ASKERİ LİDER ATATÜRK VE MADALYALARI

Büyük Önderimizin Askeri kişiliği ve liderliği üzerinde durarak madalyaları hakkında ki  bilgileri saygıdeğer okuyucularımla paylaşacağım. 

            Çok yönlü bir lider, devlet adamı, filozof ve eylem adamı olarak M. Kemal Atatürk’ün “Askeri Liderlik “ özelliklerini  bütün yönleriyle

ifade edilmesi zor olacaktır. Ancak ben onun Askeri hayatının bazı bölümlerinden yansıtacağım kesitlerle “ Askeri Liderliğini “ açıklamaya çalışacağım.

 


1.            GİRİŞ:

 

            ABD Genelkurmay Başkanı Amiral GROW bir konuşmasında[1] ATATÜRK’ ün yüzyılımızın en büyük askeri dehası olduğunu söylüyor ve değerlendirmesini şu gerekçelere dayandırıyordu. “ Savaşın tozu dumanı ardında belirgin olmayan çok şey vardır. Ben Kemal ATATÜRK ‘ ün hayranıyım. Muazzam kaynaklar ve üretim yeteneği ile desteklenen generallerin savaşı kazanması olağandır. Ancak, çok az kaynağa sahip olmasına karşılık ATATÜRK kazandığı zaferler yanında, çağdaş Türkiye devletinin kurucusu da olmuştur. “

                       

            Yine onun dehasını Lloyd GEORGE  şu sözleriyle dünyaya ilan etti. “ Arkadaşlar! Asırlar pek nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki büyük dahiyi asrımızda Türk milleti yetiştirdi. Mustafa Kemal ’in dehasını karşı elden ne gelir ki”

 

            Çağımızın en büyük askeri dehası eşsiz komutan ATATÜRK’ ün harp sanatı ve askeri yönetim alanındaki düşünce ve uygulamaları, bugün dahi sayısız örneklerle dolu bir bilgi ve ilham kaynağıdır.

 

            ATATÜRK ‘ün askeri konulara ışık tutan düşünceleri kadar hatta daha önemlisi bu düşüncesine kaynaklık eden uygulamalardır. ATATÜRK’ le ilgili birçok konuda olduğu gibi, belki de özellikle askerlikte DERSANE ve LABORATUVAR bir aradadır.

 

            Düşünce ve uygulamanın aynı şahısta bulunabilmesi örneğine diğer liderlerde de rastlanmaktadır. Ancak bunlardan hiçbirisi ATATÜRK gibi çok boyutlu olmamıştır, hiç birisi onun kadar ufuk ötesine hitap edememiştir ve uygulama alanına taşıyamamıştır.

 

            Burada hemen şunu belirtmeliyim ki, ATATÜRK’ ü araştırırken ve tanımaya çalışırken askerliği, devlet adamlığından, ulusal devlet kuruculuğundan, bunların hiçbirisi de inkılapçılığından ayrılamaz. Çünkü o askeri harekat; devlet kurulması ve inkılap konusundaki uygulamalarına yaklaşık olarak aynı anda başlamış, bir arada yürütmüş, bir çok problemi aynı anda çözmüştür. İşte onu “ üstün deha “ yapan da bu özelliğidir.

 

            Onun çağlar aşan “ stratejik öngörüsü “, ilke ve inkılaplarının ruhundaki akılcılık ve bilimsellik dün olduğu gibi bugün ve gelecekte de bizlere örnek ve ilham olacaktır.

 

            ATATÜRK’ ün askeri yönü ile ilgili araştırmalar bizi birçok sonuca ulaştırmaktadır. Bu sonuçların en önemlilerinden birisi, ATATÜRK’ ün yenilgi tanımayan bir asker oluşudur. Şüphesiz, yenilgi tanımayan birçok asker vardır. Fakat ATATÜRK’ ün içerisinde bulunduğu şartlar farklılık gösterir. ATATÜRK yıkılmakta olan büyük bir imparatorluğun girdiği ve 20’ ye yakın cephede yürüttüğü muharebelerden en önemlilerinde görev ve sorumluluk almış, kaybedilin bu harpteki muharebelere katılmıştır. Ayrıca, yıkılan imparatorluktan yeni bir ulusal devlet kurulmasını sağlayan İstiklal Harbini yönetmiş ve aynı zamanda muharebelerin, askeri harekatın sorumluluğunu taşımıştır. 14 yıl devamlı harp ve muharebeyi yaşamıştır. Bu şartlarda yenilgi tanımamış olması önem taşımaktadır.

 

            Mustafa Kemal’in askeri dehasının oluşmasında dört etken önemli yer tutar :

 

-            Yetiştiği kültür çevresi,

-            Dönemin politik ve askeri ortamı,

-            Gördüğü eğitim,

-            Katıldığı muharebeler ve bu muharebelerden elde ettiği deney ve birikimle kişisel özellikleri.

 

Bu etkenlere özetle değinmek istiyorum.

 

O yıkılmakta olan bir imparatorluğun sınır boylarında, var olmakla yok olmanın

eşiğinde, harpler, isyanlar, göçler, eşkıya hareketleriyle çalkalanan bir coğrafyada doğmuştur. Çocukluğu da katliamların, acıların yaşandığı bir dönemde geçer ve sonuçta askerliği seçerek askeri okula girer.

 

            Harbiye’ de askeri derslerde arkadaşları üzerinde üstünlüğü açıkça görülmeye başlar. Davranışlarında, askeri bilgi ve komutaya olan kabiliyeti, manga ve takım komutanlıkları ödevini yaparken ki ciddiyeti herkesin dikkatini çeker. O tüm bu vasıfların çok güzel birleştirerek daha üstün bir kişilik yaratmaya çalışırdı. Onun bu durumu sadece yakın çevresindeki arkadaşlarının değil, dönemin üst komuta kademelerindeki komutanların da dikkatini çeker, takdir görür. Bu özelliğin daha sonra ifade ettiği “komutanlar astlarından yüksek bilgili olmalıdır. Komutan yaratıcı gücü olan kimse demektir.” Prensibini hayat felsefesi olarak da kabul etmiştir.

 

            Akademiye geldiğinde askeri derslerle birlikte bilhassa askeri tarihi derin olarak incelemeden hiçbir sonucu kabul etmez, bazen arkadaşları ile en ciddi tartışmalar yapardı. Büyük dahilerin ‘hatayı bir sonraki başarıya atlama taşı olarak görme yeteneğinin’ ATATÜRK’ te daha bu yıllarda geliştiğini görüyoruz.

 

            Onun askeri ve komutanlık kişiliğinin oluşmasında bir diğer etken de katıldığı çeşitli askeri harekatın sonunda kazandığı deney ve birikimdir. ATATÜRK askeri harekatın hemen hemen bütün türlerini muharebe alanlarında yaşamıştır.[2]

            -            Arnavutluk’ ta eşkıya takibi, Suriye’ de dürzi ayaklanmalarının bastırılmasında gerilla harbi,

-                     Trablusgarp’ ta çöl muharebeleri, dağınık kabilelerin yöntemi,

-                     Çanakkale’de kıyı savunması, siper harbi,

-                     Bitlis ve Muş bölgelerinde dağlarda ve geçitlerde harekat, şiddetli soğuklarda,

 derin karda muharebe,

-                     İstiklal harbi başlangıcında oylama muharebesi,

-                     Birinci İnönü’den Sakarya Meydan Muharebesinin sonuna kadar olan devrede

 stratejik savunma,

-                     26 Ağustos 1922’den itibaren stratejik taarruz, başarıdan faydalanma ve takip...

 

Bu nedenle ATATÜRK’ ü incelemek harp sanatın incelemek demektir.

 

Askeri eğitim ve hareket yönetimine çok önem vermiş, bu konulardaki bilgi ve

 kavramlara yönelik yayınların üzerinde durmuş, bulabildiği zamanlarda bu amaçla kitaplar, broşürler, yayımlamış, tercümeler  yapmıştır.

 

-                     Takımın Muharebe Talimi (Tercüme)

-                     Cumalı Ordugahı Süvari Bölük, Alay, Tugay takımı ve manevraları

-                     Beşinci Kolordu Erkan-ı Harbiye Tabiye ve Tatbikat Seyahati

-                     Bölüğün Muharebe Talimi (Tercüme)

-                     Zabit ve Kumandan ile Hasb-ı Hal

-                     Tabiye Meselesinin Halline ve Emirlerin Yazılış Şekillerine Dair Broşür.

 

Bu yayınların tamamı incelendiğinde, askeri konular hakkında yaygın açıklamalar

 yaptığı ve her konu başlığı hakkında ilkeler belirlediği görülür ve bu ilkelerin çoğunun günümüz koşullarında geçerliliğini sürdürdüğünü görünce onun vizyon boyutunu algılarız.

 

2.         ATÜRK VE İNSAN SEVK VE İDARESİ :

 

            “Benim emirlerim mutlaka yapılır, çünkü ben yapılmayacak emir vermem”[3] diyen ATATÜRK’ ün, askerliğin esas unsurunun teşkil eden insan sevk ve idaresi konusundaki görüşleri şöyledir:

 

            “Askerlik, işlerin yürütülmesi değil, insanların sevk ve idaresi sanatıdır.”

 

            “İnsanlar ancak umutları, düşünceleri doğrultusunda sevk ve idare edilebilirler. Dünyayı istediği gibi kullanan güç, düşünce ve bu düşünceleri tanıyan ve yayan kimselerdir.”

 

            “Düşüncenin niteliği de hiçbir karşı koymanın bozamayacağı kesin bir biçimde kendisini kabul ettirmektir. Bu da, düşüncenin yavaş yavaş duygulara, duyguların inanca dönüşmesiyle mümkündür ve böyle olduktan sonradır ki, onu sarsmak için bütün başka mantıkların ve başka yargıların geçerliliği olamaz.”[4] İfadeleri ile insan sevk ve idaresinin inceliklerini ortaya koymaktadır.

 

            Nitekim bu düşüncesini Çanakkale’de 25 Nisan 1915 tarihinde Arıburnu bölgesine çıkarma yapan ve Conkbayırı istikametinde ilerleyen İngiliz (Anzak) Kolordusu birlikleri karşısında;[5] “... içimizdeki ve komuta ettiğimiz askerlerde  Balkan Harbi faciasının ikinci bir safhasını görmektense burada ölmeyi tercih etmeyenlerin bulunacağını kat’iyyen kabul etmem. Şayet böyleleri olduğunu hissederseniz derhal onları kendi ellerimizle kurşuna dizelim.”

 

            “Benimle beraber burada muharebe eden tüm askerler kesinlikle bilmelidirler ki, bize verilen namus görevini tam olarak yerine getirmek için bir adım geri gitmek yoktur. Tam bir rahatlıkla istirahat aramanın, bu rahatlıktan yalnız bizim değil, bütün milletimizin ebediyyen mahrum kalmasına sebebiyet verebileceğini hepinize önemle hatırlatırım. Tüm arkadaşlarımın aynı fikirde olduklarına ve düşmanı tamamen denize dökmedikçe yorgunluk belirtisi göstermeyeceklerine şüphem yoktur.”[6] diyerek Türk’ün Çanakkale Savaşlarındaki yüksek ruh halini ve karalılığını ifade etmiştir. Bu ifade ve kararlığını; “Size ben taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yarimize başka kuvvetler ve komutanlar geçebilirler”[7] emri ile tamamlanmıştır. Bu yüksek ideal, kararlılık ve emir doğrultusundaki uygulamayı da şu tarihi örnek ve sonuç ile açıklamıştır:

 

            “Biz ferdi kahramanlık sahneleriyle meşgul olmuyoruz. Yalnız size Bombasırtı Olayı (9-10 Mayıs 1915 gecesi Arıburnu bölgesinde cereyan eden muh.)’nı anlatmadan geçemeyeceğim. Müteakip siperler arasındaki mesafe 8 metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekiler, hiçbiri kurtulmamacasına tamamen düşüyor, ikinci siperdekiler, onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar şeyanı gıpta bir itidal ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, en küçük bir tereddüt bile göstermiyor, sarsılmak yok! Okumak bilenler ellerinde Kur’anı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler, Kelime-i Şahadet çekerek yürüyorlar. Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren şeyanı hayret ve tebrik bir misaldir. Emin olmalısınız ki Çanakkale Muharebesini kazandıran, bu yüksek ruhtur.”[8]

 

            Türk askerinin sahip olduğu bu yüksek ruh hali, yüksek sevk ve idare ile birleşince, Çanakkale Muharebelerinin seyri ve akıbeti değişmiştir. Mustafa Kemal’in yüksek sevk ve idaresi altında cereyan eden Arıburnu Muharebeleri sonunda; Anzak Kolordusu birlikleri başta olmak üzere yüzbin kişinin üzerinden İngiliz Kuvveti, sekizbuçuk ay süre ile Arıburnu yarları bölgesine hapsedilmiştir.Bu durum; İtilaf Devletleri açısından Çanakkale Cephesinin, Rusya açısından ise Çarlık rejiminin çökmesi gibi iki önemli tarihi olayı da beraberinde getirmiştir.

 

            ATATÜRK’ ün insan sevk ve idaresi konusundaki en önemli ve tüm dünyaya örnek teşkil eden uygulaması ise; Kurtuluş Savaşı’dır.

 

            ATATÜRK, vatanı bir baştan bir başa işgal edilmiş; devletin kaderine hükmeden kişileri hür yaşama arzusunu kaybetmiş; birbiri ardına gelen savaşlar sebebiyle ordusu yıpranmış, dağılmış ve silahları alınmış; hazinesi bomboş ve hepsinden önemlisi hür bir devlet olarak yaşama ümidini yitirmiş bir toplumu;

 

            “Türk’ün haysiyeti, gururu ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa, mahvolsun daha iyidir!...”

 

            “Öyleyse ya istiklal, ya ölüm !”[9] parolasıyla peşinden sürükleyen ve ona istiklalini ve yaşama hakkını kazandıran ilk ve en büyük liderdir. Onun “muharebede kuvvetten çok kuvveti amaca uygun yönetmek önemlidir. Askeri plan isteğe değil, hesaba dayanarak düzenlenmelidir. Yönetim de bunu sağlamalıdır”der.

 

            Emir vermek önce karar vermeyi gerektirir.

 

            Karar verebilmek için ise duruma tam hakim olmak, konunun ve durumun tüm yönleriyle çok iyi kavranmış olması gerekir. Bu “zihinsel beceri” ise ancak ATATÜRK gibi namağlup komutanlarda bulunur. O “zaferin sırrı, orduların sevk ve idaresinde bilim ve teknik kurallarını yol gösterici olarak almaktadır.”

 

            Onun değişik cephelerde ve durumlarda verdiği dört emir, şartlar ve ihtiyaçlara göre emir vermenin klasik şaheserleridir.

 

-                     Ben size taarruz değil, ölmeyi emrediyorum.

-                     Ordu Sakarya’nın doğusuna çekilecektir.

-                     Hattı müdafa yoktur, sathı müdafa vardır. Vatanın her karış toprağa vatandaş kanı ile sulanmadıkça terkolunmaz.

-                     Ordular ilk hedefimiz Akdeniz, ileri...

 

 

Düşüncede ve uygulamada birbirinden çok büyük farklılıkları olan bu dört emir

 İncelendiğinde, birbirine zıt bir anlayışın tezahürü olarak algılanabilir. Ancak, o askerliğin gereğini kararsızlığa düşmeden uygular. Bir karış toprağa alayları feda eden komutan, gerektiğinde orduyu tereddütsüz 150 km. geriye çeker. Ancak, nerede duracağını, hangi şartlarda geri çekinilmeyeceğini çok iyi tespit eder ve en uzak noktayı hedef gösterir “ilk hedefiniz Akdeniz’dir ileri...”gibi.

 

            Onun emirlerinde askeri stratejinin gerekleri olan KUVVET, ZAMAN ve MEKAN’ a tam bir hakimiyet vardır.

 

3.         TÜRK’ÜN CÜRET VE CESARETİ :

        

         Sadece doğru kararlar vermek yetmez bunu uygulamak için “cesaret” ve “gözüpeklik” gerekir. Ondaki cüret ise ilme ve hesaba dayanır.

 

            Falih Rıfkı Atay Çankaya adlı eserinde “O zar atmaz, satranç oynardı, hesap adamıydı başarının hesapçısıydı”demektedir.

 

            Doğuştan itibaren büyük bir cüret ve cesarete sahip olan ATATÜRK komutanın bu niteliğinin ne kadar önemli olduğunu şu sözleriyle açıklamıştır. “muharebede yağan mermi yağmuru, o yağmurdan ürkmeyenleri ürkenlerden daha az ıslatır.”

 

            Savaşta bütün işleri kuru bir direnme ve yiğitliğin göreceği düşüncesinin hatalı olduğuna inanır. Kahramanlığın şuurlu fennin, meslek sanatının ve durumun gereklerine uygun olmasını ister. Bu düşüncelerini Zabit ve Kumandan ile Hasb-i Hal’den  Nuri CONKER’ e şöyle anlatıyor.

 

            “Senin yaralandığın bir muharebede sağ kanat alaylarından birinin korkusuz komutanı, alayının geri dönüp kendisini yalnız bıraktığı noktaya kadar daima palası elinde ve avcı hattının en önünde bulunmuştu. Oysa bu korkusuzluk ve yiğitlik alayına zafer sağlayamadı ve alayının dağılmasına da engel olamadı. Bunun yerine, elde pala yerine dürbün bulunsaydı, bunun için avcı hattının önünde değil alay ihtiyatının yakınında durumu görecek ve duruma hakim olacak bir noktada bulunsaydı ve beklenmeyen bir uğursuzluğun neden olduğu çekilme anında kılıcını çekip atını dörtnala sürüp, dönen avcı hatların çiğneyerek, düşmanın şarapnellerini, mermilerini hiçe sayarak alayını durdursaydı ve tekrar düşmana yöneltseydi, işte o zaman bir alay komutanına yaraşır bir cesaretle engin bir örnek göstermiş olurdu,”

 

 

 4.            ÇABUK KARAR VERME VE SORUMLULUKTAN KAÇINMAMA :

 

 

            Onun dehasının bir başka boyutu da durumu çabuk kavraması, çabuk karar vermesi ve kararını enerji ile uygulayarak sorumluluktan çekinmemesiydi.

 

            25 Nisan 1915’de Çanakkale’ de Ordu ihtiyatı 19 ncu tümen komutanıdır. Conkbayırı yönünde ilerleyen düşmana karşı emir almayı beklemeden kuvvetlerini harekete geçirmişti ve muharebenin en kritik anında verdiği kararlarla dünya harbinin seyrini değiştirmiştir.

 

-                     “261 RT’den bize doğru çekilen erleri gördüm,

-                     Düşman bana benim askerlerimden daha yakın, bulunduğum yere gelse

 kuvvetlerim pek kötü duruma düşecek,

-                     Düşmandan kaçılmaz,

-                     Cephemiz kalmadı,

-                     Cephaneniz yoksa süngünüz var, süngü tak! Yat! Erler yere yatınca düşman da

 yattı. İşte kazandığımız an bu andır, der.

 

            ATATÜRK’ün sorumluluktan kaçınmasına ilişkin şu iki örneği sunmak istiyorum.

 

            Birinci olay, Çanakkale savaşları esnasında 3 Ağustos 1915 tarihinde cereyan etmiştir. Kuzey Grubu Bölgesinde durum karışıktır. 9 ncu Tümen Komutanı yaralanmıştır; 16 ncı Kolordu Komutanı zor durumdadır; düşman Conkbayırı istikametinde ilerlemektedir. 19 ncu Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, durumu Ordu Kurmay Başkanına bildirir ve tedbir alınmasını ister. Ordu hiçbir tedbir almamış ve geç kalınmıştır. Conkbayırı’ndaki durum çok kritik bir hale gelmiştir. Mustafa Kemal tekrar Kurmay Başkanını arar ve durumu izah eder. Kurmay Başkanın “Çare kalmadı mı?” sorusuna;

 

            “Bu dakikaya kadar çok elverişli tedbirler vardır;ama bu dakikada tek bir tedbir kalmıştır,” der. Bunun üzerine, Kurmay Başkanı “Nedir o tedbir”diye sorunca, Mustafa Kemal “Komuta ettiğiniz bütün birlikleri emrim altına vermenizdir” cevabını verir. Kurmay Başkanının “çok gelmez mi?” şeklindeki alaylı sorusuna da çekinmeden “az gelir” cevabını verir. Görüyoruz ki, Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, mesuliyet ve sorumluluktan çekinmeden daha üst görevleri yürütmeye talip olmuş ender komutanlardandır.

 

            İkinci olay Büyük Taarruz hazırlıkları esnasında cereyan etmiştir. Büyük Taarruz planı tartışmaları sırasında, ATATÜRK’ ün ordunun çoğunu Afyon güneyine alarak siklet merkezi teşkil etmesi düşüncesine komutanlardan birisi;

 

            “Düşman bunun farkına varırsa, ve Akarçay istikametinde taarruz ederse, halimiz ne olur? Türk milletinin nesi var, nesi yoksa hepsi bu; askeri bu, silahı bu, siz onu bir tek ihtimal için nasıl harcayabilirsiniz” diye sormuştur. Mustafa Kemal, “Türk Milletinin bütün verebileceği bundan mı ibarettir” sorusuna, komutandan “evet” cevabını alınca, “O halde kati neticeyi onunla almaya mecburuz” demiştir: Komutan,”böyle bir kararın tarih karşısında günahı çok ağır olur” sözlerine karşılık olarak ATATÜRK, ”Tarihe karşı bütün mesuliyeti ben kendi üzerime alıyorum” cevabını vermiştir. Bu örnekte görüldüğü gibi ATATÜRK, büyük bir riski ve mesuliyeti tereddüt etmeden göze almış ve başarılı olmuştur.

 

 

5.                ÖNSEZİ :

           

Tarihin kaydettiği tüm üstün dehalarda en belirgin özellik “ÖN SEZİ” dir. Ondan ise

 kehanet boyutunda bir önsezi vardır. Olayların nedenlerini çok iyi tahlil ederek yeni bir deneyim matrisi ile ortaya çıkan süper bir mantık olarak karşımıza çıkar.

 

            Çanakkale muharebelerinde 5 nci Ordu Komutanı Limon Von SANDERS’in düşmanın savaş bölgesine veya Anadolu kıyılarına çıkacağını tahmin ederek birlikleri buna göre tertiplemesine karşılık ATATÜRK’ün bağlaşık kuvvetlerin Seddülbahir ve Arıburnu kesimlerine asıl çıkarma yapacağında ısrar etmesi ve harbin bu şekilde gelinmesi onun önsezisine en güzel örneği teşkil etmektedir.

 

            7 nci Ordu Komutanlığı sırasında hastalanmış yatağında yatarken, Kurmay Başkanının okuduğu günlük raporları dinliyordu. Raporlar ardasında bir İngiliz esirinin ifadesinden iki gün sonra İngilizlerin taarruz edeceklerini sezmiş, derhal karargahını toplayarak hasta yatağından kalkmış ve bir harekat emri yazdırmıştı. Bu emirde düşmanın 19 Eylül akşamı genel taarruza geçeceğini belirtmiş, emrin bir nüshasının bilgi olarak Yıldırım Orduları Grup Komutanı olan Limon Von SANDERS’ e göndermişti. O bu emre gülerken, Mustafa Kemal kolordu komutanları İsmet İNÖNÜ ve Ali Fuat CEBESOY paşaları telefona çağırmış ve alınan tedbirleri sormuştu.

 

            “Emriniz yapılmıştır”cevabını alırken düşman topçusunun hazırlık ateşi boşlamıştır...

 

6.         TİŞKİLAT :

 

            O büyük teşkilatçıdır. İlk karargah olarak kullanılan bugünkü meteoroloji genel müdürlüğü binasında görev yaparken, yakın emniyet sağlayacak birkaç eri dahi bulunmazken iki yıl sonra meydan muharebeleri yapacak ve kazanacak bir orduyu meydana getirmiştir. Ve o, üç teşkilatı ayını anda kuran bir dahidir.

 

-                     Ordu

-                     Milli devlet

-                     Ve bu devletin bütün organları ile inkılapların getirdiği kurum ve kuruluşlar.

 

O’ nun “üstün deha” olarak adlandırılması için sadece bu hususların dahi yeterli

olduğunu zannediyorum.

 

7.         HAREKAT UNSURUNA VERDİĞİ ÖNCELİK :

 

 

            ATATÜRK’ ün askeri uygulamalarında bariz olarak ortaya çıkan bir diğer husus da hareket unsuruna verdiği öncelik ve önemdir.

 

            İzmir’ den birinci İnönü Muharebelerine kadar uygulanan Oyalama Muharebeleri 400 km. lik bir derinlikte yapılmış, Birinci İnönü’ den Sakarya Meydan Muharebesine kadar 150 km. derinlikte muharebeler cereyan etmiştir. 26 Ağustos sabahı başlayan Büyük Taarruz ve müteakiben icra edilen Takip Harekatı ise 500 km. lik bir derinliği içerir.

Tamamı gözönüne alındığında İstiklal Harbinin askeri harekatı 600 –700 km.lik bir derinlikte gidiş – geliş toplam 1500 km.lik bir mesafe içinde siper harbine dönüştürülmeden sonuçlandırılmıştır.

 

İnsanların beton ve çelik siperler arkasına gömüldüğü bir dönemde ATATÜRK’ ün  uyguladığı bu strateji günümüz muharebelerine de ışık tutacak mahiyettedir.

 

Tahkimata önem vermiş ancak, “majinot hattı” gibi hatların faydalı olacağına da fazla inanmamıştır. Tahkimli mevzilerin en fazla rağbet gördüğü bir dönemde ortaya attığı düşünceler ancak onun gibi bir dahinin “düşünceyi görme” kabiliyeti ile izah edilebilir.

 

“Geçen gün bana zırhlı müdafaa hatlarından bahsediyorlardı. Faraza Majinot’ dan. Benim görüşüm belki biraz aykırı düşecek ısrar ederim ki bu hatların faydasına inanmıyorum. Zira harbi insan yapar. Bunun için Onun toprak üstünde bulunması gerekir. Köstebek gibi toprak altında, beton borularda veya zırhlı kalelerde oturan bir kuvvet, evvelden harp dışı edilmiş bir kuvvet sayılmalıdır.

 

Manevra kabiliyetini kendi kendisine yok eden bir ordu, harpte mağlubiyetten başka ne kazanabilir.”

 

İlginç olan, ATATÜRK bu görüşlerini ileri sürdüğünde Fransızlar Majinot hattına milyonlar yatırıyor, Almanlar Siegfried hattını inşa ediyorlardı.

 

8.          HAREKAT VE TAARRUZ :

 

Onun askeri harekatı sevk ve idaresinde harekete dayanan çözümler ön plandadır. Askeri harekatın bütün türlerini uygulamış olmasına rağmen sonucun ancak taarruzla alınacağını  belirtir.

 

“Ordunun görevi, vatanı çiğnemek isteyen düşmana karşı ayağa kalkmaktır. Bu kalkış elbette yerinde durmak için değil, belki düşmanı bizden korumaya zorlamak içindir.”

 

Savunmayı ise bambaşka bir anlayışla düşünür. Bugünün modern ordularının DERİN HAREKAT konsepti olarak uyguladıkları taktiğin ilk örneklerini O, Sakarya’ da ustalıkla kullanmıştı.

 

“Tarihte yarılmamış veya yarılmayan cephe yoktur. Cepheler delinebilir, buna karşı tedbir: delinen kısmı derhal kapatmaktan ibarettir. Bu ise cephe üzerindeki kuvvetlerden başka, geride yedekte kuvvetli sıralar bulundurmakla mümkündür.”

 

Çanakkale’ de 19 ncu Tümen Komutanı olarak birliklerine verdiği emirde bu düşünceden farklı değildir.

 

“Herkes ve bütün erler iyi bilmelidir ki, siperler yalnız savunma için değildir, taarruzu sağlamayan siperler zararlı ve başarısızlığa uğratıcıdır. Mevcut siperler iyileştirilip düzeltilecek ve tahkimat yalnız düşman ateşinden korunup az zayiat vermek görüşüne dayanıp düşmanı ezecek ve taarruzu kolaylaştırabilecek mükemmel şekle sokulacaktır.”

 

Taarruzu şiar edinen büyük komutan, kuvvetlerin kesin sonuç yerinde toplanması üzerinde özellikle durur.

 

Yarım hazırlıkla taarruz edilmektense hiç taarruz edilmemesini öneren Mustafa Kemal Sakaraya’ dan sonra kesin sonuçlu bir taarruz için bir yıla yakın süre beklemiş ancak, 26 Ağustos sabahı düşmanın iki piyade tümeni ve iki piyade alayı karşısına 11 piyade, üç süvari tümeni toplamış, böylece harp tarihinin en büyük siklet merkezini tesis etmiştir.

 

9.          MUHAREBEDE KOMUTANIN YERİ :

 

         Kesin sonuç yerinde bulunması gerekenlerden biri de komutanın kendisidir. Komutan kesin sonuç yerinde bizzat bulunmalıdır.

 

            Sakarya Meydan Muharebesi sırasında kaburga kemiği kırık olmasına rağmen en ileri saflardadır. Kazım ÖZALP o zaman şöyle anlatır :

 

            “Başkomutan İsmet Paşa ile beraber taarruz hareketini yakından takip ediyordu. Bu arada topçu ateşinin daha tesirli bir şekilde düzenlenmesi için 15 nci Tümenin yanına gitmeye karar verdi. Benim, bulunduğum yerden ayrılmamaklığımı ve muharebeyi idare etmemi uygun görerek daha ileri hatta geçti. Başkomutanın böyle önemli bir durumda en ileri hatta taarruz eden kıtaların yanında görülmesi ve muharebeyi fiilen idare etmesi subay ve erlerin üzerinde büyük tesir yaptı.”

 

            10 Ağustos 1915 sabahı Conkbayırı’ nda asıl muharebe sahasının ilerisine çıkarak hücum emrini vermiştir. O bu olayı şöyle anlatır:

 

            “Tümen Komutanı ve ikimizin yanında bulunanlarla birlikte hücum safının önüne geçtik. Yüksek sesle askerlere selam verdim ve dedim ki: Askerler! Karşınızdaki düşmanı mağlup edeceğimize hiç şüphem yoktur. Fakat siz acele etmeyin. Evvela ben ileri gideyim. Siz, ben kırbacımı kaldırdığım zaman hep birlikte taarruz edersiniz. Daha sonra hücum hattının önüne geçtim ve oradan kırbacımı kaldırarak hücum işaretini verdim.”

 

            Büyük taarruzda harekatın en önemli kesiminde düşmana en yakın mesafedeki Kocatepe’ den muharebeyi yönetmiş, Başkomutanlık Meydan Muharebesinde ise cepheye piyade tüfeği menzilindeki Zafer Tepe, komuta yeri olmuştur.

 

            Komutanın ne zaman en ileride gerektiğinde de en geride bulunmasını yine onun uygulamalarında görürüz. Hatta son neferden de geri kalmayı bilir.

 

            16 ncı Kolordu Komutanı olarak görev yaptığı dönemde, Muş Ovasını geriye bağlayan Kulp geçidindeki savunma tertibi alınan yeri, Rus taarruzları için tehlikeli görmüş ve birliklerini geriye çekilmesi kararını vermiştir. Bu geri çekilme hakkında emir subaylarından Şükrü TEZER şu bilgileri veriyor :

 

            “Bizzat idare ettiği bu harekatta, birliklerin geriye kalan en son perakende ferdi de önünden geçerek görünürde hiç kimse kalmamış olmasına rağmen araziye hakim olan bir noktada saatlerce dimdik ayakta duran Paşa, hala yerinden ayrılmıyordu. Karşı sırtlarda bazı Rus birliklerinin görünmesi üzerine emir subaylarının telaşlanmasını önemsemeyen Mustafa KEMAL “Karşıdan gelmekte olduğunu gördüğüm asker önümden geçip emniyetle girmedikçe, buradan ayrılmayı hiçbir zaman düşünmem” diyor ancak birliklerin çekildikleri yere baktığımızda hiçbir şey göremiyorduk. Fakat, Paşanın eliyle işaret ettikleri tarafa baktığımız zaman, hakikaten bir askerin oldukça yavaş yürüyüşle ilerlemekte olduğunu gördük. O bulunduğu yerden hasta olduğu öğrenilen erden sonra ayrılmıştır.”

 

10. İNSİYATİF :

 

            ATATÜRK’ ün uygulamalarında en dikkat çekici özelliklerden bir tanesi de insiyatif sahibi olmasıdır. İnsiyatifin ATATÜRK tarafından ifadesi şu şekildedir :

 

            “Çeşitli olağanüstü ve beklenmedik durumlarda olayla ilk karşılaşan kişi genellikle kıtanın en büyük komutanı değildir. Büyük, küçük her birliğin subay, astsubay ve hatta erleri, hareket tarzı ile ilgili amirinden hiçbir emir ve fikir almadığı durumlar karşısında kalabilir. İşte bu sebepledir ki gerek komutanlar ve gerek erler, bizzat düşünerek kendiliklerinden iş görebilecek nitelikte yetişmiş olmalıdırlar. Bu sağlanmadan bir askeri birliğin, ordunun, güvenilir ve dayanılır bir kuvvet olarak tanınması gaflettir, felakettir.”[10]

 

            ATATÜRK’ ün Çanakkale Savaşları sırasında Arıburnu çıkarmasına karşı vermiş olduğu şu karar ve icraatı insiyatife en güzel örneği teşkil eder.

 

            “Çanakkale Savaşları sırasında Yarbay Mustafa Kemal ( ATATÜRK ) 19 ncu Tümen Komutanıdır; 19 ncu Tümen de 5 nci Ordu’ nun ihtiyatıdır. 25 Nisan 1915 günü İngilizler, Arıburnu bölgesine çıkarma yapmıştı. Durumu yakınen izleyen ve tehlikenin büyüklüğünü sezen  Yarbay Mustafa Kemal, durumu derhal 5 nci Ordu Komutanlığı’ na bildirmişse de, ordudan bu konuda bir emir alamamıştı. Tehlikenin giderek büyümekte olduğunu gören 19 ncu Tümen Komutanı, sorumluluğu üzerine alarak ve insiyatifini kullanarak 19 ncu Tümene mensup 57 nci Alayı bir dağ bataryasıyla takviye eden Arıburnu istikametinde taarruza geçmiş, ayrıca Eceabat bölgesinde bulunan 27 nci Alayın büyük kısmını da çıkarma bölgesine yanaştırmıştı. Yapılan karşı taarruz neticesinde düşmana büyük zayiat verdirilmiş ve kıyıya kadar geri atmıştı.”

 

 

11.              BİRLİĞİNİ TANIMA VE ASTLARINI DEĞERLENDİRME KUDRETİ :

 

Komutan niteliklerinin bir önemlisi de, komutanın birliğini iyi tanıması, astlarını iyi

tanıyıp değerlendirmesidir.

 

            Kıtasını çok iyi tanıyan büyük komutan ATATÜRK, girdiği savaşlarda onu daima zafere ulaştırmış, astlarını çok iyi değerlendirdiği için de onlardan nerede, ne zaman, nasıl faydalanabileceğini bilmiş ve ona göre hareket etmiştir.

 

            Buna en güzel örnek; Sakarya Muharebelerinde geri çekilme emrini takiben iki tümen Komutanın bulunduğu yeri ve Tümen Komutanlarının ruh halini doğru yakın takip edebilmesi ve önsezilerinin kurulan irtibat sonucu düşündüğü gibi gerçekleşmesidir.

 

            Atatürk’ü karakterize eden askeri özellikleri elbette sadece burada belirttiklerimden ibaret değildir. Örneğin esneklik, adalet, nefse hakimiyet, göreve bağımlılık, dayanıklılık, harp prensiplerini uygulamadaki hakimiyeti vb. bir çok nitelik sayabiliriz.

 

             Sonuç’ ta; Atatürk, ulusumuza Tanrının verdiği bir ayrıcalık, bir şanstır. Sadece Askeri Lider olarak değil çok yönlü Liderlik özelliklerini kendisinde toplamış bir büyük Devlet adamı, komutan ve eylem adamıdır.

 

12.BÜYÜK ATATÜRK’ÜN MADALYALARI :

     Askerlik hayatı şan, şeref ve başarılarla dolu olan büyük  önderin tam 16 adet nişan ve madalyası vardır.

     Ancak, Ulu önder Kurtuluş savaşı’ ndan sonra bunlardan sadece birini takmış, sadece onunla gurur duymuştur. O da İSTİKLAL SAVAŞI Madalyasıdır.

     16 madalya dan 14 ü Kurtuluş savaşından önceki askeri döneminde verilmiştir.

8/9 Temmuz 1919 da ERZURUM’ da askerlikten istifa ettiğinde özlük haklarının korunduğu düşünülürken,  9 AĞUSTOS 1919 da Mustafa Kemalin Askerlikten çıkarılması, nişan ve onursal yaverliğinin kaldırılması üzerine, Mustafa Kemal Askerlikten çıkarılma kararını tanımadığı için ,ikinci bir emre kadar madalyaları kendisine iade edilmiştir.

     Kurtuluş Savaşından önce almış olduğu madalyalar sırasıyla  şunlardır;

a.      1 inci Mecidiye Nişanı :25 Ocak 1908

b.      Legion d’ Honneura   : 12 Mart 1913 Fransız Hükümeti tarafından,

c.       Dördüncü Osmanlı Nişanı : 6 Aralık 1913

d.      Altın Liyakat Madalyası    : 12 Ocak 1915

e.      Üçüncü Osmanlı Nişanı     : 01 Şubat 1915

f.        Harp Madalyası                  : 15 Temmuz 1915

g.      Gümüş Liyakat Madalyası: 01 Eylül 1915

h.      Çroix de Mente                   : 09 Mayıs 1916 Avusturya Hükümeti tarafından,

i.        İkinci Mecidiye Nişanı       : 02 Aralık 1917

j.        Cordon de Prusse               : 17Şubat 1917 Alman Hükümeti tarafından

k.      İkinci Osmanlı Nişanı        : 01 Nisan 1917

l.        Cdoix de Merite                  : 09 Eylül 1917 Alman Hükümeti tarafından

m.    Birinci Mecidiye Nişanı     : 29Aralık 1917

n.      Kahramanlık Nişanı           : 20 Haziran 1918

Büyük ATATÜRK’e Kurtuluş savaşı sırasında 27 MART 1923 de AFGANİSTAN Hükümeti tarafından ELMA-I ALA NİŞANI Verilmiştir.

24 KASIM 1924 DE İSE TÜM İSTİKLAL SAVAŞI GAZİLERİ İLE BİRLİKTE “İSTİKLAL MADALYASI” Verilmiştir.Büyük önder ölünceye kadar hep bu sonuncu madalyasını takmıştır.



[1] Time Dergisi, 26 Aralık 1988

[2] Suat İlhan, Atatürk And The Military, ANKARA 1992, S:20:24

[3] Zabit ve Kumandan ile Hasb-ı Hal Syf. 13

[4] A.g.e. S. 53

[5] Edward.j. Eriekson, “size ölmeyi emrediyorum, 1 nci Dünya Harbinde Osmanlı Ordusu, Çeviren Tanju Akad İstanbul-2003

[6] İğdemir, Uluğ, Anafartalar Muhaberatı’ na Ait Tarihçe, T.T.K. Basımevi, Ankara, 1990, S. XXV

[7] Suat İlhan, Harp yönetimi ve Atatürk, Atatürk ve Atatürkçülük Dizisi: 5 ANKARA 1987.S.5

[8] İğdemir, a.g. e., S. XXV; Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, Çanakkale Cephesi, a.g.e. S. 171

[9] Nutuk, C – 1, Milli Eğitim Basımevi, 1983, S. 87

[10] Zabit ve Kumandan ile Hasb-ı Hal, Syf. 59

 
 SİTE İÇİ ARAMA

SON EKLENEN 5 MAKALE
TÜRKİYE- AVRUPA BİRLİĞİ TARİHÇESİ

KARŞI DEVRİM HAREKETLERİNİN EN ETKİLİSİ ŞEYH SAİD İSYANI

BM VE TBMM DE KABUL EDİLEN İKİ SÖZLEŞMENİN ÜLKEMİZE ETKİLERİ

CUMHURİYETİN 86 NCI YILINDA BAŞINA GELENLER

RİSK VE RİSK YÖNETİMİ

SİTE ANKET
Yeni Sitemizi Nasil Buldunuz?
Çok Iyi
Iyi
Normal
FikrimYok