LOZAN BARIŞ ANDLAŞMASINA GÖRE TÜRK DEVLETİ

 “..Bu anlaşma, Türk Milleti aleyhine, asırlardan beri hazırlanmış ve sevr anlaşmasıyla tamamlandığı zannedilmiş, büyük bir suikastın (kötü niyetin) çöküşünü ifade eden bir vesikadır. Osmanlı devrine ait tarihte örneği görülmemiş bir siyasi zaferin eseridir."

                                                               Ekim 1927  ATATÜRK 

                                                  


 ANLAŞMASI’NIN KABULÜNE DAİR KANUNLAR:

    Lozan Barış Anlaşması modern Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş anlaşmasıdır. Lozan da, 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan barış anlaşması 23 Ağustos 1923 tarihinde TBMM de görüşülerek kabul edildi ve LOZAN Barış anlaşması “ANDLAŞMA” statüsüne taşındı. Kanun No.: 340 Madde 1 – Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile Britanya İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya Hükümetlerinin yetkili üyeleri arasında 1923 senesi temmuzunun yirmi dördüncü günü Lozan'da akit ve imza olunan Sulh (Barış) anlaşması ve ek senetleri Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul ve tasdik olunmuştur. 1. Boğazların usulü idaresine dair 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan’da imzalanan anlaşma, 2. Trakya hududuna dair 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan’da imzalanan anlaşma 3. Türk ve Rum ahalinin mübadelesine dair 30 Temmuz 1923 tarihinde Lozan’da imza olunan Mukavelename. 4. Genel affa dair 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan’da imzalan Beyanname ve Protokol. 5. Lozan’da imza edilen senedin bazı hükümlerinin Belçika ve Portekiz devletlerinin katılımına dair 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan’da imza olunan Protokol. 6. Britanya, Fransa, İtalya kıtaatı tarafından işgal edilen Türk arazisinin boşaltılmasına dair 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan’da imza olunan Protokol. 7. Karaağaç arazisi ile Bozcaada ve İmroz adalarına dair olup Türkiye ve Britanya İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan tarafından 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan’da imzalanan Protokol. 8. Sırp-Hırvat ve Sloven Devleti tarafından Barış Anlaşmasının imzasına dair 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan’da imzalanan Protokol. Madde 2 – İşbu kanunun uygulamasına Bakanlar Kurulu yetkilidir. 23 Ağustos 1923 Kanun No.: 341 Madde 1 – Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile Britanya İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya Hükümetlerinin Yetkili Temsilcileri arasında 1923 senesi Temmuzunun yirmi dördüncü günü Lozan’da taraflarca kabul edilen (akit ve imza olunan) ikamet ve adli yetki sözleşmesi (salahiyeti adliyeye dair Mukavelename) Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul ve tasdik olunmuştur. Madde 2 – İşbu kanunun uygulamasına Bakanlar Kurulu yetkilidir. 23 Ağustos 1923 Kanun No.: 342 Madde 1 – Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile Britanya İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya Hükümetlerinin Yetkili temsilcileri 1923 senesi Temmuzunun yirmi dördüncü günü Lozan’da akit ve imza olunan Ticaret sözleşmesi (Mukavelenamesi) Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul ve tasdik olunmuştur. Madde 2 – İşbu kanunun uygulamasına Bakanlar Kurulu yetkilidir. 23 Ağustos 1923 Kanun No.: 343 Madde 1 – Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetiyle Britanya İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya Hükümetlerinin yetkili temsilcileri arasında 1923 senesi Temmuzunun yirmi dördüncü günü Lozan’da akit ve imza olunan, Osmanlı Devleti tarafından verilmiş bazı imtiyazlara dair Protokol Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul ve tasdik olunmuştur. Madde 2 – İşbu kanunun uygulamasına Bakanlar Kurulu yetkilidir. YENİ KURULAN TÜRKİYE DEVLETİ’NİN FELSEFESİ Egemenliğin kullanılması millete ait olmak üzere tam bağımsız, barışçı, demokratik, laik ve hukukun üstünlüğü ilkesini benimsemiş, çağdaş toplum ve çağdaş devleti gerçekleştirmeyi amaç edinmiş bir devlettir. Devlet sisteminin işleyişi halkın demokratik katılımı ile refah ve mutluluğunu sağlamak, imtiyazlı şahıs ve grupları reddeden, fırsat eşitliği sağlayarak, saygın ve onurlu bir devlet olması esastır. Bireylerin “Ne Mutlu Türküm” diyerek motive olması yeterli görülmüştür. Devletin kuruluşundaki temel felsefe; Atatürk ilkeleri olarak adlandırılan akılcı ve bilimsel çağdaş düşünce sistemidir. Bu, halkın kayıtsız şartsız egemenliğine dayalı; parlamenter demokratik cumhuriyeti, tam bağımsız yargıyı ve laik bir yaşamı vazgeçilmez temel ilke olarak kabul etmiştir. Amaç; çağdaş toplumu ve çağdaş devleti yaratmak, uygarlık düzeyini yakalamak ve halkı mutlu kılmaktır. Atatürk ilkeleri bu yapının teorisi, devrimler de, bunun somut, hukuksal sonuçları olarak onun pratiğidir. Hepsi bir bütünün parçalarıdır. Eş zamanlı olarak hayata geçirilen devrimlere karşı, başlangıçta örtülü ve örgütlü sonradan silahlı iç ve dış destekli ilk isyan, 16 Şubat 1925 tarihinde, Bingöl coğrafyasında meydana gelmiştir. Bu başkaldırı “Şeyh Said İsyanı” dır. Bu tepki ve güç mücadelesinde amaç; çağdaş devleti ayakta tutacak ve onu güçlendirecek sistemi yıkmaktır. Bu maksatla cehaletin ve fakirliğin hakim olduğu Bingöl bölgesi halkı kullanılmıştır. Atatürkçü felsefeye göre; başlanan yeniden yapılanma, yasal etkinliklerle uygulanmaya konurken; öncelik, şeriat hukukuna dayalı ve statik nitelikli eskinin kul kimliği vatandaşa, ümmet kimliği millete dönüşürken, birçok çıkar çevreleri, ülkenin pek çok yerinde; yeni sisteme karşı açık ve kapalı tavır alarak, önemli tesirler ve korkular yaratıyordu. Bu mücadelenin tarihi aslında 1920 yılından başlayıp, 1938 yılına kadar devam eden çağdaşlaşma sürecinin içinde zaman zaman görülüyordu fakat en tehlikelisi “Şeyh Said” isyanı olmuştur. Bu isyan, devrimlerin hızını kesti mi, yoksa hız kazanmasına imkan mı sağladı? konusu tartışılabilir. Ancak; isyan, toplumda korku, yönetimde tereddüt yarattı. İnönü’nün de belirttiği gibi beklenen bir tepkiydi. “O günlerde olmasa idi, sonra olacaktı.” Buna rağmen; tepkinin sebep olduğu korku “ülkenin bölünmesi tehlikesi” idi. Bunun tesirleri, günümüze kadar taşınmıştır. Tekerrürü, 14 Ağustos 1984 tarihinde başlayan ve 2000’li yıllara girerken etkinliği kırılan “PKK” faaliyetidir. Cumhuriyet idaresini yıkmayı ve ülkeyi bölmeyi hedef alan, her iki başkaldırının ortak noktası bir “Kürt Devleti” kurmaktır. Benimsenen strateji de silahlı ve kanlıdır. Takip edilen stratejinin birincisinde “Şeriatı” hakim kılmak, ikincisinde “Marksist – Leninist düşünceyi” hakim kılmak ve her ikisinde de “Kürt Devleti”ni kurmaktır. Bu aslında, Atatürk’ün Nutuk’ta belirttiği gibi “Düşmana karşı meydana getirilen cepheler iki şekilde düşünülebilir, birisi iç cephe, diğeri dış cephedir. Dış cephe doğrudan doğruya ordunun düşman karşısındaki silahlı cephesidir. Bu cephe sarsılabilir, değişebilir, yenilebilir fakat bu durum, hiçbir vakit ana yapıyı temelinden yıkan, milleti esir ettiren iç cephenin çökmesi kadar tehlikeli değildir.” Öz deyişinde anlamını bulan iç cephedeki saldırılardır. Bugünkü Türkiye Devletinin Temel Amaç ve Görevleri: T.C. Anayasası Madde 5’de belirlenmiştir. Buna göre; “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.” Anayasanın bağlayıcı, yol gösterici ve düzenleyici olan bu genel hedefi dokuzuncu Cumhurbaşkanının, 1 Ekim 1999 TBMM açılış konuşmasında Türkiye’nin milli hedefi olarak, “Türk Milleti Büyük Atatürk’ün kendisine işaret ettiği “Dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak Türkiye Cumhuriyetinin ebedi varlığı, refahı maddi manevi mutluluğu ile çağdaş medeniyet düzeyine ulaşmaktır.” şeklinde ifade edilmiştir. Aslında anayasanın 5nci Maddesi ve devlet sorumlularının ortaya koyduğu milli hedef kısaca “Çağdaş Devleti ve Çağdaş Toplumu meydana getirmektir.” Bu hususlar gerçekleştirilirken “Devletin anayasal düzenini, milli varlığını, ülke bütünlüğünü, milletlerarası alanda, siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik dahil bütün menfaatlerinin ve ahdi hukukun her türlü iç ve dış tehditlere karşı ülkenin korunması ve kollanması hususundaki temel değerler muhafaza edilecektir. Bu da ülkenin Milli Güvenlik Siyaseti”dir. Bu siyasetin temel öğeleri; ülkenin milletiyle bölünmez bütünlüğünü, ulusal bağımsızlığını ve millet egemenliğini, uluslararası anlaşmalardan doğan haklarının kullanılması ve korunması ile bölge ve dünyada barışın tesisi ve idamesi prensibini esas alarak bütün ülkelerle dostluk ve işbirliği temeline dayalı ilişkilerini kurmak ve geliştirmektir. Türkiye’nin çağdaşlaşma ve batıya yönelme hedefi Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte başlamış bir süreçtir. Esasen Büyük Atatürk Cumhuriyeti kurarken, aklın ve bilimin hakim olacağı bir düşünce yapısından ayrılmadan “çağdaş, mutlu, hür, müreffeh, laik, demokrat, Büyük Türkiye’yi topyekün bütün vatandaşlarımıza hedef olarak göstermiştir. Bu hedefin özünde “Millet egemenliğine dayanan” tam bağımsız bir Türkiye vardır. Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.” ifadesine göre. “Millet, dil, kültür ve mefküre birliği ile birbirine bağlı vatandaşların teşkil ettiği bir siyasi ve içtimai heyettir.” demiştir. “Bu günkü Türk Milleti siyasi ve içtimai camiası içinde kendilerine Kürtlük fikri, Çerkezlik fikri ve hatta Lazlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve millettaşlarımız vardır. Fakat mazinin istibdat devirleri mahsulü olan bu yanlış yaklaşımlar ülkenin milli birliğini bozmaktan başka bir amacı olamaz. Çünkü “bu millet efradı da umum Türk camiası gibi aynı müşterek maziye, tarihe, ahlaka, hukuka sahip bulunuyorlar.” “Çok müstesna olaylardan” bir tanesi ve belki de en büyüğü olacaktı. Büyüklüğü “Halkın egemenliğinin Osman oğullarından alınarak, egemenlin gerçek sahibi olan Türk milletine verilecekti. Osman oğulları başta olmak üzere o sistemden daha bir ayrıcalıklı istifade eden çıkar grupları, buna rıza göstermeyecekti. Ama Türk tarihinin en büyük şahsiyeti M. Kemal’in azim ve iradesi ile ve onun iyi niyet ve samimi duyguları ile egemenliği gerçek sahibine, Türk halkına adeta bir armağan verir gibi verecektir. İşte gerçek sahibine geri verilen “Egemenliğin” mana ve mahiyeti Büyük Önder’ in kendi ifadelerinden; “Milletin Saltanat ve hakimiyet makamı yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Ve bu makamı hakimiyetin hükümetine, Türkiye Büyük Millet Meclisi derler. Bundan başka bir makamı saltanat, bundan başka bir heyeti hükümet yoktur ve olamaz.... Türkiye halkı, asri bir devleti mütemeddine (uyarlaşmış) halinde ...... daha mevcut ve müreffeh olacak, her gün daha çok insanlığını ve benliğini anlayacaktır.” Bu konuşmadan sonra “Hilafet ve saltanat”ın birbirinden ayrılarak saltanatın kaldırılması kararı Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildi. Milletin kendi egemenliğini ilgilendiren konuda aldığı bu tarihi karar, Türk ulusunu hapseden karanlık odanın dışına çıkışı ve özgürlüğüne kavuşması anlamını taşımaktadır. Çünkü Türk milletinin uygarlaşmasının önündeki en büyük engellerden birisi ortadan kaldırılıyordu. Modern anlamda devlet; bir iradeye ve bir hakimiyete sahiptir. Bunu ifade etmek ve uygulamaya koymak için başlıca iki vasıta kullanılır. Bunlardan birisi meclis (Millet Meclisi) ikincisi hükümettir. Millet Meclisi, demokrasi prensiplerine uygun olarak halk iradesini temsil edecek, hükümet de temsili hükümet prensibine uygun olacaktır. Bunların her ikisi devlet teşkilatını meydana getiren anayasa esaslarına uygun olacaktır. Devletin hakimiyet hakkı, sadece bir anayasal hakkın kullanılması değil, devletler hukuku ve beynelminel insanların hakları dikkate alınmak zorunluluğunu da doğurur. Devlette hakimiyeti devlet içinde hakimiyet meselesi olup, bu doğrudan doğruya anayasaya dayanır. Devletler hukukunun, tayin ettiği hudutlar dahilinde kalmak kaydıyla da devlet hudutları dışında da hakimiyet hakkını kullanacaktır. Demokrasi; maddi refah meselesi değildir. Böyle bir düşünce vatandaşların siyasi hürriyet ihtiyaçlarını göz ardı etmeyi doğurur. Bizim bildiğimiz demokrasi bilhassa siyasidir. Onun hedefi, milletin kendisini idare edenler üzerindeki denetimi sayesinde siyasi hürriyeti temin etmektir. Sonuç olarak; yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti aklın, bilimin ve mantığın hakim olduğu, akılcı, çağdaş ve modern bir ülke olmasıdır. 10 MAYIS 2006

 
 SİTE İÇİ ARAMA

SON EKLENEN 5 MAKALE
TÜRKİYE- AVRUPA BİRLİĞİ TARİHÇESİ

KARŞI DEVRİM HAREKETLERİNİN EN ETKİLİSİ ŞEYH SAİD İSYANI

BM VE TBMM DE KABUL EDİLEN İKİ SÖZLEŞMENİN ÜLKEMİZE ETKİLERİ

CUMHURİYETİN 86 NCI YILINDA BAŞINA GELENLER

RİSK VE RİSK YÖNETİMİ

SİTE ANKET
Yeni Sitemizi Nasil Buldunuz?
Çok Iyi
Iyi
Normal
FikrimYok