17 ARALIK 2004 GÜNÜ LOZAN İHLAL EDİLDİMİ?
 

“..Bu anlaşma, Türk Milleti aleyhine, asırlardan beri hazırlanmış ve sevr anlaşmasıyla tamamlandığı zannedilmiş, büyük bir suikastın (kötü niyetin) çöküşünü ifade eden bir vesikadır.

Osmanlı devrine ait tarihte örneği görülmemiş bir siyasi zaferin eseridir.” Ekim 1927

                                                                    ATATÜRK


 

Saygı değer okuyucular;

Bu gün 17 Aralık 2004 günü bu çalışmayı hazırladım.Çünkü bu günün önemi Milletimizce AB girmek için müzakerelere başlama tarihi almak için Bürüksel de bulunun Hükümet temsilcilerinin altına imza attıkları her cümlenin Lozan barış antlaşmasının özünden çok önemli bir değeri alıp gittiği endişesi ile sizlere sesleniyorum.

TÜRKİYE: TARİHDE İKİNCİ DEFA EMSALİ GÖRÜLMEMİŞ BİR İHANET İLE, BÜYÜK BİR SİYASİ SUİKASTE TABİ TUTULUYOR. Gaflet den uyanalım.17.12. 2004

1. ANLAŞMASI’NIN KABULÜNE DAİR KANUNLAR

Lozan Barış Anlaşması modern Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş anlaşmasıdır.

Lozan da, 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan barış anlaşması 23 Ağustos 1923 tarihinde TBMM de görüşülerek kabul edildi ve LOZAN Barış anlaşması “ANDLAŞMA” statüsüne taşındı.

Kanun No.: 340

Madde 1 – Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile Britanya İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya Hükümetlerinin yetkili üyeleri arasında 1923 senesi temmuzunun yirmi dördüncü günü Lozan'da akit ve imza olunan Sulh (Barış) anlaşması ve ek senetleri Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul ve tasdik olunmuştur.

  1. Boğazların usulü idaresine dair 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan’da imzalanan anlaşma,

  2. Trakya hududuna dair 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan’da imzalanan anlaşma

  3. Türk ve Rum ahalinin mübadelesine dair 30 Temmuz 1923 tarihinde Lozan’da imza olunan Mukavelename.

  4. Genel affa dair 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan’da imzalan Beyanname ve Protokol.

  5. Lozan’da imza edilen senedin bazı hükümlerinin Belçika ve Portekiz devletlerinin katılımına dair 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan’da imza olunan Protokol.

  6. Britanya, Fransa, İtalya kıtaatı tarafından işgal edilen Türk arazisinin boşaltılmasına dair 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan’da imza olunan Protokol.

  7. Karaağaç arazisi ile Bozcaada ve İmroz adalarına dair olup Türkiye ve Britanya İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan tarafından 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan’da imzalanan Protokol.

  8. Sırp-Hırvat ve Sloven Devleti tarafından Barış Anlaşmasının imzasına dair 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan’da imzalanan Protokol.

Madde 2 – İşbu kanunun uygulamasına Bakanlar Kurulu yetkilidir. 23 Ağustos 1923

Kanun No.: 341

Madde 1 – Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile Britanya İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya Hükümetlerinin Yetkili Temsilcileri arasında 1923 senesi Temmuzunun yirmi dördüncü günü Lozan’da taraflarca kabul edilen (akit ve imza olunan) ikamet ve adli yetki sözleşmesi (salahiyeti adliyeye dair Mukavelename) Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul ve tasdik olunmuştur.

Madde 2 – İşbu kanunun uygulamasına Bakanlar Kurulu yetkilidir.

23 Ağustos 1923 Kanun No.: 342

Madde 1 – Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile Britanya İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya Hükümetlerinin Yetkili temsilcileri 1923 senesi Temmuzunun yirmi dördüncü günü Lozan’da akit ve imza olunan Ticaret sözleşmesi (Mukavelenamesi) Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul ve tasdik olunmuştur.

Madde 2 – İşbu kanunun uygulamasına Bakanlar Kurulu yetkilidir.

23 Ağustos 1923 Kanun No.: 343

Madde 1 – Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetiyle Britanya İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya Hükümetlerinin yetkili temsilcileri arasında 1923 senesi Temmuzunun yirmi dördüncü günü Lozan’da akit ve imza olunan, Osmanlı Devleti tarafından verilmiş bazı imtiyazlara dair Protokol Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul ve tasdik olunmuştur.

Madde 2 – İşbu kanunun uygulamasına Bakanlar Kurulu yetkilidir.

  1. LOZAN ANTLAŞMASININ KAPSAMI:

Lozan Barış Antlaşması bilinen antlaşmalara göre en çok detayı kapsayan bir antlaşmadır. Tamamı 144 maddeden oluşan bu antlaşma, Batılı Devletleri bundan önceki anlaşmalarda söz verip de yapmadıkları ve inkar ettikleri olayların neden olduğu kültürün tabii bir sonucu olarak Türk delegesi her şeyi yazıya dökerek karara varılan konuların kalıcılığını sağlayacak nitelikte detayı kapsamaktadır.

BÖLÜM I: Siyasi Hükümler

Madde 1: İşbu anlaşmanın yürürlüğe giriş tarihinden başlayarak, bir yandan İngiliz İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya Sırp-Hırvat-Sloven Devleti ve öte yandan Türkiye arasında olduğu kadar, bunların vatandaşları arasında da, barış durumu kesin olarak kurulmuş olacaktır.

Taraflar arasında resmi ilişkiler kurulacak ve tarafların ülkelerinde diplomasi ve konsolosluk görevlileri (agents diplomaques et consularies), yapılacak özel anlaşmalarla halel gelmeksizin, devletler hukukunun genel ilkeleri uyarınca işlem görecektir.

KISIM I A: Ülkeye İlişkin hükümler

Madde 2: Karadeniz’den Ege Denizi’ne kadar Türkiye’nin sınırları aşağıdaki gibi saptanmıştır:

1. Bulgaristan ile:

Rezve (Kanlı dere) nin denize döküldüğü yerden, Türkiye, Bulgaristan ve Yunanistan sınırlarının Meriç üzerinde birleştikleri noktaya kadar:

Bulgaristan’ın bugünkü haliyle Güney sınırı.

2. Yunanistan ile:

Buradan, Arda ve Meriç’in birleştikleri yere kadar:

Meriç’in akım yolu;

Buradan Arda kaynağına doğru (vers l’amont de l’Arda) bu nehir üzerinde ve Çökerek Köy’ün hemen yakınında olmak üzere arazi üzerinde saptanacak bir noktaya kadar:

Arda’nın akım yolu;

Buradan, Güney-Doğu doğrultusunda, Bosna Köy’ün, nehrin denize döküldüğü yönde (en aval) 1 Kilometre uzaklığında bir noktaya kadar:

Bosna-Köy’ü Türkiye’de bırakan, belli olacak ölçüde düz bir çizgi. Çörek Köyü, 5’inci Maddede belirtilen komisyonca, nüfusunun (halkının) çoğunluğunun Rum olarak kabul edileceğine göre Türkiye’ye ya da Yunanistan’a verilecektir. 11 Ekim 1922’den sonra bu köye göç etmiş olanlar hesaba katılmayacaklardır;

Buradan, Ege Denizi’ne kadar;

Meriç’in akım yolu.

Madde 3: Akdeniz’den İran sınırına kadar, Türkiye’nin sınırı aşağıdaki gibi saptanmıştır.

  1. Suriye ile:

20 Ekim 1921 tarihli Türk – Fransız Andlaşmasın’nın 8’inci Maddesiyle saptanmış olan sınır;

2. Irak ile:

Türkiye ile Irak arasındaki sınır, işbu Andlaşmanın yürürlüğe girişinden başlayarak dokuz aylık bir süre içinde Türkiye ile İngiltere arasında dostça bir çözüm yoluyla saptanacaktır.

Öngörülen süre içinde iki Hükümet arasında bir anlaşmaya varılamazsa, anlaşmazlık Milletler Cemiyeti Meclisine götürülecektir.

Sınır çizgisi konusunda alınacak kararı beklerken, Türk ve İngiliz Hükümetleri, kesin geleceği (kaderi) bu karara bağlı olan toprakların şimdiki durumunda herhangi bir değişiklik yapacak nitelikte hiçbir askeri ya da başka bir harekete bulunmamayı karşılıklı olarak yükümlenirler.

Madde 4: İşbu Andlaşmada belirtilen sınırlar Andlaşmaya eklenmiş 1/1000000 ölçekli haritalar üzerinde çizilecektir. Andlaşma metni ile haritalar arasında uyuşmazlık çıkarsa, Andlaşma metni üstün tutulacaktır.

Madde 5: İşbu Andlaşmanın 2’nci Maddesinin 2’nci paragrafında tanımlanmış sınırını, arazi üzerinde çizmekle, bir Hudut İşaretleme Komisyonu görevlendirilecektir. Komisyon Türkiye ile Yunanistan’ın (her Devlet için birer temsilci olmak üzere) temsilcilerinden ve bunların üçüncü bir devletin vatandaşları arasında seçecekleri bir Başkan’dan kurulacaktır.

Hudut İşaretleme Komisyonu, her yerde, idari sınırlarla, yerel (mahalli) ekonomik çıkarları, elden geldiği ölçüde göz önünde tutarak, Andlaşma’da verilmiş tanımları en yakından izlemeye çalışacaktır.

Komisyon kararı oy çokluğuyla alınacak ve bu kararlar ilgili taraflar için bağlayıcı nitelikte olacaktır.

Hudut İşaretleme Komisyonun giderleri ilgili taraflarca eşit olarak yüklenilecektir.

Madde 6: Bir nehrin ya da bir ırmağın kıyılarıyla değil de, akım yollarıyla tanımlanan sınırlar bakımından, işbu Andlaşmadaki tanımlamalarda kullanılan “akım yolu” (mecra “cours” ayda “chenal”) terimleri, şu anlama gelmektedir. Bir yandan, gemilerin gidiş – gelişine (ulaşıma) elverişli olmayan nehirlerde, akarsuyun ya da ana kolun ortay çizgisi (lignemediane), ve öte yandan, gemilerin gidiş – gelişlerine (ulaşıma) elverişli nehirlerde, ana gidiş – geliş yolunun ortay çizgisi (ligne mediane du chenal de navigation principale). Bununla birlikte, akım ya da gidiş – geliş yolunda değişiklikler olması halinde, sınır çizgisinin, bu biçimde tanımlanmış olan akım yoluyla gidiş – geliş yolunu mu izleyeceğini, yoksa, bu yolun, işbu Andlaşmanın yürürlüğe giriş anındaki durumunda olduğu gibi kesin olarak saptanmış mı kalacağını kararlaştırmaya, işbu Andlaşmada öngörülen Hudut İşaretleme Komisyonu yetkili olacaktır.

İşbu Andlaşmada aykırı bir hüküm bulunmadıkça, deniz sınırları, kıyıya üç milden daha yakın bulunan adaları ve adacıkları da içine alacaktır.

Madde 7: İlgili Devletler, Hudut İşaretleme Komisyonuna, görevlerini yerine getirmesi için gerekli her türlü belgeleri, özellikle şimdiki ya da eski sınırların saptanmasına ilişkin tutanakların doğruluğu onanmış örneklerini, elde bulunan en büyük ölçekli bütün haritaları, jeodezik verileri, yapılmış fakat yayınlanmamış yer ölçmesi (mesaha) haritalarını (leves), sınırdaki akarsuların yatak değiştirmelerine ilişkin bilgileri vermeyi yüklenirler. Türk makamlarının elinde bulunan haritalar, jeodezik veriler, yayınlanmamış olsa bile yer ölçmesi (mesaha) haritaları, işbu Andlaşmanın yürürlüğe konulmasından sonra en kısa süre içinde, İstanbul’da, Hudut İşaretleme Komisyonu Başkanına teslim edilecektir.

İlgili Devletler, bundan başka, bütün belgeleri, özellikle planları, kadastrolarla, tapu kütüklerini ve Komisyon isterse, mülkiyet durumuna ve ekonomik akımlara ilişkin bilgilerle, gerekli her çeşit bilgileri Komisyona iletmeleri için yerel makamlara yönergeler (talimat) vermeyi de yükümlenirler.

Madde 8: İlgili Devletler, Hudut İşaretleme Komisyonuna, görevlerini yerine getirebilmesi için gerekli olan ulaşım, konut, işgücü ve malzemeye (direkler ve sınır işaretleri) ilişkin her türlü yardımı gerek doğrudan gerekse yerel makamların aracılığıyla yapmayı yükümlenirler.

Özellikle, Türk Hükümeti, Hudut İşaretleme Komisyonunun görevlerini yerine getirmesinde, gerekli görünürse, teknik personel yardımında bulunmayı yükümlenir.

Madde 9: İlgili Devletler, Komisyonca konulmuş nirengi noktalarını, sınır işaretlerini, taşlarını, kazık ya da direklerini korumayı yükümlenirler.

Madde 10: Sınır işaretleri (taş, kazık ya da direkleri), birbirinden gözle görülecek uzaklıklarda konulacaktır; bunlara numara verilecek ve yerleriyle sayıları bir haritaya işlenecektir.

Madde 11: Hudut işaretlemeye ilişkin tutanaklar, bunlara ekli haritalar ve belgeler, her biri de asıl nüsha sayılmak üzere, üç nüsha olarak düzenlenecektir. Bunlardan ikisi sınırdaş Devletlere, üçüncüsü de, doğruluğu onaylanmış birer örneği işbu andlaşmayı imzalamış Devletlere gönderilecek olan Fransa Cumhuriyeti Hükümetine verilecektir.

Madde 12: İmroz (Imbros) adası ile Bozcaada (tenedos) ve Tavşan adaları (Illes aux Lapins) dışında, Doğu Akdeniz adaları ve özellikle Limmi (Lemnos), Semadirek (Semadirek, (Samothrace), Midilli (Mitylene), Sakız (Chio), Sisam (Simos) ve Nikarya (Nicaria) adaları üzerinde Tunan egemenliği konusunda 17/30 Mayıs 1913 tarihli Londra Andlaşmasının 5’inci ve 1/14 Kasım 1913 tarihli Atina Andlaşmasının15’inci Maddeleri hükümleri uyarınca alınan ve 13 Şubat 1914 tarihinde Yunan hükümetine bildirilen karar, bu Andlaşmanın, İtalya’nın egemenliği altına konulan ve 15’inci Maddede belirtilen adalara ilişkin hükümleri saklı kalmak üzere, doğrulanmıştır. İşbu Andlaşmada aykırı bir hüküm bulunmadıkça, Asya kıyısından 3 milden az bir uzaklıkta bulunan adalar, Türk egemenliği altında kalacaktır.

Madde 13: Barışın sürekli olmasını sağlamak amacıyla, Yunan Hükümeti, Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya adalarında, aşağıdaki tedbirlere uymayı yükümlenir:

1. Bu adalarda hiçbir deniz üssü kurulmayacak, hiçbir istihkam yapılmayacaktır.

2. Yunan askeri uçaklarının Anadolu kıyısı toprakları üstünde uçmaları yasak olacaktır.

Buna karşılık, Türk Hükümeti de askeri uçaklarının bu adalar üstünde uçmaları yasaklanacaktır.

3. Bu adalarda, Yunan askeri kuvvetleri, askerlik hizmetine çağrılmış ve bulundukları yerde eğitilebilecek normal asker sayısından çok olmayacağı gibi, jandarma ve polis kuvvetleri de, bütün Yunan ülkesindeki jandarma ve polis kuvvetlerine orantılı bir sayıda kalacaktır.

Madde 14:Türk egemenliği altında kalan İmroz adasıyla Bozcaada, yerel (mahalli) yönetim ile can ve mal güvenliği bakımından, Müslüman olmayan yerli halka gerekli bütün güvenceyi sağlayan, yerel unsurlardan kurulu bir özel yönetim örgütünden yararlanacaktır. Bu adalarda düzenin korunması, yukarıda öngörülen yerel yönetim örgütünün aracılığıyla yerli halktan seçilmiş ve bu örgütün emrinde bulunan bir polis kuvvetince sağlanacaktır.

Rum ve Türk halkların mübadelesine ilişkin olarak Türkiye ile Yunanistan arasında kararlaştırılmış ya da kararlaştırılacak olan hükümler, İmroz ve Bozcaada adaları halkına uygulanmayacaktır.

Madde 15: Türkiye, aşağıda sayılan adalar üzerindeki bütün haklarından ve sıfatından İtalya yararına vazgeçer: Bugünkü durumda İtalya’nın işgali altında bulunan Stamplaia (Astropolia), Rodos (Rhodes, Rhodos), Kalki (Calki, Khalki), Skarpanto (Scarpanto), Kazos (Casos, Casso), Piskopis (Piscopis, Tilos), Miziroz (Misiros, Nisyros), Kalimnos (Calimnos, Kalymnos), Leros, Patmos, Lipsos (lipso), Simi (symi) ve İstanköy (Cos, Kos) adaları ile bunlara bağlı adacıklar ve Meis (Castellorizo) adası.

Madde 16: Türkiye, işbu Andlaşmada belirtilen sınırlar dışında bulunan topraklar üzerindeki ya da topraklara ilişkin olarak, her türlü haklarıyla sıfatlarında ve egemenliği işbu andlaşmada tanınmış adalardan başka, bütün öteki adalar üzerindeki her türlü haklarından vazgeçmiş olduğunu bildirir. Bu toprakların ve adaların geleceği (kaderi), ilgililerce düzenlenmiştir ya da düzenlenecektir.

İşbu Maddenin hükümleri, Türkiye ile sınırdaş olan ülkeler arasında komşuluk durumları yüzünden kararlaştırılmış ya da kararlaştırılacak olan özel hükümlere halel vermez.

Madde 17: Türkiye’nin Mısır ve Sudan üzerindeki bütün haklarından ve sıfatlarında vazgeçişi, 5 Kasım 1914 tarihinden başlayarak yürürlüğe girmiş olacaktır.

Madde 18: Türkiye, Mısır vergisiyle güvence altına alınmış Osmanlı borçlanmaları (başka deyimle 1855, 1891 ve 1894 borçlanmaları) konusundaki bütün hükümlülüklerinden ve borçlarından aklanmıştır (ibra edilmiştir). Bu üç borçlanmanın hizmetleri için Mısır’ın yaptığı yıllık ödemeler, bugün Mısır Devlet borcu hizmetlerinin ödenmesinin bir parçasını oluşturmakta olduğundan, Mısır, Osmanlı Devleti Borcuna (Düyun-u Umumiye-i Osmaniye’ye) ilişkin olarak başka her türlü borçlardan aklanmıştır.

Madde 19: Mısır Devletinin tanınmasından doğan sorunlar ilgili Devletler arasında saptanacak şartlar içinde sonradan kararlaştırılacak hükümlerle çözüme bağlanacak ve işbu Andlaşma uyarınca Türkiye’den ayrılan topraklara ilişkin olarak sözü geçen Andlaşmanın hükümleri Mısır Devletine uygulanacaktır.

Madde 20: Türkiye, İngiliz Hükümetince 5 Kasım1914 tarihinde ilan edilen, Kıbrıs’ın (İngiltere’ye) katılışını tanıdığını bildirir.

Madde 21: 5 Kasım 1914 tarihinden Kıbrıs adasında yerleşmiş bulunan Türk vatandaşları, yerel kanunun saptadığı şartlar içinde, İngiliz vatandaşlığına geçecekler ve bu kimseler Türk vatandaşlığını yitireceklerdir. Bununla birlikte, işbu Andlaşmanın yürürlüğe girişinden başlayarak iki yıllık bir süre içinde, Türk vatandaşlığını seçme hakları olacaktır. Bu durumda seçme hakkını (option) kullandıkları tarihi izleyecek on iki ay içinde Kıbrıs Adasından ayrılmaları zorunlu olacaktır.

İşbu Andlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihte Kıbrıs adasında yerleşmiş olup da, bu tarihte, yerel kanunun ön gördüğü şartlar içinde yapılmış başvurunun üzerine İngiliz vatandaşlığını edinmiş bulunan ya da edinmekte olan Türk vatandaşları da bu yüzden Türk vatandaşlığını yitireceklerdir.

Şurası kararlaştırılmıştır ki, Kıbrıs hükümetinin, Türk hükümetinin rızası olmaksızın Türk vatandaşlığından başka bir uyrukluk edinmiş olan kimselere, İngiliz vatandaşlığını reddetme hakkı olacaktır.

Madde 22: Türkiye, 27’nci Maddesinin genel hükümlerine halen gelmemek şartıyla, 18 Ekim 1912 tarihli andlaşması ve bu andlaşmaya ilişkin senetler uyarınca, ne nitelikte olursa olsun Libya’da yararlandığı bütün haklarının ve ayrıcalılarının kesin olarak sona erdiğini tanıdığını bildirir.

B. Özel Hükümler

Madde 23: Bağıtlı (Akit yapan) Yüksek Taraflar, Boğazlar rejimine ilişkin bugünkü tarihle yapılmış olan Sözleşmede ön görüldüğü üzere Çanakkale Boğazı’nda, Marmara Denizinde ve Karadeniz Boğazında denizden ve havadan, barış zamanında olduğu gibi savaş zamanında da geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) serbestliği kabul ve ilan etmekte görüş birliğine varmışlardır. (Boğazlar rejimine ilişkin olarak bu günkü tarihle yapılmış) bu Sözleşme, Yüksek Taraflar bakımından, sanki bu Andlaşmanın içindeymiş gibi aynı güç ve değerde olacaktır.

Madde 24: İşbu Andlaşmanın 2’nci Maddesinde tanımlanan sınır rejimine ilişkin olarak bu günkü tarihte yapılmış olan özel Sözleşme, işbu Andlaşmaya taraf olan Devletler bakımından, sanki bu Andlaşmanın içindeymiş gibi aynı güç ve değerde olacaktır.

Madde 25: Türkiye kendisiyle yan yana savaşmış olan Devletlerle öteki Bağıtlı Devletler arasında yapılmış barış andlaşmalarıyla ek Sözleşmeleri tam geçerli olarak tanımayı, eski Alman İmparatorluğu, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan topraklarına ilişkin olarak alınmış ya da alınacak kararları kabul etmeyi ve (bu antlaşmalara) saptanan sınırlar içindeki yeni Devletleri tanımayı yükümlenir.

Madde 26: Türkiye, şimdiden, Almanya’nın, Avusturya’nın, Bulgaristan’ın, Yunanistan’ın, Macaristan’ın, Polonya’nın, Romanya’nın, Sırp-Hırvat-Sloven Devletinin ve Çeko-Slovakya Devletinin sınırlarını (işbu sınırlar 25’inci Maddede belirtilen antlaşmalar ya da bunları tamamlayıcı bütün sözleşmelerde saptanmış olduğu ya da saptanabileceği üzere) tanıdığı ve kabul ettiğini bildirir.

Madde 27: Türk ülkesinin dışında işbu Andlaşmayı imzalayan öteki Devletlerin egemenliği ya da koruyuculuğu (protectorat) altında bulunan ülkelerin vatandaşları ile Türkiye’den ayrılmış ülkelerin vatandaşları üzerinde, Türk Hükümeti ya da Türk makamlarınca, siyasal, yaşamaya ya da yönetime ilişkin herhangi bir nedenle olursa olsun, hiçbir güç ya da yetki kullanılmayacaktır.

Şurası kararlaştırılmıştır ki, Müslüman din makamlarının ruhani yetkilerine halel verilmiş değildir.

Madde28: Bağıtlı Yüksek Taraflar, her biri kendi yönünde, Türkiye’de kapitülasyonların her bakımdan kaldırıldığını kabul ettiklerini bildirirler.

Madde 29: Fransız vatandaşlığındaki Fas’lılara ve Tunus’lulara, Türkiye’de her bakımdan, öteki Fransız vatandaşlarına uygulanan rejim uygulanacaktır.

Libya vatandaşlığında olanlara, Türkiye’de, her bakımdan, öteki İtalyan vatandaşlarına uygulanan rejim uygulanacaktır.

İşbu Maddenin hükümleri Türkiye’de yerleşmiş, Tunus, Libya ve Fas kökenli kimselerin vatandaşlığını etkilememektedir.

Buna karşılık Türk vatandaşları halkı 1’inci ve 2’nci fıkraların hükümlerinden yararlanan ülkelerde, Fransa ile İtalya’da yararlandıkları aynı rejimden yararlanacaklardır.

Birinci fıkradaki hükümlerden halkı yararlanan ülkelerden gelen ya da bu ülkelere gönderilen mallara (ticaret eşyasına) Türkiye’de uygulanacak rejim ile buna karşılık, Türkiye’den gelen ya da Türkiye’ye gönderilen mallara bu ülkede uygulanacak rejim Fransız Hükümeti ile Türk Hükümeti arasında anlaşma ile saptanacaktır.

KISIM II: Vatandaşlık

Madde 30: İşbu Adlaşmanın hükümleri uyarınca,Türkiye’den ayrılmış ülkelerde yerleşmiş Türk vatandaşları hukukça (de plein) ve yerel yasaların ön gördüğü şartlarla, bu ülke hangi Devlete bırakılmışsa o Devletin uyruğu olacaktır.

Madde 31: 18 yaşını aşmış olup da Türk vatandaşlığını yitiren ve 30’uncu Madde uyarınca hukuk açısından yeni bir uyrukluk edinmiş bulunan kimseler, işbu Andlaşmanın yürürlüğe giriş tarihinden başlayarak iki yıllık bir süre içinde Türk vatandaşlığını seçebileceklerdir.

Madde 32: İşbu Andlaşma uyarınca Türkiye’den ayrılan bir ülkede yerleşmiş ve bu ülkede halkın çoğunluğundan soy (ırk) bakımından ayrı olan, 18 yaşını aşmış kimseler işbu Andlaşmanın yürürlüğe giriş tarihinden başlayarak iki yıllık bir süre içinde, halkının çoğunluğu kendi ırkından olan Devletlerden birinin vatandaşlığını, bu devletin de buna razı olması şartıyla edinebileceklerdir.

Madde 33: 31’inci ve 32’nci Maddelerindeki hükümler uyarınca, seçme haklarını (droit d’option) kullanan kimseler bunu izleyen on iki ay içinde konutlarını (ikametgahlarını), seçme haklarını hangi devlet için kullanmışlarsa o devletin ülkesine taşıtmak zorundadırlar.

Bu gibi kimseler, seçme haklarını kullanmazdan önce oturmakta oldukları öteki Devletin ülkesinde malik oldukları taşınmaz malları ellerinde tutmakta serbest olacaklardır.

Türkiye’de oturan herkes, her inancın, dinin ya da mezhebin, kamu düzeni ve ahlak kurallarıyla çatışmayan gereklerini, ister açıkta isterse özel olarak, serbestçe yerine getirmek hakkına sahip olacaktır. Müslüman olmayan azınlıklar, bütün Türk vatandaşlarına uygulanan ve Türk Hükümetince, ulusal savunma amacıyla ya da kamu düzeninin korunması için, ülkenin tümü ya da bir parçası üzerinde alınabilecek tedbirler saklı kalmak şartıyla dolaşım ve göç etme özgürlüklerinden tam olarak yararlanacaklardır.

Madde39: Müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk vatandaşları Müslümanların yararlandıkları aynı yurttaşlık (medeni) haklarıyla, siyasal haklardan yararlanacaklardır.

Türkiye’de oturan herkes, din ayırımı gözetilmeksizin kanun önünde eşit olacaktır.

Din, inanç ya da mezhep ayrılığı, hiçbir Türk uyruğunun yurttaşlık haklarıyla (medeni haklarla), siyasal haklarından yararlanmasına özellikle kamu hizmet ve görevlerine kabul edilme, yükseltilme, onurlanma ya da çeşitli mesleklerde ve iş kollarında çalışma bakımından, bir engel sayılmayacaktır.

Herhangi bir Türk uyruğunun, gerek özel gerekse ticaret ilişkilerinde din, basın ya da her çeşit yayın konularına açık toplantılarında, dilediği bir dili kullanmasına karşı hiçbir kısıtlama konulmayacaktır.

Devletin resmi dili bulunmasına rağmen, Türkçe’den başka bir dil konuşan Türk vatandaşlarına mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri bakımından uygun düşen kolaylıklar sağlanacaktır.

Madde 40: Müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk vatandaşları, hem hukuk bakımından hem de uygulamada öteki Türk vatandaşlarıyla aynı işlemlerden ve aynı güvencelerden (garantilerden) yararlanacaklardır. Özellikle, giderlerini kendileri ödemek üzere her türlü hayır kurumlarıyla, dini ve sosyal kurumlar, her türlü okullar ve buna benzer öğretim ve eğitim kurumları kurmak, yönetmek ve denetlemek ve buralarda kendi dillerini serbestçe kullanmak ve dini ayinlerini serbestçe yapmak konularında eşit hakka sahip olacaklardır.

Madde 41: Genel (kamusal) eğitim konusunda Türk Hükümeti, Müslüman olmayan vatandaşların önemli bir oranda oturmakta oldukları il ve ilçelerde, bu Türk vatandaşlarının çocuklarına ilkokullarda ana dilleriyle öğretimde bulunulmasını sağlamak bakımından uygun düşen kolaylıkları gösterecektir. Bu hüküm Türk Hükümetinin, söz konusu okullarda Türk Dilinin öğrenimini zorunlu kılmasına engel olmayacaktır.

Müslüman olamayan azınlıklara mensup Türk vatandaşlarının önemli bir oranda bulundukları il ve ilçelerde söz konusu azınlıklar, devlet bütçesi, belediye bütçesi ya ada öteki bütçelerce eğitim din ya da hayır işlerine genel gelirlerden sağlanabilecek paralardan yararlanmaya ve pay ayrılmasına hak gözetirliğe uygun ölçülerde katılacaklardır.

Bu paralar, ilgili kurumların (Etablissements et institutions) yetkili temsilcilerine teslim edilecektir.

Madde 42: Türk Hükümeti, Müslüman olmayan azınlıkların aile kurumlarıyla (statüleriyle, aile hukukuyla) kişisel durumların (statüleri, kişi halleri) konusunda, bu sorunların, söz konusu azınlıkların gelenek ve görenekleri uyarınca çözümlenmesine elverecek bütün tedbirleri almayı kabul eder.

Bu tedbirler, Türk Hükümetiyle ilgili azınlıklardan her birinin eşit sayıda temsilcilerinden kurulu özel Komisyonlarca düzen-lenecektir. Anlaşmazlık çıkarsa, Türk Hükümetiyle Milletler Cemiyeti Meclisi, Avrupalı hukukçuklar arasında birlikte seçecekleri bir üst hakem atayacaklardır.

Türk Hükümeti, söz konusu azınlıklara ait kiliselere, havralara, mezarlıklara ve öteki din kurumlarına tam bir koruma sağlamayı yükümlenir. Bu azınlıkların Türkiye’deki vakıflarına din ve hayır işleri kurumlarına her türlü kolaylıklar ve izinler sağlanacak ve Türk Hükümeti, yeniden din ve hayır kurumları kurulması için bu nitelikteki öteki özel kurumlara sağlanmış gerekli kolaylıklardan hiçbirini esirgemeyecektir.

Madde 44: Türkiye, bu kesimin bundan önceki Maddelerdeki hükümleri Türkiye’nin Müslüman olmayan azınlıklarıyla ilgili olduğu ölçüde uluslar arası nitelikte yükümlülükler meydana getirmelerini ve Milletler Cemiyetinin güvencesi (garantisi) altına konulmalarını kabul eder. Bu hükümler, Milletler Cemiyeti Meclisinin çoğunluğunca uygun bulunmadıkça değiştirilmeye-cektir. İngiliz İmparatorluğu, Fransa, İtalya ve Japon Hükümetleri, Milletler Cemiyeti Meclisinin çoğunluğunca razı olunacak herhangi bir değişikliği reddetmemeyi, işbu Andlaşma uyarınca kabul ederler.

Türkiye, Milletler Cemiyeti Meclisi üyelerinden her birinin, bu hükümlülüklerden herhangi birine aykırı herhangi bir davranışı ya da böyle bir davranışta bulunma tehlikesini Meclise sunmaya yetkili olacağını ve Meclisin, duruma göre uygun ve etkili sayacağı yolda davranabileceğini ve gerekli göreceği yönergeleri (talimatı) verebileceğini kabul eder.

Türkiye , bundan başka, bu Maddelere ilişkin olarak, hukuk bakımından ya da uygulama da Türk Hükümetiyle İmzacı öteki Devletlerden herhangi biri ya da Milletler Cemiyeti Meclisine üye herhangi bir başka devlet arasında görüş ayrılığı çıkarsa, bu anlaşmazlığın, Milletler Cemiyeti Misakının 14’üncü Maddesi uyarınca uluslar arası nitelikte sayılmasını kabul eder. Türk Hükümeti, böyle bir anlaşmazlığın öteki taraf isterse Milletler arası Daimi Adalet Divanına götürülmesini kabul eder. Divanın kararı kesin ve Milletler Cemiyeti Misakının 13’üncü Maddesi uyarınca verilmiş bir karar gücünde ve değerinde olacaktır.

Madde 45:Bu kesimdeki hükümetlerle, Türkiye’nin Müslüman olmayan azınlıklarına tanınan haklar, Yunanistan tarafından da kendi ülkesinde bulunan Müslüman azınlığa tanınmıştır.

BÖLÜM II: Mali Hükümler

KISIM I: Osmanlı Devlet Borçları

Madde 46: İşbu kesime ekli çizelgede belirtildiği üzere Osmanlı Devleti Borcu (Düyun-u Umumiye-i), Türkiye, 1912 ve 1913 Balkan Savaşları sonucu olarak kendilerini Osmanlı İmparatorluğundan topraklar katılmış Devletler, işbu Andlaşmasının 12’nci ve 15’inci Maddelerinde belirtilen adalarla bu Maddenin son fıkrasında belirtilen toprak parçası kendilerine bırakılmış olan Devletler ve son olarak, işbu Andlaşma uyarınca Osmanlı İmparatorluğundan ayrılmış Asya toprakları üzerinde yeni kurulan Devletler arsında, işbu kesimde belirtilen şartlar içinde bölüştürülecektir. Bundan başka, yukarıda belirtilen bütün bu devletler, 53’üncü Maddede gösterilen tarihlerden başlayarak Osmanlı Devlet Borcu hizmetlerinin ödenmesine ilişkin yıllık hükümlülüklere (taksitlere) de, işbu kesimde belirtilen şartlar içinde katılacaklardır. Devletlerde bulunan uluslar arası maliye örgütlerine emanet edebilecektir. Milletler Cemiyeti Meclisinin kararları kesin olacaktır.

Madde 49: İlgili Devletlerden her birine düşecek yıllık taksit tutarının 47’inci Madde hükümleri uyarınca kesin olarak saptanmasına girişileceği günden başlayarak bir aylık bir süre içinde işbu kesime ekli çizelgenin (A) Bölümünde gösterilen Osmanlı Devlet Borcunun nominal ana parasının bölüştürülme yol ve yöntemlerini saptamak üzere, Paris’te bir komisyon toplanacaktır. Bu bölüştürme, yıllık taksitlerin bölüştürülmesi için kabul edilen oranlara göre, borçlanma sözleşmeleriyle işbu kesimin hükümleri göz önünde tutularak yapılacaktır.

1’inci fıkrada ön görülen Komisyon, Türk Hükümetinin bir temsilcisiyle Osmanlı Devlet Borcu Meclisinin temsilcilerinden, Birleştirilmiş Borç ve İkramiyeli Türk Tahvilleri (Düyun-u Muvahhide ve İkramiyeli Türk Tahvilati, La Detta Unifee et les Lots Turc) dışında kalan Osmanlı Devlet Borcunun bir temsilcisinden ve ilgili Devletlerden her birinin atayabileceği birer temsilciden kurulacaktır. Komisyonda görüş birliğine varılamayacak bütün sorunlar, 47’nci Maddenin 4’üncü fıkrasında ön görülen hakeme sunulacaktır.

Türkiye, kendi payını temsil etmek üzere yeni borç senetleri çıkartmaya karar verirse, Borç ana parasının bölüştürülmesi, önce Türkiye bakımından, Türk Hükümetinin temsilcisinden, Osmanlı Devlet Borcu temsilcisinden ve Birleştirilmiş Borç ve İkramiyeli Türk tahvilleri dışındaki borcun temsilcilerinden kurulu bir Komitece yapılacaktır. Yeni çıkarılacak senetleri Komisyona teslim edilecektir komisyon da bunların bir yandan Türkiye’nin aklanmış (ibra edilmiş) olduğunu öte yandan da borç senetlerini elerinde bulunduranların, Osmanlı Devlet Borcundan kendilerine bir pay düşen öteki Devletlere karşı haklarını göz önünde tutarak borç senetlerini ellerinde bulunduranlara verilmesini sağlayacaktır. Osmanlı Devlet Borçlarından her Devlete düşecek payı temsil etmek üzere çıkartılacak senetler Bağıtlı Yüksek Tarafların Ülkelerinde her türlü damga resimlerinden ya da bu senetlerin çıkartılmasının yol açabileceği her çeşit vergilerden bağışık tutulacaktır.

İlgili Devletlerden her birine düşecek yıllık taksitlerin ödenmesi işbu Maddenin nominal anaparanın bölüştürülmesine ilişkin hükümleri yüzünden ertelenmeyecektir.

Madde 50: Yıllık taksitleri 47’nci Maddede ön görülen bölüştürülmesi ile Osmanlı Devlet Borcu (Düyun-u Umumiye-i Osmaniye) nominal anaparanın 49’uncu Maddede sözü edilen bölüştürülmesi aşağıdaki gibi yapılacaktır:

(1) 17 Ekim 1912 tarihinden önce borçlanmalar ve onlara ilişkin yükümlülükler 1912 –1913 Balkan Savaşlarından sonraki durumda Osmanlı İmparatorluğu ile, Balkan Savaşları Sonucunda Osmanlı İmparatorluğundan toprak almış Balkan Devletleri ve işbu Andlaşmanın 12’nci Maddesinde belirtilen adalar kendilerine verilmiş olan Devletler arsında yapılan anlaşmaların yürürlüğe girişlerinden bu yana meydana gelen ülke değişiklikleri de göz önünde tutulacaktır.

(2) Bu ilk bölüştürmeden sonra Osmanlı İmparatorluğunun üzerinde kalmış borçlanmaların ve bunlara ilişkin taksitlerin ertelenmesiyle artmış olan geri kalan parçası (bakiyesi), Türkiye ile bu Andlaşma uyarınca kendilerine Osmanlı İmparatorluğundan toprak katılmış Asya’da yeni kurulmuş Devletler ve bu Andlaşmanın 46’ncı Maddesinde belirtilen toprağın kendisine verilmiş bulunduğu Devler arasında bölüştürülecektir.

Anaparanın bölüştürülmesi işbu Andlaşmanın yürürlüğe girişi tarihinde her borçlanmanın anaparasının tutarı üzerinden yapılacaktır.

Madde 51: 50’nci Maddede ön görülen bölüştürme sonucu olarak Osmanlı Devlet Borcunun (Düyun-u Umumiye-i Osmaniyenin) yıllık borçlarından ilgili her Devlete düşen pay şöyle saptanacaktır:

(1) 50’inci Maddenin ilk fıkrasında ön görülen bölüştürme için önce, 12’nci ve 15’inci Maddelerde belirtilen adalar ile Balkan Savaşları sonucunda Osmanlı İmparatorluğundan ayrılmış toprakların tümüne düşen payın saptanmasına girişilecektir. Bu payın 50’nci Maddenin birinci paragrafı hükümleri uyarınca bölüştürülmesi gereken yıllık taksitler toplam tutarına göre tutarı, yukarıda sözü geçen adalarla toprakların, birlikte hesaplanan ortalama genel gelirinin Osmanlı İmparatorluğunu 1910 – 1911 ve 1911 –1912 mali yılları içindeki (1907 yılında konulmuş ve gümrük vergisi gelirini de kapsamak üzere) ortalama genel gelire olan oranına eşit oranda olacaktır.

Böylece saptanan tutar daha sonra bir önceki fıkrada öngörülen topraklar kendilerine verilmiş olan Devletler arasında bölüştürülecektir; bu işlem üzerine sözü geçen Devletlerin her birine düşen payın aralarında bölüşülen toplam tutara göre oranı, Balkan Savaşları sonucunda Osmanlı İmparatorluğundan ayrılan bütün topraklar ile 12’nci ve 15’inci Maddelerde belirtilen adaların (1910 – 1911 ve 1911 – 1912 mali yılları içindeki) genel ortalama geliri oranıyla aynı oranda olacaktır. Bu fıkrada öngörülen gelirlerin hesaplanmasında gümrük vergi gelirleri dikkate alınmayacaktır.

(2) 46’ncı Maddenin son fıkrasında belirtilen toprağı da kapsamak üzere, işbu Andlaşma uyarınca Osmanlı İmparatorluğundan ayrılan topraklara gelince, ilgili Devletlerden her birine düşen payın, 50’nci Maddenin ikinci fıkrası hükümleri uyarınca bölüştürülecek taksitlerin toplam tutarına göre tutarı, ayrılan toprakların ortalama gelirinin 1910 – 1911 ve 1911 – 1912 mali yılları içindeki (1907 yılında konulmuş ek gümrük vergisi gelirini de kapsamak üzere) Osmanlı İmparatorluğunun 1’inci paragrafta belirtilen topraklarla adaların payının düşürülmesinden sonraki ortalama toplam gelirine olan oranına eşit oranda olacaktır.

Madde 52: İşbu kesime bağlı çizelgenin (B) bölümünde öngörülen öndelikler (avanslar), Türkiye ile 46’ncı Maddede belirtilen öteki Devletler arasında aşağıdaki şartlar içinde bölüştürülecektir:

(1) Çizelgede gösterilen ve 17 Ekim 1912 tarihinde varolan öndeliklerin (avansların) işbu Andlaşmanın yürürlüğe konulması tarihinde ödenmemiş bulunan anaparası varsa işbu anapara ile bunun 53’üncü Maddenin 1’inci fıkrasında belirtilen tarihlerden bu yana birikmiş faizleri ve bu tarihlerden sonra yapılmış olan ödemeler, 50’nci Maddenin paragrafı ile 51’inci Maddenin birinci paragrafı hükümleri uyarınca bölüştürülecektir.

(2) Bu ilk bölüştürmeden sonra, Osmanlı İmparatorluğu üzerinde kalan borçlara ve bu İmparatorlukça 17 Ekim 1912 ve 1 Kasım 1914 tarihleri arasında alınmış ve çizelgede gösterilen öndeliklere gelince, işbu Andlaşmanın yürürlüğe giriş tarihinde ödenmemiş anapara varsa bu anapara ile, bunun 1 Mart 1920 tarihine kadar birikmiş faizleri ve bu tarihten sonra yapılmış ödemeler 50’nci Maddenin 2’nci paragrafı ile 51’inci Maddenin 2’nci paragrafı uyarınca bölüştürülecektir.

Osmanlı Devlet Borcu Meclisi, söz konusu öndeliklerden (avanslardan) ilgili devletlerden her birine düşen payın tutarını, işbu Andlaşmanın yürürlüğe girişinden başlayarak 3 aylık bir süre içinde saptayacak ve bu tutarı söz konusu Devletlere bildirecektir.

Türkiye’den başka devletlerin borçlu tutuldukları paralar bu devletlerce Osmanlı Devlet Borcu Meclisine ödenecek ya da Türkiye’nin bu Devletler hesabına gerek faiz gerekse borcun karşılığı olarak ödemiş bulunduğu para tutarına eşit bir tutarı buluncaya kadar Türk Hükümeti hesabına gelir yazışacaktır.

Üstteki paragrafta belirtilen ödemeler işbu Andlaşmanın yürürlüğe girmesinden başlayarak yıllık beş eşit taksitle yapılacaktır. Söz konusu ödemeleri Osmanlı İmparatorluğunun alacaklarına yapılacak bölümü avans sözleşmelerinde kararlaştırıl-mış faizleri de kapsayacak ve Türk Hükümetine düşen parçası ise faizsiz ödenecektir.

Madde 53:Balkan Savaşları sonucunda Osmanlı İmparator-luğundan ayrılan toprakları kendilerine katmış olan Devletlerce ödenmesi gereken, işbu kesime ekli çizelgenin (A) bölümünde belirtilmiş bulunan Osmanlı Devlet Borçlarının yıllık taksitleri, bu toprakların sözü geçen Devletlere katılmasını sağlamış bulunan Andlaşmaların yürürlüğe giriş tarihinden başlayarak ödenmesi gerekli duruma gelecektir. 12’nci Maddede belirtilen adalara ilişkin yıllık taksit 1/14 Kasım 1914’den başlayarak ve 15’inci Maddede belirtilen adalara ilişkin yıllık taksitte 17 Ekim 1912’den başlayarak ödenmesi zorunlu olacaktır.

İşbu Andlaşma uyarınca, Osmanlı İmparatorluğundan ayrılan Asya’daki topraklar üzerinde yeni kurulmuş Devletlerin ve 46’ncı Maddenin son fıkrasında belirtilen Toprağı kendisine katan Devletin borçlu oldukları yıllık taksitler, 1 Mart 1920 tarihinden başlayarak ödenmesi zorunlu olacaktır.

Madde 54: İşbu kesime ekli çizelgenin (A) bölümümde sayılan 1911 – 1912 ve 1913 yılları hazine tahvilleri (Bons de Tresor) sözleşmelerinde öngörülen ödeme tarihlerinden başlayarak 10 yıl için de kararlaştırılmış faizleriyle birlikte ödeneceklerdir.

Madde 55: Aralarında Türkiye de bulunmak üzere 46’ncı Madde de belirtilen Devletler, işbu kesime ekli çizelgenin (A) bölümünde gösterildiği üzere Osmanlı Devlet Borcundan kendilerine düşen ve 53’üncü Madde de belirtilen tarihlerden başlayarak ödenmesi gerekirken ödenmemiş bulunan yıllık taksit-lerin tutarını Osmanlı Devlet Borcu Meclisine ödeyeceklerdir. Bu ödeme işbu Andlaşmanın yürürlüğe giriş tarihinden başlayarak eşit 20 taksitle, faizsiz yapılacaktır.

Türkiye’den başka Devletlerin Osmanlı Devlet Borcu Meclisine ödedikleri yıllık taksitler, Borç Meclisine, söz konusu Devletler hesabına Türkiye’nin ödemiş olduğu para tutarını buluncaya kadar, Türkiye’nin borçlu kalabileceği gecikmiş taksitler üzerinden düşülecektir.

Madde 56: Bundan böyle, Osmanlı Devlet Borcu Yönetim Meclisinde, ellerinde borç senetleri bulunduran Almanların, Avusturyalıların ve Macarların temsilcileri (vekilleri) bulunmayacaktır.

Madde 57: Osmanlı Devlet Borçlanmalarıyla, faizlerine ve karşılığı Mısır vergisi ile sağlanmış olan 1855, 1891 ve 1894 borçlanmalarına ilişkin faizsiz kuponların sunulmasına ilişkin süreler ile, sözü geçen borçlanmalardan kurada çıkan borç senetlerinin ödenmek üzere sunulan süreleri, Yüksek Bağıtlı Taraflar ülkesinde 29 Ekim 1914 tarihinden başlayarak işbu Andlaşmanın yürürlüğe girişini izleyecek üç ayın sona ermesine kadar ertelenmiş sayılacaktır.

KISIM II: Çeşitli Hükümler

Madde 58: Bir yandan Türkiye ve öte yandan (Yunanistan dışında) öteki Bağıtlı Devletler, bu Devletlere (tüzel kişileri de kapsamak üzere) vatandaşlarının, 1 Ağustos 1914 tarihiyle işbu Andlaşmanın yürürlüğe giriş tarihi arasındaki süre boyunca uğramış oldukları, gerek savaş eylemleri, gerekse zoralım, haciz, dilediği gibi kullanma ve el koyma tedbirlerinden doğan kayıp ve zararlardan dolayı her türlü parasal istemde bulunma hakkından karşılıklı olarak vazgeçerler.

Bununla birlikte, yukarıdaki hüküm, işbu Andlaşmanın II’nci Bölümünde (Ekonomik hükümle öngören) hükümlere engel olmayacaktır.

Türkiye, Almanya ile yapılmış 28 Haziran 1919 tarihli barış Andlaşmasının 259’uncu Maddesinin birinci fıkrası ve Avusturya ile yapılmış 10 Eylül 1919 tarihli barış Andlaşmasının 210’uncu Maddesinin birinci fıkrası uyarınca, Almanya ile Avusturya’nın geçirmiş (transfer etmiş) oldukları altın paralar üzerindeki her türlü haktan, (Yunanistan dışında) öteki Bağıntılı Devletler yararına vazgeçer.

Sürüme (tedavüle) çıkarılan birinci tertip Türk kağıt paralarına ilişkin olarak, gerek 20 Haziran 1331 (3Temmuz 1915) tarihli sözleşme, gerekse söz konusu kağıt paraların arkasında yazılı metin uyarınca, Osmanlı Devlet Borcu Meclisine yükletilmiş bütün ödeme yükümlülükleri geçersiz sayılmıştır.

Ayrıca, Türkiye Osmanlı Hükümeti’nce İngiltere’ye ısmarlanmış ve İngiliz Hükümetince 1914 de el konmuş olan savaş gemileri için ödemiş bulunan paranın geri verilmesini İngiliz Hükümetinden ya da İngiliz vatandaşlarından istememeyi kabul eder ve bu yüzden her türlü istemde bulunmaktan vazgeçer.

Madde 59: Yunanistan, Anadolu’da, savaş yasalarına aykırı olarak, Yunan ordusu ve yönetiminin eylemlerinden doğan zararları onarma yükümünü kabul eder.

Öte yandan, Türkiye, Yunanistan’ın, savaşın uzamasından ve savaş sonuçlarından doğan mali durumunu dikkate alarak, onarımlar karşılığı olarak, Yunan Hükümetine karşı yöneltilebileceği her türlü zarar-giderim (tazminat) isteminden kesinlikle vazgeçer.

Madde 60: Gerek Balkan Savaşları sonucu olarak gerekse işbu Andlaşma ile, kendilerine Osmanlı İmparatorluğu’ndan bir toprak ayrılmış ya da ayrılan Devletler, Osmanlı İmparatorluğu’nun bu toprak parçasında bulunan her türlü taşınır ve taşınmaz malları, herhangi bir karşılık ödemeksizin, edinmiş olacaklardır.

Şurası kararlaştırılmıştır ki, 26 Ağustos 1324 (8 Eylül 1908) ve 20 Nisan 1325 (2Mayıs 1909) tarihli İdarelerde, Hazine-i Hassa’dan (Liste civile) Devlete geçirilmesi buyrulmuş olan taşınır ve taşınmaz mallarla, 30 Ekim 1918’de, bir kamu hizmeti yararına Hazine-i Hassa’ca yönetilen mallar, sözü geçen Devletler Osmanlı İmparatorluğu’nun yerini almış olduklarından ve bu mallar üzerinde kurulmuş bulunan Vakıfların geçerli tanınması şartıyla, bir önceki fıkrada belirtilen taşınır ve taşınmaz malların kapsamı içinde bulunmaktadır.

Gerek Balkan Savaşları sonucu olarak, gerek daha sonra Yunanistan’a geçmiş eski Osmanlı İmparatorluğu topraklarında bulunan ve hazine-i Hassa’dan Devlete geçmiş taşınır ve taşınmaz mallar konusunda, Türk Hükümeti ile Yunan Hükümeti arasında çıkacak anlaşmazlık, 1/14 Kasım 1913 tarihli Atina sözleşmesine göre, La Haye’de bir hakemlik mahkemesine götürülecektir.

İşbu Maddenin hükümleri, Hazine-i Hassa adına yazılı bulunan ya da Hazine-i Hassa’ca yönetilen ve bu Maddenin 2’nci ve 3’üncü fıkralarında öngörülmeyen taşınır ve taşınmaz malların hukuksal niteliğini değiştirmeyecektir.

Madde 61: Türk sivil ya da askeri emeklilik maaşından yararlananlardan, işbu Andlaşma uyarınca Türkiye’den başka bir Devletin uyrukluğuna geçmiş bulunanlar, emeklilik maaşlarına ilişkin olarak Türk Hükümetine karşı herhangi bir istemde bulunamayacaklardır.

Madde 62: Almanya ile 28 Haziran 1919 tarihinde Versailles’de yapılmış barış Andlaşmasının 261’inci Maddesi ve Avusturya ile 10 Eylül 1919’da, Bulgaristan ile 27 Kasım 1919’da ve Macaristan ile 4 Haziran 1920’de yapılmış barış Andlaşma-larının bu konuyla ilgili Maddeleri uyarınca, Almanya, Avusturya, Bulgaristan ve Macaristan’ın, Türkiye’den olan alacaklarının (Bağıtlı Devletlere) devredilmesini (transferini) Türkiye kabul eder.

Bağıtlı öteki Devletler, bu yüzden Türkiye’ye düşen borçlardan Türkiye’yi aklamış (ibra edilmiş) saymaya razı olurlar.

Türkiye’nin, Almanya, Avusturya, Bulgaristan ve Macaristan’dan olan alacakları da sözü geçen Bağıtlı Devletlere geçirilmiştir.

Madde 63: Türk Hükümeti, Öteki Bağıtlı Devletlerle görüş birliği içinde, savaştan sonra Almanya’dan Türkiye’ye gönderile-cek malların tutarına karşılık olarak, Alman hükümetince sürüme çıkartılmış kağıt paraları belli bir kambiyo değeri üzerinden kabul edeceği konusunda girmiş olduğu yükümlülüklerden Alman Hükümetini aklamış (kurtulmuş, ibra edilmiş) saydığını bildirir.

BÖLÜM III: Ekonomik Hükümler

Madde 64: Bu Bölümde, “Müttefik Devletler” (Puissances alliees) terimi, Türkiye’nin dışındaki başka bağıtlı Devletler anlamına gelmektedir. “Müttefik vatandaşları” (ressortissants alliees) terimi, Türkiye’den başka bağıtlı Devletlerin vatandaşlığında ya da bu Devletlerin koruyuculuğu (protectorat) altında bulunan bir Devletin ya da bir ülkenin vatandaşlığında olan gerçek kişileri, dernekleri ve kurumları kapsamaktadır.

Bu Bölümün, sözü geçen “Müttefik vatandaşlarına" ilişkin hükümleri, Müttefik Devletlerin vatandaşlığında bulunmakla birlikte, bu Devletlerin olgusal (fiili) korumasından (protection) yararlanmış bulunmaları yüzünden, Osmanlı Makamlarınca kendilerine Müttefik vatandaşları gibi işlem yapılmış ve bu yüzden de zarar görmüş olan kimselere uygulanacaktır.

KISIM I: Mallar, Haklar ve Menfaatler

Madde 65: İşbu Andlaşmanın yürürlüğe giriş tarihinde Türk egemenliği altında kalmış bir ülkede bugün de bulunup kimliği ortaya konulabilecek ve 29 Ekim 1914 tarihinde Müttefiklerin uyruğu olan kimselere ait mallar, haklar ve çıkarlar bulundukları durumlarıyla, derhal hak sahiplerine geri verilecektir.

Karşılıklı olarak, 29 Ekim 1914 tarihinde Müttefik Devletlerin egemenliği ya da koruyuculuğu altına konulmuş ülkelerde ya da Balkan Savaşlarından sonra Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılarak bugün sözü geçen Devletlerin egemenliği altına konulmuş ülkelerde bulunup da Türk vatandaşlarına ait olan mallar, haklar ve çıkarlar, derhal hak sahiplerine geri verilecektir. İşbu Andlaşma uyarınca Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılmış ülkelerde bulunan ve Müttefik Devletler makamlarınca tasfiye konusu yapılmış ya da başka herhangi olağanüstü tedbirler uygulanmış, Türk vatandaş-larına ait olan mallar, haklar ve çıkarlar konusunda da bu hüküm uygulanacaktır.

İşbu Andlaşma uyarınca Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılmış bir ülkede bulunup Osmanlı Hükümetince uygulanan kuraldışı (istisnai) bir savaş tedbirine konu olduktan sonra, bu ülkede yetkilerini (otoritesini) kullanan Bağıtlı Yüksek Tarafların şimdi elinde bulunan mallardan kimliği ortaya konulabilecek olanlar, bulundukları durumlarıyla, meşru maliklerine geri verilecektir. Bu ülkede yetkilerini (otoritelerini) kullanan Bağıtlı Devletçe tasfiye edilmiş taşınmaz mallar konusunda da aynı işlem yapılacaktır. Özel kişiler arasında bunlar dışında kalan istemler, yetkili yerel mahkemelere sunulacaktır.

İstenmiş malların kimin olduğu ya da bunların geri verilisi konusunda ortaya çıkacak her türlü anlaşmazlıklar, bu Bölümün V’inci Kesiminde öngörülen Hakemlik Karma Mahkemesine sunulacaktır.

Madde 66: 64’üncü Maddenin 1’inci ve 2’nci fıkralarında ki hükümleri yürürlüğe koymak için, Bağıtlı Yüksek Taraflar, en hızlı yönetim süreci uygulayarak, maliklerin rızası olmaksızın konmuş olabilecek her türlü yükümlülüklerden ya da yararlanma haklarından arınmış olarak, maliklere, mallarını, haklarını ve çıkarlarını geri vereceklerdir. Malları, hakları ve çıkarları, bu geri verdirmeyi yaptıracak olan Hükümetten dolaylı yada dolaysız olarak edinmiş olan ve bu geri vermeden zarara uğramış bulunabilecek üçüncü kişilerin zararlarını gidermekle, geri verdirmeyi yaptıran Hükümet yükümlü olacaktır. Bu zarar-giderim (tazminat) konusunda ortaya çıkabilecek olan anlaşmazlıkların çözümünde ortak (genel) hukuk mahkemeleri yetkili olacaklardır.

Bütün öteki durumlarda, zarar-giderimde bulunmaları gerekenlere karşı, zarara uğramış üçüncü kişilerin dava açma hakları olacaktır.

Bu amaçla, Bağıtlı Yüksek Taraflarca, düşman mallarına ve çıkarlarına ilişkin olarak alınmış bütün kullanım (geçirim) işlemleri ya da başka olağanüstü savaş tedbirleri (henüz tamamlanmamış bir tasfiye söz konusu ise) derhal kaldırılacak ve durdurulacaktır. İstemde bulunan maliklerin malları, hakları ve çıkarları bunların sahipleri belli olur olmaz derhal geri verilerek, bu istemler yerine getirilecektir.

Geri verilmesi 65’inci Maddede öngörülen mallar, haklar ve çıkarlar, işbu Andlaşmanın imzası tarihinde Bağıtlı Yüksek Taraflardan birinin yetkili, makamlarınca tasfiye edilmiş bulunursa, bu Bağıtlı Taraf, tasfiye tutarını, malların, hakların, ve çıkarların maliklerine ödeyerek, geri verme yükümünden aklanmış (kurtulmuş, ibra edilmiş) olacaktır. Malikin başvurması üzerine, Hakemlik Karma Mahkemesi, tasfiyenin haklı bir değer fiyatını bulduracak koşullar altında yapılmamış olduğu kanısında bulunursa, bu mahkeme, taraflar anlaşamazlarsa, tasfiyeden elde edilen geliri, hak gözetilirliğe uygun göreceği ölçüde arttırabilecektir. Söz konusu mallar, haklar ve çıkarlar, malikleriyle yapılmış anlaşmadan ya da yukarıda öngörülen Hakemlik Karma Mahkemesinin kararından sonra iki ay içinde ödeme yapılmışsa, geri verilecektir.

Madde 67: Bir yandan Yunanistan, Romanya, Sırp-Hırvat-Sloven Devleti ve öte yandan Türkiye, Türkiye ülkesinde ve karşılıklı olarak, Yunanistan, Romanya, Sırp-Hırvat-Sloven Devleti ülkelerinde, ordularınca ya da yönetim makamlarınca el konmuş, haczedilmiş ve geçici olarak el konulmuş olup da şimdi de bu ülkede bulunan her türlü taşınır malların kendi ülkelerinde aranmasını ve bulunanların geri verilmesini, gerek uygun düşen yönetim tedbirleri alarak, gerekse bunlara ilişkin bütün belgeleri temlim ederek, kolaylaştıracaktır.

Bu araştırma ve geri verme, Almanya, Avusturya-Macaristan ve Bulgaristan orduları ve makamlarınca, Yunanistan, Romanya ve Sırp-Hırvat-Sloven Devleti ülkesinde haczedilmiş ya da geçici olarak el konulmuş ve Türkiye’de ya da Türk vatandaşlarına geçirilmiş mallarla, Yunanistan, Romanya ve Sırp-Hırvat-Sloven Devleti ordularınca Türk ülkesinde el konularak ya da haczedilerek Yunanistan’a , Romanya’ya ya da Sırp-Hırvat-Sloven Devletine ya da bunların vatandaşlarına geçirilmiş mallar için de uygulanacaktır.

Bu araştırmalara ve geri vermelere ilişkin istemler (dilekçeler), işbu Andlaşmanın yürürlüğe giriş tarihinden başlayarak altı aylık bir süre içinde sunulacaktır.

Madde 68: Türkiye’de Yunan ordusunca işgal olunan bölgelerde, bir yandan Yunan makamları ve yönetimleri ile, öte yandan Türk vatandaşları arasında yapılmış sözleşmelerden doğan borçlar, bu sözleşmelerde öngörülen şartlar içinde, Yunan Hükümetince ödenecektir.

Madde 69: 1922 – 1923 mali yılından önceki mali yıllar için, Müttefiklerin vatandaşlarından ya da bunların mallarından, Müttefik vatandaşlarının ve mallarının 1 Ağustos 1914’de yararlandıkları statü uyarınca bağlı kılınmamış bulundukları hiç bir vergi resim ya da ek-resim (vergi) alınmayacaktır.

1922 – 1923 mali yılından önceki mali yıllar için, 15 Mayıs 1923’den sonra para alınmış bulunuyorsa, işbu Andlaşma yürürlüğe girer girmez, bu paralar hak sahiplerine geri verilecektir.

15 Mayıs 1923’den önce alınmış paralar için hiçbir başvuruda bulunulmayacaktır.

Madde 70: 65’inci, 66’ncı ve 69’uncu Maddelere dayandırıla-cak istemlerin, işbu Andlaşmanın yürürlüğe konuluşundan başlayarak, yetkili makamlara altı ay içinde ve anlaşmaya varılamazsa Hakemlik Karma Mahkemesine on sekiz aylık bir süre içinde sunulmuş olmaları gerekmektedir.

Madde 71: İngiliz İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Romanya ve Sırp-Hırvat-Sloven Devleti ya da bunların vatandaşları, kendi malları, hakları ve çıkarlarına ilişkin olarak, 19 Ekim 1914 tarihinden önce Osmanlı Hükümetine istemlerde bulunmuş ya da dava açmış olduklarından, işbu kesimin hükümleri, sözü geçen istemleri ya da davaları hiçbir zaman etkilemeyecektir. İngiliz İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Romanya ve Sırp – Hırvat – Sloven Hükümetlerine Osmanlı Hükümetince ya da Osmanlı vatandaşla-rınca sunulmuş istemlere ya da açılmış davalara da aynı işlem uygulanacaktır. Bu istemler ya da davalar, Türk Hükümetiyle işbu Maddede belirtilen öteki Hükümetlere karşı, Kapitülasyonlara son verilmiş olduğu göz önünde tutularak kovuşturulacaktır.

Madde72: İşbu Andlaşma uyarınca Türkiye’ye kalan topraklarda, Almanya’ya, Avusturya’ya, Macaristan’a ve Bulgaristan’a ya da bunların vatandaşlarına ait olup da, işbu Andlaşmanın yürürlüğe girişinden önce Müttefik Hükümetlerce el konulmuş ya da işgal edilmiş olan mallar, haklar ve çıkarlar, (Müttefik) Hükümetlerle Almanya, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan Hükümetleri ya da ilgili vatandaşları arasında anlaşmaların (düzenlemelerin) yapılmasına kadar, Müttefik Hükümetlerin elinde kalacaktır. Bu mallar, haklar ve çıkarlar tasfiye edilmişlerse, yapılmış tasfiyelerin geçerli olduğu doğrulanmıştır.

İşbu Andlaşma uyarınca Türkiye’den ayrılan topraklarda, Almanya’ya, Avusturya’ya, Macaristan’a ve Bulgaristan’a ya da bunların vatandaşlarına ait malları, hakları ve çıkarları, söz konusu ülkelerde yetkilerini(otoritelerini) kullanan Hükümetler, işbu Andlaşmanın yürürlüğe konuluşundan başlayarak altı ay içinde, tasfiye edilebileceklerdir.

Daha önce yapılmış ya da yapılmamış olsun, tasfiyelerden elde edilen para, tasfiye edilmiş mallar Almanya, Avusturya, Macaristan ya da Bulgaristan Devletlerinin mülkiyetinde ise, ilgili devletlere yapılmış barış Andlaşmasının kurmuş olduğu Onarımlar Komisyonuna (Tamirat Komisyonuna, La Commission des Reparations) ödenecektir. Tasfiye edilen mallar özel kişilerin ise, tasfiyeden elde edilen para, doğrudan doğruya malların sahiplerine ödenecektir. İşbu Maddenin hükümleri, Osmanlı anonim ortaklarına (şirketlerine) uygulanmayacaktır. Türk Hükümeti, işbu Maddeden öngörülen tedbirlerin hiçbir biçimde sorumlu olmayacaktır.

KISIM III: Sözleşmeler ve Süre Aşımları

Madde 73: 82’nci Maddede tanımlandığı biçimde, sonradan düşman durumuna girmiş bulunan taraflar arasında ve bu Maddede belirtilmiş tarihten önce yapılmış, aşağıdaki kategorilere giren sözleşmeler (contracts), bu sözleşmelerin kapsadığı hükümlerle işbu Andlaşmanın hükümleri saklı tutulmak şartıyla, yürürlükte kalacaktır:

(a) Teslim işlemi 82’nci Maddenin hükümleri uyarınca tarafların düşman durumuna girmelerinden önce gerçekten yapılmış bulunan, taşınmaz malların satışına ilişkin sözleşmeler alım-satım işlemi usulüne uygun olarak gerçekleştirilmiş olmasa bile;

(b) Özel kişiler arasında yapılmış kiralama, kiraya verme sözleşmeleriyle, kira vaadi sözleşmeleri;

(c) Madenlerin, ormanların, ve tarım topraklarının işletilmesine ilişkin olarak, özel kişiler arasında yapılmış sözleşmeler;

(d) İpotek, teminat ve emanet konusunda sözleşmeler;

(e) Ortakların kurulmasına ilişkin sözleşmeler; bu hüküm, yönetildikleri kanun uyarınca, ortakların kişiliğinden ayrı bir kişilik oluşturmayan kollektif ortaklıklara (partnerships) uygulan-maz;

(f) Özel kişiler ya da ortaklıklarla, Devlet, vilayetler, belediyeler ya da bunlara benzer yönetim tüzel kişileri arasında, herhangi bir konuda, yapılmış sözleşmeler;

(g) Aile durumuna (statüsüne) ilişkin sözleşmeler;

(h) Her çeşit bağışlara, (hibe ve Teberrulara, a des donations ou a des liberalites) ilişkin sözleşmeler;

İşbu Madde, sözleşmelerle, yapıldıkları sıradaki değerlerinden başka bir değer verilmesi amacıyla öne sürülemeyecektir.

İşbu Madde, ayrıcalık (imtiyaz) sözleşmelerine uygulanmaya-caktır.

Madde 74: Sigorta sözleşmelerinde, işbu kesimin Ek’inde öngörülen hükümler uygulanacaktır.

Madde 75: 73’üncü ve 64’üncü Maddelerle sayılan sözleşmelerle, ayrıcalık (imtiyaz) sözleşmeleri dışında, sonradan birbirine düşman hukukuna girmiş kimseler arasında, tarafların düşman oldukları tarihten önce yapılmış olan sözleşmeler, bu tarihten başlayarak sona erdirilmiş sayılacaktır.

Bununla birlikte, sözleşmenin taraflarında her biri, gerekirse, öteki tarafa, sözleşmenin yapıldığı tarihte yürürlükte tutulması istenilen andaki koşullar arasındaki farkı karşılayacak bir zara giderim (tazminat) ödenmesi şartıyla, işbu Andlaşmanın yürürlüğe girişinden başlayarak üç aylık bir sürenin geçişine kadar, öteki taraftan bu sözleşmenin uygulanmasını isteyebilecektir. Bu zarar-giderim (tazminat), taraflar aralarında anlaşamazlarsa, Hakemlik Karma Mahkemesince saptanacaktır.

Madde 76: İşbu Andlaşmanın yürürlüğe girişinden önce, 73’üncü Maddeden 75’inci Maddeye kadar olan Maddelerde belirtilen sözleşmelerde, ödemede kullanılacak para ya da kambiyo değeri konusundaki sözleşmeleri de kapsamak üzere, özellikle bu sözleşmelerin sone erdirilmesine, yürürlükte tutulmasına, uygulama şartlarına ya da bu sözleşmelerde yapılacak değişikliklere ilişkin olarak, taraflar arasında yapılmış bütün işlemlerin geçerli olduğu doğrulanır.

Madde 77: 30 Ekim 1918 tarihinden sonra, Müttefik vatandaşlarıyla Türk vatandaşları arasında yapılmış sözleşmeler geçerli kalmaktadırlar; bunlara genel (ortak) hukuk kuralları uygulanır.

30 Ekim 1918 tarihinden sonra , 16 Mart 1920 tarihine kadar İstanbul Hükümetiyle usulüne uygun olarak yapılmış sözleşmeler de geçerli kalmaktadırlar; bunlara genel (ortak) hukuk kuralları uygulanır.

16 Mart 1920’den sonra İstanbul Hükümetiyle usulüne uygun olarak yapılmış bulunan ve bu Hükümetin fiili (otoritesi)altındaki topraklara ilişkin bütün sözleşmeler ve anlaşmalar, işbu Andlaşmanın yürürlüğe girişinden başlayarak üç aylık bir süre içinde ilgililerin istemesi üzerine, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onayına sunulacaktır. Bu sözleşmeler uyarınca yapılmış bulunan ödemeler, işbu ödemeleri yapmış olan tarafların hesabına, gereği gibi, alacak yazılacaktır.

Bu sözleşmeler uygun bulunmazlarsa, ilgili tarafın, gerekiyorsa, doğrudan doğruya ve gerçekten uğranılmış zararı karşılayacak bir zarar-giderime (tazminata) hakkı olacaktır; dostça bir anlaşmaya varılamazsa, bu zarar – giderim Hakemlik Karma Mahkemesince saptanacaktır.

İşbu Maddenin hükümleri, ayrıcalık (imtiyaz) sözleşmelerine, ayrıcalık geçirimlerine ve kamu hizmeti ayrıcalığına ilişkin işletme sözleşmelerine uygulanmayacaktır.

Madde 78: Sonradan düşman olmuş taraflar arasında, ayrıcalık (imtiyaz) sözleşmeleri dışındaki sözleşmelere ilişkin olarak çıkmış bulunan ya da, aşağıda gösterilen altı aylık sürenin bitiminden önce ortaya çıkabilecek olan her türlü anlaşmazlıklar, Hakemlik Karma Mahkemesince çözümlenecektir; bununla birlikte, tarafsız Devletlerin kanunları uyarınca bu Devletlerin ulusal mahkemelerinin yargı yetkisi içinde bulunabilecek olan anlaşmazlıklar, bu kuralın dışında kalmaktadır. Bu durumda, bu çeşit anlaşmazlılar, Hakemlik Karma Mahkemesince değil, fakat ulusal mahkemelerce çözümlenecektir. Bu Madde uyarınca Hakemlik Karma Mahkemesinin yetki alanına giren anlaşmazlıklara ilişkin şikayetlerin, bu mahkemenin kuruluş tarihinden başlayarak altı aylık bir süre içinde bu mahkemeye sunulmaları gerekecektir.

Bu sürenin sona erişinde, Hakemlik karma Mahkemesine sunulmamış olacak anlaşmazlıklar, genel (ortak) hukuk hükümleri uyarınca yetkili olan mahkeme çözümüne bağlanacaktır.

İşbu Maddenin hükümleri, savaş boyunca aynı ülkede oturmuş ve hem kendileri hem de malları bakımından diledikleri gibi davranmış olan bütün taraflar arasından yapılmış görüşmelerde, tarafların düşman oldukları tarihten önce yetkili mahkemece hükme bağlanmış anlaşmazlıklara uygulanmaz.

Madde 79: Bağıtlı Yüksek Tarafların ülkesinde, düşmanlar arasındaki ilişkilerde, süre aşımına, kanunda öngörülen sürelere uyulmaması yüzünden dava açma hakkının sınırlanmasına ya da yitirilmesine ilişkin bütün süreler, ister savaşın başlangıcından önce, ister sonra işlemeye başlamış bulunsun, 19 Ekim 1914 tarihinden başlayarak işbu Andlaşmanın yürürlüğe girişinden sonra üç ayın geçişine kadar ertelenmiş sayılacaktır.

Bu hüküm, özellikle, faiz ve kazanç (temettü) kuponlarının sunulması sürelerine ve ödeme kurası ile ya da başka herhangi bir nedenle ödenmesi gerekli her türlü bonoların sürelerine uygulanacaktır.

Yukarıda belirtilen süreler, Romanya bakımından, 17 Ağustos 1916 tarihinden başlayarak kesilmiş sayılacaktır.

Madde 80: Düşmanlar arasındaki ilişkilerde savaştan önce yapılmış olan hiçbir ticaret senedi; salt kabul ya da ödeme için gerekli olan süre içinde sunulmamış olması, ya da ödenmemiş bulunması yüzünden, ya da savaş sırasında çekicilerle (keşidecilerle, tireurs) yüklenicilere (cirantalara, endosseurs) kabul etmeme ya da ödememe bildirisinde bulunulmaması nedenleriyle, ya da protestoda bulunulmamış olmasından veya başka herhangi bir işlemi yerine getirmemiş olması yüzünden, geçersiz sayılmayacaktır.

Bir ticaret senedinin kabulü ya da ödenmesi için sunulması gerekli olan süre, ya da kabul edilmeme ve ödememenin çekicilerle (keşidecilerce) yüklenicilere (cirantalar) bildirilmesi gerekli süre, ya da senedin protesto edilmesi için gerekli olan süre, savaş içinde geçmişse ve senedi sunması, protesto etmesi ya da kabul edilmediğini, ya da ödenmediğini bildirmesi gereken taraf, savaş sırasında böyle bir davranışta bulunmamışsa, senedin sunulması, kabul edilmediğinin ya da ödenmediğinin bildirilmesi ya da protesto düzenlenmesi için, kendisine işbu Andlaşmanın yürürlüğe girişinden başlayarak, üç aylık bir süre tanınacaktır.

Madde 81: Ödenme talimatı gelmiş borçların güvencesi olarak savaştan önce gösterilmiş ipotekli bir taşınmaz malın ya da bir sağlancanın (rehinin) paraya çevrilmesi için savaş sırasında yapılmış olan satışlar, malikine haber verilmesi için gerekli bütün işlemler yapılmamış olsa bile (söz konusu borçlunun, her türlü zarar ve ziyanlar konusunda hesaplaşmak üzere, alacaklıyı Hakemlik Karma Mahkemesine çağırması hakkı açıkça saklı tutulmak şartıyla) geçerli sayılacaktır.

Mahkeme, taraflar arasındaki hesapları tasfiye etmekle, sağlanca ya da güvence olarak verilen malın satılış şartlarını incelemekle ve alacaklı kötü niyetle davranmışsa ya da sağlancayı satmaktan kaçınmak için ya da bu satışın gerçek fiyatlarıyla yapılmasını sağlamak bakımından elinden gelebilecek her yola başvurmamış ise, borçlunun satış yüzünden uğramış olabileceği zararı onarma zorunluluğuyla alacaklıyı yükümlü tutmakla görevli olacaktır.

İşbu hüküm, yalnız düşmanlar arasında uygulanabilecek ve Yukarıda öngörülen işlemlerden 1 Mayıs 1923 tarihinden sonra yapılmış olanlara uygulanmayacaktır.

Madde 82: İşbu kesimdeki hükümler uyarınca, bir sözleşmeye taraf bulunan kişiler, aralarında ticaret ilişkilerinin olaylar yüzünden gerçekten imkansız olduğu, ya da bu taraflardan birinin bağlı olduğu kanunlar, kararnameler ya da tüzükler (yönetmelikler) yüzünden yasaklanmış ya da hukuka aykırı sayılmış bulunduğu tarihten başlayarak, düşman sayılacaklardır.

Bununla birlikte, 73’üncü Maddeden 75’inci Maddeye kadar olan Maddelerle, 79’uncu ve 80’inci Maddelerde öngörülen hükümler, (ortaklıkları da kapsamak üzere) düşman kişiler ya da onların temsilcileri arasında, Bağıtlı Yüksek Taraflardan birinin ülkesine yapılmış sözleşmelere (bu ülke, bağıtlanan taraflardan biri için düşman ülkesiyse ve bu ülkede hem kendisi hem de malları bakımından dilediği gibi davranabilmişse) uygulanacaktır. Bu sözleşmelere genel (ortak) hukuk kuralları uygulanacaktır.

Madde 83: İşbu kesimin hükümleri, Japonya ile Türkiye arasında uygulanmayacak ve bu hükümlere konu olan sorunlar, bu iki ülkeden her birinde, yerel (ulusal) kanunları uyarınca çözüme bağlanacaktır.

LAHİKA

I.HAYAT SİGORTASI:

1.Bir sigortacı ile, sonradan düşman olan bir kimse arasında yapılmış

 

 

 

 

 

 

Lozan Barış Anlaşmasının manası; son iki yüz senedir devleti yabancı devletlerin himayesinde ve bağımsız karar verme yeteneklerini kaybetmiş, halkı cahil ve geri bırakılmış, daima istismar edilmiş, esaret altındaki bir ulusun, bağımsızlık ve özgürlüğüne kavuşmasıdır.

1. 10. YENİ KURULAN TÜRKİYE DEVLETİ’NİN FELSEFESİ

Egemenliğin kullanılması millete ait olmak üzere tam bağımsız, barışçı, demokratik, laik ve hukukun üstünlüğü ilkesini benimsemiş, çağdaş toplum ve çağdaş devleti gerçekleştirmeyi amaç edinmiş bir devlettir. Devlet sisteminin işleyişi halkın demokratik katılımı ile refah ve mutluluğunu sağlamak, imtiyazlı şahıs ve grupları reddeden, fırsat eşitliği sağlayarak, saygın ve onurlu bir devlet olması esastır. Bireylerin “Ne Mutlu Türküm” diyerek motive olması yeterli görülmüştür. Devletin kuruluşundaki temel felsefe; Atatürk ilkeleri olarak adlandırılan akılcı ve bilimsel çağdaş düşünce sistemidir.

Bu, halkın kayıtsız şartsız egemenliğine dayalı; parlamenter demokratik cumhuriyeti, tam bağımsız yargıyı ve laik bir yaşamı vazgeçilmez temel ilke olarak kabul etmiştir.

Amaç; çağdaş toplumu ve çağdaş devleti yaratmak, uygarlık düzeyini yakalamak ve halkı mutlu kılmaktır. Atatürk ilkeleri bu yapının teorisi, devrimler de, bunun somut, hukuksal sonuçları olarak onun pratiğidir.

Hepsi bir bütünün parçalarıdır. Eş zamanlı olarak hayata geçirilen devrimlere karşı, başlangıçta örtülü ve örgütlü sonradan silahlı iç ve dış destekli ilk isyan, 16 Şubat 1925 tarihinde, Bingöl coğrafyasında meydana gelmiştir. Bu başkaldırı “Şeyh Said İsyanı” dır. Bu tepki ve güç mücadelesinde amaç; çağdaş devleti ayakta tutacak ve onu güçlendirecek sistemi yıkmaktır. Bu maksatla cehaletin ve fakirliğin hakim olduğu Bingöl bölgesi halkı kullanılmıştır.

Atatürkçü felsefeye göre; başlanan yeniden yapılanma, yasal etkinliklerle uygulanmaya konurken; öncelik, şeriat hukukuna dayalı ve statik nitelikli eskinin kul kimliği vatandaşa, ümmet kimliği millete dönüşürken, birçok çıkar çevreleri, ülkenin pek çok yerinde; yeni sisteme karşı açık ve kapalı tavır alarak, önemli tesirler ve korkular yaratıyordu. Bu mücadelenin tarihi aslında 1920 yılından başlayıp, 1938 yılına kadar devam eden çağdaşlaşma sürecinin içinde zaman zaman görülüyordu fakat en tehlikelisi “Şeyh Said” isyanı olmuştur. Bu isyan, devrimlerin hızını kesti mi, yoksa hız kazanmasına imkan mı sağladı? konusu tartışılabilir. Ancak; isyan, toplumda korku, yönetimde tereddüt yarattı. İnönü’nün de belirttiği gibi beklenen bir tepkiydi. “O günlerde olmasa idi, sonra olacaktı.” Buna rağmen; tepkinin sebep olduğu korku “ülkenin bölünmesi tehlikesi” idi. Bunun tesirleri, günümüze kadar taşınmıştır. Tekerrürü, 14 Ağustos 1984 tarihinde başlayan ve 2000’li yıllara girerken etkinliği kırılan “PKK” faaliyetidir.

Cumhuriyet idaresini yıkmayı ve ülkeyi bölmeyi hedef alan, her iki başkaldırının ortak noktası bir “Kürt Devleti” kurmaktır. Benimsenen strateji de silahlı ve kanlıdır. Takip edilen stratejinin birincisinde “Şeriatı” hakim kılmak, ikincisinde “Marksist – Leninist düşünceyi” hakim kılmak ve her ikisinde de “Kürt Devleti”ni kurmaktır. Bu aslında, Atatürk’ün Nutuk’ta belirttiği gibi “Düşmana karşı meydana getirilen cepheler iki şekilde düşünülebilir, birisi iç cephe, diğeri dış cephedir. Dış cephe doğrudan doğruya ordunun düşman karşısındaki silahlı cephesidir. Bu cephe sarsılabilir, değişebilir, yenilebilir fakat bu durum, hiçbir vakit ana yapıyı temelinden yıkan, milleti esir ettiren iç cephenin çökmesi kadar tehlikeli değildir.” Öz deyişinde anlamını bulan iç cephedeki saldırılardır.

Bugünkü Türkiye Devletinin Temel Amaç ve Görevleri:

T.C. Anayasası Madde 5’de belirlenmiştir. Buna göre; “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.” Anayasanın bağlayıcı, yol gösterici ve düzenleyici olan bu genel hedefi dokuzuncu Cumhurbaşkanının, 1 Ekim 1999 TBMM açılış konuşmasında Türkiye’nin milli hedefi olarak, “Türk Milleti Büyük Atatürk’ün kendisine işaret ettiği “Dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak Türkiye Cumhuriyetinin ebedi varlığı, refahı maddi manevi mutluluğu ile çağdaş medeniyet düzeyine ulaşmaktır.” şeklinde ifade edilmiştir. Aslında anayasanın 5nci Maddesi ve devlet sorumlularının ortaya koyduğu milli hedef kısaca “Çağdaş Devleti ve Çağdaş Toplumu meydana getirmektir.” Bu hususlar gerçekleştirilirken “Devletin anayasal düzenini, milli varlığını, ülke bütünlüğünü, milletlerarası alanda, siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik dahil bütün menfaatlerinin ve ahdi hukukun her türlü iç ve dış tehditlere karşı ülkenin korunması ve kollanması hususundaki temel değerler muhafaza edilecektir. Bu da ülkenin Milli Güvenlik Siyaseti”dir. Bu siyasetin temel öğeleri; ülkenin milletiyle bölünmez bütünlüğünü, ulusal bağımsızlığını ve millet egemenliğini, uluslararası anlaşmalardan doğan haklarının kullanılması ve korunması ile bölge ve dünyada barışın tesisi ve idamesi prensibini esas alarak bütün ülkelerle dostluk ve işbirliği temeline dayalı ilişkilerini kurmak ve geliştirmektir.

Türkiye’nin çağdaşlaşma ve batıya yönelme hedefi Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte başlamış bir süreçtir. Esasen Büyük Atatürk Cumhuriyeti kurarken, aklın ve bilimin hakim olacağı bir düşünce yapısından ayrılmadan “çağdaş, mutlu, hür, müreffeh, laik, demokrat, Büyük Türkiye’yi topyekün bütün vatandaşlarımıza hedef olarak göstermiştir. Bu hedefin özünde “Millet egemenliğine dayanan” tam bağımsız bir Türkiye vardır. Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.” ifadesine göre. “Millet, dil, kültür ve mefküre birliği ile birbirine bağlı vatandaşların teşkil ettiği bir siyasi ve içtimai heyettir.” demiştir. “Bu günkü Türk Milleti siyasi ve içtimai camiası içinde kendilerine Kürtlük fikri, Çerkezlik fikri ve hatta Lazlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve millettaşlarımız vardır. Fakat mazinin istibdat devirleri mahsulü olan bu yanlış yaklaşımlar ülkenin milli birliğini bozmaktan başka bir amacı olamaz. Çünkü “bu millet efradı da umum Türk camiası gibi aynı müşterek maziye, tarihe, ahlaka, hukuka sahip bulunuyorlar.”

“Çok müstesna olaylardan” bir tanesi ve belki de en büyüğü olacaktı. Büyüklüğü “Halkın egemenliğinin Osman oğullarından alınarak, egemenlin gerçek sahibi olan Türk milletine verilecekti. Osman oğulları başta olmak üzere o sistemden daha bir ayrıcalıklı istifade eden çıkar grupları, buna rıza göstermeyecekti. Ama Türk tarihinin en büyük şahsiyeti M. Kemal’in azim ve iradesi ile ve onun iyi niyet ve samimi duyguları ile egemenliği gerçek sahibine, Türk halkına adeta bir armağan verir gibi verecektir. İşte gerçek sahibine geri verilen “Egemenliğin” mana ve mahiyeti Büyük Önder’in kendi ifadelerinden; “Milletin Saltanat ve hakimiyet makamı yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Ve bu makamı hakimiyetin hükümetine, Türkiye Büyük Millet Meclisi derler. Bundan başka bir makamı saltanat, bundan başka bir heyeti hükümet yoktur ve olamaz.... Türkiye halkı, asri bir devleti mütemeddine (uyarlaşmış) halinde ...... daha mevcut ve müreffeh olacak, her gün daha çok insanlığını ve benliğini anlayacaktır Bu konuşmadan sonra “Hilafiyet ve saltanat”ın birbirinden ayrılarak saltanatın kaldırılması kararı Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildi. Milletin kendi egemenliğini ilgilendiren konuda aldığı bu tarihi karar, Türk ulusunu hapseden karanlık odanın dışına çıkışı ve özgürlüğüne kavuşması anlamını taşımaktadır. Çünkü Türk milletinin uygarlaşmasının önündeki en büyük engellerden birisi ortadan kaldırılıyordu.

Modern anlamda devlet; bir iradeye ve bir hakimiyete sahiptir. Bunu ifade etmek ve uygulamaya koymak için başlıca iki vasıta kullanılır. Bunlardan birisi meclis (Millet Meclisi) ikincisi hükümettir.

Millet Meclisi, demokrasi prensiplerine uygun olarak halk iradesini temsil edecek, hükümet de temsili hükümet prensibine uygun olacaktır. Bunların her ikisi devlet teşkilatını meydana getiren anayasa esaslarına uygun olacaktır.

Devletin hakimiyet hakkı, sadece bir anayasal hakkın kullanılması değil, devletler hukuku ve beynelminel insanların hakları dikkate alınmak zorunluluğunu da doğurur. Devlette hakimiyeti devlet içinde hakimiyet meselesi olup, bu doğrudan doğruya anayasaya dayanır.

Devletler hukukunun, tayin ettiği hudutlar dahilinde kalmak kaydıyla da devlet hudutları dışında da hakimiyet hakkını kullanacaktır.

Demokrasi; maddi refah meselesi değildir. Böyle bir düşünce vatandaşların siyasi hürriyet ihtiyaçlarını göz ardı etmeyi doğurur.

Bizim bildiğimiz demokrasi bilhassa siyasidir. Onun hedefi, milletin kendisini idare edenler üzerindeki denetimi sayesinde siyasi hürriyeti temin etmektir. Sonuç olarak; yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti aklın, bilmin ve matığın hakim olduğu, akılcı, çağdaş ve modern bir ülke olmasıdır.

 
 SİTE İÇİ ARAMA

SON EKLENEN 5 MAKALE
TÜRKİYE- AVRUPA BİRLİĞİ TARİHÇESİ

KARŞI DEVRİM HAREKETLERİNİN EN ETKİLİSİ ŞEYH SAİD İSYANI

BM VE TBMM DE KABUL EDİLEN İKİ SÖZLEŞMENİN ÜLKEMİZE ETKİLERİ

CUMHURİYETİN 86 NCI YILINDA BAŞINA GELENLER

RİSK VE RİSK YÖNETİMİ

SİTE ANKET
Yeni Sitemizi Nasil Buldunuz?
Çok Iyi
Iyi
Normal
FikrimYok