BM VE TBMM DE KABUL EDİLEN İKİ SÖZLEŞMENİN ÜLKEMİZE ETKİLERİ
 

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 16 Aralık 1966 tarihli ve 2200 A( ) sayılı kararı ile kabul edilmiş olan “EKONOMİK, SOSYAL VE KÜLTÜREL HAKLAR ULUSLAR ARASI SÖZLEŞMESİ” nin tamamı 31 maddeden ibaret olup, 03 Ocak 1976 da yürürlüğe girdi.

 Sözleşmenin diğeri ise; “SİYASİ VE MEDENİ HAKLAR ULUSLAR ARASI SÖZLEŞMESİ” olup, BM Genel kurulunda, yine ayni tarih de kabul edildi. Tamamı toplam 53 maddeden ibaret olup,23 Mart 1976 da yürürlüğe girdi


.Bu her iki Sözleşme, 4 Haziran 2003 tarihinde TBMM  onaylanarak  yürürlüğe kondu. Birleşmiş  Milletlerin bu iki sözleşmesi 2003 yılına kadar (37 senedir) Türkiye tarafından onaylanmadan bekletiliyordu. Çünkü şartları bizim Milli Birliğimize zarar verecek hükümler içeriyordu. Dolayısıyla da bu iki sözleşmemenin getireceği sakıncalardan,( bir anlamda) hukuken korunuyorduk. Birleşmiş Milletlerin bu iki sözleşmesinin getirdiği yükümlülükleri gördüğümüzde bu gün ülkemizde yaşanan olaylarla nedenli bir tehlike altında olduğumuzu anlayacağız. Bunu anlayabilmek için bu iki sözleşmenin bazı dikkati çeken maddelerini hatırlayalım istedim.

I. EKONOMİK, SOSYAL VE KÜLTÜREL HAKLAR ULUSLAR ARASI SÖZLEŞMESİ; nin

“1.Madde:

Halkların Kendi Kaderini tayin hakkı

1.Bütün halklar kendi kaderlerini tayin hakkına sahiptir. Bu hak vasıtasıyla halklar kendi siyasal statülerini serbestçe tayin edebilir ve ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmelerini serbestçe sürdürebilirler.

            2.Bütün halklar uluslar arası hukuka ve karşılıklı menfaat ilkesine dayanan uluslar arası ekonomik işbirliği yükümlülüklerine zarar vermemek koşuluyla, doğal kaynakları ve zenginlikleri üzerinde kendi yararına serbestçe tasarrufta bulunabilir. Bir halk sahip olduğu maddi kaynaklardan hiçbir koşulda yoksun bırakılamaz.

            3.Kendini yönetemeyen ve vesayet altındaki ülkelerden sorumlu olan Devletler de dahil bu Sözleşmeye Taraf bütün Devletler, kendi kaderinin tayin hakkının gerçekleştirilmesi için çaba gösterir ve Birleşmiş Milletler Şartının hükümlerine uygun olarak bu hakka saygı gösterir.”(SÖZLEŞMENİN ÖZELLİKLE BU 3 NCÜ FIKRASI TÜRKİYENİN BUGÜNLERİ VE GELECEĞİ İÇİN ÇOK ÖNEM KAZANIYOR)

            TÜRK DEVLETİ, Kabul ettiği bu sözleşmenin gereği  olarak  HALKLARIN KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKINI UYGULAMA TAAHHÜDÜNE GİRMİŞTİR. Bu durumda  “Sözde demokratik açılımla ”Bölücü  terör örgütünün ve onun içimizdeki uzantılarının” taleplerine  bakarsak Türk Devleti, imzaladığı bu sözleşmenin yükümlülüklerinden kaçamayacaktır.

            Sözleşmenin 2 nci maddesinde;

            “Sözleşmenin iç hukuka uygulanması ve ayırımcılık yasağı

            1.Bu sözleşmeye Taraf her Devlet, gerek kendi başına ve gerekse uluslar arası alanda özellikle ekonomik ve teknik yardım ve işbirliği vasıtasıyla bu Sözleşmede tanınan hakları mevcut kaynakları ölçüsünde giderek artan bir şekilde tam olarak gerçekleştirmek için, özellikle yasal tedbirlerin alınması da dahil, gerekli her türlü tedbiri almayı taahhüt eder.

            2.Bu sözleşmeye taraf Devletler, bu Sözleşmede beyan edilen hakların ırk, renk, cinsiyet, dil,din, siyasal veya diğer bir fikir,ulusal veya toplumsal köken, mülkiyet,doğum gibi her hangi bir statüye göre ayırımcılık yapılmaksızın kullanılmasını güvence altına almayı taahhüt ederler.

            3.Gelişmekte olan ülkeler, insan haklarını ve ulusal ekonomik durumlarını dikkate alarak, bu Sözleşmede tanınan ekonomik hakları vatandaş olmayan kişilere hangi ölçüde tanıyacaklarına karar verebilirler.”

            Sözleşmenin özellikle  2. madde 2. fıkrası ile, Irk, mezhep, cemaat vb toplumsal gruplara kendi statülerini belirleme  haklarının verilmesi ayrılıkçı unsurları nasıl tahrik edeceğini görmemek en büyük gaflet olacaktır.

Terör örgütünün siyasallaşmaktan kastının da  bu uluslararası Sözleşmeye dayanarak Türkiye yi köşeye sıkıştırmak olduğu zaten bilinen bir gerçektir.

            Doğal zenginliklerin ve kaynakların kullanılması “Halklara” ve bölgelere bırakılıyor.

Çünkü Sözleşmenin 25. maddesi şöyle diyor;

“25.madde Doğal zenginlikleri ve kaynakları kullanma önceliği

Bu Sözleşmedeki her hangi bir hüküm, halkların kendi doğal zenginliklerini ve kaynaklarını tam olarak ve serbestçe kullanma ve yararlanma haklarını zayıflatacak bir biçimde yorumlanamaz.”

            Sözleşmenin 1. madde 2. fıkrası ile yukarıda belirtilen 25. maddesine göre; Ayrılıkçı zihniyetin “Kandil” den getirdikleri sözde mektup, aslında bir “ÜLTİMATOM” dur. Bu  dokuz maddelik listenin en önemli maddelerinden biriside “Güney Doğunun” doğal kaynaklarının bölge halkına bırakılmasını istiyor. Bu ne anlama geliyor? Bunu Devleti yönetenler bilmiyormu? Elbette biliyorlar ama dışarıdan dayatılan böyle.. O halde bilerek yapılan bu işe “ ihanet” denir.

2003 yılında bu Sözleşmeyi  TBMM kim sevk etti ve yasalaştırdı?

            Türk Devletine yorum hakkı bile bırakılmadan, Anayasa ve yasaları devre dışı bırakarak ciddi şekilde uygulanması isteniyor. Sözleşmenin 5. maddesi,

            “5.madde 1.Bu sözleşmedeki hiçbir hüküm, bir Devlete, gruba veya kişiye, burada tanınmış olan hakların ve özgürlüklerin tahrip edilmesini amaçlayan herhangi bir faaliyete girişme veya bir eylemde bulunma, veya bu Sözleşmede öngörüldüğünden daha geniş ölçüde sınırlandırma hakkını verecek şekilde yorumlanamaz.” Demektedir.

Sözleşmenin ikincisi;

            II. SİYASİ VE MEDENİ HAKLAR ULUSLAR ARASI SÖZLEŞMESİ nin

“1.BÖLÜM

            KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKI “ olup, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslar arası  Sözleşmesinin  yukarıda belirtilen ilk üç maddesini aynen kabul etmiştir.

            “27. madde

            Etnik, dinsel veya dilsel azınlıkların bulunduğu bir Devlette, böyle bir azınlığa mensup bulunan kişiler grubun diğer üyeleri ile birlikte toplu olarak kendi kültürel haklarını kullanma, kendi dinlerinin gereği ibadeti etme ve uygulama veya kendi dillerini kullanma hakları engellenemez” hükmüne amirdir. Bu açıkça; LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASINA AYKIRIDIR.

            Çünkü; Lozan a göre, biz sadece “dini azınlıklar” kabul ederiz. Bu Sözleşme ile bize “dil” farklılığı ile ”Kürt” vatandaşlar,  inanç   farklılığı  ile de  “Alevi” vatandaşlarımız üzerinden  de bir “İslami” azınlık kabul ettiriyorlar.

            Azınlık denince; Ansiklopedi Britanika’ya göre; ”Bir toplumda, içinde bulunduğu topluluğa nazaran “DİL, DİN, İNANAÇ VE KÜLTÜR bakımından kendisini, içinde yaşadığı toplumdan farklı gören, birey veya toplulukların durumuna azınlık denir.”

O halde Türkiye’de  Milli Birliği  nasıl koruyacağız? Avrupa Birliğinin Katılım Ortaklığı belgelerinde kabul edilen hükümler ile bu Birleşmiş Milletler Sözleşmeleri ni yürürlüğe koyan Türkiye, iç bünyedeki ayrışmayı da  dikkate alırsak nasıl bir ihanete uğradığımızı  daha iyi anlamış olmamız gerekir.

Bu sözleşmeleri imzalayan ülkelerin iç dinamikleri Türkiye gibi olmadığı gibi hiçbir şekilde iç işlerine başka devletlerin karışmasına müsaade etmiyorlar. Biz de ise planlama dışarıda yapılıp, bize alın uygulayın deniyor.

Üzülmemek elde değil, yazık oluyor ülkenin geleceğine

  Bu aymazlıkla, Cumhuriyetin kuruluşunun  100 ncü yılında, yani 2023 yılında bu Türkiye, varlığını ve birliğini korumuş olarak o günlere ulaşırsak  ne mutlu bize.

Saygılarımla   20 KASIM 2009

 

        

 
 SİTE İÇİ ARAMA

SON EKLENEN 5 MAKALE
TÜRKİYE- AVRUPA BİRLİĞİ TARİHÇESİ

KARŞI DEVRİM HAREKETLERİNİN EN ETKİLİSİ ŞEYH SAİD İSYANI

BM VE TBMM DE KABUL EDİLEN İKİ SÖZLEŞMENİN ÜLKEMİZE ETKİLERİ

CUMHURİYETİN 86 NCI YILINDA BAŞINA GELENLER

RİSK VE RİSK YÖNETİMİ

SİTE ANKET
Yeni Sitemizi Nasil Buldunuz?
Çok Iyi
Iyi
Normal
FikrimYok