AVRUPA BİRLİĞİ ARZUMUZ VE OLANAKLARIMIZ
“Türkiye’nin Gerçeği ve Avrupa Birliği” 21’inci yüzyıla girerken Türkiye, iki yüz senedir mücadelesini verdiği batılı olmak ile çağdaş olmak hedefini örtüştürdüğü bir çizgiye gelmiştir. Ancak Türkiye batı ilişkisinde tek yanlı ve aşırı bağımlılıktan kurtulmak için daha çok çaba göstermesi gereklidir.

 Batıya bağımlılığın rica ile değil başka alternatiflerle aşılma yollarını da düşünmelidir.

Ayrıca,anayasanın emrettiği sosyal devlet gereklerini yerine getirmekte, halkı  daha fazla kandırmamalıdır.Milli gelirin dağılımında “zenginleri” gözeten ve zenginleri seven devlet imajından da kurtulmalıdır.

 

 

1839 yılında başlatılan batılılaşma, Cumhuriyetin ilanından itibaren çağdaş olma hedefine yönelmiştir. Günümüzde Türkiye’nin de benimsediği Model; Avrupa Birliği standartlarıdır. Ancak bu amacın gerçekleşebilmesi için ülke gerçekleri şimdilik buna manidir.Buna mani olan hususlar;

Eğitim ve Kültür seviyesindeki gerilik,

Ekonomik gücün yetersizliği,

Toplum psikolojisi ve halkın özgüvenindeki erozyon,

Sivil toplum ve örgütlü toplumun yetersizliği ve bu bilincin geç ve güç gelişmesi,

Devlet yönetimindeki dağınıklık ve güven yetersizliği,

Hukukun üstünlüğünü egemen kılmakta “yürütme gücünün”gönülsüzlüğü, ve buna benzer pek çok temel sorunlardır.

 Bu inceleme ile Türkiye’nin mevcut durumu, tarihi, kültürü, inanç değerleri, Devlet Sistemi, siyasi hayatı, devleti ve toplumu şekillendiren Atatürkçü düşünce sistemi üzerinde durulmuştur. Türkiye’de insanların düşüncesinde önemli bir dağınıklık vardır. Bunları üç grupta toplamak mümkündür.

Bunlardan birincisi; ulusalcı ve ATATÜRKÇÜ düşünceye karşı, Şeriatçı, küreselci sahte Cumhuriyetçilerdir. Bunlara Numaralı Cumhuriyetçiler de denir.

İkinci grup ise; toplumsal demokrasi ile bireysel özgürlükler arasında bocalayan gruptur.

 Üçüncü grup ise, ülkenin büyük bir kesimini temsil eden Atatürkçü düşünceyi benimsemiş devletin kurumu ve kurallarına bağlı vatandaşlardır.

 

1’inci grubun görünüşü; çok farklı noktalardan gelmekle birlikte, ulusalcı yapının ve Atatürkçü felsefenin yıkılması devletin, ordunun ve ülke bütünlüğünün  zayıflatılması Atatürk Milliyetçiliğinin silinmesi ve çok kültürlü, çok dinli ve çok ırklı zengin mozaik anlayışının yerleşmesinde kolayca birleşen bir grup olmasıdır.

 

Bu grubun özelliği; AB'nin kuvvetli savunucuları ve AB'nin Türkiye üzerinde “bir baskı aracı olarak kullanılması” fikrini savunan ayrıca ABD’nin baskısını da arkasına alarak “Kürt”, Ermeni ve Yunan lobilerinin taleplerini gündemde tutarak dini özgürlük adı altında, dinin siyasallaştırılmasına ortam hazırlamaya direkt veya dolaylı destek sağlayan özellikte olmasıdır.

 

Bu grubun Vatikan ile ilişkisi, Fener Rum Patrikhanesinin, siyasal bir örgüt gibi öne çıkarılmasında bir sakınca görmeyen ve bunu sakıncalı bulmayan bir yaklaşımı savunurlar. Bunlar demokrasi ve özgürlükleri bir araç olarak kullanır.Türkiye’nin bölünmesi hatta demokrasinin ortadan kaldırılmasına yönelik “demokrasi istismarı” yapan etnik kimlikleri tehlikeli görmezler. Bunlarla işbirliği yaparlar. Demokrasi adına her sakıncalı faaliyeti destekleyip ulusal kimliği bölmek isteyen, dini kullanarak sermaye birikimi sağlayan “takiyecilerdir”.

 Bu grup eski ABD mandacıları, İngiliz Muhipler Cemiyeti savunucuları ve  onların uzantılarıdır.

 

2’nci grubun özelliği: toplumsal demokrasi için çaba sarf etmekle beraber, toplumsal dengeleri, gelir dağılımının düzeltilmesini ulusal çıkarların ön planda tutulmasını ve bu amaçlarla bireysel özgürlüklerin kazanılacağına inanmış gruptur. Bu grup uygar uluslar arasında yer almayı, ulusal bir kimliğe sahip olmayı, bireysel özgürlükler ile toplumsal özgürlükler arasında bir denge kurmayı arzularlar. Bu grubun içerisinde zayıf bir devletin varlığını, etnik ve dinsel sürtüşmelerin gündemde tutulması dış güçlerin Türkiye üzerinde sürekli baskıda bulunması ve bu nedenle toplumsal sorunların gündem dışında tutulmasını isteyenleri vardır. Bunlar birleştirici bütünleştirici meselelerin yerine “Bireysel özgürlükler” adı altında dinsel ve etnik çalışmalarını öne çıkarırlar. Bu grupların mücadele alanı “devleti” ele geçirmek ve hakim güç olmaktır.

 

Üçüncü grubun özelliği ise, sessiz, ülke çıkarlarını gözeten ve güçlüğün aşılmasında en ağır fedakarlıklara katlanan Türk Halkının kendisidir.Bunlar karşısında, Devlet ise; canlı bir organizma gibidir.

Devletin doğasında, yaşamak için güvenlik içerisinde olması tabii bir sonuçtur. Güvenlik doğada yaşayan her canlının temel sorunudur. Güvenlik içerisinde yaşama arzusu, kullanılan Coğrafyanın zorladığı şartlara göre şekillenir. Ada devletleri, denizden gelecek tehlikelere karşı tedbir sistemini ön planda tutarken, kıtada yaşayan devletlerde, önceliği karalardan gelecek istilacılara karşı tedbirler geliştirmek zorundadır.

Devletler, güvenlik ve bekalarını sağlamak için aşılması zor  Tabii Coğrafi hudutlara sahip olmayı arzu ederler.

Avrupa Birliği de böyle bir hedefin peşinde koşmaktadır.Ama bu Türk  Boğazlarını kendi kontrolü altında bulundurmadan nasıl tabii hududa dayanmış olacak? Bir türlü bu konuda sağlıklı karar verememektedir.Bundan dolayı bazıları bizi AB nin içinde düşünebiliyor, bazıları da kesinlikle bizimle birlikte bu yapı içinde olmak istememektedir.

Bulunduğumuz Çağda, hudutların değişmezliği ilkesi, tabii hudutlara dayanmayı arzu eden devletin, amaç ve tedbirlerinin en azından bir süre askıya alınmasını zorunlu kılmıştır. Ancak, buna rağmen devletlerin tarihi hudutlara dayanma arzusundan vazgeçmesini gerektirmez. Bizim için;Tabii hudutlar,Türk Devleti’nin kuruluş felsefesinde kabul edilen coğrafi mekan, 1920 yıllarının imkan ve kabiliyetleri ile tanımlanmış olan ve Son Osmanlı Meclisi’nin kabul ettiği “Misak-ı Milli” (Musul buna dahildir.) hudutları içinde kalan coğrafi mekandır.

 Bu coğrafya: Bugün Türk Devleti’nin Güvenlik ve Bekasını sağlamaya yeterli midir? Bana göre bu coğrafi mekan yeterlidir. Bu mekanın sınırları devletler hukukuna göre çizilmiş olan çağdaş devletin “siyasi sınırlardır”. Ancak, bu ülkenin bir de tarihi, kültürel ve ekonomik sınırları vardır ki bu sınırlar, devletin gücüne göre genişler ve daralır. Bu sınırlar izafidir. Türkiye için bu sınırları ben tanımlamayacağım. Ancak, bugün devletin sahip olduğu coğrafi mekan bize bir temel kuralı dikte ettiriyor. O da “güçlü olmak” ilkesidir. “Güç” maddi ve manevi unsurlardan meydana geliyor. Türk Devleti maddi gücünü, öncelikle coğrafi mekanından almaktadır. Türkiye coğrafyası konumu, fiziki yapısı, dayandığı tabii hudutlar ile bu coğrafyanın istilacı güçlere karşı savunulması kolay veya zorluk yaratması, organize edilecek diğer fiziki güçlerin yapısına direkt etki etmektedir.

Devletin fiziki gücünü arazi faktöründen sonra, insan unsurunu akla getirmektedir. İnsan gücü salt sayısal çokluk anlamında olmayıp insan unsurunun kalitesi, dayanıklılığı, sağlıklı olması, kültürü, inanç değerleri, ruh yapısı, dayanışma, yardımlaşma, özveride bulunma toprak ve yurt sevgisi, vatana bağlılık özellikleri bu gücü meydana getiren ve takviye eden unsurlardır.

 

Fiziki gücün, uluslararası ortamda temsilcisi iyi organize olmuş, iyi eğitilmiş, iyi donatılmış ordu gücü ilk akla gelenidir. İşte, devletler güvenlik ve bekalarını sağlamak için öncelikle ordu güçlerini ön planda tutmuşlardır. Halkın özelliklerinden farklı bir ordu yaratmaksızın zayıf ve sağlıksız bir toplumdan fizik gücü yüksek bir ordu yaratılmayacağı gibi, fakir bir ulusun ordusu da, çağdaş ve modern bir ordu olamaz. Bu durumda gösteriyor ki güçlü bir ordu için güçlü bir millet olması zorunludur. Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar takip edilen güvenlik politikalarında öncelik orduya tanınmıştır. Bulunulan çağa göre, en modern malzeme ve teçhizatın temini ile modern ordunun hazır bulundurulması ihtiyacı, ülkenin sınırlı kaynaklarının kullanılma-sında bugün itibariyle yeni bir stratejinin oluşturulmasını gerektirmektedir. ”Avrupa Birliği sevdamız” başarıya ulaştıktan sonrada bu değişmeyecektir.

 

Bugün ülkemizde, ordunun yapısı ve hedefleri ile toplumun yapısı ve hedefleri arasında ciddi farklıklılar vardır. Ordu en ileri teknolojilerle donatılarak dünyanın en modern orduları ile yarış halinde bulunurken bu orduya destek veren halkın sosyal yapısı ve ekonomik gücü bu orduyu uzun süre destekleyip idame ettiremeyecek durumda bulunmaktadır. Çünkü modern ordunun araç gereç ve teçhizatının maliyeti, işletme ve bakımı çok pahalıdır. Bugün Türk ordusunun teknik yeterliliği GSMH’nın fert başına 15 bin dolar olan Yunanistan seviyesindedir.

Halbuki Türk Ordusu’nu destekleyen Türk Halkı’nın GSMH’da fert başına düşen payı, 2004 sonu itibariyle 4100 dolar civarındadır.

Bu rakamlarda kısaca şunu ifade etmektedir. Türk Ordusu, Türk Halkının ekonomik gücü ile mütenasip değil halkın ekonomik gücünün asgari 5 katı oranında bir ekonomik yükü taşıyarak bu orduyu desteklemektedir. Türkiye’nin jeostratejik konumu ve özelliği fert başına 4100 doların tam karşılığı olan bir ordu ile güvenlik ve bekasını sağlaması çok zordur. Halkımız ordusu için büyük fedakarlıklara katlanmaktadır.

Bu rakamın karşılığı olan bir ülke ordusu durumunda olacak olursak, O’ da ancak orta özellikteki bir Afrika veya Balkan ülkesi ordusu eşiti olmalıdır. Bu da kabul edilemez bir olgu olduğuna göre Türkiye Cumhuriyeti’nin Güvenlik ihtiyaçlarına ayrılan payın ne olması gerektiğini devlet yöneticilerinin bir kere daha ciddi şekilde düşünmesi zorunludur.

 

Türkiye’nin güvenliğinin sağlanması için maliyetin yüksek olması yine ülke coğrafyasının jeo-stratejik özelliğinden kaynaklanmaktadır. Çünkü bu coğrafya istila yollarının üzerindedir. Sorunlu bölgeler olan Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu’nun merkezindedir. İtilaf merkezlerinin ilgi ve etki alanının da bulunan Türkiye’nin bu maliyeti ucuzlatması imkanı bazı şartlara bağlıdır.

Avrupa Birliğine giriş için,  Ordudan başlamanın sebebi öz kaynakların kullanma yerine dikkatleri çekmektir.Gelecek yazımda diğer faktörleri de ayrı ayrı analiz edeceğim. 06 Nisan 2005

 

 
 SİTE İÇİ ARAMA

SON EKLENEN 5 MAKALE
TÜRKİYE- AVRUPA BİRLİĞİ TARİHÇESİ

KARŞI DEVRİM HAREKETLERİNİN EN ETKİLİSİ ŞEYH SAİD İSYANI

BM VE TBMM DE KABUL EDİLEN İKİ SÖZLEŞMENİN ÜLKEMİZE ETKİLERİ

CUMHURİYETİN 86 NCI YILINDA BAŞINA GELENLER

RİSK VE RİSK YÖNETİMİ

SİTE ANKET
Yeni Sitemizi Nasil Buldunuz?
Çok Iyi
Iyi
Normal
FikrimYok