme konusunda  ABD den farklı düşünüyorlar.
ABD; “Irak harekatı için,  NATO’nun Acil Müdahale Gücünü kurmasını ve Irak’ da görevlendirilmesini istiyor. Çünkü, düşünülen tehdit, “Global terördür.” Global terörde, batılı analistlere göre radikal İslamla bağlantılıdır. O halde NATO nun karşınsında, batı medeniyet   değerlerini tehdit eden terörizmi  önlemek ve terörle  mücadele etmek görevi NATO için ön plana   çıkıyor”.
Bu anlayışta, Türkiye’nin işi zor. Çünkü global tehdit radikal İslamdan geliyor yaklaşımı, Türkiye’nin israrla vurgulamaya çalıştığı “ Terörün dini, milliyeti ve ırkı olmaz terör bir insanlık suçudur. ” düşüncesini bütün müttefikler zahiri olarak benimsiyorlar, Ancak, 11 Eylül saldırısını yapan, El Kaide ve aşırı islamcı görüşün NATO için yeni tehdit unsuru olarak  kabul edildiğine göre “Terörörü” İslamdan soyutlamak Türkiye açısından zorluk yaratıyor. Çünkü batılı uzmanlar şimdilik  bilinen terör faaliyetlerinin  arkasındaki devlet desteği, kültür, inanç, imkan ve kabiliyetin “aşırı İslam ”ülkelerinden olduğunu yüksek sesle söylemekte bir sakınca görmüyorlar.
 Bunun tabii sonucu olarak da ABD’nin yeni geliştirdiği doktrin “ Tehdit oluşmadan kaynağında vurmak, saldırıda ön almak “ şeklinde ifade edilebilecek yönteminin, BM yasasının 51nci maddesine göre “ meşru müdaafa hakkı” kuralına uymayan bir saldırganlık halini almasıdır.
  ABD; buna meşruluk kazandırmaya çalışırken, başta Almanya ve fransa olmak üzere pek çok NATO üyesi ülke ile NATO ile ortaklık anlaşması yapmış RF gibi ülkeler, ABD nin hegemonya tesisine yönelik  bu doktrine karşı  çekinceleri vardır.
 Bu kural belki, ABD tarafından her ülke için düşünülmüyor “ ABD nin ifadesiyle teröre destek veren ve kendisinin ilan ettiği “terörist devletler” için geçerli”  yaklaşımı pek de ikna edici görüşmüyor.
Bu yaklaşım aslında çok tehlikeli çünkü, Devletler hukukunda “terörist devlet” diye bir tanım olmadığı gibi bu gerekçe ile ülkelerin tehdit edilmesi ve rejimlerinin değiştirilmesi için bunun bir sebep olarak kullanılması da kabul edilemez.
 Terör nedeniyle burada tehdit edilen BM üye olan bir Devlet veya Devletlerdir. ABD açısından bu devletler “ Terörist Devletler ” olarak ifade edilse de, diğer üye ülkeler bunu ayni derecede kabul etmiyorlar.Rusya Federasyonu,mevcut kriz nedeniyle yükselen petrol fiyatlarından azami yararlanıyor.Almanya petrol bakımından RF na bağımlı ve bu yüksek fiat ile ekonomisi olumsuz etkileniyor.Almanya’nın Irak’ dan da pay alma şansı olmadığı için ABD nin stratejik oyununa geldiği görülüyor.Fransa ise; ABD nin hegemonyasını ret ederek,Irak’da BM ambargosu kalktıktan sonra işletilecek yaklaşık 40 milyar dolarlık petrol araştırma ve işletme haklarını kurtarmaya çalışıyor.Ortadoğu bölgesi dünya petrol rezervinin % 60 na sahip şimdilik bilinen rezervler Irak’da 112 milyar varil, Suudi Arabistan’ da 276 milyar varil olduğu uzmanlarca ifade ediliyor. petrol  zengini ve enerji kaynakları ile yeraltı zenginlikleri olan bu bölge ülkeleri ABD nin baskılarından kurtulamayacakları anlaşılıyor.Bu nedenle NATO ya” terörist devletleri” kabul ettirmek,  Prağ zirvesinde çaba harcanmışsada şimdilik olumlu bir sonuç alınamamıştır.Alınmasıda zordur.Çünkü, temel sorun ülkelerin geleceği ile yakından ilgili enerji kaynaklarının kontrolü ve ABD nin hakimiyetine karşı çıkmaktır. 
 Aslında; terörle mücadelede; Diplomasi, istihbarat, caydırma ve Teröre destek olan kaynakların kontrolü ve kültürel mücadele önemlidir ama,BM üye bir ülkenin zahiri sebeplerle işgal edilmesi kabul edilemez.Doğru çözüm,terörü besleyen yoksulluğun ortadan kaldırılması iken kimse buna yanaşmıyor.Halen dünyada 2 milyon insan günlük 2 doların altındaki bir para ile yaşamaktadır.
 NATO 2001 yılında; 470 milyar dolar harcamıştır. Bu rakam NATO ülkelerinin GSMH’ nın % 2,5 dur.
 Terörle mücadele özgürlükleri kısıtlıyor ülke kaynaklarını aşırı zorluyor. Terazinin bir kefesinde, demokrasi, insan hakları, diğer kefesinde Terörizmle mücadele, burada denge nasıl sağlanacak.
 ABD, BM ve NATO Terörle mücadele ediyor görüntüsü altında  Irak ve Afgan Ulusu’nun onurunu kırıyor.
 ABD Körfez Harekatında, 42 000 adet uranyum bombası kullandı. Afganistan da kullanmaya devam ediyor. Irak için gerekçe olan kitle imha silahlarından arındırma, İsrail’in elindekiler dahil pek çok ülkenin sahip olduğu bu silahlar dan dünyanın arındırılması çifte standart olmadan nasıl ve kim tarafından engellenecektir?.
  “ Terörle Mücadele ” programıyla tam örtüşmüyor.
 NATO, 5nci maddesi, bir üye ülkeye saldırıyı ortadan kaldırmak maksadıyla  işletilebilecek savunma amaçlı bir kuraldır. Saldırı amacıyla kullanılması NATO nun kuruluş felsefesine aykırıdır.Türkiye, uzun süredir sürdürdüğü terörle mücadelede dost ve müttefiklerinden istediği yardım ve desteği görememiş ve zarara uğramış  bir ülkedir.
 ABD’nin baskısı ile NATO 5 nci maddeye göre Türkiye’nin korunmasını talep etmek NATO’nun görevlerine yepyeni bir anlayış getirilecektir. Bu da, NATO’nun içindeki görüş farklılıklarını büyütecek, beklide NATO nun   sonunu getirecek   bir başlangıç kararı olacaktır.

 Terör bir tehditdir. İnsanlığa karşı bir suçtur. Savunulamaz, mazereti kabul edilemez. Ancak bu bazı devletleri baskı altına almak, rejimlerini değiştirmek için bir araç olarak kullanılması da kabul edilemez. Çünkü El Kaide’nin ABD Himayesinde doğup büyüdüğünü herkes biliyor. Irak’ın elindeki (var olduğu iddia edilen) kitle imha silahları ile ilgili israr, ABD tarafından,İran-Irak savaşında Irak’a verildiği bilinen bir gerçektir.
 ilgilendiren yeni doktrini de  kabul etmiştir.

 NATO – Avrupa işbirliğinin geliştirilmesi  düşünülüyorsa, AGSP, NATO yu zayıflatan bir araç olarak kullanılmamalıdır.Bu konuda en çok sorumluluk taşıyan ülke F.Almanya ve Fransa olacaktır.

5.TÜRKİYE NE YAPMALIDIR?
ABD’ nin;   Irak rejimini değiştirmek, bölgenin 510 milyar varili bulan  petrol rezervinin üzerinde kontrolü sağlamak ve  İsrail üzerindeki baskıyı hafifleterek, Ortadoğu  ülkeleri üzerindeki kontrolü pekiştirmek  maksadıyla; Irak devletine karşı savaş yolunu seçeceği anlaşılmıştır. Bu maksatla;  kendisine  yardımcı olacak  bir bölge ülkesine ihtiyacı vardır. Bu ülke de,  ABD’ ye göre Türkiye’dir.  Bölge ülkelerinin çıkarları ve  ABD’ nin  bölgedeki girişimleri sonucunda  ortaya çıkması muhtemel Irak’ın kuzeyinde bir “Kürt” devleti,  hem Türkiye’yi ve hem de bölge ülkelerini endişelendirmektedir. Bundan dolayı  başta Türkiye olmak üzere bölge ülkelerinin ABD’ nin  bu politikasına yardım ve destek verecek  askeri işbirliğine  girilmesi bölgenin geleceği, Türkiye nin uzun vadedeki  çıkarları açısından hem  tehlikeli, hem de çok riskli bir karardır. Bunun riski de tehlikesi de Irak’ın parçalanması ve yeni türedi uydu devletlerin ortaya çıkmasıdır. Bu devletler bölge barışını ve uzun vadede   bölgenin istikrarını bozacaktır. Bu yaklaşım; ABD açısından uygun olabilir, ama Türkiye ve bölge devletleri için asla uygun değildir.
 ABD’ nin Türkiye’den beklentileri, Türkiye’nin çıkarlarıyla  örtüşmediği için bu isteklerin geri çevrilmesi ve beklentilerin boşa çıkarılması stratejik ortak Amerika Birleşik Devletlerini  Türkiye aleyhine  politika değişikliğine yöneltecektir. Türkiye; ABD nin politika değişikliğine hazır olmadığı ve çok olumsuz koşullarda  bu durumla karşı karşıya olduğu için karar vermekte zorlanıyor. Aslında Türkiye NATO ya da girdikten sonra kendi çıkarlarının gerektirdiği  bölgesel ve uluslar arası bir politika üretip geliştirmediği için, Türkiye şimdi alternatifsiz bir duruma düşmüştür.

ABD’ nin  vazgeçilmez  müttefiki olan İsrail’in, bu stratejide, bölge ülkelerini rahatsız etmeden gerekli yardım  ve desteği sağlaması zor olduğuna göre geriye bir tek yol kalıyor. Bölge ülkelerini yıldırmak ve ABD’ nin politikasına  karşı koymayacak ve bölgenin birlik ve beraberlik içinde hareket etmesine  engel olacak tedbirlere başvurmaktır.

Bunun içinde  bölge ülkelerinin hassasiyetlerini iyi bilen ABD bu hassasiyetleri  istismar ederek, gerektiğinde baskı uygulayarak zoraki işbirlikçi ve suç ortağı bulmaya çalışacaktır.

Böylece; ABD Irak’ın kuzeyinde bir “Kürt” devleti kurma şantajı da dahil olmak üzere her çareye başvurarak bu gayesini gerçekleştirecektir.
Bölge ülkelerinin muhalefetine rağmen, Irak’ın parçalanması ve yeni bir devletin oluşumu gelişmelere bağlı olarak gerçekleşebilecektir.Aslında bu yaklaşım çok tehlikeli ve riskli bir stratejik hatadır.

Bu stratejinin ana unsuru da, Irak’ın kuzeyinde yaşayan “ Kürt” toplumunun bu durumdan azami istifade etmek isteyen bir tavır ortaya koymasıdır.
Bunun emareleri Londra ve ABD’de yapılan Irak Muhalif grubunun toplantıları ve onlarla ortak stratejiler geliştirme gayretleridir.

 Irak’ın kuzeyindeki gelişmelere baktığımızda, ABD’ nin bu politikada  başarıya ulaştıracak pek çok etkenler vardır. İster Federe, ister bağımsız bir devletin oluşması  ABD ve İngiltere gibi  “Hami-Koruyucu” devletin olması tehlikeyi büyütüyor.

ABD ve İngiltere’nin bu gayretleri aslında  bugünün sorunu olmadığını hepimiz biliyoruz. Birinci Dünya Harbi esnasında başlayan ve harbin sonunda verilen sözlerle bölgede sürdürülen girişimler, 1919-1926 yıllarında Türkiye’nin çabaları ile bu tehlike  önlenmişti. Ancak şimdi, Türkiye ayni ciddiyet de bunu önleyici gayretlerini sürdürmediği takdirde bu  tehlikenin önlenmesi çok zor olacaktır.

Çünkü,Irak’ın kuzeyinde kurulacak devletin dahili ve harici saldırılara karşı koruyacak etkin bir güç olarak, ABD ve İngiltere açık bir şekilde bu görevi üstlendiği takdirde  oluşumu engellemek çok zor ve risklidir.
Irak’ın kuzeyinde bir devlet kurabilmek için ne kadar güce ihtiyaç vardır?
Bunu cevabı,bu devlete karşı olan ülkelerin Potansiyel güçlerini dengeleyecek kadar askeri  güçe ihtiyaç olacaktır.Bu ülkelerin;

Ülke    Nüfusu      Kara  Kuvveti   Hava Kuvveti   Silahlı Kuvvetleri Toplamı    
İran         72 Milyon     350.000              50.000              545.000
Irak          24    “           375.000             50.000              430.000
Suriye      17    “           215.000             40.000              316.000
Ürdün        6     “            40.000             27.000              104.000
S.Arap.    18    “           106.000             22.000              105.000
Türkiye     65    “          525.000             63.000               639.000
Toplam   202 Milyon 1.611.000           252.000           2.139.000

Görüldüğü üzere; Irak’ın kuzeyinde bir uydu devletin kurulması için fazla miktarda askeri güce ihtiyaç olacaktır.Burada esas olan, uydu devletin kuruluşuna mani olacak  “Siyasi” iradedir. Bölge ülkeleri kuvvetli siyasi irade gösterdikleri takdirde bu kolay olmayacaktır.Ancak bu irade konusunda şimdilik ciddi endişe vardır.

Bu oluşuma ciddi olarak karşı duran Türkiye,İran, Suriye ve Bölgedeki bazı Arap ülkeleri ortak potansiyel askeri güçlerini dikkate alarak, karşı iradeyi göstermeleri gerekir. Bunun içinde güçlerini birleştirecek kadar samimi bir tavır sergilemeleri gerekir.

Bunu yapabilmek içinde ABD ne karşı ortak çıkarları bir olan bu ülkelerin  açıkça askeri güçlerini kullanacaklarını deklare etmeleri gerekir.
 Irak’ın kuzeyinde bir  devlet kurmaya hazırlanan “Kürt”  toplumun gücü hiçbir zaman tek başlarına  sözde Kürt devletini kurmaya müsait değildir. Bunu için mutlaka bir dış destek olması gereklidir. O zaman, dış desteğin engellenmesi için, bölge ülkelerinin sıkı durması ve tavırları net ve politikalarında asla bir gevşeme olmaması gerekir.

 Bunu içinde;  bu ülkelerin milli çıkarları Irak’ın kuzeyinde bir devlet kurulmasına asla izin vermeyecek kadar hayati bir sorun olarak görüp kabul ediyorlarsa ki öyledir. O zaman ABD ve İngiltere’nin örtülü ve ikiyüzlü politikalarının bir devlet kurmak için girişimleri sonuçsuz kalmaya mahkumdur. Çünkü bu hami devletlerin; kendi askeri güçlerini kullanabilmek için toplumlarını desteğini alabilmeleri zordur. Bölgede meydana gelecek kargaşa ve çatışmalardan, bu ülkelerde çok zarar göreceklerdir.
Irak’ın kuzeyinde devlet kurmak isteyen toplum, kendi devletini yaşatabilmek için ne kadar güç yarata bilir?

 Bu bölgenin iç dinamikleri zayıftır.Birlik ve beraberlik sağlamaları güçtür. Aşiret yapısı, kişisel hırs ve çıkar arzuları birlik sağlamayı güçleştirir. Her bakımdan kaynakları yetersizdir.

 Kendilerinin meydana getirecekleri azami 100-150 bin civarında  hafif silahlarla donatılmış bir askeri güç olabilir.  Önemli olan bu gücün ağır silahlarının olmamasıdır.

ABD ve İngiltere; bu bölgeden bir cephe açarsa, o zaman mahalli güçlerin ağır silahlara sahip olması önlenemez,  o zaman tehlike ve tehdit büyük olur. Bunu içinde, Irak’ın kuzeyinden ABD ve İngiltere nin bir cephe açması ve/ veya  ağır silahları sevk etmesi önlenmelidir. Türkiye’nin direnç göstereceği temel konu budur.

Anılan bölgede bir devletin kurulup yaşatılabilmesi için dış güç desteği ne kadar olmalıdır?

Halen mevcut olan politik destek devam etse bile, bunun  psikolojik savaş açısından önemi büyüktür. Ancak fiili askeri güç (fiziki güç) yaratma bakımından çok da önemli değildir.

Esas olan destek, bölge ülkelerini caydıracak ve onların askeri güçlerine karşı koyacak büyüklükte dışarıdan  büyük çapta bir kara gücüne  ihtiyaç olacaktır. Bu kuvvetin büyüklüğü, donanımı, desteklenmesi ve savaş yeteneği gibi pek çok  etkenler dikkate alınarak kabaca hesap edilebilir. Böyle bir durumda; ABD ve İngiltere nin bölgede kullanacağı hava gücü vardır. Ancak esas olan Irak’ın kuzeyinde kullanılacak kara gücüdür.
 Bu güç bölge ülkelerinin algıladıkları tehdit ve geliştirecekleri askeri stratejilere göre  kullanacakları kuvvetler ve bu kuvvetlerin koordineli olarak yönetilebilmesi için geliştirecekleri koordinasyon ve işbirliği esasları da dikkate  alınarak büyük çapta bir askeri güç ortaya koydukları takdirde, Bölge için sinsi emelleri olan karşı güçlerin kullanacakları kara kuvvetleri yeterli olmayacaktır.

 ABD  ve İngiltere’nin, bölgeye sokmaya çalıştıkları kara gücü basında yer aldığı  kadarıyla şimdilik, 80- 90 bin kişilik bir kuvvet  olup bu da uydu devletin kurulmasına  yetmez.  Ancak buna rağmen bu kuvvetin  tehlikesi,  bölgede fazla kalması halinde, Bölgenin  askeri güç dengelerini bozması,bölgede örtülü hareketlere girişmesi ve mahalli güçleri desteklemesi veya  sonra bölgeden giderken  önemli ölçüde ağır silah ve donanımını bölgedeki mahalli güçlere bırakırsa, o zaman tehlike  büyür ve bölgenin uzun süreli bir kaosun içinde kalmasına sebep olur.

Devlet kurmak isteyen bölgedeki mahalli güçlerin silah ve donanımı nasıl karşılanır?

Bu durumda; askeri malzemelerin çevre ülkelerden temini mümkün olmaz. Ancak 8 Ocak 2003 tarihinde basında da yer aldığı gibi, Türkiye topraklarını kullanarak, Irak’ın kuzeyine ABD nin sevk ettiği 60 kamyonluk malzeme sevkıyatı doğru ise ve bunlar  hafif silahlar ve patlayıcılar olarak düşünülürse, bu sadece piyade silahı olarak, her kamyonun yükü, 1000 adet üzerinden, 60 adet kamyon yükü 60 bin silah demektir. Bu da her taburu 1000 kişi düşünürsek,  toplamda 60 piyade taburunun hafif silahı demektir ki bu da Irak’ın kuzeyinde meydana getirilebilecek askeri gücün hafif silahlarının büyük bir kısmının tedarik edildiği anlamına  gelir.
Ancak,Yine basında yer aldığına göre Barzani, kendi bölgesinde Türk sınırına yakın yerlerde, ağır uçaksavar silahlarını yerleştirerek bir Hava savunma sistemi kurmaya çalıştığı anlaşılıyor.

Bu silahların Türkiye  topraklarından geçirilerek ABD tarafından karşılandığı doğru olursa, Türkiye’nin bu kadar tehlikeli bir gelişmeye seyirci kalması topraklarını kullandırması, bölge ülkelerine karşıda sorumluluklarını yerine getirmemiş anlamına gelir.

 Bu silahlar nerede ve kime karşı kullanılacak?
 Bu silahlar, Şüphesiz Türk Askerine karşı kullanılacaktır. Bunun  hukuki, siyasi ve ahlaki hesabını  kimin  vereceğini tarih kaydedecektir. Bu silahların mühimmatı havadan ikmal edilebilir. Esas olan en az hasarla  ve en kolay yoldan bu silahların bölgeye intikal ettirilmiş olmasıdır.

Irak’ın kuzeyinde kurulacak bir devleti kim tanır?
Böyle bir oluşumu destekleyen ülkeler ile bölge ülkelerinden İsrail bu devleti tanıyabilir.Çünkü  İsrail’ in güvenliğine tehdit oluşturan güçlü bir Irak İsrail’in hiç arzu etmediği bir durumdur. Bundan dolayı bölgede ilk tanıyan ülkelerden birisi İsrail’in olması engellenemez.Diğer bölge ülkeleri tanımaz. Ancak bu oluşum Birleşmiş Milletlere gelirse pek çok ülke bunu tanıyacaktır.

Türkiye ne yapmalıdır?
Türkiye’nin bu bölge için  Üç  temel seçeneği olacaktır. Bunlardan birincisi;Türkiye,ABD ne her türlü desteği vererek birlikte,Irak harekatına katılması:

Bu hareket tarzının Türkiye açısından faydaları şunlar olabilir:
-Kürt Devletinin kuruluşu,yakın zamanda engellenmiş olur.
-Türkiye,yakın dönemde,ekonomik sorunlarını hafifletip sıkıntılarını atlata bilir.
-ABD nin çok yönlü politik ve ekonomik desteğini sağlayabilir.
-İsrail ile ilişkileri daha da güçlenip gelişebilir.
-Türkiye’nin  ABD  nezdinde saygınlığı artar.
-Kolaycı bir politika uygulanmış olur.
Bu Hareket Tarzının Mahsurları:
-Türkiye yalnızlaşır.Gelişmeleri kontrol edemez.
-ABD bölgede uzun zaman kalacağına göre, yaşanacak olumsuzluklardan Türkiye sorumlu tutulacaktır.
-ABD nin kayıpları arttıkça Türkiye’ye baskı artacaktır. İlave sorumluluklar yüklenecektir.
-Türkiye, Arapların ve bölge ülkelerinin düşmanlığını kazanır.
-İran’ın açık düşmanlığını kazanır.İran başta olmak üzere, tüm bölge ülkeleri Türkiye’yi hedef alarak, ABD ve İngiltere’ye duydukları düşmanlığın, Türkiye’ye yönelmesine sebep olur.
-Türkiye’nin bölge ülkeleri ile ticareti duracak, ekonomisi olumsuz yönde etkilenecektir.
-Bölge ülkeleri Türk mal ve hizmetlerine boykot uygulamak suretiyle ekonomiyi zora sokacaktır.
-AB ve bölge ülkeleri Türkiye’yi güvenilmez ve ABD nin  Taşaron ülkesi olarak kabul ederler.
-Türkiye’nin iç dinamikleri  bozulur.Çevre ülkeleri iç işlerimize karışarak ülkenin huzur ve güvenliğini bozarlar.
-İç politik yapı buna müsait değildir.Halkın desteğini almayan bir hareket tarzıdır
-ABD nin İran veya diğer bölge ülkelerine, yönelik politik hesaplarına karşı konulamaz.Talep ve isteklerin arkası kesilmez. Egemen ve bağımsız Devlet kavramına hiç uygun olmayan, uydu ve teslimiyetçi bir devlet durumuna düşülür.
-Türkiye’nin bağımsızlık  mücadelesini örnek almış uluslara ve Devletin kuruluş felsefesindeki değerlere karşı  saygısızlık yapılmış olur.
-ABD bölgeden ayrıldığında,Türkiye büyük sorunlar yaşar. Türkiye  yalnız kalır.
-ABD ve İngiltere’nin iç politik değişiminden etkilenerek,Türkiye, kendisinin de sebep olduğu güvensizlik ve sorunlarla baş başa kalır. Bu durum da Türkiye’yi yalnızlaştırır ve ülkeyi  çıkmaza sokar.
   Türkiye için İkinci Hareket Tarzı:
Türkiye’nin,ABD  ve İngiltere’nin bu faaliyetine hiçbir şekilde destek vermemesi:
Bu Hareket Tarzının; Türkiye açısından faydaları:Yukarıda sıralanan birinci hareket tarzındaki mahsurlar, bu hareket tarzında Türkiye için fayda olarak ortaya çıkar.Ayrıca AB Türkiye’ye daha olumlu ve güvenilir bir ülke olarak destekleyebilir. Türkiye’nin saygınlığı çok artar.
Mahsurları ise;
-ABD ve İngiltere’nin dostluğunu kaybeder.
-Türkiye, ekonomik ve siyasi olarak krize sürüklenir.
-ABD ve İngiltere, Türkiye’yi iç bünyedeki uzantıları ile karıştırır.Kürt kozunu da kullanarak ülkeyi  istikrarsızlaştırır.Bölücü unsurları destekler ve uzun süreli terör ve iç kargaşayı körükler.
-Türkiye’nin  çok büyük yekün tutan borçlarını ivedilikle ödenmesini taleplerini gündeme getirir.
Türkiye için Üçüncü Hareket Tarzı:
ABD ve İngiltere’ye sınırlı destek vermesi; Bunun bölge ülkelerinin tamamı veya büyük bir kısmının da katılması halinde uygulanabilecek bir hareket tarzıdır. Aksi takdirde bu hareket tarzının bölge ülkelerine kabul ettirilmesi çok zor olacaktır.Gerekçelerimiz tatminkar görülmeyebilir. Bölge ülkelerinden ABD ne destek olmadan Türkiye çok sınırlı olarak da olsa yalnız olarak bu desteği vermesi halinde tam destek vermiş gibi sonuçlar doğurur. Bu durumda; Birinci hareket tarzındaki mahsurların büyük bir kısmı bu hareket tarzında da mahsur olarak ortaya çıkacaktır.ABD ve İngiltere  bu destek den tatmin olmaya bilir.İlişkiler yinede zedelenebilir.

6.SONUÇ VE DEĞERLENDİRME:
Türkiye için temel sorun Irak’ın kuzeyinde bir uydu devletin kurulmasına mani olmaktır.Bunu sağlayacak hareket tarzı, Türkiye’nin her ne sebeple olursa olsun ABD  ve İngiltere’nin yanında yer almamasıdır. Irak’a yönelik savaşın Türkiye açısından meşruiyeti olamaz.
Türkiye için yegane meşru savaş sözde Kürt devleti oluşumunu önlemeyi veya böyle bir devlet ortaya çıkarsa onun ortadan kaldırılması olabilir.
Türkiye bu günlerde olmasa da yakın bir zamanda, ABD  ne rağmen ulusal çıkarlarını koruyacak ve bağımsız politikalar üreterek kendi ayaklarının üzerinde durmasını öğrenmelidir.Mevcut koşullar buna uygun görünmüyor olsa da Milletimizden büyük bir fedakarlık isteyerek bunu bu günlerde sağlamanın yol ve yöntemini bulmalıyız.

 
 SİTE İÇİ ARAMA

SON EKLENEN 5 MAKALE
TÜRKİYE- AVRUPA BİRLİĞİ TARİHÇESİ

KARŞI DEVRİM HAREKETLERİNİN EN ETKİLİSİ ŞEYH SAİD İSYANI

BM VE TBMM DE KABUL EDİLEN İKİ SÖZLEŞMENİN ÜLKEMİZE ETKİLERİ

CUMHURİYETİN 86 NCI YILINDA BAŞINA GELENLER

RİSK VE RİSK YÖNETİMİ

SİTE ANKET
Yeni Sitemizi Nasil Buldunuz?
Çok Iyi
Iyi
Normal
FikrimYok