11 EYLÜL 2001 TARİHİNDE ABD MEYDANA GELEN TERÖR EYLEMİNİ TAKİP EDEN GELİŞMELER ÇERÇEVESİNDE TÜRKİYENİN AGSP’ DE YER ALMASININ GEREKLİLİĞİNE YÖNELİK STRATEJİLERİN BELİRLENMESİ
1. GENEL:
Soğuk Savaş döneminde iki rakip süper gücün arasına sıkışan Avrupa’nın bugün geleneksel mücadelelerinin ötesine geçerek yeni bir uluslararası denge kurmaya çalışması ve Avrupa’nın güvenliğini sağlamak maksadıyla Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliğini (AGSK) ön plana çıkarmıştır.


1. GENEL:

Soğuk Savaş döneminde iki rakip süper gücün arasına sıkışan Avrupa’nın bugün geleneksel mücadelelerinin ötesine geçerek yeni bir uluslararası denge kurmaya çalışması ve Avrupa’nın güvenliğini sağlamak maksadıyla Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliğini (AGSK) ön plana çıkarmıştır.

2. Avrupa Güvenlik Mimarisi

Batı Avrupa Birliği (BAB), Almanya ve İtalya tehdidine karşı ortak savunma maksadıyla 1948 Brüksel anlaşmasıyla kurulmuştur.

Washington antlaşması 1949 tarihinde imzalanmış ve NATO kurulmuştur. Türkiye 1952 yılında NATO’ya üye olarak Avrupa güvenlik yapısına dahil olmuştur.

1954 yılında yapılan Paris protokolü ile Brüksel antlaşması revize edilmiş ve Avrupa’ya yönelik potansiyel Sovyet tehdidine karşı Almanya ve İtalya batı Avrupa birliğine dahil edilmiştir.

1980’li yılların başında Avrupa ülkelerinde güvenlik konularında yeni düşünceler olmuştur.  Bu düşüncelerin ilk sonuçları 1984 Roma Deklarasyonu ile ortaya çıkmış ve iki husus vurgulanmıştır.

- Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliğinin tanımlanması (ESDI)
- Üye ülkelerin savunma politikalarının uyumlaştırılması için çalışmalara başlanması

1991 yılında imzalanan Maastricht Antlaşması ile Avrupa Topluluğu, Avrupa Birliğine dönüştürülmüş ve Ortak Dış ve Savunma Politikası ile müşterek karar verme mekanizmasının teşkil edilmesi ve BAB’ın Avrupa Birliği’nin savunma bileşeni olması öngörülmüştür. Maastricht antlaşması ile eş zamanlı olarak imzalanan BAB’ın Maastricht Deklarasyonu ile, Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği kabul edilmiş; BAB’ın, NATO’nun Avrupa ayağı ve Avrupa Birliği’nin savunma bileşeni olarak görev yapması ön görülmüştür.

1948 tarihli Brüksel antlaşmasında kollektif savunmayı öngören beşinci madde olmasına rağmen, soğuk savaşın son ermesinden sonra yayımlanan ve BAB’ın anayasa niteliğinde olan 1992 tarihli Petersberg Deklarasyonu ile BAB’ın üstleneceği asıl görevler günün şartlarına uygun olarak kollektif savunma dışı görevler olarak belirlenmiştir. “Petersberg Görevleri” olarak adlandırılan bu görevler;

- İnsani yardım, kurtarma ve tahliye operasyonları,
- Barışı koruma,
- Muharip kuvvetlerinde kullanabileceği kriz görevleridir.

Türkiye 1992 yılında, Roma Deklarasyonu ile BAB’a ortak üye olmuştur. 1996 yılında Berlin kararları ile AGSK’nin NATO içinde geliştirilmesine karar verilmiştir. Zaman içinde bu anlayış NATO’nun “dilimleme stratejisi” ile Avrupa Birliği tarafından kullanılması şeklinde tezahür etmiştir. 1996 Berlin kararlarını müteakip, NATO imkanlarını kullanmak isteyen BAB’a karşı Türkiye veto kozunu kullanmış ve ileride haklar talep etmiştir. Bunun neticesinde 15 Nisan 1997 kararları ile Türkiye gibi ortak üye statüsündeki NATO üyesi ülkelerin, NATO imkanlarının kullanıldığı BAB harekatında karar verme mekanizması dahil, tam üye haklarıyla yer almaları kabul edilmiştir. 1997 BAB Erfurt Bakanlar Konseyi kararları ile Türkiye’nin NATO imkanları olmaksızın icra edilecek, herhangi bir BAB harekatına da sadece katılım niyetini bildirmesini müteakip, karar mekanizması dahil, tam üye hakları ile iştiraki kabul edilmiştir.

1998 yılı önemli gelişmelere damgasını vurmuştur. 03-04 Kasım 1998 tarihlerinde Viyana’da ilk kez Avrupa Birliği Savunma Bakanları Toplantısı düzenlenmiştir.

03-04 Aralık 1998 tarihleri arsında Fransa’nın St. Malo kentinde yapılan Fransa-İngiltere görüşmeleri Avrupa’nın savunma ve güvenlik boyutuna yeni ve önemli bir halka eklemiştir. Görüşmeler sonucunda yayınlanan deklarasyonda:

- Amsterdam antlaşmasında yer alan Ortak Dış ve Güvenlik Politikasının (ODGP) süratle uygulanmaya konulması,
- Avrupa Birliği’nin uluslar arası krizlere müdahale edebilecek ve müstakil harekat yapabilecek bir kapasiteye sahip olması ve yeterli bir askeri kuvvet ile desteklenmesi,
- Üyelerinin toplu savunmasının temelini oluşturan modernize edilmiş NATO’nun yaşamasına ve gelişmesine katkıda bulunulması, kararlaştırılmıştır.

Bu gelişmeleri müteakip, 07 Aralık 1998 tarihinde yapılan Avrupa Birliği Genel İşler Konseyi (General Affairs Council-CAG) toplantısında, NATO içinde Avrupalıların Avrupalı kuvvetleri kullanmalarını ABD ve Türkiye’nin veto edemeyeceği bir yapıya gidilmesi gerektiği dile getirilmiştir.

Burada Avrupa ülkelerinin amacı; NATO’yu sadece kolektif savunma, yani beşinci madde görevleriyle kısıtlamak ve NATO içinde Avrupa Kriz Yönetimi’ne ilişkin yeni bir karar mekanizması yaratmak, kriz yönetimi ve barışı destekleme harekatında kendi kendine karar verebilen ve yeterli bir askeri güç ile desteklenen bir güvenlik ve savunma kimliğine kavuşmak ve bunları yaparken ilave bir harcamaya gitmeden NATO imkan ve kabiliyetlerini kullanmaktır.

Kriz Yönetimi ve Barışı Destekleme Harekatı’nda sorumluluğun, Avrupa Birliği tarafından yüklenilmesi durumunda, NATO sadece nükleer caydırıcılık ve beşinci madde görevleri için ihtiyatta tutulan bir organizasyona dönüşebilecektir. NATO’nun son on yıldır yapmış olduğu faaliyetler dikkate alınıldığında, tatbikatlar da dahil olmak üzere önemli bir gayretin Kriz Yönetimi, Barışı Destekleme Harekatı, Barış için Ortaklık (BİO) faaliyetleri ve Birleşik Müşterek Görev Kuvveti (CJTF) çalışmalarına yöneldiğini görmekteyiz. Bu faaliyetlerin Avrupa Birliği tarafından yüklenilmesi durumunda, NATO marjinal bir duruma, yani BAB’ın 1954’te girdiği duraklama dönemine girebilecektir.

Washington Zirvesi öncesi, NATO imkan ve kabiliyetlerinin Avrupa Birliği tarafından kullanılmasına ilişkin olarak hazırlanan çerçeve belgesinde umduğunu bulamayan Avrupa Birliği, Washingron Zirvesinde NATO imkanlarına otomatik olarak erişebileceğine ilişkin bir kararın çıkarılmasını sağlamak için mücadele vermiştir.

NATO Zirvesinde, Türkiye için önem arz eden Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği (AGSK) konusunda, Türkiye’nin hedefleri;

- Avrupa Birliği-BAB entegrasyonu durumunda ülkemizin öncelikle BAB’daki kazanımlarının muhafaza edilmesi,
- Avrupa’nın güvenlik mimarisi içinde söz sahibi olabilmek için bu müktesebatın daha da ileriye götürülmesi, olarak tespit edilmiştir.
- Bu imkan sağlayacak yazımların, hem zirve bildirisi ve hem de stratejik konseptte yer almasını sağlanmıştır.

Stratejik konseptin 17. maddesinde, “Avrupa Birliği kendi savunma ve güvenlik boyutunun güçlendirilmesi konusunda önemli bir karar almış ve çalışmalarına ivme vermiştir. Bu sürecin tüm ittifak üzerinde önemli etkileri olacaktır ve tüm Avrupalı müttefikler (Türkiye, Norveç, İzlanda ve yeni üç üye dahil) NATO ve BAB’da geliştirilen düzenlemelere uygun olarak, bunu içinde yer almalıdır” denmektedir.

Ayrıca konseptin AGSK başlığı altında yer alan 30. maddesi “AGSK, 1996 yılında Berlin’de alınan kararlara uygun olarak NATO içinde geliştirilmeye devam edecektir. Bu, tüm Avrupalı müttefiklerin, görev ve faaliyetleri daha uyumlu ve etkili bir katkı yapmasını sağlayacaktır. NATO’nun askeri olarak angaje olmayacağı bir harekatta, NATO imkan ve kabiliyetlerinin Avrupa Birliği’nin icar edeceği bir harekata tahsis edilmesi, tüm Avrupalı müttefiklerin tam haklarla katılımı dikkate alınarak, her defasında ayrı ayrı (case by case) ve oybirliği (consensus) ile karar altına alınacaktır” şeklindedir.
 
Zirve Deklarasyonunun 9’ncu maddesi ise, NATO destekli Avrupa Birliği operasyonlarına, NATO-BAB arasındaki mevcut danışma mekanizmaları dikkate alınarak, Avrupa Birliği üyesi olmayan Avrupalı müttefiklerin mümkün olan en üst seviyede katılımını güvence altına alamaya büyük önem verildiği şeklindedir.
 
Bu paragraflar, Avrupa Birliği’nin, NATO’nun bir bütün olarak katılmadığı bir harekatta NATO imkan ve kabiliyetlerini otomatik olarak kullanmasını engellemiş ve her bir karar için Türkiye’nin onayının alınmasını gerekli kılmıştır. Ayrıca halen NATO ve BAB’daki düzenlemelere uygun olarak Avrupalı müttefiklerin Avrupa Birliği içinde oluşturulan AGSK’ya dahil olması hususu, BAB’daki mevcut müktesebatımızın Avrupa Birliği içindeki yeni oluşuma taşınmasına cevaz vermektedir. Washington kararları müteakip tüm NATO Konseyi Toplantılarında da teyit edilmiştir.

03-04 Haziran 1999 tarihleri arasında Köln’de icra edilen Avrupa Birliği Zirvesi’nde AGSK konusunda NATO’nun Washington’da yapmış olduğu açılıma, Avrupa Birliği gerekli yanıtı vermemiştir. Köln Zirvesi sonuçlarından, madde 3 “Avrupa Birliği, Avrupa önderliğinde ikili bir kriz yönetim mekanizması geliştirmek istemektedir, buna Avrupa Birliği’nin NATO üyesi olan veya olmayan tüm ülkeleri tam eşit haklarla katılacaklar, NATO’nun Avrupa Birliği üyesi olmayan diğer üyeleri ve partner ülkelerin mümkün olan en üst düzeyde katılımı için gerekli düzenlemeler yapılacaktır” şeklindedir. Köln’de alınan diğer önemli bir karar ise “BAB’ın 2001 yılından önce fonksiyonunu tamamlayarak Avrupa Birliği içine alınmasıdır”.

Avrupa Birliği üyeleri, yeni güvenlik yapılanmasında NATO imkan ve kabiliyetlerini hiçbir kısıtlama olmaksızın kullanmak ve karar mekanizmasını ellerinde tutmak istemektedirler.

Avrupa Birliği Helsinki Zirvesi’nin AGSK konusundaki raporu, Avrupa savunma ve güvenliği ile ilgili resmi olarak ortaya koymuştur. Özetle şu hususları kapsamaktadır:
- 2003 yılından önce 50-60.000 kişilik kolordu (15 tugay) çapında Avrupa acil müdahale gücünün kurulması, bu kuvvetin gerekli şekilde desteklenmesi ve 60 gün içinde konuşlandırılarak bir yıla kadar harekat bölgesinde idama edilmesi kabiliyetinin kazandırılası öngörülmektedir.
- Avrupa Birliği önderliğinde icra edilecek operasyonlar için aynı zamanda NATO’ya da tahsisli olan milli kuvvetler kullanılacaktır. Böylece Avrupa Birliği, NATO imkan ve kabiliyetlerini kullanma amacına daha da yaklaşmakta ve NATO’daki veto hakkının kullanılmasını biraz daha aşındırmaktadır.
- Avrupa Birliği’nin kriz yönetimi konularında ikili görüşme ve bilgi alışverişi için, Avrupa Birliği üyesi olmayan Avrupalı müttefikler ile Avrupa Birliği adayı diğer ülkelerden oluşacak uygun bir yapının oluşturulması öngörülmektedir. Avrupa Birliği’nin kendi başına karar verme hakkına ve kurumsal yapısına saygı duyulmasının gerekliliği vurgulanmaktadır.
- Avrupa Birliği’nin hedefi, kriz yönetimi konularında kendi kendine karar verebilen ve icra edebilen bir yapı oluşturarak, kendine savunma ve güvenlik konularında kabul edilebilir bir yer edinmektir. Bu nedenle, herhangi bir ilave harcama yapmadan NATO imkan ve kabiliyetlerini otomatik ve kısıntısız kullanma isteği bir kere daha ortaya çıkmıştır.

03-04 Haziran 1999 tarihlerinde icra edilen Avrupa Birliği Köln Zirvesinde ortaya konulan, Avrupa Birliği’nin, BAB’ın Petersberg görevlerine ilişkin sorumluluğunu üstlenmesi ve BAB’ın 2000 yılı sonuna kadar bir organizasyon olarak amacını tamamlayacağına ilişkin ibareler, müteakip Helsinki ve Feira Zirve Bildirileri’nde yer almamıştır. Bu hususun; Avrupa Birliği üyesi olmayan Avrupalı müttefiklerin BAB’daki kazanımlarının ve İsveç, Finlandiya gibi Avrupa Birliği’nin tarafsız ülkelerinin BAB ile birlikte kolektif savunmayı da içeren Brüksel antlaşmasının Avrupa Birliği’ne taşınmasından duyulan rahatsızlıkların aşılmasını sağlamak maksadıyla yapılabileceği değerlendiril-mektedir. Ancak, kolektif savunmayı içeren BAB’ın 1948 tarihli Brüksel antlaşmasını ve dolayısıyla BAB’ın ileride gerekebileceği düşüncesiyle Avrupa Birliği ülkeleri BAB’ı kapatmaktan ziyade uygun fonksiyonlarını Avrupa Birliği’nin içine dahil etmeye karar vermişlerdir.

2000 yılı ilk yarısında Helsinki’de alınan kararlara uygun olarak Avrupa Birliği Portekiz dönem başkanlığı tarafından gerek NATO-Avrupa Birliği ilişkileri ve gerekse Avrupa Birliği üyesi olmayan NATO ülkelerinin Avrupa Birliği’nin AGSK boyutuna katılımına ilişkin dokümanlar ortaya konmuştur. Bu dokümanlarda, Avrupa Birliği üyesi olmayan Avrupalı NATO ülkeleri (Avrupa Birliği+6) ile Avrupa Birliği’ne aday olan 13 ülke İzlanda ve Norveç’i de kapsayan (Avrupa Birliği+15) Avrupa Birliği’nin organik yapısında olmayan paralel yapılar planlanmaktadır. Karar mekanizmasına katılmadan teşkil edilen bu yapıların Türkiye’nin beklentilerini karşılamadığı değerlendirilmektedir. Dokümanlar 19-20 Haziran 2000 tarihinde Portekiz’de yapılan Avrupa Birliği Zirvesinde tamamlanmıştır. Buna göre Avrupa Birliği üyesi olmayan ülkelerin Avrupa Birliği güvenlik faaliyetlerinde tatmin edici bir yeri bulunmamaktadır. Sadece görüş alışverişi ve diyalog kapsamında oluşturulacak, krize dayalı Avrupa Birliği+15 (13 Avrupa Birliği adayı+Norveç+İzlanda) modeli ortaya konmaktadır ki, bu Avrupa güvenlik faaliyetlerine günlük danışmalar bazında iştirak etme arzusundaki Türkiye’yi tatmin etmemektedir.

Harekat öncesi safhada danışmalar yoğunlaştırılacak; Avrupa Birliği’nin bir harekat icra etme ihtimali söz konusu olduğunda, bahse konu düzenlemeler, güvenlik endişelerini dile getiren ilgili ülkelerin görüşlerinin alınması ve danışmanlar için uygun bir yapı olacağı Avrupa Birliği kararlarında dile getirilmektedir. Avrupa Birliği’nin NATO imkanlarına başvurması söz konusu olduğunda, 6 NATO ülkesi ile danışmalara özel dikkat gösterilecektir. Harekat safhasında; Avrupa Birliği üyesi olmayan 15 ülke, Helsinki’de ortaya konulduğu gibi, NATO imkanlarının kullanıldığı Avrupa Birliği operasyonlarına istedikleri taktirde, NATO imkanlarının kullanılmadığı müstakil Avrupa Birliği harekatına ise Avrupa Birliği Konseyi’nce davet edilmelerini müteakip iştirak edeceklerdir.

Bir kriz çıkması durumunda, Avrupa Birliği’nin icra edeceği harekata katılan ülkeler, harekatın günlük sevk ve idaresinde “Katılımcılar Komitesi” kapsamında eşit haklar ile yer alacaklardır. Ancak, harekatın karar mekanizmasını teşkil eden stratejik kontrolü ve siyasi yönlendirmesi Avrupa Birliği Siyasi Güvenlik Komitesi tarafından yerine getirilecek; harekatın bitirilme kararı ise katılımcılarla ve danışılarak Avrupa Birliği Konseyi tarafından verilecektir.

Türkiye’nin AGSK’ya sadece “kriz ve operasyon bazında katılımı kabul edilemez. Amacımız, Avrupa’nın savunma ve güvenlik konusundaki günlük danışmalarına ve krize yönelik icra edilen harekatın karar mekanizmasına katılmaktır.

Avrupa Birliği’nin NATO imkanlarından istifadesi ve icra edilen Avrupa Birliği harekatının NATO ve BAB 5’nci maddeyi ilgilendiren durumlara dönüşebileceği dikkate alınınca, kurumsal önceliklerin ve Avrupa Birliği’nin karar muhtariyeti gibi kavramların ön plana çıkarılması yerine birlikte karar alma yönetimlerinin nasıl olabileceği üzerinde tartışmanın daha yaralı olacağı, tam tatminkar olmamakla birlikte BAB’daki modelin kabul edilebileceği, Washington’da mutabık kalınan modelin bunun daha ötesinde bir modeli ön gördüğü, Bu nedenle BAB’dakinden  daha geride bir modelin kabul edilemeyeceği değerlendirilmektedir. Türkiye şimdi bu art niyetli girişimlere karşı mücadele vermektedir.

3.  ABD Savunma Bakanı Cohen’in Önerisi

10 Ekim 2000 tarihinde Birmingham / İngiltere’de icra edilen NATO savunma bakanları (gayri resmi) toplantısı sırasında, ABD savunma bakanı Cohen;

- “Avrupa Birliği üyesi olmayan müttefik ülkelerin, Avrupa Birliği’nin de kullanabileceği NATO imkan ve kabiliyetlerine katkıda bulunduklarını, Avrupa Birliği üyesi olan NATO’nun Avrupalı ülkelerinin, aynı kriz yönetimi harekatı için NATO içerisinde ayrı, Avrupa Birliği içerisinde ayrı hazırlık yapmalarını içeren bir savunma planlamasına gitmelerinin mantık, verimlilik ve uygulama açısından açıklanmasının zor olduğunu, aynı mantığın NATO üyesi olmayan 4 Avrupa Birliği üyesi ülke için de geçerli olduğunu,

- Bu nedenle tüm NATO ve Avrupa Birliği ülkelerini kapsayan 23’lü düzende yeni bir “Avrupa Güvenlik ve Savunma Planlama Sistemi – ESDPS” geliştirilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Türkiye açısından bu görüşün Avrupa güvenlik ve savunma faaliyetlerinin NATO ve Avrupa Birliği üyesi 23 ülkeyi de kapsayacak şekilde ele alınmasının uygun olduğu değerlendirilmektedir. Bu yaklaşımın AGSK’nın diğer boyutları içinde örnek teşkil edebileceği düşünülmektedir. Bu konuda, özellikle NATO üyesi olmayan Avrupa Birliği ülkelerine verilecek haklara benzer hususların, 19+4 (NATO üyeleri+NATO üyesi olmayan Avrupa Birliği ülkeleri) = 15+6 (Avrupa Birliği üyeleri+Avrupa Birliği üyesi olmayan Avrupalı NATO ülkeleri) dengesi kapsamında, Avrupa Birliği tarafından Avrupa Birliği üyesi olmayan NATO ülkelerinin “katılımı” konusunda sağlanması gerektiği değerlendirilmektedir. Bu nedenle ABD Savunma Bakanı Cohen’in önerisinin ancak, “NATO savunma planlama sistemine Avrupa Birliği’nin entegrasyonu” ile sınırlı tutulması ve krize yönelik harekat planlaması kapsamında “Avrupa Birliği’nin NATO planlama imkan ve kabiliyetlerine ulaşımı” konusundan ayrı düşünülmesi durumunda Türkiye’ye destek verilebilir.

4.  Avrupa Birliği Temel Hedefi

Avrupa Birliği Savunma Planlaması uzmanlarının katılımı ile üç senaryoya (çatışan kuvvetleri ayırma, çatışmayı önleme ve kriz bölgesindeki siviller yardım) istinaden ihtiyaç duyulacak kuvvet kataloğu hazırlanmıştır. Bahse konu kataloğa20-21 Kasım 2000 tarihlerinde yapılan kuvvet taahhüt konferansında son şekli verilmiştir. Türkiye bu toplantıda Milli Savunma Bakanı tarafından temsil edilmiş ve Türkiye’nin Avrupa Birliği temel hedefine yeterli deniz ve hava gayretiyle desteklenmiş tugay çapında bir kuvvetle katkıya hazır olduğu beyan edilmiştir. Ancak, yapılan bu kuvvet katkısı Türkiye’nin AGSK’ya katılım modeliyle yakın ilişkisi olduğu ve katılım modelinde Türkiye’yi tatmin edecek bir gelişme olmadığı taktirde Türkiye’nin Avrupa Birliği temel hedefine katkısını gözden geçireceği savunma bakanımız tarafından ifade edilmiştir.

07-11 Aralık 2000 tarihlerinde Avrupa Birliği Nice Zirvesi’nde Avrupa Birliği temel hedefine sadece Avrupa Birliği üyesi olan ülkelerin katkıda bulunacağı, diğer ülkelerin yapacakları katkıların ise ilave olarak “additional” kabul edileceği açıklanmıştır. Bu bizim isteklerimize uygun değildir.

5. NATO Savunma Bakanları ve Dışişleri Bakanları Toplantıları

04-05 Aralık 2000 tarihinde icra edilen NATO Savunma Bakanları ve 14-15 Aralık 2000 tarihlerinde icra edilen NATO Dışişleri Bakanları Toplantılarında Avrupa Birliği’nin NATO imkanlarına kısıntısız ve otomatik erişimi konusun Avrupa Birliği ülkeleri be ABD Türkiye üzerinde yoğun baskılar uygulamışlar ancak, Türkiye kararlı tutumu ile Avrupa Birliği’nin mevcut şartlarda NATO imkanlarına kısıntısız erişimini engellemiştir.

Türkiye, Avrupa Birliği üyesi olmayan Avrupalı müttefiklerin Avrupa Ortak Güvenlik ve Savunma yapılanmasına dahil edilmesi şartı ile Avrupa Birliği’nin NATO imkanlarına erişimine imkan sağlanabileceği hususunda ısrarlıdır.

Bu gelişmeler üzerine Türkiye haklı olarak AGSK’ya katılım konusundaki beklentilerini BAB’daki müktesebatı ile Washington ve müteakip NATO konseyi toplantılarında alınan kararlar üzerine bina ermiştir. Türkiye şimdi doğal olarak Avrupa Birliği üyesi Avrupalı müttefiklerden attıkları imzaya sadık kalmalarını beklemektedir. 50 yıldır NATO ve 10 yıldır BAB içinde yer alan Türkiye’nin beklentileri haklı nedenlere ve kayıt altına alınmış dokümanlara inhisar etmekte olup hak ettiğinden fazla talebi yoktur. Barış zamanı faaliyetleri göz ardı eden ve sadece çıkabilecek krizler bazınsa ve karar mekanizmalarında yer almadan ortaya konulan katılım modelinin Türkiye tarafından kabul edilmesi mümkün değildir.

Türkiye, Avrupa Birliği üyesi olmadan Avrupa Birliği’nin AGSK kapsamındaki tüm kararlarına katılamayacağını bilmektedir. Bu nedenle, sadece NATO imkanlarının kullanıldığı bir Avrupa Birliği harekatı ile asker ve kuvvet vererek fiilen iştirak ettiği Avrupa Birliği harekatının karar mekanizmasına katılmak istemektedir ki, bu da çok doğaldır.

Bazı Avrupa Birliği ülkeleri, Avrupa Birliği’nin AGSK boyutu içinde Türkiye’nin yerinin BAB’da olduğu gibi zaman içinde geliştirileceğini ifade etmektedirler. Bu yanlıştır, çünkü Türkiye BAB’daki kazanımları oranında NATO imkanlarının serbest bırakılması politikasını seçmiştir. Ancak, Avrupa Birliği hiçbir şey vermeden BAB’ın kazandıklarının daha ötesinde haklar almak istemektedir. Avrupa Birliği’nin bugün, Türkiye’nin Avrupa Birliği adayı dahi olmadan elde ettiği kazanımlarını vermek istemediğini göz önüne alırsak istediklerini elde etmesini müteakip Türkiye’ye ilave kazanımlar sağlamasını beklemenin gerçekçi olmayacağı düşünülmektedir.

Avrupa Birliği’nin amacı ilave bir para harcamadan yeni güvenlik mimarisini NATO’nun mevcut imkanlarını üzerine kurmak ve adım adım NATO’nun yerini almaktır.

ABD, Avrupa Birliği’nin müstakil bir yapılanmaya gitmesi durumunda NATO ve dolayısıyla ABD’nin kontrolünün dışında kalacağı endişesini taşımaktadır. Bu nedenle Avrupa Birliği’nin kısıntısız olarak NATO’nun karargahlarına, planlama imkan ve kabiliyetine sınırsız erişinin sağlanması yolunda politika değişikliği yapmıştır. ABD bu kapsamda 14-15 Aralık 2000 tarihlerinde icra edilen NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı sırasında Türkiye üzerindeki baskılarını artırmış ancak Türkiye, ilkeleri kapsamında tutarlı politikasını sürdürmüş ve baskılara boyun eğmemiştir.

NATO’nun aslında Türkiye’nin ortaya koyduğu tavır gerekçe gösterilerek Fransa tarafından Avrupa Birliği’nin en kısa zamanda müstakil planlama karargahını kurması yönünde diğer Avrupa Birliği ülkelerine baskı yapabilecektir. Bu durumda Avrupa Birliği ülkelerinin bunu kabul edebilecekleri gibi NATO planlama imkanlarının kullanılabilmesini sağlamak ve Türkiye’nin vetosunu aşabilmek maksadıyla Türkiye’yi tatmine yönelik açılımlarda bulunmak üzere Fransa üzerindeki baskılarını artırabilecekleri de düşünülmektedir. Aslında Avrupa Birliği Üyesi müttefiklerimizin NATO ve BAB şapkalarıyla aldıkları bir kararı, Avrupa Birliği şapkalarıyla niçin ve nasıl reddettiklerini Türkiye bir müttefik olarak anlamakta güçlük çekmektedir.

Müttefiklerimiz Türkiye’ye; “Avrupa Birliği’nin NATO’nun planlama imkanlarına sınırsız erişimine şimdi evet diyelim, ileride bir kriz çıkması durumunda Avrupa Birliği, NATO imkan ve kabiliyetlerinin kullanımı için NATO’ya tekrar gelecektir. Gerekirse veto hakkınızı o zaman kullanırsınız” denmektedir. Ancak, bunun kabul edilmesi mümkün değildir. Çünkü;

- Washington’da üzerinde mutabık kalınan “Avrupa Birliği, NATO’nun bir bütün olarak katılmayacağı durumlarda askeri harekat için karar alacaktır” ilkesi bir garanti değildir, zira herhangi bir Avrupa Birliği ülkesinden gelebilecek tek bir itiraz, NATO’nun müdahale kararını bloke edebilmek için yeterlidir.
- Havadan Erken İhbar Uçakları (AWACS) gibi ortak imkanlar dışındaki askeri imkan ve garantili erişimine imkan verilirse ileride “Avrupa Birliği kontrolünde NATO imkan ve yeteneklerinin kullanıldığı harekat” diye bir şeyden bahsetmek söz konusu olmayacaktır.
- Bu nedenle, Avrupa Birliği’nin yegane ihtiyacı olan NATO planlama yeteneklerine otomatik ve garantili erişimine imkan verilirse ileride “Avrupa Birliği kontrolünde NATO imkan ve yeteneklerinin kullanıldığı harekat” diye bir şeyden bahsetmek söz konusu olmayacaktır.
- Ayrıca, önümüzdeki uzun bir dönemde bir kriz olmayacağı farz ve kabul edilirse bu barış dönemi içinde Türkiye AGSK’nın dışında kalacaktır.

Katılım konusuna Avrupa Birliği’nin Nice zirvesinde ortaya konulan hususlar Türkiye’yi tatmin etmekten uzaktır. Avrupa Birliği, Türkiye gibi Avrupa Birliği üyesi olmayan NATO ülkelerini barış zamanı yapılacak günlük danışmaların dışında tutmakla ve her Avrupa Birliği Dönem Başkanlığında Avrupa Birliği+15 ve Avrupa Birliği+6 düzeninde bilgi alışverişi ve diyalog kapsamında iki kez yapılacak toplantılarla kısıtlamaktadır.

Bu nedenlerle Washington kararlarının katılım konusundaki yükümlülüklerini yerine getirmeden sadece tek yanlı olarak NATO imkanlarının kullanılmasını üzerinde yoğunlaşan Avrupa Birliği’ne karşı NATO kozunun manivela olarak kullanılması geçerli ve tek politika olarak görülmektedir. Katılım konusunda karar altına alınan ve halen BAB kapsamında sahip olduğumuz hakların yerine getirilmesi durumunda Türkiye “evet” diyebilir.

Katılım konusundaki Avrupa Birliği Nice Zirvesi kararları incelendiğinde, Avrupa Birliği’nin kriz durumunda kuvvet katkısı yapan ülkelere yer alacakları Katılımcılar Komitesinde oylamayla karar alma dahil eşit katılım imkanı sağladığı görülmektedir. Ancak Katılımcılar Komitesinin harekatın yönlendirmesi ve siyasi kontrolü bağlamında gücü yoktur. Eğer, Avrupa Birliği bu kazanımları Katılımcılar Komitesinden Siyasi Güvenlik Komitesi (PSC) seviyesine çıkarırsa bu daha uyumlu ve Türkiye için daha kabul edilebilir bir yapı olacaktır.

Avrupa Birliği kontrolünde ve NATO imkan ve yeteneklerinin kullanılacağı bir kriz harekatı söz konusu olduğu durumlarda dahi Avrupa Birliği; NATO üyesi olmayan Avrupa Birliği ülkelerin tam haklara sahip olmalarına rağmen Türkiye’ye harekatın stratejik kontrolü ve siyasi yönlendirmesine katılım imkanı vermemektedir.

Temelde NATO üyesi olmayan Avrupa Birliği ülkelerinin, Avrupa Birliği üyesi olmayan müttefiklerden daha fazla hakka sahip olmaması gerekirken bugün gelinen durum böyle değildir. Eğer NATO üyesi olmayan Avrupa Birliği ülkeleri NATO’nun faaliyetlerine ne kadar dahil oluyorsa ki, NATO’nun Barış İçin Ortaklık (BİO) yapısı kapsamında İsveç, Finlandiya gibi Avrupa Birliği ülkeleri önemli kazanımlar elde etmişlerdir. Aynı durum Avrupa Birliği üyesi olmayan NATO ülkeleri için de geçerli olmalıdır.

Türkiye’ye yönelik diğer bir eleştiri ise, Avrupa Birliği’nin karar alma muhtariyetine saygı duyulması gerektiğinin bize karşı baskı aracı olarak kullanılmasıdır. Türkiye, Avrupa Birliği’nin karar alma muhtariyetine karışma konumunda değildir. Türkiye;

- NATO destekli bir Avrupa Birliği harekatında ve
- Katılma yönündeki niyetini belirttiği müstakil bir Avrupa Birliği harekatında, sadece harekata ilişkin kararlara katılmak istemektedir.

Aynı şekilde, bir süreden beri Avrupa Birliği’nin mevcut yapısına saygı duyulması gerektiği hatırlatılmaktadır. Gerçekte bizim Avrupa Birliği’nin mevcut yapısını bozmaya yönelik herhangi bir niyetimiz de olamaz. Ancak, Avrupa Birliği Türkiye ile yapmış olduğu Gümrük Birliği ve Kuzey Avrupa ülkeleri ile yapmış olduğu “Schengen Antlaşması” ile zaten karma ve katılımcı bir yapı oluşturmuştur.

Ayrıca Avrupa Birliği; ortaya konulan Avrupa Birliği+15 ve Avrupa Birliği+6 karma toplantıları (PSC ve Bakanlar seviyesi dahil) ile bu katılımcı yapısını daha da zenginleştirmiştir. Bizim çıkarımız ise Avrupa Birliği’nin ortaya koyduğu Avrupa Birliği+6’lı yapının daimi ve savunma ve güvenliğine ilişkin günlük çalışmaları da kapsayacak şekilde, Türkiye’ye günlük danışmalara 15 Avrupa Birliği üyesinin kararlarını bloke etme hakkı olmaksızın katılma hakkı verilmesi suretiyle daha da geliştirilmesidir. Bu durum şu anda BAB’da sahip olduğumuz haklara uygun bir durumdur.

Ancak Avrupa Birliği; Avrupa Birliği+15 yapısını esas olarak belirlemiş ve Avrupa Birliği üyesi olmayan NATO ülkelerini Avrupa savunması ve güvenliğinde kayda değer sorumluluğa sahip olmayan hatta hiç olmamış Malta ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Estonya gibi üçüncü ülkelerle aynı şekilde ele almaktadır.

Diğer bir konu ise, BAB ve AB’nin farklı kuruluşlar olduğu ve BAB’da ele edilen kazanımların tam olarak AB’ye transfer edilemeyeceğidir. Ancak, girişimlere tekrar bakacak olursak, her iki kuruluşu oluşturan ülkeler ile almak istedikleri sorumluluklar ve görevler aynıdır. Bu yüzde “AB değişik bir kurumdur, sonuç olarak BAB’daki kazanımların muhafazası  mümkün değildir” yaklaşımı iyi niyetten yoksundur. Ayrıca AB üyesi olan 11 Avrupalı NATO ülkesi, Washington’da AGSK’nın BAB’daki temel üzerine bina edilmesi yönünde varılan mutabakat sırasında AB’nin niteliklerini, hukuki ve kurumsal sınırlamalarını gayet iyi bilerek Washington belgesini imzalamışlardı.

AGSK’nın geliştirilmesi için büyük önem arz eden husus askeri imkanların geliştirilmesidir. Ancak Avrupalı müttefiklerimiz savunma bütçelerinde yaptıkları kısıntıdan dolayı bu konuda zorluklarla karşı karşıyaydılar. Varşova Paktı’nın ortadan kalktığı bir dönemde, AB’ni İlave savunma harcamaları için  vergi mükelleflerinin ikna edilemeyeceği bilinmektedir.

Bu nedenle ilave para harcamaktan ziyade hazır NATO imkanlarını kullanmak isteyen AB, NATO’yu AB kontrolündeki harekat bağlamında istifade edilecek bir kuvvet havuzuna çevirmek istemekte ve kendi askeri yeteneklerini geliştirmektense, NATO’nun imkanlarından yararlanmak suretiyle Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasını (AGSP) tesis etmeyi hedeflemektedir.

Bu kapsamda “AB ülkelerinin gerekli yetenekleri zaten vardır, NATO’da halihazırda çalışmakta olan tecrübeli personele ve yeterli, bütçelere sahiptirler ki bu nedenle kısa zamanda müstakil yapılanmaya gidebilirler” tezini tam olarak kabul etmek mümkün değildir. Zira,NATO’dan ayrı bir Avrupa Güvenlik ve Savunma Boyutunu oluşturmak için tüm AB ülkeleri tarafından desteklenen bir siyasi iradeye sahip olunması gerekir ki, bu yeni oluşum NATO.ABD,Kanada ve AB üyesi olmayan diğer Avrupalı müttefiklerin aleyhine olacağından AB içinde Transatlantik bağı yani ABD’yi güvenlik sigortası olarak gören ülkelerin bu bağımsız oluşuma evet demeyeceği değerlendirilmektedir. Bunun ilk emareleri  en son yapılan AB Nice Zirvesinde canlı bir şekilde yaşanmış ve Fransa bu yöndeki önerilerini geri çekmek zorunda kalmıştır.

Amaç kriz yönetimi için AB üyesi olmayan müttefikleri olduğu kadar, NATO üyesi olmayan AB üyelerini de kapsayacak birleştirici bir sistemin  oluşturulması olmalıdır. Böyle bir yapıda, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasında yeni duvarların yaratılmasını engelleyebiliriz. Aksi takdirde, NATO içerisinde oluşacak duvarların ve bölünmelerin büyük endişeye yol açacağı düşünülmektedir.

Öte yandan, AB üyesi olmayan müttefiklerin katılımı AOGSP’nın güvenilirliğini artıracak ve NATO-AB arasındaki işbirliğinde süregelen sorunların çözümlenmesini kolaylaştıracaktır.

Durum böyleyken. AB’nin Avrupalı NATO üyelerine karşı koyduğu direncin sebebini anlamakta güçlük çekilmektedir. Bu ülkelerde bazıları AB adayı statüsündedir ve Türkiye gibi bazıları ise AGSK’ya, AB adayı olarak ilan edilmeden önce dahi, kapsamlı katkılarda bulunmuşladır.

Türkiye, BAB kazanımlarının korunması kapsamında, barış zamanı günlük danışmalara düzenli ve daimi temelde karar mekanizmasında olmaksızın katılım, NATO destekli veya müstakil AB harekatında ise sadece, harekatın planlama, sevk ve idaresine ilişkin karar mekanizmasında yer alma talebinde ısrarlı olmadır.

AB üyesi olmayan NATO ülkelerinin katılımının, AB’nin özerk ve hukuki yapısına zara vermeyeceği gibi, daha itibarlı ve etkin bir kurum olmasına ve Avrupa’nın Savunma ve Güvenliğinde daha fazla söz sahibi olmasına katkıda bulunacağı, NATO imkanlarının AB tarafında kullanılmasındaki sorunları ortadan kaldıracağı ve bu durumda Avrupa Birliği’nin yeni yatırımlar yapmasına ve savunma bütçelerini arttırmasına gerek kalmayacağı değerlendirilmektedir.

AGSK’nın bütün Avrupa ülkelerini kapsamasının Avrupa2da yeni bölünmelerin önüne geçeceği ve Avrupa’daki huzur ve istikrar ortamının sürmesine yardımcı olacağı kıymetlendirilmektedir.

Öte yandan, Avrupa güvenliği ile ilgili NATO ve BAB 5. madde taahhütlerini üstlenen ve BAB’ın ortak üyesi olan Türkiye gibi Avrupalı müttefiklerin, Avrupa Güvenlik ve Savunma kimliği (AGSK) çalışmalarında yer alması bir zorunluluktur. Böyle bir imkanın yokluğunda, bu ülkeler AB tarafında oluşturulacak siyasi kararların sadece uygulayıcısı pozisyonunda kalacaktır. Ancak AGSK içinde oluşturulacak bir ortaklık,  Avrupalı müttefik ülkelerin Avrupa Güvenlik sorunları üzerindeki tartışmalardan dışlanmasını önleyebilecektir.

Avrupa’nın güvenlik ve savunma boyutunu yeniden kurmak pahalı bir girişimdir. Ancak kurulan sistemin çalışmaması durumunda bu gayret Avrupa ülkelerine pahalıya mal olacaktır.

6. NATO PARLAMENTERLER ASEEMBLESİ 48nci GENEL KURUL TOPLANTISI:

 15 – 19 Kasım 2002 tarihleri arasında İstanbul da,  yapıldı.
 Bu genel kurulun  amacı; NATO’nun 21/22 Kasım 2002 tarihlerinde yeni üye Çek Cumhuriyeti’nin başkenti PRAĞ da yapılan NATO Devlet ve Hükümet Başkanları toplantısında, NATO nun genişlemesine ilave olarak ona yeni bir düşman bulmak için tehdit değerlendirmesini yaptığı ve yeni tehdit’in İstanbul toplantısında alınan kararların  üzerine bina edildiği anlaşılıyor. 
 İstanbul Toplantısında; dört komitenin  çalışmaları üzerinde duruldu.  Bunlar; “Güvenliğin sivil boyutu komitesi ” “ Savunma ve Güvenlik komitesi ” Siyasi komite ”  “Bilim ve Teknoloji komitesi ”
 Komite Çalışmalarında  önemli tavsiye kararları alınmıştır. Ancak bunlardan savunma ve güvenlik komitesinde, görüşülen konular diğer komitelerden daha  önemliydi. Çünkü; “Tehdit olmadan, İttifak da olmaz” prensibi, toplantının ve dolayısıyla NATO nun  temel sorunu olduğu görüldü.
 Soğuk savaş koşullarında, SSCB den yönelen tehdit esas alınarak kurulan ve VARŞOVA Paktı tehdidine göre   yapılanan, NATO  için bu gün ciddi bir tehdit görülmemektedir.
Eski tehdit  9 Kasım 1989 tarihinde Berlin duvarının yıkılmasıyla sona ermiştir.
Ayni dönemde  başlayan Güçlü ALMANYA politikası önünde, NATO artık  bir engel olarak görülüyor.
ABD nin ikinci dünya harbinden sonra, F.ALMANYA üzerinde tesis ettiği kontrol sisteminde, NATO belirli bir oranda buna hizmet etmişti. Şimdi ise, F. Almanya’nın Avrupa birliği sayesinde bu denetim ve kontrolden kurtulmak istediği anlaşılıyor.
 İstanbul toplantısında, F.ALMANYA ile ABD nin bir politik mücadele içinde oldukları görüldü. Bunun F. ALMANYA açısından, NATO ya  yeni biçilmek istenen roller ile  NATO 5 .maddesinin teröre karşı Irak’ da uygulanıp uygulanmayacağı konusundaki ihtilaf şeklinde kendini gösterdi.
 ABD, IRAK a yapacağı askeri müdahalede, NATO yu yanında görmek istiyor. F. ALMANYA ise Fransa ile birlikte IRAK ın terör bağlantısı ve ABD kanıtsız  suçlamalarının zayıflığından da yaralanarak  karşı koymaya çalışıyor.
Burada NATO,ABD ile başını F.ALMANYA nın çektiği Fransa ve bazı AVRUPA Birliği ülkeleri arasındaki  “bilek güreşinde” bir araç olarak kullanıldı.
 F.ALMANYA nın “Avrupa Birliği” stratejisinde, TÜRKİYE yi, ABD tarafından AB içine sokulmak istenen bir “TRUVA ATI” gibi algıladığından, Türkiye’nin AB den müzakere tarihi alma taleplerine pek çok haksız mazeretin yanında, “Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası “(AGSP) konusunda, Türkiye’ye “aba altından sopa gösteriyor”.Çünkü,F.Almanya, AGSP yapılanmasıyla NATO daki yükümlülüklerinden kurtulmak istiyor.
NATO mevcut iken, Avrupada, ikinci bir güvenlik yapılanması aslında NATO nun savunma gücünü zayıflatacak bir yaklaşımdır. Bunun anlamı; F.ALMANYA, NATO yu sabote ediyor. NATO yu   içi boşaltılmış bir yardım kuruluşu haline dönüştürmek için ne gerekiyorsa onu yapıyor.
Soğuk savaş koşulları ortadan kalktığına göre NATO ya yeni bir tehdit bulmak ihtiyacı ortaya çıktı.Düzenli orduları ve nizami harbe göre hazır tutulan NATO nun karşısında artık düzenli bir askeri tehdit’in olmadığını herkes kabul ediliyor. Bu anlamda tehdit olmadığına göre NATO ne yapacak telaşı başladı.

 11 Eylül 2001 de ABD yapılan terörist saldırısı, işlevsiz NATO nun imdadına yetişti.Ama, şimdi üyeler, IRAK konusunda NATO nun  5. maddesini işletme konusunda  ABD den farklı düşünüyorlar.

ABD; IRAK harekatı için,  NATO’nun Acil Müdahale Gücünü kurmasını ve Irak’ da görevlendirilmesini istiyor. Çünkü, düşünülen tehdit, “Global terördür.” Global terörde, batılı analistlere göre radikal İslamla bağlantılıdır. O halde NATO nun karşınsında, batı medeniyet   değerlerini tehdit eden terörizmi  önlemek ve terörle  mücadele etmek görevi ön plana   çıkıyor.
Bu anlayışta, Türkiye’nin işi zor. Çünkü global tehdit radikal İslamdan geliyor yaklaşımı, Türkiye’nin israrla vurgulamaya çalıştığı “ Terörün dini, milliyeti ve ırkı olmaz terör bir insanlık suçudur. ” düşüncesini bütün müttefikler zahiri olarak benimsiyorlar, Ancak, 11 Eylül saldırısını yapan, El Kaide ve aşırı islamcı görüşün NATO için yeni tehdit unsuru olarak  kabul edildiğine göre “Terörörü” İslamdan soyutlamak Türkiye açısından zorluk yaratıyor. Çünkü batılı uzmanlar şimdilik  bilinen terör faaliyetlerinin  arkasındaki devlet desteği, kültür, inanç, imkan ve kabiliyetin “aşırı İslam ”ülkelerinden olduğunu yüksek sesle söylemekte bir sakınca görmüyorlar.
 Bunun tabii sonucu olarak da ABD’nin yeni geliştirdiği doktrin “ Tehdit oluşmadan kaynağında vurmak, saldırıda ön almak “ şeklinde ifade edilebilecek yönteminin, BM yasasının 51nci maddesine uymayan bir saldırganlık halini almasıdır.

  ABD; buna meşruluk kazandırmaya çalışırken, başta ALMANYA olmak üzere pek çok NATO üyesi ülkenin bu doktrine karşı  çekinceleri var.
 Bu kural belki, ABD tarafından her ülke için düşünülmüyor “ ABD nin ifadesiyle teröre destek veren ve kendisinin ilan ettiği “terörist devletler” için geçerli”  yaklaşımı pek de ikna edici görüşmüyor.

Bu yaklaşım aslında çok tehlikeli çünkü, Devletler hukukunda “terörist devlet” diye bir tanım olmadığı gibi bu gerekçe ile ülkelerin tehdit edilmesi ve rejimlerinin değiştirilmesi için bunun bir sebep olarak kullanılması da kabul edilemez.

 Terör nedeniyle burada tehdit edilen BM üye olan bir Devlet veya Devletlerdir. ABD açısından bu devletler “ Terörist Devletler ” olarak ifade edilse de, diğer üye ülkeler bunu ayni derecede kabul etmiyorlar.

 Aslında bu devletler; ABD nin hegamonyasını red eden, petrol  zengini ve enerji kaynakları ile yeraltı zenginlikleri olan devletlerdir. NATO ya” terörist devletleri” kabul ettirmek,  PRAĞ zirvesinin temel konusu olduğu anlaşıldı. 
 Terörle mücadelede; Diplomasi, istihbarat, caydırma ve Teröre destek olan kaynakların kontrolü ve kültürel mücadele önemlidir.
 Aslında terörü besleyen kaynaklar yoksulluktur. Dünyada 2 milyon insan günlük 2 doların altındaki bir para ile yaşamaktadır.

 NATO 2001 yılında; 470 milyar dolar harcamıştır. Bu rakam NATO ülkelerinin GSMH’ nın % 2,5 dur.

 Terörle mücadele özgürlükleri kısıtlıyor ülke kaynaklarını aşırı zorluyor. Terazinin bir kefesinde, demokrasi, insan hakları, diğer kefesinde Terörizmle mücadele, burada denge nasıl sağlanacak.

 ABD, BM ve NATO Terörle mücadele ediyoruz diye Irak ve Afgan Ulusu’nun onurunu kırıyor.  Bazı ülkeler, Afganistan’da yabancı güçlerin “ polis misyonu ” nu üstlenmesini doğru bulmuyor. İSAF’ ın Afganistan’daki görevinin sadece yardım organizasyonu olmasını düşünüyor. Durum böyle iken, NATO nun IRAK da görev alması ve Irak rejimini değiştirmeye ortak olması BM değerleri açısından kabul edilebilirmi?

 Pakistan, Talibana destek veriyor fakat ABD Pakistan yönetimini desteklemeye devam ediyor. Buna karşılık Irak, ABD ne göre geçmişte teröre destek verdi diye Irak a askeri müdahale kabul edilebilir mi? Üstelik, şimdi Irak’ın teröre destek verdiğinin kanıtı da yok.”Uzun menzilli kitle imha silahları üretimi ve silahların teröristlere günün birinde verilebileceği” mantığı ile Irak’ın, ABD tarafından cezalandırılması Almanya ve Fransa dahil pek çok ülke tarafından endişe ile karşılanıyor.Bu yaklaşım çok doğru ancak, Almanya bu insani ve hukuki gerekçeden  yararlanarak ABD ile bilek güreşi yapıyor.Bundan NATO zarar görecektir.

 ABD Körfez Harekatında, 42 000 adet uranyum bombası kullandı. Afganistan da kullanmaya devam ediyor. Irak için gerekçe olan bu kitle imha silahlarının kullanılması nasıl önlenecek? Çifte standart uygulaması kim tarafından engellenecek?

 Irak’ın bu imkan ve kabiliyetinin olduğu da aslında şüphelidir. ABD seçici davranıyor. ABD’nini BM konsey kararlarına uymadığı bilinen bir gerçektir. Durum böyle iken Irak’ın 1441 sayılı Güvenlik Konseyi Kararına “ O ” toleransla uymasını istemek haksızlık değil mi?

 BM , Güvenlik konseyi kararlarına İsrail de uymuyor. Kimse İsrail’in cezalandırılmasını isteme cesaretini gösteremiyor. ABD terörle mücadelede süper güç ve keyfilik hakim. NATO bunun içinde nerede ve nasıl yer alacak? NATO  ve ABD Terörle Mücadelede Sinerjiyi nasıl yakalayacak.
 ABD Terörle Mücadele için NATO nun yeniden yapılanmasını ve “Acil Müdahale gücünü kurmasını ve Irak da bu gücün kullanılmasını istiyor.
Irak mevcut durumu ile “ Terörle Mücadele ” programıyla tam örtüşmüyor.
 NATO, 5nci maddesi, bir üye ülkeye saldırıyı ortadan kaldırmak maksadıyla  işletilebilecek savunma amaçlı bir kuraldır. Saldırı amacıyla kullanılması NATO nun kuruluş felsefesine aykırıdır.Türkiye, uzun süredir sürdürdüğü terörle mücadelede dost ve müttefiklerinden istediği yardım ve desteği görememiş ve madur olmuş bir ülkedir.

21:22 Kasım 2002 Prag Zirvesi’nde ABD’nin baskısı, 5nci maddeye işlerlik ve NATO’nun görevlerine yepyeni bir anlayış getirilecektir. Bu da, NATO’nun içindeki görüş farklılıklarını büyütecek, beklide NATO nun   sonunu getirecek  başlangıç kararı olacaktır.

 Avrupa, bu durumdan memnundur çünkü NATO’nun yerine AGSP ikame etmeyi hedeflediğinden, Prag Zirvesi’nde ciddi ihtilaf yaşanmadı ancak alınan kararların uygulama zamanı geldiğinde korkarım ki pek çok ülke haklı gerekçelerle çekince koyacaktır.Bu da NATO ile ilgili şüpheleri kuvvetlendirecektir.Bu arada  olan Irak’a olacaktır.

 ABD’nin Irak’ da görev yapacak müfettişlerin ( 45 günlük süredir ) raporlarını beklemeye bile tahammülü yok. ABD ,Irak için acele ediyor.Türkiye den de beklentileri fazladır.

 Müfettişler Irak’da ne kanıtları bulacak, bulunacak kanıtlar ikna edici ve NATO Acil Müdahale Kuvveti’nin de kullanılmasını gerektirecek meşrutiyeti sağlayacak mı? Bunu göreceğiz.

 Terör bir tehditdir. İnsanlığa karşı bir suçtur. Savunulamaz, mazereti kabul edilemez. Ancak bu bazı devletleri baskı altına almak, rejimlerini değiştirmek için bir araç olarak kullanılması da kabul edilemez. Çünkü El Kaide’nin ABD Himayesinde doğup büyüdüğünü herkes biliyor. Irak’ın elindeki (var olduğu iddia edilen) kitle imha silahları ile ilgili israr, ABD tarafından,İran-Irak savaşında Irak’a verildiği endişesini kuvvetlendiren kanıt olacaktır..
 NATO Parlamenterler Assemblesi 48inci Genel Kurul Çalışmalarına katılan bazı üye ve gözlemci ülkelerin, delegelerinde görülen sıkıntının bundan kaynaklandığı anlaşılıyor.

 NATO Prag Zirvesi’nde, yeni üyeler ve Adaylar için sevindirici kararın açıklanmasının yanında, NATO’nun geleceğini çok yakından ilgilendiren yeni doktrini de  kabul etmiştir.

 NATO – Avrupa işbirliğinin geliştirilmesi  düşünülüyorsa AGSP, NATO yu zayıflatan bir araç olarak kullanılmamalıdır.Bu konuda en çok sorumluluk taşıyan ülke F.Almanya olacaktır. NATO- AGSP Rekabeti ayrılık değil işbirliği ve dayanışmanın  tohumları  Prağ  zirvede atılmış olmasını dileriz.

Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği (AGSK) üzerinde çalışan yazar,düşünür ve Akademisyenlerin konuya yaklaşımlarını çok farklıdır. En dikkat çekici olan, Prof. Dr. Erol Manisalı’nın yorumudur.  Sayın Erol Manisalı’nın hoş görüsüne sığınarak değerlendirmelerini bire, bir aşağıda açıklıyorum:

7. AGSK TSK’YI SARSTI VE...

Atilla İlhan da ben de konuyu yakından inceliyoruz; bu konu benim ‘profesyonel-akademik alanıma da giriyor, konu Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği (AGSK) adı verilen, Avrupa Birliği’nin Savunma Gücü AB artık, “Benim kendi silahlı gücüm olsun” diyor.

Peki konunun TSK ile ilgisi, Türkiye ile ilgisi ne ? AB, Amerika’yı da razı etti, şimdi AGSK’yı fiilen kuruyor. Kurarken de  NATO olanaklarını kullanmak istiyor.

-  Çünkü AB üyelerinin büyük çoğunluğunu  zaten NATO üyesi.
- AB kendi ordusunu (AGSK) kuruyor ise, bu geçiş döneminde NATO olanaklarını kullanmak istiyor.
- “Kullansın, ne olmuş ki” diyemiyoruz, çünkü NATO üyesi olup da AB’nin dışında bulunan bir ülke var: Türkiye!
- AB şunu istiyor: Türkiye, AB (AGSK) kararlarını, komutasını kabul etsin, kararlar Brüksel’e verilsin, Ankara (ve TSK)’da buna uysun.

İşte sorun burada çıkıyor; TSK haklı olarak, “Türkiye AGSK’nın karar mekanizması dışında iken, AGSK’nın verdiği kararları uygulayamaz” diyor.

TSK çok haklı, bu kabul edilirse, dolaylı yoldan bizim ordumuz, Avrupa Birliği’nin denetimi altına girmiş olur. TSK burada direniyor:

“Türkiye karar mekanizması içinde olsun, o zaman NATO (ve TSK) olanaklarını kullanabilirsiniz” diyor.

Oysa Avrupa Birliği, Türkiye’yi karar mekanizmasının içine almıyor.


1999’dan beri bunun tartışması yapılıyor:

- Avrupa Birliği, Türkiye’ye şantaja başladı, Nisan 2001’de Avrupa Birliği, “dediğimi kabul etmezsen, Türkiye Avrupa Birliği ilişkileri aksar” dedi.
- ABD başkanı Ankara’ya mektup yazdı. Yani baskı yaptı: “Avrupa Birliği’nin istediğini ver” dedi.

Bugünkü konumuz bu: “Avrupa Birliği 1995’te, Gümrük Birliği belgesi aracılığıyla, ekonomik alanda tek yanlı bir yapılanma oluşturdu. Şimdi AGSK kanalı ile, bu tek yanlı yapılanmayı askeri alanda da kurmak istiyorlar. Ekonomik alanda kurdukları sömürge düzenini, şimdi askeri alanda yapmak istiyorlar.”

Atilla İlhan atılıyor: “Ama askerin gözü açıldı, Avrupa Birliği’nin ABD’nin taleplerine evet demez” diyor.

“Zaten TSK’nin son iki yıl içinde Avrupa Birliği konusuna daha eleştirel bakmasının arkasında bu var” diyoruz.

Gerçektende 1995’te, büyük sermayenin tekelindeki medyanın ve bazı siyasilerin yalanları ile, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında tek yanlı bağlantı kuran bir sömürge düzeni oluşturulmuştu. Şimdi Avrupa Birliği, aynı sahtekarlığı, askeri alanda da yapmak istiyor.

Ancak bu sefer karşısında kandırabileceği (veya işbirliği yapabileceği) siyasiler yok, TSK var ve onlar da diz çökmüyorlar.

Atilla İlhan, “Askerin gözü açık” demişti. Burada bir ekleme yapıyorum: 1995’te siyasiler, bazı bürokratlar, bazı büyük sermaye çevreleri bunu görememişler miydi ? Hayır, bal gibi görenler vardı aralarında; ama onlar, ‘Türkiye’yi bilinçli bir biçimde Avrupa Birliği güdümüne sokmak istiyorlardı.’ Ben iki kitap yayımlamıştım, en az 250 yazı yazmıştım, 50-60 defa televizyonlarda konuşmuştum, Cumhurbaşkanına raporlar göndermiştim; “Bu belge, bir sömürge belgesidir” diye bar bar bağırmıştım.

Görmemelerine, duymamalarına, anlamamalarına imkan yoktu; ama yaptılar, Türkiye’yi, Avrupa Birliği dışında iken, bir Avrupa Birliği vilayeti haline getirdiler.

Atilla İlhan bu defa umutlu; bütün umudu TSK’de, “TSK yeni bir sömürge belgesine evet demez” diyor. Ben de aynı umudu taşıdığımı söylüyorum.

Bu arada bir dipnotu 10-11 Ocak 2001’de, Harp Akademileri’nde yapılan toplantıda TÜSİAD Başkanı Yüceoğlu “Ben pek anlamam ama, Türkiye AGSK’ya entegre olmalıdır” demişti. Ben bunu kafamda şöyle yorumladım; “Başkan, Avrupa Birliği’nin TSK’ya yaptığı önerinin reddedilmesinden rahatsız olmuş” diye düşündüm.

Atilla İlhan’la, “Zaten başka türlü yorumlamaya imkan yok” diyor, “Adam, ‘Kabul edin gitsin’ demek istemiş de biraz dolaylı yoldan söylemiş”.

Atilla İlhan’da ben de, ‘dışarıdan yapılan tek yanlı dayatmalara karşı’ askerin ‘hayır’ diyebilecek tek otorite haline geldiğini düşünüyoruz.

Hey gidi Türkiye, nereden nereye gelmiş, daha doğrusu sürüklenmiş!..”

Sayın Manisalı’nın yukarıdaki yorumuna katılmamak mümkün değildir. Çünkü Türkiye, ekonomik, politik, daha birçok konularda, uluslar arası politik şartlar uygun olarak baz hedeflerini değiştirebilir, erteleyebilir. Ancak, ülkenin güvenliği ile ilgili konularda bunu yapma lüksü yoktur. Güvenlik içine olmayan bir ülke diğer hedeflerini zaten gerçekleştiremez. Bundan dolayı AGSK, konusu Türkiye için milli bir politikadır. Yol ayrımında olan Türkiye gelecekte ülkenin güvenliğine zarar verecek hayati kararı bu aşamada doğru vermek zorundadır.

Çünkü AGSK’liğinin Aralık 2001 yılında Göteborg’da Avrupa Birliği üyelerinin Başkanlar Zirvesinde bu yapılanmanın kati yararını verecektir. Avrupa Birliği, güvenlik yapılanmasını NATO çatısı altında veya bağımsız olarak teşkilini düşünürken, Fransa, İtalya gibi ulus devletleri zorunlu askerliği kaldırarak gönüllülük esasına dayanan askerlik sistemini benimsemektedirler. O halde zorlu askerliğe kaldırarak, AGSK yapılanmasında, bütün ümitleri NATO olacaktır. Bu durumda NATO’nun içi boşaltılarak, Avrupa Birliği ülkelerinin ilave fedakarlıkta bulunmadan AGSK yaratmalarına ve bunda Türkiye’yi dışlamalarına evet diyemeyiz.

AVRUPA BİRLİĞİNİN GENİŞLEMESİNİN EKONOMİK GÖSTERGELERİ

Kaynak : The Economist, 19 Mayıs 2001 (Avrupa Komisyonu)

Aslında Avrupa Birliği genişledikçe standartları gerilemektedir. Ama yine de ulaşmak istediği nihai hedef bütünleşmiş bir Avrupa’da ortak dış politikaya ilave olarak ortak güvenlik politikasını da meydana getirerek kendi başına alacağı siyasi bir karar ile Dünyanın herhangi bir yerinde meydana gelebilecek krizlere müdahale edebilecek bir güce kavuşmaktır.

Bu nedenle gelecekte;  500 milyonluk bir Avrupa, bağımsız bir askeri güce sahip olduğunda öncelikle Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu’da kolayca çatışma yaratabilecektir. Bu nedenle Türkiye için AGSK içinde yer almak hayati bir konudur.

Türkiye konumu itibariyle gerek petrol ve doğalgaz kaynakları, gerekse ticaret ve iletişim alanında Asya ile Avrupa arasında bir köprü rolündedir. 51 milyon km2 yüzölçümü ve 4 milyardan fazla nüfus potansiyeli ile 21’inci yüzyılın güç kavgasında, odak noktasını teşkil eden Avrasya coğrafyasında, Türkiye’nin önemi artmıştır. Bölgesinde batı kurumlarının en çok geliştiği model bir ülke konumundadır. Türkiye Avrupa’ya yaklaştıkça, Rusya, Avrupa’dan uzaklaşmıştır. Bu durum Türkiye’nin lehine olmuştur. Diplomatik alandaki avantajlarımız da artmaya başlamıştır. Türkiye Güney Kafkasya’daki aktif tampon görevini sürdürmektedir. Rusya, Avrupa’yı tehdit edemez olunca Türkiye, yüzünü daha çok batıya çevirme imkanına kavuştu.  ABD’nde bölgedeki çıkarların pekiştirilmesi açısından Türkiye ile işbirliğine devam etmesi menfaatine uygun olacaktır.

Ekonomik açıdan Türkiye’nin AB tecrübesi bir “işbirliği” çerçevesi değil bir “entegrasyon” modelidir. Türkiye  Avrupa Birliği ile Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe koyduğu gümrük birliğini başarı ile uygulamıştır.

Aralık 1999’da Helsinki’den çıkan olumlu karar, Türkiye için ne bir kapitülasyon ne de sorunlardan kurtulmadır. Bu karar Türkiye’nin çağdaş devlet amacına ulaşmada bir alt yapı, güven unsuru ve disiplini sağlamada bir rehber olacaktır. Aslında, Türkiye AB’ne üyelik ricasında bulunan değil, jeopolitik faktörler nedeniyle ciddiye alınmak istenen bir ülkedir.

Türkiye’yi ebedi adaylıktan tam üyeliğe taşıyacak süreç, Kopenhag kriterlerinin hayata geçirilmesini içermektedir.  Bunlar; demokrasiyi garanti altına alan kurumların kökleşmesi, istikrarının sağlanması, sorunların çözümlenmesi, hukukun üstünlüğü prensibi, insan hakları, azınlıklara saygı gösterilmesi ve korunmaları, işleyen bir pazar ekonomisinin varlığı ve birlik içerisindeki piyasa güçlerinin rekabetçi baskısına uyum sağlayabilecek kapasiteye sahip olunmasıdır. Türkiye bunları yerine getirmekle yükümlüdür. Üniter devlet yapısına zarar vermeden bu şartlar yerine getirildiğinde Türkiye’nin önü açılacaktır. Ancak, azınlıkların hakları konusunda bizim için “Lozan” esastır.
 
Şimdilik Türkiye’yi AGSK dışında bırakan bu yapılanmadan NATO üyesi olarak Türkiye, dışlanmaması gerektiğini savunmaktadır. Aslında Türkiye için AGSK’de yer alabilmenin çözümü AB’ne girmektir. AB kendisine yönelik bir askeri tehdit düşünmemektedir. Avrupa’nın öncelik verdiği konular;

 Göçün önlenmesi, çevre kirlenmesi, uluslararası terörizm, organize suçlar, ekonomik ve toplumsal istikrarsızlık, etnik çatışmalar, uyuşturucu, işgücü açığı, bilgi harekatı, kültürel değerlerin korunması gibi konular üzerinde yoğunlaşmıştır. Avrupa Birliği’nin ekonomik, askeri, politik ve kültürel konularda etkin güç olan Almanya’nın politikasının iyi bilinmesine ihtiyaç vardır. Türkiye’nin AB GİRİŞİ  Federal Almanya’nın tavrına bağlıdır.TÜRKİYE 2004 yılının Aralık ayı sonunda giriş müzakerelerine başlaması için tarih alabilmesi en öncelikli sorunudur.Müzakerelere başlamak,Türkiye’nin Avrupa Güvenlik Yapılanmasına girebilmesi için önemli bir dönüm olacaktır.Türkiye diğer NATO üyesi ülkeler gibi hem NATO içinde kalmak ve hem de Avrupa Güvenlik sisteminde bulunması ülkenin güvenliğine büyük destek ve katkısı olacaktır.Büyük önderimizin ifade ettiği ve Türk dış politikasının temel stratejisi olan 1931 yılında verdiği direktif bizim için vazgeçilmez kuraldır.Bu da “YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ” ilkesi, Türkiye AGSP içinde yer aslada almasa da koruyacağı  değerdir.
Türkiye önce kendine ve kendi değerlerine güvenmek ve bunları koruyup güçlendirmek zorundadır.Türkiye bir güç ve bir değer olarak bölgede ve dünyada gereken saygınlığını koruyabilesi için önce ÜLKENİN ÜNİTER BÜTÜNLÜĞÜNÜ koruyarak bu büyük coğrafyasına sahip çıkmakla mümkündür.Bölücü,İşbirlikçi ve hainlere karşı daha uyanık olmak,”Amerikan yeşil kart” uğruna ülkesini satan hainlere tedbirler almak zorundadır.
“PEACE AT HOME,PEACE İN THE WORLD” 1931
“LOOK AT THE SUN RİSİNG İN THE EAST. I SEE THE RİSİNG OF EASTERN NATİONS  AS I SEE THE DAWN TODAY.THERE ARE MANY BROTHERLY NATİONS THAT WİLL GAİN THEİR FREEDOM AND İNDEPENDENCE.
THEİR REBİRTH WİLL NO DOUBT BE İN THE DİRECTİON OF PROGRESS AND PROSPERİTY. THEY WİLL SUCCEED DESPİTE ALL THE DİFFİCULTİES AND HURDLES, AND WİLL REACH THE FUTURE TAHT İS AWAİTİNG THEM.
COLONİALİSM AND İMPERİALİSM WİLL DİAPPEAR FROM THE FACE OF THE EARTH, AND THEY WİLL BE REPLACED BY AN ERA OF HARMONİOUS COOPERATİON THAT DOSE NOT DİSCRİMİNATE BETWEEN COLOR RELİGİON AND ETHNİCİTY OF NATİONS” M. Kemal  ATATÜRK 1933

NOT: Bu makale 2002 yılı kasım ayında jeopolitik dergisinde yayımlanmak üzere hazırlanmıştır.

 
 SİTE İÇİ ARAMA

SON EKLENEN 5 MAKALE
TÜRKİYE- AVRUPA BİRLİĞİ TARİHÇESİ

KARŞI DEVRİM HAREKETLERİNİN EN ETKİLİSİ ŞEYH SAİD İSYANI

BM VE TBMM DE KABUL EDİLEN İKİ SÖZLEŞMENİN ÜLKEMİZE ETKİLERİ

CUMHURİYETİN 86 NCI YILINDA BAŞINA GELENLER

RİSK VE RİSK YÖNETİMİ

SİTE ANKET
Yeni Sitemizi Nasil Buldunuz?
Çok Iyi
Iyi
Normal
FikrimYok