ABD nin Rakipsiz Güç Olmanın yarattığı Politikalar karşısında, Türkiye’nin güvenlik stratejilerini belirlemesi
1.BU MAKALENİN AMACI :

   a.Türkiye’nin güvenlik ihtiyaçları,

   b.Avrupa birliğinin  NATO içinde ve/veya dışında teşkil ettiği Avrupa Güvenlik yapılanmasında, Türkiye’nin konumu nedir?

   c. Türkiye’nin Avrupa değerler sisteminden kopmaması,


 

  2.ÖNCESİ  :

    Genel:Tehdit, birisinin gözünü korkutmak,yaşama hakkına saldırmak, can güvenliğini tehlikeye düşürmek, kişi veya kuruluşun değerlerine zarar verecek niyet ve kabiliyeti ortaya koymaktır.

Ülkeler için tehdit; Ülkenin benimsemiş olduğu değerlerle var olma arzusuna, güvenliğine, toprak bütünlüğüne ve/ veya ülkenin çıkarlarına yönelik her türlü saldırıdır. Bu saldırının içeriğinde bir başka ülke  veya ülkelerin, veya ayni  ülke içerisindeki farklı düşünce grubundan olan teşkilatlanmış ayrılıkçı güçleri, teşkilatlanmış ve anayasa kurallarını zorla değiştirmeyi amaç edinen dernek, parti, ve örgütlerin saldırılarıdır.

Bu saldırılar,fiziki güçlerle olduğu gibi Ekonomik,  psiko- sosyal, kültürel, bilim, teknik, medya  gibi çağın gelişen ve etkili olan güç unsurlarının kullanılması.

   Ülkeler güvenliklerine yönelik saldırıları caydırmak veya saldırı eyleme dönüştüğü takdirde bu saldırıyı durdurmak için silahlı kuvvetlerini veya polis gücünü kullanır. Gücün kullanılması iç ve dış etkenler dikkate alınarak  sınırlı veya top yekun olur.

Bunun tespitine saldırının büyüklüğü, etkisi, iç ve dış kamu oyunun etkileri ve saldırının kısa zamanda önlenmemesi halinde  doğacak sonuçların tesirleri dikkate alınır.

Askeri literatürde buna mevzii harp, bölgesel harp, top yekun harp olarak ifade edilir. Günümüzde Harp kavramı ve saldırı, uluslar arası değerler dikkate alındığında, bu saldırıyı önlemek üzere şekillenen  anlayış 11 Eylül saldırısı ile değişmiştir.

Düzenli orduların geniş cephelerde tertiplenerek girişecekleri istila  harekatlarını artık terk ettikleri, bunun yerine  küçük birliklerle yapılacak özel eğitilmiş  ve özel donatılmış birliklerle  ve yine özel harp kural ve kaidelerine göre yapılan bir savaş yöntemi geliştirilmeye başlanmıştır.

    11 Eylül 2001 tarihinde, ABD’de meydana gelen terör saldırısı, başta ABD olmak üzere pek çok ülkenin “tehdit” ve “güvenlik” anlayışını derinden etkilemiştir.   

    9 Kasım 1989 günü Berlin duvarının yıkılması ile başlayan Doğu Bloğundaki çözülme hızlanarak arttı ve iki kutuplu dünya dengesi sona ererek “Soğuk savaş” döneminin bittiği bütün uluslarca kabul edildi. Bu değişim Varşova paktını sona erdirdi. Nato gibi bir büyük teşkilatı adeta gereksiz bir yapı durumuna düşürdü. 

Dünyanın  güvenlik açısında; bazılarına göre “ tek kutuplu” bazılarına göre de “ çok kutuplu” bir durum aldığı görüşü  hakim oldu. Tek kutuplu dünya düzenine geçildiğini savunan başta ABD, NATO ve batı bloğu karşısında, ABD’nin hegemonyasını kabul etmeyeceğini savunan, başta Çin Halk  Cumhuriyeti ve  Rusya Federasyonu, ilk defa 26 Nisan 1996 tarihinde Şanghay’da bir araya gelerek bir zirvenin yapılmasını sağladılar.

 Buna,”Şanghay beşlisi” olarak isimlendirilen bu zirvede, Çin, Rusya Federasyonu, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan tarafından meydana getirilmiştir. Bu zirve, aslında ABD’nin, başta Afganistan ve Pakistan’daki örtülü hareketleri ile Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve Fergana bölgesinde üstünlük sağlamak maksadıyla ABD’ nin FERGANA  vadisinde başlayan, İslami hareketlerdeki hızlı gelişmelerden duyulan endişelerden kaynaklanarak, Rusya Federasyonu ve Orta Asya devletlerinin Çin Halk Cumhuriyeti ile birlikte, “ sınır sorunlarını” barışçı yollardan çözümleme amacına yönelik olarak kurulduğu açıklanmıştır. Aslında bu gerekçe doğru olmakla beraber, özünde ABD’nin  hegemonyasına bir tepki olarak ortaya çıkmıştır.

Asya Kıtasında bu oluşumlar ortaya çıkarken, Avrupa Birliği de  “Güvenlik” açısından bağımsız bir yapılanmaya gitmeyi ayni gerekçeden dolayı uygun gördü.

Batı Avrupa Birliğinin varlığına rağmen, Fransa’nın  öncülüğünü yaptığı AGSK/AGSP organizasyonunu  03-04 Aralık 1998 tarihinde, St.Malo görüşmelerinde, İngiltere ile birlikte yeni bir güvenlik yapılanmasını esas almaya yöneldi.

      Bunun sebebi ABD nin Avrupa üzerindeki askeri, politik ve iktisadi baskısına karşı bir tepki olarak algılandı. St. Malo da alınan kararın özeti ”Amsterdam  anlaşmasında yer alan ortak  dış ve güvenlik politikasının süratle uygulamaya konulması,Avrupa Birliğinin uluslararası krizlere müdahale edebilecek ve müstakil hareket yapabilecek bir kapasiteye sahip olması ve bunun yeterli bir askeri kuvvetle desteklenmesi, Üyelerin toplu savunmasının temelini oluşturan  Modernize  edilmiş, NATO’nun yaşamasına ve gelişmesine katkıda bulunması kararlaştırılmıştır.[1]

    Bu yaklaşımın arkasında, yine tek kutuplu Dünya düzenini, ABD nin hegemonyasına  karşı Avrupa’nın bir tavrı olarak ortaya çıkan bu yapılanma Türkiye nin güvenliğine olumsuz etkiler yaratacak bir oluşumdur. Çünkü Türkiye Avrupa Birliği ülkesi değildi. Türkiye’yi dışlayan  bu yapılanmanın amacı; NATO içerisinde söz sahibi olan Türkiye’nin etkinliğini ortadan kaldırmak ve yeni oluşan Avrupa ve Avrupa değerlerinde Türkiye’ye ihtiyaç kalmamıştır, bu nedenle Türkiye’nin en azından AGSK/P nın dışında tutulmalıdır arzundan  dolayı, dışlamak istedikleri  bu ülkeye teorik olarak artık ihtiyaçları kalmamıştır.

   Diğer taraftan, Arap- İsrail  ihtilafında, Arap dünyası bölünmüş, Suidi Arabistan ve Körfez Ülkeleri, ABD nin tam kontrolüne girmiş, Mısır,Ürdün, ABD’ nin önemli derecede etkisinde kalan ülkeler durumuna gelmiştir.

   Filistin sorununu çözümünde, dengeler bozulmuş, ABD nin Filistin üzerindeki baskısı artmış, İsrail politikalarını destekleyen bir ABD ortaya çıkmıştır. Bu gelişmeler Arap ve Müslüman ülkelerde ABD ve İsrail’e karşı kin ve öfke duygularının güçlenmesine sebep olmuştur. ABD ve İngiltere’nin başta  Libya olmak üzere radikal Arap ülkeleri üzerindeki baskıların artması, ayrıca bu ülkelere karşı ABD nin onur kırıcı davranışları, Ortadoğu daki marjinal örgütlerin güçlenmesine ve  yeni stratejiler oluşturmasına sebep olmuştur

   .Bunun yanında Irak’ın kendi hatasından kaynaklanan Komşusu Kuveyt’i işgali ve ilhak girişimi ve buna karşı oluşturulan uluslar arası koalisyon güçlerinin ortak hareketi ile Irak’ın Kuveyt’ten çıkarılması, Irak’a uygulanan ağır yaptırımlar ile sorunun çözümleneceği kabul edilirken, ABD nin Irak’ işgali ve Irak  üzerindeki kontrol sistemi ve onur kırıcı davranışları, pek çok ülkeyi endişeye düşürdü.

Balkanlarda meydana gelen ve Kosovanın  BM himayesinde özerkleşmesiyle sonuçlanan olaylarda gösterdi ki iç yapıları sorunlu olan ülkelerde Üniter yapıları korumanın güç olduğunu gösterdi.

 ABD karşısında ülkelerin  güvenlik açısından, bir denge politikası ve çıkarlarını koruma duygusunda alternatifsiz kaldıkları, tek taraflı dayatmacı politikalar karşısında, ülkelerin “Denge Siyaseti” oluşturma imkanların aramaya başladılar ama  bunu gerçekleştirmenin şimdilik mümkün olmadığını anladılar.

Bütün bu gelişmeler, Askeri,Siyasi, ekonomik yönden zayıf ve bağımlı olan ülkelerde, belirli bir korku ve endişenin doğmasına sebep oldu.Çin, Rusya Federasyonu,İran, Hindistan gibi ülkeler başta olmak üzere, ABD, AB ve NATO’nun tek kutuplu dünya düzeninde etkinliğinin artması karşısında, yeni arayış ve denge politikaları oluşturma girişimlerini arttırmaya başladılar.

   Bu değişen ve gelişen durumlar karşısında,Türkiye, NATO üyesi olmasına rağmen,20 yıldır sürdürdüğü, dış destekli teröre karşı mücadelesinde, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü koruma  gayretlerinde, çok ağır koşulları tek başına göğüslemek zorunda kalmış, Müttefiklerinden anlayış ve destek görmediği gibi, çok yalın gerekçelerle “Psikolojik” baskı altına alınmaya çalışılmış, örtülü, iktisadi ve askeri ambargolara maruz kalmıştır.

 Üstelik NATO içerisinde,”Artık Türkiye’nin eski önemi kalmadığı, yeni Dünya düzeninin şekillendirilmesinde Türkiye’ye gereksinim kalmadığı” iddiaları açıkça söylenir duruma gelmişti.

Bu psikolojik baskılarında etkisi ile Türkiye; ABD ve İsrail arasında stratejik işbirliği boyutuna taşınacak ve Türkiye’yi yalnızlıktan kurtaracak alternatif politika olarak görülen üçlü işbirliğine gidildi.

Bu işbirliğine, Mısır ve Ürdün’ de dahil edilmeye çalışıldı.Ancak, bu iki Arap ülkesi, İsrail politikası ve kendi kamuoylarındaki baskı ve dengelerden dolayı istenen sonucu vermedi.Bunun tabii bir sonucu olarak, bölgede İsrail’in politik ve askeri gücü ile teknolojik üstünlüğü ön plana çıkmıştır.

Gelişmeler, İsrail’in lehinde ve Filistin’in yalnız ve desteksiz kalması sonucunu doğurmuştur. Bu durumda, İsrail, doğan fırsatları değerlendirmek ve Oslo Anlaşması ile önceden verilmiş bazı tavizlerden kurtulmak için bir fırsat olarak görmüştür. Büyük bir hareket serbestisi içinde olan İsrail, Filistin’e karşı politikası sertleştirmiş ve  Batı Şeria  bölgesini “ terörden temizlemek” bahanesi ile yeniden işgal ederek büyük bir etnik temizlik harekatına girişmiştir.

Bu gelişmelerden, en çok İsrail ve ABD nin bölgedeki gücü ve kazanımları artmıştır.Filistin’de Hamasın iktidara gelmesi İsrail ile ABD nin bölge politikalarını kolaylaştırmıştır.

Bunun yanında bölge ülkelerinin yeni gelişen ABD ve İsrail gücü karşısında güvenlik endişelerine düşmüşlerdir. Çaresiz duruma düşen başta Filistin ve İslam ülkeleri ABD de meydana gelen terör saldırısından psikolojik olarak sevinç duymuşlar ve manevi olarak destek vermişlerdir.

Bu ezilmişlik  ve horlanmışlık duygusu batı dünyası ile İslam dünyası halkları arasında   örtülüde olsa bir  psikolojik savaşı’ da başlatmıştır.

Orta doğunun temel sorunu olan Arap-İsrail ihtilafı yetmezmiş gibi buna birde, ABD tarafından her olay karşısında; “ Ya bizim yanımızdasınız  yada bizim karşımızdasınız” dayatması ile  dünya olaylarına  ABD çıkarları dışında çözüm bulmak zorlaşmıştır.

 Orta Doğu da başta Filistin olmak üzere bütün Müslüman ülkelere karşı psikolojik ve politik baskısını arttırmak suretiyle  Filistin halkının tecridi ile İsrail devletinin duvarlarla çevrelenecek hudutlarını zorla, bölge ülkelerine kabul ettireceklerdir.

Rusya Federasyonu’nun enerji olanaklarını bir baskı aracı olarak kullanmaya başlaması ve AB nin Rusya’ya bu konuda aşırı bağımlı durumda bulunması, ABD ni Türkiye üzerindeki politikalarında önemli bir değişime yöneltmiştir.

Bu da Kazak petrol ve doğal gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırılması fikri yeniden  “soğuk savaş” dönemini anımsatan stratejilerin geliştirilmesini teşvik eder olmuştur.

Bütün bu gelişmelerden, Rusya ile ABD arasında sıkışan Türkiye’nin her iki büyük gücün çıkarlarını gözeterek bir denge politikası yaratması güç olacaktır.

Ayrıca İran’ın Nükleer güç olma politikasında ABD buna kati mani olmak istemesi,Türkiye’nin istem dışı politikalara sürükleneceği endişesini yaratmıştır.

Bu gelişmeler karşısında ABD nin; Kuzey Irak’daki bölücü örgütün faaliyetlerine karşı isteksiz davranması  Türk toplumunun tepkisini artırmış ve ABD ne karşı ciddi ölçüde güvensizlik duymaya başlamıştır.

Türkiye İsrail’in yanlış  politikasına karşı Başbakanın “ İsrail Bölgede soy kırım yapıyor “ görüşüne sert tepkiler göstermek suretiyle Türk başbakana sözlerini geri aldırtmıştır.

Ayrıca Hamas heyetinin ziyareti ile Türkiye psikolojik olarak tecrit edilmiştir.

Bunun yanında,”Sınır Aşan Sular”konusu ile su savaşları senaryoları ön plana çıkarılarak, dikkatler  başka yönlere çekilirken, uzun menzilli Füzeler, Kitle imha silahları,Irak,İran’ın denetim altında tutulması gibi İsrail ve ABD nin çıkarlarına hizmet edecek gelişmelerin alt yapısı hazırlanmıştır.

            Bu şartlarda; Türkiye güvenlik ihtiyaçlarını NATO nun mevcudiyetine rağmen kendisini ciddi derecede bir yalnızlık içerisinde görmektedir.

Çünkü Türkiye, İngiltere ve ABD arasında yapılan görüşme ve anlaşmalarda “ ANKARA METNİ “ olarak kayda geçen şartlarda AGSK/P yapılanmasının  NATO alt yapı hizmetlerinden yararlanabileceği AGSP karşısında Türkiye’nin  NATO alt yapı hizmetlerinden Avrupa nın yaratmaya çalıştığı yeni Güvenlik oluşumuna getirdiği tahditleri kaldıracağını ancak bu anlaşmaların Yunanistan tarafından kabul edilmeyeceği açıklanmıştır. Bu durum da; Türkiye AGSK/P  karşısında Yunanistan’’ın AB ülkelerine verdiği mesajda “ANKARA METNİ” değiştirilmelidir şeklinde ortaya çıkan yaklaşımı TÜRKİYE ‘nin yeniden sıkıntılı bir sürece girmesine sebep olacak şartlar doğmaktadır.

3.SONUÇ:

Bu durumda Türkiye karşılaştığı tehditleri NATO yardımı ile bertaraf edemeyeceğine göre ABD nin istekleri doğrultusunda, başta Afganistan olmak üzere Türkiye’nin  Nato içerisinde  faal görevler alması yanlıştır.

Türkiye gücünü dağıtmakta iç tehdit bertaraf edilmeden, ABD ile İran,ABD ile  Rusya arasında yaşanacak gerginliklerde Türkiye’nin taraflara ümit vermesi yanlış ve tehlikelidir.Türkiye askeri gücünü takviye ederek muhtemel gelişmelere karşı tarafsızlığını ilan etmelidir.Aksi takdirde büyük tehlikelerin içine sürükleneceğimiz endişesi hakimdir. 7 Mayıs 2006


[1] Halil Şimşek “Türkiye’nin  Ulusal Güvenlik Stratejisi” İstanbul 2002,s.146.

 
 SİTE İÇİ ARAMA

SON EKLENEN 5 MAKALE
TÜRKİYE- AVRUPA BİRLİĞİ TARİHÇESİ

KARŞI DEVRİM HAREKETLERİNİN EN ETKİLİSİ ŞEYH SAİD İSYANI

BM VE TBMM DE KABUL EDİLEN İKİ SÖZLEŞMENİN ÜLKEMİZE ETKİLERİ

CUMHURİYETİN 86 NCI YILINDA BAŞINA GELENLER

RİSK VE RİSK YÖNETİMİ

SİTE ANKET
Yeni Sitemizi Nasil Buldunuz?
Çok Iyi
Iyi
Normal
FikrimYok