IRAK'DAKİ GELİŞMELERDEN TÜRKİYE'NİN ÖDEYECEĞİ BEDEL
(27 OCAK 2005)

 1.     IRAK’ IN OSMANLI İMPARATORLUĞU ELİNDEN ÇIKMASI:

 1914 Yılında Birinci Dünya Harbi başlamadan önce İngiltere Hindistan sömürge yolunu emniyete almak için Basra’ ya asker çıkarmaya başladı. Osmanlıların; o zaman Irak cephesinde 8000 nizami kuvveti ve 2900 yerli Araplardan oluşan bir askeri gücü vardı.


 22 Kasım 1914’ de İngilizler Basra’ yı ele geçirdi. Albay. Nurettin Bey Irak cephesi komutanlığına atandı. İngiliz işgal kuvvetleri komutanı Tavnhsend, 27 Eylül 1914’ de Kut-el Ammare’ yi alıp bölgeye yerleşmesi üzerine Irak cephesi komutanlığı takviye edildi ve Cephe Komutanlığına  müttefikimiz Almanya nın  Türkiye’ye gönderdiği general  Vonder Golç Paşa atandı ve Nurettin Paşa onun emrine verildi.

7 Aralık 1914’ de Türk ordusu Kut-el Ammara’ ya saldırdı, 4.5 ay kuşatılan Kut-el Ammare de 1000 ölü 7000 yaralı veren İngiliz ordusu 5000 İngiliz, 7000 Hitli,  3000 yardımcı kuvvetleri, Türk ordusuna teslim oldu. O zaman Körfez bölgesinde en büyük askeri güç, bu günkü ABD ne benzer şekilde İngiltere nin askeri gücü vardı.   1’ nci dünya harbinin Irak cephesi diğer cephelerde olduğu gibi 4 yıl süre ile kanlı ve zorlu mücadelelerle savunuldu.sonunda kaybedilen harbin gereği olarak 30 Ekim 1918’ de Mondros ateş kes antlaşması imzalandı. Mütarekesi imzalandığında, Musul elimizde bulunuyordu. Ancak İngilizlerin ilerlemesi ateşkes hükümlerine aykırı olarak devam etti ve Kasım 1918 sonralarında Musul u da kaybettik.

 

2.     ORTADOĞU SORUNUNUN ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜ:

Eski Osmanlı İmparatorluğu’ nun Ortadoğu’ daki toprakları 20’ nci yüzyılda

İngiltere ile Fransa arasında 1922 yılında Milletler Cemiyetinden aldıkları mandater yönetimi yetkisiyle aşağıdaki şekilde taksim edilmiştir.

a.      Fransa; Suriye ve Lübnan’ ı,

b.     İngiltere; Arap yarımadası, Irak, Ürdün ve Filistini kapsayan geniş petrol bölgesinin yönetimini üstlendiler.

Ortadoğu nun bu günkü durumu hem Avrupalı devletlerin Ortadoğu’ yu yeniden

biçimlendirmeyi üstlenmesinden, hem de İngiltere ile Fransa’ nın kurdukları hanedan, devlet ve politik sistemlerin sürekliliğini sağlama bağlayamamalarından kaynaklanmaktadır.

         Halen Ortadoğu, dünyanın ulusal ölüm kalım savaşlarının sık sık yapıldığı bölgedir.

         Ortadoğu tarihinde, İsrail için kendi devletini kurarak bir çözüm bulunmuş gibi olsa da bunun karşısında Filistin sorununa bir çözüm bulunmadan bölgenin huzura kavuşmayacağı anlaşılmıştır.

         İngiltere; Ortadoğu siyasetini İsrail devletinin kuruluşuna destek vererek bölge ülkelerini baskı altına almış ve  bu politika ile uzun yıllar bölge dengelerini kendi çıkarları doğrultusunda kullanarak sürdürmüştür.Bu gün bu görevi ABD üstlenmiştir. ABD de İngiltere’nin bölgeye yönelik politik tecrübelerinden yararlanarak İsrail Devleti ile ittifakın yanında “Kürt” Devleti kurdurma siyasetini ön planda tutarak başta Türkiye olmak üzere bölge devletlerini sindirme ve baskı altında bulundurarak Irak ve bölge petrollerini kontrol altın da bulundurma politikasını sürdürmektedir.Bu politikanın uygulamasında İran’a askeri güç kullanma dahil psikolojik savaşın her özelliğinden yararlanarak baskısını sürdürürken, Türkiye için de “Sözde Kürt Devleti”tehdidi ile Ülkenin parçalanabileceği riskini önümüze koymaktadır.Bu koşulların doğmasında en başta geçmiş yönetimlerden Merhum “Özal”ın yanlış yaklaşımı ve teslimiyetçi politikasının sorumluluğunu tarih kaydedecektir.

Askeri bir deyim vardır. Savaşa girmeden önce yığınakta hata yaparsan sonra bunu düzeltemezsin veya ağır bedel ödersin. İşte Türkiye’nin hatası stratejinin bilinen kuralını ihlal etmiştir. “Yığınakta Hata Yaparsan Savaşı Kaybedersin” Türkiye Irak politikasında kaybetmiştir.Çünkü hata 10-15 yıl önce yapılmıştır.

 

 

3.     21’ NCİ YÜZYILIN KÜRESEL GÜCÜ ABD VE ORTADOĞU;

ABD ve batı; 20’ nci yüzyılın ikinci yarısında, Ortadoğuda, Arap-İsrail

çatışmalarını desteklerken, 21’ nci yüzyılın başında bölgenin mevcut sorununa ilave olarak su ve “Kürt” meselesinin üzerinde yoğunlaştılar. Türk-Arap-İran ve Kürt gerginliğini teşvik ettiler. Küresel güç olarak 1989’ dan itibaren Rusyanın etkisizleşmesinden’ de yararlanarak, yeniden Ortadoğu’ ya kendi çıkarları doğrultusunda şekil vermeye karar verdiler. Ancak aralarında beliren çıkar çatışması bölgenin geleceğini belirsiz bir duruma getirdi.

         ABD’ nin bölge politikası; “bizim ihtiyaçlarımız, bizim isteklerimizin kabul edilip karşılanmasına bağlıdır” ifadesiyle, Ortadoğu’ nun kaynaklarının hiç kimse ile paylaşılmayacağı sonucunu yaratmıştır. Bu bölgenin yakın zamanda huzur ve istikrara kavuşmayacağının kanıtıdır.         Çünkü;

a.      1’ nci körfez harekatı; ABD ve batının desteklendiği İran-Irak savaşıdır. Bu savaş 1979’ da İranda ortaya çıkan ve İslamiyetin Şii kanadına mensup İranlılarca benimsenen “sözde İslam devrimi” nin bölgede meydana getirdiği tehlikenin önlenmesi ve İran-ABD arasındaki rehine krizinin sebep olduğu psikolojik olumsuzlukları gidermek üzere, ABD’ nin örtülü desteği ile Irak’ ın “Taşaron”  olarak kullanılmasıyla İran’ ın Kuzistan bölgesinde yaşayan Araplar ile  Şattülarap bölgesinin paylaşımı bahane edilerek 22 Eylül 1980’ de başladı, 8 yıl sürdü. 17 Temmuz 1988’ de BM Güvenlik Konseyinin 589 sayılı kararını tarafların kabul etmesi ile 20 Ağustos 1988’ de bütün cephelerde ateşkesin sağlanmasıyla sona erdi. Savaşın sonunda tarafların kazanımı sıfır olarak başlangıç noktasına dönüldü.

b.     İkinci Körfez Harekatı: 1’ nci Körfez harekatının bir anlamda sebep olduğu gelişmeler nedeniyle Irak’ ın 2 Ağustos 1990 tarihinde, Kuveyt’ i işgali ve 19’ ncu vilayeti olarak ilan edip Kuveyt’ i ilhak etmesi üzerine 17 Ocak 1991 ABD’ nin öncülük ettiği 33 ülkenin meydana getirdiği koalisyon ile Irak Kuveyt’ den çıkarıldı. Irak, koşulsuz olarak ateşkesi kabul etti. 2’ nci Körfez harekatın’ dan hemen sonra, Bağdat yönetimine karşı, Irak’ ın kuzeyindeki Kürtler ile güneyindeki Şiiler isyanı kanlı bir şekilde bastıran Irak yönetiminin sebep olduğu göç olaylarını kontrol altına almak maksadıyla; BM Güvenlik Konseyi’ nin 5 Nisan 1991 tarihinde aldığı 638 sayılı karar ile Irak’ ın Şiilere ve Kürtlere karşı giriştiği imha harekatını derhal durdurmasını talep etmiş ve bu çerçevede bütün Irak vatandaşlarının siyasi ve insani haklarına saygı duyulmasını istemiştir. Bu gelişmelere bağlı olarak Irak’ ın kuzeyinde, Kürtlerin yaşadığı bölgeyi kapsayan 36’ ncı paralel ile güneyinde 32’ nci paralel olarak bilinen bölgelerde Irak’ a  uçuş yasağı getirilerek Kürtler ve Şiiler koruma altına alınmıştır. Bu tedbir BM Güvenlik Konseyi kararı ile değil  ABD’ nin zorlaması ve isteği ile gerçekleşti.

c.     3’ ncü Körfez Harekatı ve Tarafların belirlediği harbin siyasi maksadı;

-         ABD harbin siyasi hedefini Irak’ ın meşru yönetimini ortadan kaldırarak, Irak’ ın  kitle imha silahlarından arındırılması şeklinde açıklanmıştır. Ancak bu  kamu oyuna yansıtılan dır.Esas olan başta petrol ve doğal gaz kaynakları olmak üzere Ortadoğu nun zenginliklerini kontrol altına almaktır.Uzun vadede ABD nin bölgedeki çıkarlarına yönelik nizami veya gayri nizami saldırıları ortadan kaldırmaktır.

-         O zamanki Irak yönetiminin yani “saddam yönetiminin” hedefi;Irak’ın siyasi bağımsızlığını ve egemenliğini korumaktı.

-         Tarafların Askeri hedefleri ise;

-         ABD muhtemelen silah kuvvetlerine verdiği direktifte; harbin askeri hedefi Irak silahlı kuvvetlerini yok ederek ülkeyi işgal altına almaktı.

-         Irak silahlı kuvvetlerinin hedefi ise; ülkenin bekasını sağlamak, işgal güçlerine karşı :Irak’ ın toprak bütünlüğünü korumaktı.

-         3’ ncü Körfez harekatı 19 Mart 2003 tarihinde saat 04.42’ de başladı. Türkiye; 21 mart 2003 günü ABD ve İngiltere ye sadece hava sahasını açma kararını verdi. Türk hava sahasının kullanılması esaslarının ayrıntısı “T.C. hükümeti” tarafından belirlenecek esaslar dahilinde uygulama esasları teknisyenlere bırakılacak şekilde önemli bir destek verildi.

-         09 Nisan 2002 tarihinde yukarıdaki hedeflerden  hiç birisi tam olarak gerçekleşmedi. Savaşın 21’ nci gününde “şok” gelişmeler yaşandı.Irak silahlı kuvvetleri etkin bir direnç gösteremeden Bağdat’ı işgal ve istila güçlerine terk etti. Ülkesini savunması beklenene birçok Iraklı yüksek rütbeli  komutan, ABD  ile işbirliğine girişerek ülkelerini savunmadan mevzileri terk ettiler ve  askerlerini terhis ettiler.

-         Bu yaklaşım, askeri literatürde yanlıştır. Ülkeye karşı “İhanettir”.

-         Ancak 2004 yılı içinde artan direniş ve özelikle 29 OCAK 2004 günü yapılacak seçimlere yönelik caydırma ve halkı  korkutma ve sindirme politikasını uygulayan silahlı mukavemetin gücünü, terhis edilen Irak askerleri ve muhtemelen eski Irak ordusunun komutanları organize ediyorlar.

ABD ve İngiltere; Türkiye’ nin sağladığı  yukarıdaki desteği yeterli bulmamakla beraber harekatın ilerleyen safhalarında bu desteğin ne kadar önemli olduğu anlaşıldı. Ancak ülkemizdeki güçlü ABD lobisinin ABD’ ne verilen bu desteğin yeterli olmadığı dile getirildi. Türkiye’ yi kayıtsız ve şartsız ABD’ nin güdümüne teslim etmek isteyen işbirlikçiler, çıkarlarını Türk-Amerikan geleceğine bağlayanları memnun etmek için Türkiye’ nin daha çok destek vermesi beklentisi ortaya çıktı.

 “İşbirlikçiler” açısından ele aldığınızda bu sınırlı destek  tam bir felaket olacak. Çünkü kayıtsız şartsız ABD nin isteklerinin karşılanmasının en uygun yol olduğuna inandırılmışlardı. Çünkü bu Amerikan lobisi ayni zamanda ülke içinde bölücülük yapan “Kürt lobisinin “ ta kendisiydi. Irak’ dan yağmalanan servet kürt yağmacılar tarafından Türkiye’deki işbirlikçiler vasıtasıyla borsa da değerlendiriliyor. Irak ın Kuzeyindeki aşiret reisleri ve parti liderleri ile çıkar birliğinde olan bu egemen güçler Türkiye’nin uzun vadedeki çıkarlarına aşırı zarara verdiklerini şüphesiz biliyorlardı.

Bu yaptıkları “İhaneti” de bilerek ve kasten yaptıkları sonraki gelişmelerden anlaşılıyordu. Çünkü 12 yıl destek verdiğimiz ve  Irak’ ın kuzeyinde sürdürülen “kuzeyden keşif harekatı” “sözde Kürt Devletinin” sağlam temellerini atmış oldu.

Hatamızın farkına vardık,  Meclisimiz “Kuzeyden Keşif Harekatını” sonlandıran kararı 2003 yılında aldı ama, bu yanlış uygulama Irak’ ın kuzeyinde kurulacak muhtemel Kürt devletinin oluşmasına engel olmakta geç kaldık.

Bundan önceki süreçte Türk-Amerikan ilişkileri zaman zaman gerilimli ve kopma noktasına geldi. İç ve dış basında yer aldığı gibi Türkiye’ nin hata yaptığı ve bir süper güç ile giriştiği politik mücadelede bu kadar direnç göstermemeli anlamına gelen kararda  fikir birliğine ulaşıldı. 09 Nisan 2003 günü ABD’ nin bir özel görev kuvveti Bağdat’ ın  merkezine girerek Baas rejiminin sona erdiği anlamına gelecek, Saddam Hüseyin’ in Heykeli’ ni  yıktı. Bu gelişme bütün dünyada bir şok etkisi yarattı. Bu gösteri aslında uygulanan “Psikolojik Harbin” bir başarısıydı. Batı ve ABD basını bunu “Zaferin” kazanıldığı anlamına geldiğini ifade etse de 2004 yılı Ocak ayını son günleri itibariyle bunun doğru olmadığını hepimiz yaşayarak görüyoruz.Dün 26 Ocak 2004 itibariyle ABD nin düşürülen helikopterinden 31 adet  ABD askerinin öldüğü açıklandı.ABD nin günlük asker ve malzeme kayıpları her geçen gün artıyor.ABD Başkanı Irak’dan en kısa zamanda çekileceklerini açıklamakta bir sakınca görmedi de olacak bizim ÜLKEMİZE OLACAK. Çünkü; ABD Irak’ da bir iç savaş başlatarak çekip gidecek, bu iç savaşta işine gelen grupları destekleyecek, birini diğerine yok ettirecek ve böylece bölgede uzun zaman kendisine ihtiyaç duyulan bir büyük güç olarak bölgeye egemen olacak.

 

 

 

4. ÜÇÜNCÜ KÖRFEZ HAREKATININ MALİYETİ’ Nİ KİM

     KARŞILAYACAK:

1’ nci körfez harekatının bedelini İran ve Irak halkları, ikinci körfez harekatının masraflarını, Suudi Arabistan, Kuveyt ve körfez bölgesinin şeyhlikleri karşıladı.

3’ ncü körfez harekatının masrafları da savaşın sonucunda Irak’ da kurulacak ABD uydusu hükümet vasıtasıyla Irak halkı ödeyecek.

Bunun doğruluğu işbirlikçi Irak hükümeti, varlığını borçlu olduğu işgal güçlerine karşı öderlerken büyük çapta yapılan yolsuzluk ve hırsızlıklarla da günün birinde ülkeden kaçacaklarını kendilerine destek olan başta ABD ve İngiltere olmak üzere  koyucularına her zaman muhtaç olduklarını bilerek hareket ediyorlar.

Bunun için ABD bu harekatın az masraflı olması gibi bir arzusu yok. En pahalı silah sistemini kullandı. En modern mühimmatı harcadı ve harcamaya devam ediyor.

Böylece ABD’ de üretilmiş ve depolarda kullanma ömrünü doldurmaya yaklaşmış pahalı mühimmatı bu savaş da sarf edip, yenilerinin geliştirilmesi için ABD nin devlet sistemi zorluyor. Bu nedenle yoğun ABD Irak’ da yoğun bir israfın içinde olduğu görülüyor. Aslında bu harekat’ da kullanılan güdün sistemleri ve “Sözde Akıllı Mühimmat ” 1990’ da başlayan ve 2’ nci körfez harekatı uygulama sonuçların da elde edilen deneyimlerle üretilmiştir. Bilindiği üzere bu tür hassas mühimmat ve donanımda elektronik ve optik dizayn “teknolojisinden” dolayı ürünlerin kullanımı zamanla sınırlıdır. Bunların kullanma zamanı dolduktan sonra modernize edilmesinin masrafı yenisinin imal maliyetinin %75-80 oranına yaklaşır. Bu nedenle bu savaş malzemesini bir şekilde sarf edip yenisini geliştirip üretmek daha akıllıca bir stratejidir. Şimdi sıra, yeni üretim ve bunun sarfını gerektirecek bir on yıllık zamana ihtiyaç vardır. ABD 5-10 sene sonra bölgede bir savaş daha başlatacaktır.Bu savaşın tohumları Üçüncü körfez savaşı  ve IRAK parçalanarak atıldı. Bunun arkasından iç savaş,İran’a yönelik Deniz ve Hava Kuvvetleri ile ABD nin özel kuvvetlerinin kullanılacağı bir savaş sürecine girildi.

Türkiye Bu savaşa daha önceden ilan ettiği  “Kırmızı çizgileri” nedeniyle girmek zorunda, çünkü, bundan kaçınması çok zor.Ülkenin güvenliği ve geleceğin bekası tehlikeye  gidiyor.Asıl şimdi Türkiye yol ayırımında.....  

 
 SİTE İÇİ ARAMA

SON EKLENEN 5 MAKALE
TÜRKİYE- AVRUPA BİRLİĞİ TARİHÇESİ

KARŞI DEVRİM HAREKETLERİNİN EN ETKİLİSİ ŞEYH SAİD İSYANI

BM VE TBMM DE KABUL EDİLEN İKİ SÖZLEŞMENİN ÜLKEMİZE ETKİLERİ

CUMHURİYETİN 86 NCI YILINDA BAŞINA GELENLER

RİSK VE RİSK YÖNETİMİ

SİTE ANKET
Yeni Sitemizi Nasil Buldunuz?
Çok Iyi
Iyi
Normal
FikrimYok