CUMHURİYETİN 81 İNCİ YILINDA EĞİTİM
       Bu Sene 29 Ekim 2004 Tarihinde, Cumhuriyetimizin 81 nci Yılını Kutluyoruz. Ayni Zamanda 3 Mart 1924 Tarihinde Kabul Edilen "Öğretim Birliği"  (Tevhid-İ Tedrisat) Yasası İle Modern ve Çağdaş Eğitim Sistemine geçişimiz in de, 80 nci yılı olacak.

1.GENEL:

 Bu Sene 29 Ekim 2004 Tarihinde, Cumhuriyetimizin 81 nci Yılını Kutluyoruz. Ayni Zamanda 3 Mart 1924 Tarihinde Kabul Edilen "Öğretim Birliği"  (Tevhid-İ Tedrisat) Yasası İle Modern ve Çağdaş Eğitim Sistemine geçişimiz in de, 80 nci yılı olacak.
Bu Süre;Türkiye şartlarında uzundur ve  bir İnsan ömrüdür. Bir neslin değişimi anlamındadır. Bu kadar uzun bir sürenin sonunda eğitim sisteminde arzu edilen başarıyı sağlayamamış isek geçen yıllara ve verilen emeklere yazıktır. Bu yoksul ülkenin kıt kaynakları boşuna harcanmış demektir.Bununda sorumlusu 80 yıl boyunca Türk eğitimini emanet ettiğimiz iktidar ve yöneticilerdir.
 Atatürk; Henüz medreseleri kaldırmadan önce 1920 Senesinde Uygulanacak Eğitim Programını şöyle belirlemiştir. "...Evlatlarımızı O Suretle Eğitmeliyiz ki, Onlara O Suretle İlim Ve İrfan Vermeliyiz ki, Ticaret, Tarım ve Sanat Aleminde ve Bütün Bunların Faaliyet Alanında Yararlı Olsunlar, Etkili Olsunlar, Faal Olsunlar, Pratik Bir Organ Olsunlar. Bundan Dolayı Ulusal Eğitim Programımız Gerek İlk Öğretimde, Gerek Orta Öğretimde Verilecek Bütün Şeyler Bu Görüşe Göre Olmalıdır."

2.Cumhuriyetin  Benimsediği  Eğitim:

 Atatürk; Eğitim Sorunun Çözümlenmesine;
A. Medreselerin Kapatılması,
B. Dini Eğitim Kurumlarının  Milli Eğitim Bakanlığına Bağlanması,
C. Milli  Eğitim Bakanlığını, Eğitim ve Öğretimden Sorumlu Tek Bakanlık Olarak Yetkilendirilmesi,
D. Türk Eğitim Sisteminin Milli Olmasının Yanında Mutlaka Laik Olmasını Sağlayacak Yasal  Önlemlerle Başlamıştır.
Bu Başlangıç; Eğitimin Bir Çatı Altında Toplanması Milli, Laik, Akılcı, Bilimsel ve Halkçı Düşünceyi egemen kılacak Bir "Ulusal Eğitim Sisteminin" Ancak, eğitimi; Bir çatı altında toplamak suretiyle mümkün olacağını görmüş ve çevresine kabul ettirmeye çalışmıştır.
Ekim 1922 de Bursa da yaptığı bir konuşmada;
"Çocuklarımıza Her Şeyden Önce ,Türkiye'nin Bağımsızlığına, Ulusal Benliğine ve Geleneklerine Düşman Olan Bütün Unsur Ve Engellerle Mücadele Etme" düşüncesinin verilmesini  istenmiştir.Biz bunu vermekte yeteriz kalmış olacağız ki  Eylül 2004 tarihinde Trabzon da yapılan Türkiye Gürcistan Milli maçında  sahada ve alanda, "Türk bayrağından çok Gürcü bayrağı" dalgalandı. Milli şuur milli maçta yoktu diye bazı gazetelerimiz acı gerçeği azda olsa dile getirdiler. Bunun ucu GAYRİ MİLLİ BİR EĞİTİM SİSTEMİ İLE YETİŞEN TOPLUM BİREYLERİNDEN MİLLİ RUH VE HEYACAN BEKLEMEK ZATEN YANLIŞ OLACAKTIR. Çünkü, Eğitim kurumlarımızın her seviye ve kademesinde "Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi" dersleri okutulması zorunlu iken gelin görün, uygulamada pek çok Üniversite nin yönetici ve öğretim üyeleri bunu 12 Eylül askeri darbesinin sisteme soktuğu gereksiz bir ders olarak görmüş ve öyle kabul etmiştir.Bu nedenle ciddi olarak bu dersin yapılmasına ve bu talebin işlerlik kazanmasına engel olucu pek çok engellerini görüyoruz.
 Atatürk ayrıca; Eğitimcilere ;
".. Cumhuriyet; Fikren, İlmen, Fennen, Bedenen Kuvvetli ve Yüksek Seciyeli Muhafızlar İster. Yeni Nesli Bu Nitelik ve Yetenekte Yetiştirmek Sizin Elinizdedir...Hiçbir Zaman Aklımızdan Çıkmasın Ki, Cumhuriyet Sizden Fikri Hür, İrfanı Hür Nesiller İster.(1924)"  Direktifini  vermiştir.
Cumhuriyetimizin 81 nci yılında bu görevimizin ne kadarını yerine getirdik? diyen bir öz eleştiriye, henüz sevindirirci  bir yanıt veremiyoruz.
Cumhuriyetin İlk Devrim Yasalarından Olan ve Modern Eğitimi Düzenleyen "Öğretim Birliği" Yasasına ve Cumhuriyete  karşı, İç ve Dış Destekli, Örgütlü ve silahlı başkaldırı; 1925 Yılında  doğuda, bu günkü Bingöl Coğrafyasında başlayan  "Gerici"  "Irkçı" ve "İrticai"  İsyan, Şeyh Said"  İsyanıdır.Bu isyan başta İstanbul olmak üzere Ülkenin Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgesinden destek bulmuştur. Etki alanı; 200x200 Km2 lik Bir Bölgede kan akmasına ve genç Cumhuriyetin direncinin test edilmesine cesaret edilmiştir. Ayrıca; Başlanan Devrimleri durdurmak ve Cumhuriyeti yıkmak  Şeriat Esasına Dayanan  "Sözde Bir Kürt Devleti" Kurmak için çıkarılmıştı.
Devrimlere karşı sonraki bir zamanda; 23 Aralık 1930 tarihinde,  Nakşibendi tarikatına mensup, yobaz, gerici  Derviş Mehmet ve arkadaşları tarafından  Menemen de, 01 Şubat 1933 de Bursa da, Olmak üzere değişik zamanlarda ve yerlerde Laik Devlet Düzenine ve bunu sağlayacak Laik Eğitim Sistemine karşı mücadeleye  devam edilmiştir.Ancak, buna cesaret eden zihniyet büyük önderin sağlığında asla başarılı olamamışlardır.
 Cumhuriyetin İlanı ile başlayan modernleşme,  coşku ve  etkinlik   yaratma  dönemini, büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümü ile hızını   kaybetmeye başladı.
 I945 Yılında çok partili rejime Geçmenin sanki bir bedeli imiş gibi  ödünler arttı. 1950  de Demokrat Partinin iktidara gelmesi ile Türk toplumu Atatürk Devrimlerinin muhasebesini yapmaya başladı.
Bu Dönemde Türk toplumunun manevi sorunlarının dinsel ilkelere dönülmekle çözümlenebileceği, Atatürk'ün gösterdiği  çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma amacının salt ekonomik etkenin ön plana alınması İle gerçekleşebileceği inancının kamuoyunda yaygınlaştırıldığı yıllar oldu.
Aslında  zihin yapısına ilişmeden, hiç bir toplumda hiç bir önemli yenilik beklenemez. Türk insanında eleştiri  ruhunu ve yaratma gücünü sağlayacak yeni bir eğitim sisteminin ilkelerini belirlememiz gerekirken, Cumhuriyetin 81 nci yılında İmamhatip Okullarını ve bu okullardan mezun  çocuklara ayrıcalık tanıyarak, İki tip okul- "Din Okulu" İle "Laik Okul" çatışması İle gençlik üzerinde siyasi egemenlik kurmak için açık ve örtülü savaş veriliyor.
Bu yanlışlığa; 1960 lı yıllarda, Atatürk'ün gönüllerden ve zihinlerden silindiği, 12 Mart 1971 müdahalesinden sonra, siyasal partilerin ve toplumun Atatürk'ün bize gösterdiği doğru yolun tam tersine yönelmek suretiyle Atatürk düşmanı olarak  yetiştirdiğimiz kuşakların bu gün Zararını çekiyoruz.
 Bu zihniyet başarılı olursa gelecek günlerimiz bize bu günleri de aratacaktır. Çünkü;
1970 li yılların sağ ve sol görüşü, Atatürk'ün Milliyetçilik anlayışını reddederek ATATÜRK karşıtı ortak paydada birleştiler.
 Milliyetçilik Atatürk İlkelerinden biri ve en önemlisi değilmiş gibi değişik bir Milliyetçilik anlayışını  egemen kılmak için "Atatürk İlkeleri ve Türk Milliyetçiliği" düşüncesi egemen kılınmaya çalışıldı.
 Bu dönemde Atatürk'ün halkçılığından kuşku duyuldu. Devrimciliğinden söz edilmez oldu. Özellikle laiklik ve Devletçilik ilkeleri amansız saldırılara uğradı. Bu Dönemde Atatürkçülük önemli derecede örselendi, hırpalandı gönüllerden ve vicdanlardan çıkarılmak istendi. Bunda devlet yönetiminde görev alanlar başta olmak üzere bürokrasi,basın ve sermaye çevreleri, sonuçta pek çok kesimler ilgisiz ve duyarsız kaldılar. Şimdi; 
Cumhuriyetin 81 nci yılında; Cumhuriyetin ilanı ile kaybettikleri mevzileri ele geçirmek İsteyen "Kravatlı" Atatürk düşmanları, kin ve öfke dolu duygularla ve  çok kurnazca  çalışıyorlar. Zaman zamanda  hırçınlaşıp tehdit ediyorlar.Buna Cumhuriyet düşmanı İşbirlikçi sermaye ve basını' da yanlarına  alarak var güçleri ile  saldırıyorlar.
Bu konuda tehlikenin büyüklüğü;Ülkemizde kendi çıkarı için Ulusun geleceğini hiçe sayan satılmış ve  yalaka bir medya ile onun yazar ve çizerlerinin çok olmasıdır.  
 Bu yapı İle Üniversitelerimizi; "Araştırmaları ile Doğru Bilgiyi Üreten, Doğru Bilgiyi Yayan, ve Bilgiyi Yeni Kuşaklara Aktaran Birer Eğitim Araştırma Kurumları" olması hususundaki beklentimizin, içinde bulunduğumuz anlayış farklılığından  dolayı, mümkün olmayacaktır.
Çünkü; siyasi iktidarın yeniden İki tip insan yetiştirme anlamına gelen "İmam-Hatip liselerine ayrıcalık getirme" çabaları ve bu konudaki israrları, Laik eğitim sistemini daha da bozacaktır.
Üniversite;"Kamuya Hizmet eder, her Üniversite Eğitim ve araştırmada, bilimsel tutarlılığı sağlamakla ve kaliteyi yükseltip teminat altına almakla yükümlüdür. Bunu  da  dogmatik fikirlerden arınmış, bilimin ve aklın egemen olduğu İnsanlar sağlayacaktır.Bunun aksisi, bilindiği üzere dinde bir şeye inanmak için onun, rasyonel açıklamasını bulmak gerekmez.Bu düşünce ve yaklaşımda aklın ve bilimin gereklerini yapma konusundaki anlayışa ters düşer.
 Laik Eğitimden uzaklaşmış ve Atatürk değerlerine duyarsız  bir Eğitim sisteminde  yetiştirilen  insanlardan bu ülkenin hedeflerini gerçekleştirmesi beklenemez.
Laik Eğitimi Savunmakta Yetersiz Kalan Bir Toplum, Yarın Cumhuriyetin Değerlerini' de Savunamaz.

3.Türk Yüksek Öğretimi Nasıl Olacak:
 
      ATATÜRK; 01 Kasım 1937 Senesinde, TBMM nin açılış Konuşmasında,  diyor ki;
       "Arkadaşlar, Büyük Davamız, En Uygar ve En Zengin Millet Olarak Varlığımızı Yükseltmektir. Bu, Yalnız Kurumlarında Değil Düşüncelerinde Temelli Bir İnkılap Yapmış Olan Büyük Türk Milletinin  Dinamik İdealidir.
Bu İdeali En Kısa Zamanda Başarmak İçin, Fikir ve Hareketi Beraber Yürütmek Mecburiyetindeyiz. Bu Teşebbüste Başarı, Ancak Türeli Bir Planla ve En Rasyonel Tarzda Çalışmakla Mümkün Olabilir.
Bu Sebeple Okuyup Yazma Bilmeyen  Tek Vatandaş Bırakmamak;
Memleketin Büyük Kalkınma Savaşının ve Yeni Çatısının İstediği Teknik Elemanları Yetiştirmek,
 Memleket Davalarının İdeolojisini Anlayacak, Anlatacak, Nesilden Nesile  Yaşatacak Fert ve Kurumları Yaratmak;
İşte Bu Önemli İlkeleri En kısa Zamanda Temin Etmek Milli Eğitim Bakanlığının  Üzerine Aldığı Büyük ve Ağır Mecburiyetlerdir.
İşaret Ettiğim İlkeleri, Türk Gençliğinin Dimağında ve Türk Milletinin Şuurunda Daima Canlı Bir Halde Tutmak, Üniversitelerimize ve Yüksek Okullarımıza Düşen Başlıca Vazifedir.
 Bunun İçin Memleketi Üç Büyük Kültür Bölgesi Halinde Mütalaa Ederek,
Batı Bölgesi İçin İstanbul Üniversitesi,
Merkez Bölgesi İçin Ankara Üniversitesini, Az Zamanda Kurmak  Lazımdır.
Ve Doğu Bölgesi İçin Van Gölü Sahillerinin En Güzel Bir Yerinde Her Şubeden İlk Okullarıyla ve Nihayet Üniversiteleriyle Modern  Bir Kültür Şehri Yaratmak Yolunda Şimdiden İşe Başlanmalıdır.
Bu Hayırlı Teşebbüsün, Doğu İllerimizin Gençliğine Kazandıracağı  Feyiz, Cumhuriyet Hükümeti İçin, Ne Mutlu Bir Eser Olacaktır... ." Büyük Önderin Bu konuşması Türk Milleti İçin bir vasiyetidir. Çünkü;
Atatürk Bir daha  Meclis Kürsüsüne çıkamamıştır. Atatürkçülük, Devrimcilik Milleti aldatarak, lafla değil, Atatürk'ün gösterdiği hedefe süratle ulaşmak ve bu yolda çalışmakla mümkündür.
İnsanı ayakta tutan, yaşamına Onur ve anlam  katan İki değer  vardır. Bunlardan Birisi Ekonomi, Diğeri de Kültürdür,  Ekonomi Yoksa  Sefalet, Kültür Yoksa Cehalet Olur.
Bunlardan  Birisinin  Noksanlığı  İnsanı  Bağımlı  Kılar
Her İkisinin noksanlığı İse;  İnsanı köleleştirir.
Sefaleti de, Cehaleti' de yenecek güç İnsanın aklıdır.  Cumhuriyet Yönetimi; Açık ve adil olduğu ölçüde insana bu   İki  değeri sağlar.
Bir halk yönetimi olan Cumhuriyet insana  değer verir. İnsanın doğuştan kazanılmış haklarını korur.
Bizde Cumhuriyeti korumak mecburiyetindeyiz. Çünkü; "1924 Senesinde Okuma Yazma Bilenlerin  Oranı % 9 İken 1975 Yılında % 60 a yükselmiştir" .Bu Gün Bu Oran % 85 dir. Bunu Cumhuriyete Borçluyuz.
Türk Toplumunun Büyük Kısmı Sefalet ve Cehaletin Pençesinde varlığını Korumaya Çalışırken, Büyük Önder Atatürk; Bunu Düzeltmeye Toplumun Yazgısını Değiştirmeye Karar Verdi.
 "En Büyük Eserimdir" Dediği Türkiye Cumhuriyetini Kurdu ve Türk Gençliğine Emanet Etti. Görüldüğü Üzere;
Atatürk Cumhuriyeti; Zorunlu Koruyacak, Cumhuriyet Savcıları İle Değil,  Cumhuriyet Kültürüyle yetişmiş aydın yurttaşlarla ve gençlerle korunmasını istemiştir.
Bunun  anlamı büyüktür. Çünkü; bunu;  Eğitim ve Okul Sistemi  sağlayacaktır.
 Zaten Atatürk; "Cumhuriyetin Temeli Kültürdür" derken, kültürün Millet Hayatındaki yerini işaret etmiş ve hem de Cumhuriyeti yaşatacak gücün kültürel kalkınmada olduğunu vurgulamıştır.
Cumhuriyetin kuruluşundan İtibaren başlayan modernleşme  hareketi, Türk toplumunda bir büyük liderin önderliğinde   bilinçli olarak aydınlanma düşüncesinin  eyleme dönüşmesidir.
 Hedefi; Çağdaş bir devlet ve çağdaş bir toplumu yaratmak  için;
*Modernleşmenin Önündeki engelleri kaldırmak,
*Toplumu  Seferber Ederek    bilinçlendirmek,
  *Cumhuriyet çatısı altında hukuki, siyasi ve sosyal reformları yaparak, Devleti ve Milleti Çağdaş hale getirmekti.
Büyük Önderimiz;
 "Benim, Türk Milleti İçin Yapmak İstediklerim ve Başarmaya Çalıştıklarım Ortadadır.
 Benden Sonra, Beni Benimsemek İsteyenler, Bu Temel Mihver Üzerinde Akıl ve İlmin Rehberliğini Kabul Ederlerse, Manevi Mirasçılarım Olurlar"  Sözleri İle Bundan Sonra Yapılacak Olanlar İçinde Hedefi Belirlemiştir.
 Bireylerde; Yurttaş Bilinci yaratılırken, kişilik özelliklerini Vatan Sevgisiyle Zenginleştirmek, Hak Ve Ödevleri Arasında Türk Devletini Ebedi Kılacak İrade Gücünü Aydınlatacak Işık;
  Eğitim ve Öğretimle Kazanılan  Kültür Yoludur. Bireyin doğru bilgi İle aydınlanması yoludur. 
 Fransa ve Avrupa'da: 1760' lı Yıllarda Başlayan aydınlanma dönemi aslında çağın icadı olan Matbaa'nın 1440 yılında batı toplumunun hayatına girmesi İle başlamıştır.
Osmanlı da İse; 289 Yıl Sonra, 1729 yılında Matbaayı kullanmaya başlamıştır.
1784 Yılında Almanya da Büyük Düşünür Emanuel Kant tarafından "Kendine, Kendine Özgü Anlama Gücünle Hizmet Etme Cesaretine Sahip Ol" İfadesiyle Formüle Edilen aydınlanma düşüncesinde, İnsan aklını Ön Plana çıkarmıştır.
 Bu da; İnsanın zihinsel özerklik isteği, insan aklına olan güvenin bir ifadesiydi.
 Böylece; Hakikatin kaynağı olan insan aklının yerine geçen skolastik düşünce ve otoriteleri, dogmatik kural ve buyrukları reddetme cesaretini göstermiş oluyordu. Bir anlamda; Dünya'yı algılayışta aklı merkeze almak üzere, başkasının düşüncesinden arınarak, kul olmaktan kurtulmasıdır. 
Bu sağlandığı takdirde; Cumhuriyeti koruyacak yurttaşlık bilinci de, gelişmiş oluyor. Aklını başkasının güdümünden kurtararak, bireyin özgürce düşünceye sahip olması, Cumhuriyet değerlerini koruyacak etkin yurttaşı da yetiştirmiş oluyor. Böylece tebea olmaktan kurtulan Yurttaş, Cumhuriyetin arzu ettiği bireydir.
 Bu da yetişkin ve aydın olmanın ölçütüdür. Kitap ve başkalarının düşüncesi, aklımızın, ruhani bir liderde vicdanımızın yerini almıyorsa biz özgürüzdür.
Bunun da; Önce dine ve doğmalara karşı bir tutumda kendini göstereceği tabiidir.
 Bu nedenle akıl batıl inançlardan kurtulmalıydı. Bunu sağlayacak yolda Eğitimden geçiyordu.
 Osmanlı Döneminden kalan ve Ortaçağın düşünce ve öğrenim sistemini uygulayan medreseler, çağdaş Eğitim kurumlarından çıkanlarla bir çelişki yaratıyor, aynı zamanda eski yeni çatışmasının kaynağını teşkil ediyordu.
 Devrimlerin, topluma gereğince yansıtılıp benimsetilebilmesi için bu İkiliğe son vermek kaçınılmazdı. Bu nedenle büyük önderimiz Atatürk'ün öncelik sırasında, " Eğitim ve Kültür Devrimi" İvedilik ve Önem taşıyordu.
 Bu konudaki yasa tasarısı, Saruhan (Manisa) Milletvekili Vasıf Bey ve Elli Yedi arkadaşı tarafından verilen önerge ile 02 Mart 1924 tarihinde Öğretim Birliği Yasası TBMM' ne sunuldu.
Amaç bir devletin genel kültür ve Eğitim siyasetinde, ulusun düşünce ve duygu İtibarıyla birliğini sağlamak ve herkesin, her zaman ulaşabileceği bir yerdedir. Anlayışı İle konu ele alınmıştır.
 Atatürk; Hiç bir toplumda zihin yapısına İlişmeden hiçbir önemli yenilik beklenemeyeceğini biliyordu. O nedenle Türk Devriminin İnsan aklına güvenen yeni bir toplum yaratmayı amaçladığı kesindi. Bu nedenle onun amacı, toplumda sönmekte olan heyecanların  düzeyinden, fikir düzeyine aktarıp değerlendirmek ve Türk İnsanına eleştiri ruhunu ve yaratma gücünü sağlayacak yeni bir Eğitim sisteminin İlkelerini saptamaktı.
 Büyük önderimiz; Her yaptığı devrim niteliğindeki  faaliyeti milletimize anlatarak onlar tarafından benimsenmesi ve devrimin topluma maledilmesini, İlkesel bir kuram olarak kabul etmiş ve uygulamıştır.
02 Mart 1924' de kabul edilen modern eğitim sistemin İlk uygulaması olan "Öğretim Birliğinin Sağlanması" hususundaki yasanın uygulanmasına dönük etkinliğini 21 Eylül 1924 tarihinde Samsun Çarşamba Demir yolunun yapımı İçin yapılan törende şöyle  açıklamıştır.
 "Halk, Köylüler Bana Her Yerde İş Programını Şu İki Kelime İle İhtar Ettiler; "Yol, Okul"
Hatta Yoldan Söz ederlerken "Yol Köylünün Kanadıdır" demeleriyle her şeyden önce ona önem verdikleri anlaşılıyordu. Gerçekten bütün iktisadi hayat birinci kelimede ve her şey içinde, İkinci  kelimede bulunuyor." demiştir.
"Herşey Okul" sistemi  içinde olduğuna göre ;
 Bu gün Türk toplumunun yaşamı; yeni ve modern olanla, eski ve geleneksel olan arasında süre giden çatışmanın etkisi ile alt üst olmuş durumdadır.
 Atatürk' ü eyleme İten onun düşüncesidir. Hakikatin kaynağı, devletin manevi ve toplumsal düzenine temel oluşturan ilkelerin kaynağı onun için artık gelenekler değil akıldır.
- Dinsel öğretimden ağırlığı modern bilimlere veren ve insanın muhakeme yeteneklerini geliştirmeyi amaçlayan laik bir öğretime geçen Türk Milletinin yeniden "Din" Merkezli ve İki Kulvarlı bir okul sistemini  kabul etmesi beklenemez.
- Bir toplumda; zihin ve ahlak açısından aydınla, sade halk adamı birbirinden farklı değildir. Çünkü; aydının eğitimi doğa bilimleri ve matematiğe dayanarak, meslek bilgisinin ötesine geçemediği için, halk adamında da babadan oğla, çoğu zaman bilinç dışı yollardan aktarılan geleneklerdir.

Gelenekler İse tarih boyunca ülkede gelişmiş olan ya da etkisini dışarıdan duymuş olan uygarlıkların bir yankısından başka birşey değildir.

Atatürk' Ün Kültür Devrimi:
 
Ülkenin Toplumsal ve siyasal bünyesinde derin, büyük bir değişiklik eylemidir.
Amacı: Ülkenin "Muasır Medeniyet" Yada "Asrileşme" yi sağlamasıdır.
 Tabii Burada "Muasır Medeniyet" Sözcüğü İle Atatürk'ün, batıyı yani Avrupa'yı kastettiği ni haklı olarak İleri sürebilirler. Bu doğrudur da. Ancak, Atatürk gibi konuşma yeteneğinde usta bir liderin neden doğrudan doğruya batıyı, Avrupa'yı ulaşılacak hedef olarak göstermeyip, yoruma açık bir cümle yapısını tercih ettiğini düşünmemiz lazımdır.
Atatürk yalnız bir kez, O da Cumhuriyetin İlan günü olan 29 Ekim 1923 tarihinde Fransız yazar ve düşünürü Maurice Pernot İle yaptığı mülakat da; Pernot' un, Mustafa Kemal Paşanın yıllarca savaştığı Avrupa ülkeleri hakkındaki düşüncelerini öğrenmek maksadıyla ve özel olarak hazırladığı ve özellik taşıyan sorularına verdiği cevaplardan  sadece birisinde, "Asrileşme" ve "Muasır Medeniyet" İle "Batı Medeniyeti" ni özdeş olarak kullanmıştır. Ve Şöyle Demiştir.
"..Osmanlı İmparatorluğu'nun Çöküşü, Batıya Karşı Elde Ettiği Zaferlerden Çok Mağrur Olarak; Kendisini Avrupa Milletlerine Bağlayan İlişkileri Kestiği Gün Başlamıştır.Bu Bir Hata İdi; Bunu Tekrar Etmeyeceğiz." 
Ayrıca "..Memleketimizi Asrileştirmek İstiyoruz. Bütün Mesaimizi Türkiye de Asri, Binaenaleyh Garbi Bir Hükümet Meydana Getirmektir. Medeniyete gitmek arzu edip de, Garba(Batıya) Teveccüh (Yönelmek) Etmemiş Millet hangisidir?
"..Vücutlarımız Şarkta İse de Fikirlerimiz Garbe Doğru Müteveccih  Kalmıştır.  "Büyük Önderin Fransız Yazar Pernot İle Yapmış Olduğu Yukarıda Özetlenen söyleşiden önce ve sonra da, aramızdan ayrıldığı güne kadar (1919-1938) 19 Yıl, 5 Ay ve 20 Gün devam eden yaşamında, verdiği nutuklarda, yaptığı konuşmalarında ve sohbetlerini, yazdırdığı genelgelerini ve çektiği telgraflarını ki bunlar;
Büyük Nutuk- Dört Cilt- 1952,1954,1959 Baskıları- 1280 Sayfa,
Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri- 4 Cilt-1961,1964 Baskıları 1459 Sayfa,
Sofya da Ateşe İken kaleme aldığı" Zabitan ve Kumandan İle Hasbihal" Kitapçığı 31 Sayfa,
Askerliğe dair dördü Telif,  İkisi Çeviri Olmak Üzere Altı Kitabı ,
Doğrudan doğruya kendisinin yazdığı, fakat Afet İnan'ın adıyla yayınlattığı "Vatandaş İçin Medeni Bilgiler "kitabı dahil toplam 2770 sayfa kitaplar, sabırla ve dikkatle İncelendiğinde görülecektir ki, hiç birisinde ve hiç bir satırında "Batıyı yada batı uygarlığını ulaşılması gerekli bir Ulusal Hedef olarak" göstermemiştir.
Devrimlerinde batılı ülkelerin kimi kanunlarından yararlanmakla beraber aslında Cumhuriyetin "Onuncu Yıl Nutku" nda olduğu gibi hayatı boyunca, ya büyük bir İman ve İnançla "Muasır Medeniyet" Diye Haykırmış yada bu Konudaki özlemini "Asrileşme" kelimesi İle dile getirmiştir.
Devletin Yönetim kademelerinde, İş dünyasında ve akademik çevrelerde, Avrupa Birliğine girmemizi Atatürk'ün vasiyeti veya bize gösterdiği hedef olarak algılayanlar, Avrupa Birliğini Türkiye İçin "Olmaz İse Olmaz" " Olmak Yada Olmamak" sorunu haline getirenler ve bu doğrultuda eğitim sistemimizi de bozanlara, "Muasır Medeniyet" veya uygarlık ne demektir bir kere daha anlatmakta yayar vardır.
Uygarlık, Denince, Akla; Kültür Gelir
    Etik Değerler Gelir
    İdeoloji Gelir.
İdeoloji(Uyum İçerisindeki Düşünceler Sistemi demektir)
Avrupa Uygarlığı: Bazılarına Göre;
      Manevi Cephesini Hıristiyanlık
           Maddi Cephesini Bilim ve Teknik olduğu kabul edildiğine göre; Müslüman Türk  Toplumun batı uygarlığının manevi cephesini ret edip, maddi cephesini benimsemesi, bu günkü sosyal çatışmanın temelini teşkil etmektedir.
 Aslında; Avrupa yı Avrupa yapan, toplumsal ve ahlaki değerlerin İnsancıl ve akılcı ilkelere dayandığını, bu İlkelerin kaynağının Yunan - Roma değerlerinde aranması gerektiği İyi bilinmelidir.
Her Şey Yurttaş  İçin olduğuna göre; Devlet - Yurttaş denklemi Nasıl Kurulur?
 Bu denklem de  denge olursa Devlet; "Ulus Devleti Olur".Aksi Takdirde; Faşist, Teokratik veya uydu- Manda Devlet Ortaya çıkar. Günümüzde, ülkemiz bu manda devlete doğru yöneltiliyor.
 Son 20 yıl boyunca siyaset bilimcilerini meşgul eden temel sorun; "Vatandaşlık ve Küreselleşme" sorunudur. Küreselleşmede, bilinen ve korunan bütün değerler tahrip ediliyor.Alt kimlikler ön plana çıkarılıyor. Bu da Cumhuriyetin tekil değerlerini tahrip ediyor.Kültürel haklar adı altında aslında eğitim ve kültür birliği tahrip edilerek bir kargaşa ve kaos yaratılıyor.Buna birde  tek taraflı düşünülen yurttaş haklarının ön planda tutulması, ülkelerin iç işlerine  müdahale imkanlarını yaratıyor.
Bu hakkın karşısında bireyin devlete ve topluma karşı yükümlülükleri göz ardı ediliyor. Günümüz Reel demokrasilerin sorunu; olarak yurttaşlık kimliği İle azınlık kimlik taleplerinin uzlaştırmada art niyetlerin görülmemesi, sorunların çözümünü güçleştiriyor.
 Demokratik rejimlerde; Yurttaşlık erdem ve tahütlerinde görülen aşınma, aydınlanma döneminin başlangıcından bugüne kadar "Bütünleştirici Ortak Kimlik" olarak görülen yurttaşlık bilincinin sürekli mevzii kaybetmesi ne sebep oluyor. Bu tehlikede ülkemiz için güncelliğini korumaktadır.
Yurttaşlık eşit statü olarak anlaşılsa da gerçekte ekonomik, toplumsal, Kültürel farklılıklardan kaynaklanan  statü farklılığı, kendiliğinden ortaya çıkar. Bunu ancak  kültürel birlik önler, kültür birliği de Eğitim Sisteminin sonucudur.
 Batı toplumlarının Devlet-Birey İlişkisini yurttaşlığın oluşturduğu hukuksal, siyasal bağ İle çözümleme olanakları üzerinde durulmaktadır.
 Eski Yunan Düşüncesinde; Her türlü hizmetkarlık köleliğe dönüşme eğilimi gösterir düşüncesinde olduğu gibi, bireyi köleleşmekten kurtarmak, onu ekonomik özgürlüğe kavuşturmaktır.
 Fransız Devrimi İle başlayan süreçte yurttaşlığın siyasal ve sosyal  haklarla donatılması aynı zamanda ulus devletin, Ulus Boyutunun Yurttaşlık İle Özdeşleşmesini sağladı.
 Ulus Kavramı: Sosyal Çeşitlilikten, Birlik Ve Bütünlük Yaratma Duygusuna Dayanmaktadır. Böylelikle Yaratılan "Mitsel Varlığın" Kendini Oluşturan Unsurlardan Farklı Olarak Bölünmez Niteliği Ve Ortak İradesiyle Anlam Kazanan Bir Özgün Şahsiyete Sahip Olması Beklenmekteydi.
 Bireyi Ulus Devlete Bağlayan İlişki "Yurttaşlık Kavramı. Bireyler Birbirine Benzedikleri Oranda Yurttaş Olurlar. Bu Çerçevede Ulus Da Özel Bir Anlam Kazanır.
 Yurttaş olmak; Kendini İnsan haklarına saygı duyan fikirlerle çıkarların temsiline olanak veren kurumların iyi işletilmesi ile sağlanır.
 Yurttaşlığın Üç Ekseni:
A. Medeni Haklar - Bireysel Özgürlük, bunun içerisinde; Düşünce ve İnanç Özgürlüğü, Mülk edinme, Sözleşme yapma özgürlüğü, Adalet hakkı vardır.Bireyin bu haklarını takip edebilmesi ve koruması için kölelikten kurtulmuş olması gerekir.Avrupa toplumunda bu 18 nci yüzyılda gerçekleşmeye başlamıştır.
Siyasal Haklar; Siyasal hakların oluşumu da 19 yy' da ; Siyasal Karar alma sürecine katılma, seçme ve seçilme olarak katılma hakkını ifade eder ki bu bizim toplumumuzda Cumhuriyet idaresi ile başlamıştır.
 C.Sosyal Haklar: 20nci Yy' da; Ekonomik refahı, eğitim hakkı, sosyal güvenlik, güvenlik hakkı, çağdaş bir birey gibi yaşayabilme hakkına sahip olmadır.
 Bu Üç hakkı sağlayan: A. Yargı
                                                B. Parlamento
                                                C. Refah devleti' dir.
Başka bir görüşe göre de, Yurttaşın sahip olması gereken bu Üç hakka ( Medeni, Siyasi, Sosyal ) İki İlave Hak daha eklenmiştir. Bunlar;
A. Kültürel haklar
B. Ekonomik haklar
Devlet: Zora dayalı ve zorunlu bir kurumdur.
 Devlet;Üyelerinin yaşamları üzerinde tasarrufa gidebilir. Bireylerin bütün durumları devletin denetimindedir. İnsan Davranışları; Tarihsel, Kültürel ve toplumsal yapı içinden geçer.
Modern Yurttaşlık Kavramının Temel Bileşenleri:
A. Sosyal Adalet
B. Eşitlik
C. Özgürlük
D. Demokrasi
E. Hukukun Üstünlüğü
F. Haklar
G. Ödevler
H. Güven gibi unsurların işlerlik kazanmasıdır.Burada Özgürlük : Toplumsal Eşitliğin garanti altına alınmasıyla sağlanır.Aksi takdirde; Militan Yurttaşlık, Devlet İçin Yurttaşlık, Sivil Yurttaşlık, Anayasal Yurttaşlık, gibi zorlama ve zayıf bağlarla bağlanmamaya çalışılan bir toplu meydana gelir. Bu da dış ve iç çıkarların baskı ve tesiri ile çabucak dağılır.Şimdi Ülkemiz için böyle bir yurttaşlık bilinci geliştiriliyor ki bu da çok tehlikelidir.
Korkan İnsan veya devlet; daha hoşgörüsüz oluyor. Güçlü kalelere çekilme eğilimi gösteriyor. İktidar, Ordu, Din, Etkin grup gibi güven verici kurumlara sarılıyor veya sığınıyor.Bizim korkularımız ;        
   A) Güneydoğudan
                  B) Pkk / Kadek'ten
       C) Gece  Kondulardan
       D) Kente Göçten
       E)  Din istismarcısı ve bölücülük yapan  Partilerden
       F) Ordudan
       G) Askeri Darbelerden
       H) Kökü Dışarıda Akımlardan
        I) İç Ve Dış Düşmanlardan

Genel Olarak Bu Tür Korkular; Yeni dayanışmalar veya farklı bir toplum arayışından ziyade, bireysel kapanışlara veya kollektif geri çekilmelere yol açıyor.
Küreselleşme ; Anayasal Yurttaşlığı, Anayasal Yurtseverlik Kavramını Yarattı.  Ancak Bunu da doğru algılayamadığımız için yarattığımız değerleri şimdide yok etmeyi amaç edindik.
Anayasal Yurttaşlık Ve/Veya Anayasal Yurtseverlik ;
Anayasal İlkelerin İçinden çıktığı siyasal, kültürel, hiç bir biçimde, tüm yurttaşların aynı Dil yada etnik ve kültürel kökeni paylaştığı bir yapıya dayanmak zorunda değildir ama, beraber yaşama arzusunu da zorlamamalıdır.
Anayasal Yurtseverlik ; Etnik temellere dayalı ulus anlayışını reddedebilmek İçin, farklı gelenekler arasında bir ayaklanma yapmak gereklidir.
Anayasal Yurttaşlık ; Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel Budapeşte'deki Konuşmasında; Yer verdiği Anayasal Vatandaşlık Kavramı; Haklar Ve Ödevler Bakımından Bir Ülkenin Tüm Vatandaşlarının Eşitlik Ortak Paydasında Birleştiren Bir Kavramdır.
Anayasal Vatandaşlık Sayesinde Din, Dil, Irk, Cinsiyet Farkı Olmaksızın Bir Ülkenin Tüm Vatandaşları Tüm Görevlere Talip Olmak ve O görevleri Üstlenebilmek hakkını elde etmektedir.
Yurttaş-Yurtsever İlişkisi ; Bürokrasinin Söylemi İle Yurttaşlığı Saldırgan Bir Yurtseverlik Anlayışı İle Özdeşleşmemelidir. Bu İdeolojik Bir Saplantı Olur. Bu Duygu, Katılımcı, Aktif Ve Özerk Yurttaşı Ortadan Kaldırır.
Bu Nedenle; 1924 Yılında Eğitim Birliğini Sağlayan Yasanın Kabulü Ve Uygulaması Döneminde Türk Eğitim Sisteminin "Dini" Mi Yoksa "Milli" Mi Olacağı Çok Tartışılmış Sonuçta Eğitimin Milli Olacağına Karar Verilmiştir. Bugün İse Eğitimin "Milli" Liğinin Ötesinde "Laik" Olması Evrensel Olması İstenirken, Tekrar Başa Dönülerek Eğitimi "Dini" Yapıya Sürükleme Eyilim Ve Özlemi Kabul Edilemez.Cumhuriyetimizin 81 İnci Yılı Kutlu Olsun

 
 SİTE İÇİ ARAMA

SON EKLENEN 5 MAKALE
TÜRKİYE- AVRUPA BİRLİĞİ TARİHÇESİ

KARŞI DEVRİM HAREKETLERİNİN EN ETKİLİSİ ŞEYH SAİD İSYANI

BM VE TBMM DE KABUL EDİLEN İKİ SÖZLEŞMENİN ÜLKEMİZE ETKİLERİ

CUMHURİYETİN 86 NCI YILINDA BAŞINA GELENLER

RİSK VE RİSK YÖNETİMİ

SİTE ANKET
Yeni Sitemizi Nasil Buldunuz?
Çok Iyi
Iyi
Normal
FikrimYok