TÜRKLERDE ASKERLİK VE CUMHURİYET ORDU’ SU
2004 yılı zafer haftasında Cumhuriyet Ordusu hakkındaki duygularımı ifade etmeden önce, Devletimizin kurucusu, ulu önderimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK' ün Türk Ordusu hakkında, 1921 yılında söylediği veciz ifadelerle yazıya başlamak istiyorum.

2004 yılı zafer haftasında Cumhuriyet Ordusu hakkındaki duygularımı ifade etmeden önce, Devletimizin kurucusu, ulu önderimiz  Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK' ün Türk Ordusu hakkında, 1921 yılında söylediği veciz ifadelerle  yazıya başlamak istiyorum.

 "Türk askeri!
Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz daha sağlam bir askere rastlanmamıştır. Her zaferin mayası sendedir. Her zaferin en büyük payı senindir. Kanaatinle, imanınla, itaatinle, hiçbir korkunun yıldıramadığı demir gibi temiz kalbinle, düşmanı sonunda alt eden büyük gayretin için minnet ve şükranımı söylemeyi kendime bir borç bilirim.
                                                                           M. Kemal ATATÜRK (1921)
Türkler' de Askerlik Sanatı
Ordunun Kuruluşu:
Bozkır Türk devletinde, her Türk bir savaşçı olduğu için Türk ordusunun, diğer tüm yerleşik  toplumların ordularından  en büyük farkı ücretli olmayışı ve sürekli bir ordu olmasıdır.
 Türk Devlet yönetim kuruluşlarında görev, ünvan ve rütbelerin sahipleri, aynı zamanda, emirlerindeki askeri güçlerin başında her zaman savaşa hazır komutanlardı. Merkez orduları, barış döneminde yetkili bir komutanın sorumluluğu altında  bulunurdu. Merkez ordusu,devlet merkezini ve yönetimi korurdu.
En büyük askeri birlik 10.000 kişilik güç idi. Bu birliğe Göktürkler ve Uygurlar' da "Tümen" adı veriliyordu. Tümenler 1000'lere, 100'lere, 10'lara ayrılmış ve başlarına ayrı ayrı komutanlar atanmıştı. Türk etkisindeki yabancı ordularda da görülen bu 10'lu kuruluş ilk olarak Asya Hun İmparatoru Mete çağında uygulanmıştır. Sağ ve sol başbuğlarının yüksek yönetimi altında eğitilen ve onların emirlerinde savaşlara katılan ordunun, bu 10'lu sistem içinde, On-başılar dan Tümen-başılara kadar yükselen belirli bir komuta zincirinde bulunması, Türklerin çok iyi teşkilâtçı olduğunu ortaya koyar. Bu günde Cumhuriyet Ordusu ayni teşkilatı çağa uyarlanmış bir düzen içinde korur.
Çin kaynaklarına göre; Türk imparatoru Yang-ti (605-615), Çinlilere, Türk'lerin gözcü koyma, tabur kurma tarzlarını tavsiye ile kalmıyor, bu tavsiyeyi hayvanları otlatma ve yaşama şekillerine kadar uygulanmasını tavsiye ettiği bilinir .
Atlı göçebelerin kendilerine has yaşayış tarzı; büyük hâraların ve sürülerin bakımı, büyük sürek avları, bir çeşit savaş idmanı sayılabilir. Teşkilâtlanma, binicilik, ok atma kabiliyetlerini geliştirmek için, yükseliş hamleleri, diğer deyişle; halkın teşkilâtlandırılması ve yabancı komşuları haraca bağlamak için yapılan seferler, onlara bol fırsat sağlıyordu. Bu yapı  eski Türk devlet yapısı kuruluşlarını aşiret yapısından kurtarıp, devleti bütün haline getirir ve devletin sahibi bulunan unsuru, barışta ve savaşta ortak amaçlar çevresinde birleştirir. Bu da, aslında "Bodunlar" ve boyların sıkı işbirliğinden doğan bir güç yaratırdı. Buda, Türk devletinde sağlamlık ve sürekliliği sağlayan  temel etkenin askeri kuruluş olduğunu ortaya koymaktadır. Böyle kurulan büyük Türk imparatorlukları; Asya Hunları, Göktürkler, Selçuklular, Osmanlıların yükselme dönemlerinde, devlet geleneği ve ordu disiplini  sayesinde, o çağların en güçlü askeri kuvvetinin meydana getirildiğini biliyoruz. Ayni zamanda emsallerine göre Türk ordularının kalabalık ve modern savaş araç gereç ve donanımlarına sahip olduğu  anlaşılmaktadır. Bütün bunların MÖ. Dönemine ait olanlarını, Göktürk yazıtlarından, sonraki dönemin bilgilerini de yerli ve yabancı kaynaklarda çok iyi açıklanmıştır. Bu kavimlerin olağanüstü başarılarının sırrını anlayabilmek için, çok eski veya nispeten yeni birbirinden; dil, coğrafî saha, zaman bakımlarından ayrı kaynaklarda bu görüşü doğrulayan bilgiler vardır.
a.Eski Türk Ordusunun Savaş Taktiği:Türkler savaş alanında "Turan Taktiği" uyguluyorlardı. Turan taktiğinde; okçu süvarilerden kurulu savaş birlikleri, atla sağlanan hız sayesinde, ağır hareketli ve sıkı saflar halinde kütle savaşı yapan, yabancı ordular karşısında üstünlük kazanıyorlardı. Taktiklerini uygulamak için ordularını daima taarruz temeline göre düzenleyen ve  eğiten Türkler' in süvari savaşında en belirli özellik, "düşman cephesinde şaşkınlık yaratan baskın şeklindeki taarruzlardı." Böylece savaşlarda  çok kere birkaç saat içinde sonuç almışlardır. Uzun bir süre savaşmak gerektiği zamanlarda Türk birlikleri, aldıkları emri, çarpışmanın ve savaş alanının gereklerine göre uygulamada kendi inisiyatiflerini kullanmakta, tam hareket serbestliği içinde sürekli olarak dağılmakta ve birleşmekteydiler. Bozkır savaş biçimini ziyaret ettikleri Türk illerinde görerek anlatmalarına rağmen iyi kavrayamayan batılı ve doğulu yazarlar bunu "nizamsız ve telaşlı" olarak vasıflandırırlardı. Fakat bu taktik, aslında Türk ordularının en büyük avantajı idi. işte bu ilkeler üzerine kurulan bozkır savaş taktiğinin iki önemli özelliği vardır: "Sahte kaçış" ve "pusu", yani kaçıyor gibi geri çekilerek düşmanı, çembere almak üzere, pusu kurulan yere kadar çekmekti. Bu savaş biçimine Türk yurdunun eski adından alınarak "Turan Taktiği" denilmiştir. Türkler kazandıkları büyük savaşların çoğunda, üstün bir fiziki güç yanında fevkalade kuvvetli bir iç organizasyon ve disiplini gerektiren bu taktiği uygulamışlardır.
Türk kavimlerini "fatih" yapan bu kahramanlık ve askerlik rûhu, Hiung-nu'lara âit Çin kaynaklarında da kendini gösterir. M.Ö. 36'da savaşta ölen Hun hükümdarı Çi-çi'nin Hun ordusunu imha edecek muazzam Çin ordusunun hücumunu beklerken; Hakanın;
"Boyun eğmeyeceğiz. Zira, öteden beri Hiung-nu'lar kuvveti takdir eder, tâbi olmayı hakir görürler. Savaşçı süvari hayâtımız sâyesinde, adı yabancıları titreten bir ulus olduk. Zîrâ bilirler ki, savaşta muhariplerinin kaderi ölümdür. Biz ölsek de, kahramanlığımızın şöhreti kalacak, çocuklarımız ve torunlarımız, diğer kavimlerin efendisi olacaklardır" dediği bilinir.
Hun toplumunda, Türkler'e dayanan aristokrat bir düzenin kurulmuş olduğu anlaşılıyor. Hakana tâbi bulunan bu aristokrat düzen içerisinde, aileden prensler (tegin'ler) ve asil kişiler (beg'ler) devlet ve askeri makamları derecelerine göre ellerinde bulunduruyorlardı.
Ordunun atlı 24 tümeni daima seferi durum için hazır bir şekilde beklemekteydi. Tümen beyleri, özellikle hanedan mensuplarından yâni yüksek soylu sınıftan seçilirler, bu imtiyazlı durum, çok defa babadan oğul'a geçerdi. Daha aşağı askeri rütbeler ise, binbaşı, yüzbaşı ve onbaşı olarak sıralanmış olup, bu kumandanlar, unvanlarının karşılığı, gösterilen sayıda atlılara kumanda ederlerdi.
Hun Devleti'nin teşkilâtı içinde bulunan topluluklar arasında da bir sınıf farkı mevcuttur. Altay'larda Hun aslından gelen bâzı grupların daha imtiyazlı oldukları, diğerlerinin ise, geniş halk topluluklarını meydana getirdiği ve ayrıca köle ve tâbi bir sınıfın da en alt tabakayı teşkil ettiği,kaynaklarda belirtilmiştir. Bu da,"kişi köleliği" yerine, soylu Türk toplumuna bağlı "cemiyet köleliği"nin varlığını ortaya koyuyor.
Çinlilerin, Tou-man bizim de Teoman dediğimiz hakan,  Çin kaynaklarında sözü geçen ilk ünlü Hun imparatoru idi.Teoman M.Ö. 220 yıllarında iktidarı ele almış ve Türk ellerini tek bir bayrak altında toplayarak büyük bir imparatorluğun ana teşkilâtını meydana getirmiştir. Bu teşkilât askeri bir teşkilâttır.
M.Ö. 209 tarihinde iktidara geçen Teoman'ın oğlu Mete'ye Çinliler, Mao-tun derlerdi.
Otuzbeş yıl kadar süren parlak hükümdarlık devresinde (M.Ö. 209-174); Çin kıtasının merkezine kadar uzanan yerlere çeşitli akınlar yapılmış, Orta Asya'nın büyük bir kısmını Hun egemenliği altına almıştır. Bu arada İmparatorluğun sınırları, Büyük Okyanus'tan Hazar Denizi'ne, kuzeyde Sibirya'dan güneyde Himalayalar'a kadar ulaşmıştır.
"Mete"nin Türk destanlarına "Oğuz Han" olarak geçtiği de tarihçiler tarafından tespit edilmiştir. Genç Hakan'ın Çin İmparatoru'na gönderdiği mektuptan "26 ülkenin ordularını yenmiş olduğunu ve eli silah tutan Orta Asyalılar'ın barış ve sükûnet içinde kendi himâyesi altında birleştiklerini" öğreniyoruz.
 Mete, kuvvetlerini kendine has bir metotla yetiştirmiştir. Her gün at sırtında gezerken, yayını gererek nişanlarsa adamlarının oklarını oraya göndermelerini emrederdi.
Büyük göçebe gruplarını disiplinli bir ordu haline getirerek, düzensiz savaş tekniğinden gelişmiş bir taktik yaratmıştır.
Artık, bir okçu istediği yere tek başına nişan almakla serbest değildi. Atlı birlikler, kumandanlar tarafından idâre edilmekte, gerektiğinde taktik vermek üzere, ıslık çalan oklara yön ve hedef göstermekte idi.
Mete'nin  tahta çıkmasından sonra Hun ülkesinde çıkan hoşnutsuzluktan istifade eden komşuları Tung-hu'ların,  Mete Hanın atını istetmek için ona haberciler gönderdikleri ve Genç hakanın etrafındaki danışmanlar, buna bütün güçleriyle muhalefet ettilerse de Mete' nin, onları teskin ederek habercilere  atını verdiğini bildirir.Mete Hanın gerekçesi: "Bir at için komşuluk ilişkileri yıkılır mı?" diyordu.
Bundan cesaret alan Tung-hu'lar, yine habercilerini gönderirler ve bu defa hanedana mensup Mete'nin eşlerinden bir hanımı isterler. Danışmanlar, yine büyük bir gürültü ile muhalefette bulundularsa da Mete onları teskin ederek "Bir kadın için iyi komşuluk münasebetlerini yıkalım mı?" diyerek isteği kabul etmiştir.
Tung-hu'ların habercileri, üçüncü defa göründüklerinde; bu defa iki ülke arasında uzanan verimsiz bir arazi üzerinde hak iddia ediyorlardı. Artık, Mete'nin danışmanları, çorak bir bozkır parçası için boş yere muhalefette bulunmak istemiyorlar, tereddüt ediyorlar hattâ "verilebilir" diyorlardı. Fakat Hakan gazaba geldi ve; "Bir ülkenin ana temelini teşkil eden toprak mı isteniyor; asla" cevabını habercilere bildirdi. Bilgisiz ve kötü danışmanlarını da cezalandırarak, atına bindi ve büyük disiplinli ordularıyla Tung-hu'lara karşı yürüdüğü ve onları yenilgiye uğrattığı rivayet edilir.
 Görüldüğü gibi; Türkler arasında, ilk defa Mete "Toprak bir milletin temelidir" "Ordu'da bu toprakları korumak için beslenir ve hazır bulundurulur" prensibini koymuş ve yerleştirmiştir.
Türk târihinde; "Toprak ülkenin temelidir" diyerek vatanın kutsallığını ortaya koyan Mete'den yaklaşık 150 yıl sonra Hunlar'ın başına geçen Çiçi Yabgu'nun (M.Ö. 41 yılında öldü) savaşçılarına ve halkına nutukları, asırlar boyunca hafızalardan silinmemiş ve hatırası Türk boyları arasında ebediyen yaşamıştır. Bu ünlü Türk Başbuğu,  kalan yadigârlar arasında geniş ülkelerle birlikte, özgürlük ve bağımsızlığın da bulunduğunu ve bu kıymetli emânetlere önem verilmemesinin milli hıyanet sayılacağını, tarihte "milliyetçiliği devlet siyâsetinde temel yapan ilk Türk devlet adamı" olmuştur.


b- Muharebe Usulleri

Türklerin eskiden beri uyguladıkları savaş stratejisi iki temele dayanıyordu. "Keşif" ve "yıpratma" savaşları. Ele geçirilmesi planlanan ülkelerin önceden küçük birliklerle gözden geçirilmesi için keşif birliklerinin sızdırılması esastı. Bu memleket ne kadar uzak olursa olsun KEŞİF yapılması temel şart idi ve akıncıların yaptığı keşif biçimindeki seferler, bazen yıllarca sürerdi. Olumlu sonuç alınan keşiflerden sonra yıpratma harekatına girişilirdi. (Osmanlıların Avrupa içlerine gönderdikleri akıncılar gibi bu günde askeri talimnamelere giren keşif birlikleri).
 Küçük akıncı birliklerinden başka, daha kalabalık çevik kuvvetlerce düşmanın yığınak merkezlerine , önemli yol kavşaklarına, yiyecek ve malzeme depolarına yöneltilen bu harekât, düşman güçsüz düşürülünceye kadar sürdürülürdü. Keşif  ve yıpratma seferleri sırasında düşmanın moralini bozmak amacı ile çeşitli korkunç ve inanılmaz söylentilerin yayılması da ihmal edilmezdi. Türkler' in bu muharebe usûlleri sayesinde; Hun'ların "Tung-hu" lara karşı ezici bir zafer kazandıklarını, arkadan Yüeçi'leri ezip geçtiklerini, kuzeyde irili ufaklı bir sürü cengâver toplulukları egemenlikleri altına aldıklarını öğreniyoruz. Kaynaklar, bunların aralarında Ting-ling, Sin-li, Kien-ku, Vu-sun, gibi önemli toplulukların adlarını verir.
Çin anıtlarında; Hun'ların ok ve yaydan başka uzun süvari kargısı ile hücum ettiklerini aksettiren tasvirler görülür. Cenk alanında, "Hun atlıları bir kasırga hızıyla düşman topluluklarına çarpar" ve bu arada kendilerinden büyük kuvvetlerle karşılaştıklarında sahte çekilme hareketinde de bulunmaktan kaçınmazlardı. Süratin savaşta ne kadar önemli bir faktör olduğunu ilk keşfedenler onlardı. Bu çekilmelerde büyük bir ustalıkla geriye dönerek ok atarlar ve düşmanın sayıca üstünlüğünü eritmeye çalışırlardı. Bu savaş taktiği, sanat yönünden de ele alınmış, "At sırtında geriye ok atma teması" Hun'lardan  Osmanlılar'a gelinceye kadar birçok sevilen ve tekrar tekrar resmedilen bir konu olmuştur.
Hafif Hun atlı birliklerinin yanında bir de ağır süvari birlikleri vardı ki, bunlar kapalı ve yakın döğüşte kalkan kullanırlardı. Han devrine ait Çin sanatkârları tarafından taş üzerine yapılan alçak kabartmalarda; bunlar açıkça görülmektedir. Yine Çin kaynaklarından öğrendiğimize göre; cenk anında önde çarpışanların arkasında yedekler bulunur, devamlı surette emirler dağıtılır ve haberciler kullanılırdı.
Hunlar, yabancı topluluklardan orduda faydalanmazlar, tamamı milli bir teşkilâtçılık anlayışları mevcuttu. En uzak ülkeleri istilâ ettiklerinde bile, gecikmeden devlet teşkilâtlarını rahatlıkla kurabilirlerdi. Aynı meziyet ve devlet düzenine de daha sonra Göktürk'lerde ve bozkırda yaşayan diğer Türk topluluklarında da rastlıyoruz.
Ünlü tarihçi Wels "Cihan Tarihinin Umumi Hatları", Türkler' in dünya hâkimiyetini kısaca anlatabilmek için kullandığı "Türklerin yüzyılları" isimli eserinde; "Türkler, kendi damgalarını vurdukları bu yüzyıllarda; devrin en mükemmel silâhlarını kendileri yaparlar ve bunları büyük bir mâharetle kullanırlardı. Öteki milletler bu silâhların benzerlerini yaparlarken, Türkler yeni ve daha kahredicilerini icat ederlerdi." demektedir.
Av ve avcılık Hunlar'ın hayatında önemli bir rol oynardı. Av bir nevi savaş oyunu ve eğitim olduğundan, küçük yaştaki çocuklar da ava katılırdı.
Hunlar, araba kullanmakta yetenekliydiler. M.Ö. 119 yılında Çin'liler, Şam-yü'yü kuşattıklarında hakan, atlı-katırlı bir araba üzerinde kuşatmayı yararak kurtulmuştur. M.Ö. 8 nci yılda Çin hükümdarı Şah-yü'den bir yer istediği vakit, Şah-yü bu arazideki dağlarda yetişen ağaçlardan çadır ve araba yapmak için istifade ettiklerini söyleyerek bu isteği ret ettiği kayıtlıdır.
IX. yy.'da Arap ve Farslar, Türkler'in gittikçe artan târihî rollerinin kendilerini gölgelendirmesine rağmen, onların birçok üstünlüklerini tanımaya mecbur oldular. Basralı Câhiz (vefatı 864) IX. Yüzyıl ortalarında kaleme aldığı ünlü Risâle'sinde Türkler'den;
"Eğer üstünde dayanmaya gelince, sınır eri, postacı, muhafız'ın bütün meziyetlerini bir araya getirseler bile alelâde bir Türk ile boy ölçüşemezler.
Ahlâki vasıfları ise maddi değerlerini de aşar: Enerjik, canlı, faal ve zekidirler, kanaati miskinlik, savaştan feragati tereddi sayarlar.
Yeryüzünde, savaşta sorumluluk lânetine uğramayan tek kavimdirler. Vatanseverlik, her kavmin takdir ettiği, bütün insanlığa şamil bir meziyettir. Bilhassa bu duygu Türk'lerde çok kuvvetlidir." Diyerek övgü ile bahseder.
XI. yy'da diğer bir Arap yazarı olan İbn Hassul, Türk'ler hakkında yazdığı risalesinde;
"Bütün kavimler arasında kahramanlık ve cesâret bakımından Türk'lerden üstün, büyük hedeflere ulaşmak için onlardan daha dirayetli hiçbir millet yoktur. Cenâb-ı Hak onları arslan sıfatında yarattı.
Onlar bozkırlara, otsuz ve ocaksız çöllere de alışıktırlar. Zaruret halinde, pek aza kanaat getirerek gün geçirecek derecede dayanıklıdırlar. Göbeği kesildiği andan itibaren Türk, askerin başbuğu, bölgenin emiri olmaktan ve kendini zahmetli duruma sokmaktan başka bir şey düşünmez." demektedir.
Vahşi ve göçebe bir halkla çevrilmiş olan ve kendileri de kısmen göçebe bir hayat yaşayan Hazarlar, bütün medeni milletlerin imtiyazlarını elde etmişlerdi. Müsamahakâr bir hükûmete gelişen bir ticarete ve disiplini yerinde olan bir orduya sahiptiler. Batı Avrupa'da; anarşi, taassup ve cehâlet hüküm sürerken, Hazarlar yerinde ve hoşgörülü idâreleri ile öğünüyorlardı.
Bozkır Türk Devleti'nde askerliğe özel bir meslek gözüyle bakılmazdı. Çünkü,hemen her Türk, savaşçı durumundaydı. Bunun için, Türk ordusu dâimiydi ve ücretli değildi. İleri gelen idarecilerin hepsi aynı zamanda, silâhlı kuvvetlerin başında savaşa hazır kumandanlardı. Demek ki, eski Türk siyâsi kuruluşlarında, askeri teşkilâttan her biri, idâre mekanizmasının bir cephesini meydana getiriyordu ki, bu da devletin askeri karakterini ortaya koyar. Aynı sebepten, Türk devletinin sağlamlık ve devamlılığı ordusuna bağlı idi.
Türk orduları, her çağın tekniğine göre; en etkili silâhlarla donatılırdı. Başlıca silâh ok ve yay idi. Çeşitli yaylar kullanılırdı. Bunlardan gerilmesi en güç, fakat vuruculuğu en fazla olanı, tersine gerilmek suretiyle kullanılan çift kavisli yaylardı. Oklar da çeşitliydi. İlk defa Hunlar'ın yaptığı ve Motun zamanında kullanılan ıslıklı (veya vızıldayan) oklar en korkunç olanlarıydı. Türkler dört nala at üzerinde, dört ayrı yönde isabetli ok atmakta ustaydılar. Ayrıca, iyi kement atarlar ve yakın dövüşte mızrak, kargı, süngü, kalkan, kılıç kullanırlardı.
Türk birlikleri, değişik renklerde bayraklar taşırlardı. Kutsal Türk sancağı "tuğ" idi. Gönderin ucuna takılan bir demet at veya sığır kuyruğundan yapılan tuğ'lara, ipekli kumaş şeritleri de ilâve edilirdi.

c- Savaşa Hazırlık Usulleri:

          Türk ülkesini güvende tutmak ve ani baskınları önlemek için sınır boylarında belirli genişlikte, insandan ve askerden arındırılmış yerler bırakmak Türklerin savunma düzenlerinden biridir.
            Seferler, sürekli yıpratma ve yıldırma harekatı arasında, kişileri bir askerlik havası içinde yetişen  bozkır Türk halkına sürekli başarılar sağlayan başlıca çabalardan biri, aynı zamanda çok etken bir savaş hazırlığı olan daima spor hareketleri, ata binmek, ok atmak herkesin doğal işlerindendi. At yarışları, cirit, gülle atma, güreş gibi sporlar, mücadele azmini keskinleştirirdi. Kadınlarında katıldıkları çeşitli top oyunları, iz sürme, vahşi hayvan yakalama ve benzer türler, Hunlar'dan beri Türkler arasında oynanmakta olup, Göktürkler çağında Çin'e de yayılmıştı. Türklerin Nisan ve Mayıs ayında ilk gök gürlemesi ile başlayan sazlı, türkülü, eğlenceli bahar bayramlarında düzenledikleri at yarışları ve çeşitli yarışmalar dışında en önemli spor avcılıktı. Özellikle sürek avları gerçek bir savaş manevrası anlamını taşımaktaydı. Çin kaynaklarına göre M.Ö. 62 yılında Hun imparatorunun yönetiminde düzenlenen böyle bir sürek avına 100 bin süvari katılmıştı. Başka bir sürek avında 750 km. lik bir çevre kuşatılmıştı. Altaylar'da çok eskiden beri bilinen kayakçılık, bazı araştırıcılara göre, oralardan dünyanın  her yerine yayılmıştır...
 
 Türk Harp Sanatı ve  Teçhizatının Diğer Ülkeleri Etkilemesi:
 
 1970 yıllarında Kazakistan' nın başkenti Alma -Ata şehrinin 50 km. doğu tarafındaki "esik" Kasabasında yapılan bir kazı esnasında M.Ö. IV-V. asırlarda yapıldığı anlaşılan bir mezar bulunmuştur. Bu mezar içinde bulunan bir gümüş kaşık üzerinde o devirde bu yazının Türkler tarafından kullanıldığı tespit edilmiştir. Mezar içinde altından yapılmış birde elbise bulunmuştur. Cesedin yanında ayrıca altından yapılmış bir kemer, sapı altınla süslenmiş bir hançer, kayın ağacından yapılmış çömlekler ve yine bronz ve gümüşten  yapılmış çanak, çömlekler gün ışığına çıkarılmıştır. Bundan 2500 yıl önce o bölgede yaşayan atalarımızın altını ince bir şekilde işleyerek ve bunları bir araya getirerek altından bir elbise yapmaları günümüzdeki altın işlemeciliği ile kıyaslanacak bir seviyededir. Türklerin o devirde pantolon giymeleri, gömlek ve ceket kullanmaları hayret verici bir olaydır. Roma imparatorluğunda halkın elbise olarak beyaz örtüyü vücutlarına sardıkları, askerlerin etek giydikleri düşünülürse, Türklerin medeniyette ne kadar ileri gittikleri ortaya çıkmaktadır. Romalılar V. yüzyıl boyunca askeri teşkilatlarını Türk ordusunun teşkilatına uydurmaya çalışmışlardır. O çağlardan itibaren ordularda 10'lu kuruluş belirmeye başladı ve yay Roma askerlerinin baş silahı oldu. Türkler tarafından kullanılan ceket ve pantolon Atilla orduları tarafından Avrupa'ya getirildi ve buradan dünyaya yayıldı. Romalılar gömlek giymesini de o sıralarda Türklerden öğrenmişlerdi. Türk süvarilerinin koşum etkisini, Bizans'ta da gösterdi. Bizans yalnız taklit ile yetinmemiş, bizzat imparator tarafından bu konuda kitaplar da yazdırmıştır. Ordusunda Türk yönetimine göre geniş yenilik yapan  imparator Heraklios'un "Tactica"  adlı eserinde, 700 yılına doğru Mauriacus tarafından  yazılan "Strategikon" adlı eserinde, gene imparator Leon Phylosophos'un "Tactica" adını taşıyan kitabında Göktürk, Avar, Bulgar, Peçenek ve Türk (Macar) lerin silahları, donatımı, savaş yöntemleri tanıtılmakta ve Bizans ordusunda reform gereği belirtilmektedir. Bizans'ın 552 yılında İtalyan Got'larına  karşı yaptığı savaşta, "Turan taktiğini" uyguladığı tarihçi Agathias'dan anlaşılmaktadır. Romalıların bile tanımadıkları  üzengi de , Avrupa'ya Avarlarla girmiştir. Ruslar daha Kiev Knezliği çağından beri Hazar,  Peçenek ve Kuman etkisinde kalmışlardır.
 Cengiz Han 1206' da Han olduktan sonra, devletini düzenlerken, ordusunu Türk ordu teşkilatını örnek alarak kurmuş, kuvvet mevcutları değişik kabile ünitesine dayanan eski Moğol töresini terk eden Cengiz Han onbaşısından, Tümen beğine kadar Türk teşkilatını uygulayarak yenilmez bir ordu meydana getirmiştir. 

d- Ordunun Yiyecek İkmali:

Türkler zamanın ve çevrenin güç koşulları içinde bile yiyecek ve malzeme ikmallerini kolayca yapma çarelerini bulmuşlardır. Başka ordular gerilerinden binlerce baş sığır sürüleri sevk etmek zorunda kalırken, Türkler yiyecek ihtiyaçlarını bir anlamda et konservesi ile karşılıyorlardı. Konserve et ( kurutulmuş et ) Çin'de ve Avrupa'da ortaya çıkmazdan en aşağı 500-1000 sene önce Türklerce biliniyordu. Bazı Latin yazarlarının Hunlar'ın ve hatta çok sonraki yüzyıllarda Macarların çiğ et yediklerini yazması eğerlere bağlı çantalarda taşınan bu kurutulmuş et (pastırma) konservesini tanımamalarından ileri gelmektedir.
Türkler'in dayanıklılığı kanaatkârlığı ve savaş araçlarını kullanmaktaki mahâret ve idmanlı bulunuşları çok eski çağlardan itibaren, Batılı komşuları arasında da ün salmıştır. Bizanslı Prikopios, V. Yy'da Sabirler hakkında şunları söyler: "Yerin sırtında insanlar yaşamaya başlayalıdan beri ne Yunan'ların ve ne de İran'lıların kafasında, Sabirler'in kullandığı silâhlar çıkmadı."
1206'da yazılan Târih-i Mubârekşah'a göre; "yabancı bir ülkeye giden yabancıyı fena akıbet bekler. Bunun aksine Türkler, Müslüman bir ülkeye ulaştıkları zaman, orada saygı ve takdir görürler. Emir ve orduya kumandan olurlar.
Hazreti Âdem'den bugüne kadar, para ile satın alınan esirlerin sultan olduğu hiçbir yerde görülmemiştir. Türkler müstesnadır, demektedir.
"Hıristiyanlar, fethettikleri yerlerde bulunan Müslümanları daima uzaklaştırmaya çalışmışlardır. Hatta bugün bile Müslümanlarla birarada yaşamalarına imkân olmadığı iddiasıyla binlerce aileyi ana vatanlarından kovmaktan çekinmemişlerdir. Türkler ise bunun tam aksine Hıristiyanlara son derece iyi kabul göstermişler, dinlerine, mülklerine hatta kanun ve müesseselerine bile dokunmamışlardır."
D. Urguhart (Yazar 1836)

İşte bu Türk'ün yönetim özelliğidir. Ordusunun bütün mensuplarında bu özellik vardır.Yukarıda açıklanan bilgiler bugünkü Cumhuriyet Ordusunun dayandığı askeri ve insani değerlerle, geleneksel Ordu kültürünün temelini teşkil eder.Peki bu günkü Cumhuriyet Ordusu  NASILDIR? Bu sorunun cevabını Orduya komuta eden yüksek komuta heyetinin topluma açıklanmış beyanlarıyla açıklayacak olursak şöyledir.
TÜRKİYENİN ASKERİ GÜCÜ:
  Türkiye nin  milli güç unsurlarından, Askeri gücü; NATO üyesi ülkeler içerisinde ABD  den sora sayısal olarak en büyük, eğitim, organizasyon ve kurumlaşma ile devlete ve rejime bağlılık açısından dünyanın gıpta ettiği bir ülkeyiz. Ancak tek başına Askeri güç bu konudaki yarışta yetmemektedir.

TSK nin teknik donanımında % 80 dışa bağımlı olması, bu teknolojinin pahalı ve şartlı verilmesi, TSK nin uzun süreli savaşı sürdürme yeteneğine olumsuz etki etmektedir. Buna rağmen   savaş gücü açısından 20 senedir süren dış destekli terör ile mücadelede gösterdiği başarı, TSK nin gayri nizami savaş teknik ve taktikleri açısından üstün bir tecrübe kazanmasına imkan vermiştir.
TSK 40-50 BİN KİŞİLİK BİR KOLORDUYU ÇOK KISA BİR İKAZ SÜRESİ İÇERİSİNDE MÜŞTEREK BİR HAREKAT İÇİN GÖREVLENDİREBİLMEKTE, ikmal ve idamesini ateş desteğini sağlayabilmekte, 6-7 taburluk bir gücü bir gecede ve bir seferde havadan hücum indirmesiyle uzak mesafedeki hedeflere kısa süre içerisinde indirebilmektedir .
 Deniz kuvvetlerinde, bir denizaltı sı refakatsız olarak 14.500 deniz mili mesafeyi kat ederek Kuala Lumpur a gidip dönebilmektedir.Hava kuvvetleriyle ABD den sonra en fazla F-16 savaş uçaklarına sahip, personel mevcudu, disiplin ,eğitim imkan ve yetenekleri ile hakiki mühimmatla eğitim yapma olanakları bakımından Avrupa daki tek hava kuvvetidir.

Hava filoları hiç inmeden orta Avrupa da atışlı tatbikatlara iştirak edip yurda dönmekte, hatta Atlantik i aşarak ABD ne kadar gidip gelebilmektedir. Havadan yakıt ikmal ve kabiliyetine sahip sayılı Hava kuvvetlerinden biridir.
1998 yılından beri Ankara'da açılan  "Barış İçin Ortaklık Eğitim Merkezinde 46 ülkeye 2398 personele eğitim desteği veren Uluslarası askeri operasyonlarda, barışı koruma ve desteklemede dünyanın pek çok yerinde saygın görevler yerine getirmektedir.

 Milli gücün bu askeri yapısı  ülkede ve bölge barışın tesisi ve korunmasında çok hayati görevleri yerine getirmektedir.
 
Amerikalı prof. Steven  Metz 2020 ve sorası ordular nasıl yapılanmalı? İsimli makalesinde geliştirdiği 4 öngörüden biriside gelecekteki güvenlik sistemini üç katmandan oluşacağını kabul etmektedir.
 
Birinci katman:Gelişmiş,ileri teknolojiye sahip zengin ülkelerin bilgi savaşları yapacak ordularından,
 
İkinci katman:Geleneksel sanayi üretimine sahip kısmen gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin klasik savaş yapacak ordulardan,
 
Üçüncü katman:Ekonomik durgunluk,şiddet ve yönetimsizliğin egemen olduğu, örgütlenmiş suça bağlı geleneksel ekonomik faaliyetler ve anarşinin yaygın olduğu fakir ülkelerin silahlı kuvvetleri,milisler,yerel diktatörlerin kişisel orduları ile terörist grupların oluşturacağını kabul etmektedir.
 
Bu üç katman arasındaki çatışmada;ileri teknoloji ile donanmış birinci katman orduları, büyük sayıda olan ancak teknolojik donanımı zayıf olan ikinci katman ordularını kolayca yenilgiye uğratacak,ancak üçüncü katmanın milis,terörist ve özel ordularına karşı savaşın etkili olmasında zayiata karşı olan hassasiyet nedeniyle çok başarılı olamayacağı kabul ediliyor.
 
İkinci katman orduları,uzun süreli yoğun harekatı sürdürme becerileri ve zayiatı karşı çok fazla hassasiyet göstermemeleri nedeniyle üçüncü katman kuvvetlerine karşı daha büyük başarı kazanabileceklerdir.
 
Bütün bunlar şu anlama geliyor.Birinci katman kuvvetleri ikinci katmanı, yenerken, İkinci katman üçüncü katmana karşı başarı kazanacak, Üçüncü katman ise birinci katmanı yenilgiye uğratabilecektir.

Bu tasnifin içinde Türkiye nin Askeri gücü nerededir. Sorunun cevabı,TSK geleneksel sanayi üretimine sahip, modern teknolojiyi  kullanmaya hazır, güçlü, disiplinli ve vatan sevgisiyle dolu  Cumhuriyete ve demokratik rejime bağlı,Ülkenin ulusal çıkarları için her riski göze alabilecek  güçlü ve inançlı bir ordudur.

Şimdilik Ülkede ve bölgede barış ve güvenliğin sağlanmasında yegane teminattır.


Büyük önder M. Kemal ATATÜRK'ün orduya değişmeyen mesajında şu direktifi vermiştir:
"Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferle beraber medeniyet nurları taşıyan kahraman Turk Ordusu.......
Memleketini en buhranlı ve muşkul anlarda zulumden, felaket ve musibetlerden ve duşman istilasından nasıl korumuş ve kurtarmış isen, Cumhuriyetin bugunku  feyizli devrinde de, askerlik tekniğinin butun modern silah ve vasıtalarıyla mucehhez olduğun halde, vazifeni aynı bağlılıkla yapacağına hiç şuphem yoktur.
Turk vatanının ve Turkluk camiasının şan ve şerefini, dahili ve harici her turlu tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni her an ifaya hazır ve amade olduğuna benim ve buyük ulusumun tam bir inanç ve itimadımız vardır. Buyuk Ulusumuzun orduya bahşettiği en son sistem fabrikalar ve silahlar ile bir kat daha kuvvetlenerek buyuk bir feragati nefis ve istihkarı hayat ile her turlu vazifeyi ifaya muheyya olduğunuza eminim. Bu kanaatla Kara, Deniz, Hava Ordularımızın kahraman ve tecrubeli komutanları ile subay ve eratını selamlar ve takdirlerimi; butun ulus ve muvacehesinde, beyan ederim."

                                                                                      M. Kemal ATATURK

 
 SİTE İÇİ ARAMA

SON EKLENEN 5 MAKALE
TÜRKİYE- AVRUPA BİRLİĞİ TARİHÇESİ

KARŞI DEVRİM HAREKETLERİNİN EN ETKİLİSİ ŞEYH SAİD İSYANI

BM VE TBMM DE KABUL EDİLEN İKİ SÖZLEŞMENİN ÜLKEMİZE ETKİLERİ

CUMHURİYETİN 86 NCI YILINDA BAŞINA GELENLER

RİSK VE RİSK YÖNETİMİ

SİTE ANKET
Yeni Sitemizi Nasil Buldunuz?
Çok Iyi
Iyi
Normal
FikrimYok