ÜLKEMİZİN DEĞERLERİ VE KÜRESELLEŞME
  Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder Gazi Mustafa Kemal, Atatürk,  27 Ekim 1922 tarihinde Bursa’da, Şark sinamasında, İstanbul’dan gelen öğretmenlere hitaben yaptığı konuşmada şöyle demiştir. 

“....Öğretmenler, Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun en önce ve her şeyden önce, Türkiye’nin istiklaline, kurumlarına, değerlerine ve  kültürüne düşman olan  unsurlarla mücadele etmenin  lüzumu öğretilmelidir...”

         Büyük önderin, biz eğitimcilere verdiği bu direktifin gereğini her fırsatta ve her koşulda, kendi çapımda yerine getirmeye çalışıyorum. Ancak, öyle bir duruma geldik ki, Ülkene ihanet edersen ve Ülken aleyhinde söz söyler ve yazı yazarsan, Ülkeni içeride ve dışarıda,  bazı entelektüel şahsiyetler gibi   jurnal edersen, makbul ve muteber adam oluyorsun.

Şahsen benim böyle muteber  adam olma gibi bir  tutkum yok. Sadece ülkeme her koşulda hizmet etme ve değerlerini koruma yükümlülüğüm var.Ayrıca insanlarımızın yönelimlerine etki eden  ve  yukarıda belirtilen olumsuzlukları sona erdirmek de bizim görevimiz.

Bir ülke var olacaksa, benimsediği değerler ve kurumlarla var olmalıdır.Başka ülkenin değer ve kurumlarıyla var olmak, bağımsız ve egemen ülke olma  ilkesini ortadan kaldırır.

Küreselleşme veya Yeni Dünya düzeni adı verilen  içinde bulunduğumuz süreç, bizim kendimizi inkar ve değerlerimizi terk anlamına gelmez. Çünkü bir Ülkeyi saygın bir  devlet olarak gösteren kriterlerin başında kültür gelir.

Kültür, her millete kendi özelliğini veren, ona milli damgasını vuran, maddi ve manevi değerlerin bütünüdür.Kültürü meydana getiren unsurlar, öncelikle dil, alfabe, din, hukuk, gelenek ve görenek, tarih, yaşanan coğrafya, meydana getirilen güzel sanatlardır.

Küreselleşme aslında uygarlık anlamına gelir.Ancak günümüzde uygarlığın ekonomik boyutu ön plana çıktı. Halbuki Uygarlık denince, akla kültür gelir. Etik değerler gelir. İdeoloji gelir. Burada ideoloji, uyum içerisindeki düşünceler demektir.

Bizim devletimizde, resmi devlet ideolojisi, Türkiye Cumhuriyeti kurulurken benimsenmiş olan ilkeler ve kurumlardır.Bunlar;

*Tam bağımsız,

*Millet egemenliğine dayalı

*Milli bir devlet olması, ve bu devletin, ”..Toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde,İnsan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı,demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti “ olması esas alınmıştır.  Biz bunları korumak, geliştirmek ve güçlendirmek istiyoruz.Çünkü Cumhuriyetimiz kurulduğu zaman sahip olduğumuz iktisadi değerler yok denecek kadar zayıf ve yetersiz bir ülke olmamıza rağmen yinede onurlu ve saygın bir ülke idik. Milli Eğitim Temel Kanununun değiştirilen 10 ncu maddesine göre, "...eğitim sistemimizin her derecede ve türü ile ilgili ders proğramlarının hazırlanıp uygulanmasında ve her türlü eğitim faaliyetinde Atatürk İnkılapları ve İlkeleri ve Anayasada ifadesini bulmuş olan Atatürk Milliyetçiliği temel olarak alınır. demektedir.

Milli ahlak, Milli kültürün bozulup yozlaşmadan kendimize has şekli ile, evrensel kültür içinde korunup geliştirilmesine ve öğretilmesine önem verilir,

Milli birlik ve bütünlüğün temel unsurlarından biri olarak;

Türk dilinin, eğitimin her kademesinde özellikleri bozulmadan, aşırılığa kaçılmadan öğretilmesine,

Dilimizi; çağdaş eğitim ve bilim dili halinde zenginleşmesine çalışılır" hükümlerini ihlal etmememeliyiz.

Atatürk dönemindeki bazı ekonomik göstergeler söyle kayda geçmiştir.

K o n u l a r         1924   1925   1926   1927   1928   1929   1930   1931   1932

Fiyat artış hızı         10   12.4     -8.5      2.2     -0.1      4.5   -25.4     -19     -4.2

Dolar kuru            1.68   1.88    1.83    1.91    1.94    1.95       2.7     2.2    1.26

GSMH büyümesi  14.8   12.9    18.2  -12.8    11.0    21.6       2.2     8.7     9.5

Sanayi üretimi       30.9  38.5     35.9   39.7    37.6      41         36      37     40

Ekmek fiyatı 1Kg.  0.17 0.20     0.16   0.18   0.17     0.16     0.12    0.09   0.10

        

         Bu değerlerde göstermektedir ki,Osmanlı Devletinden intikal eden borçları  ödemeye devam eden yeni Türkiye Cumhuriyeti, savaştan yeni çıkmış, yanmış, yıkılmış yoksulluk içerisinde bir ülke olmasına rağmen, ekonomik göstergeleri, günümüz Türkiyesinin, ekonomik göstergelerinden daha iyi olduğu görülür.Bilindiği üzere, 2004 yılında GSMH toplamı Dolar ile ifade edersek, 294 milyar dolardır.Ayni yıl ülkenin iç ve dış borçlarının toplamı da yaklaşık olarak 248 Milyar dolar olduğu ifade ediliyor.Basına intikal eden 2004 yılı bütçe uygulama sonucuna göre, 143 Katrilyon  devlet harcamasına karşın 109 katrilyon devlet geliri ve 34 katrilyon bütçe açığı olmuştur. 2005 yılı için öngörülen değerlerde fazla ümit verici görülmüyor.Ben bu konun uzmanı değilim ancak iktisaden bağımlı olan bir ülkenin siyasi, askeri, adli ve kültürel dahil pek çok konuda bağımsız olduğunu iddia etmesi gerçekçi değildir.

Halbuki devletimiz kurulurken benimsediği temel prensip “Tam Bağımsızlıktır”. İşte ben bu tehlikeye dikkati çekmek istiyorum. Ekonomik bağımsızlığımızı kazanmadığımız takdirde diğer konularda hedefler ortaya koymanın bir anlamı yoktur.Çünkü o hedefler asla gerçekleşmez.

Artık “Yoksulluğu fazilet bilme” alışkanlığından devlet yöneticileri de kurtulmalıdır.

Yeni Dünya Düzeni için ileri sürülen aşağıdaki argümanların lehimize nasıl değiştirilebileceğinin özünde ekonomik zenginlik olduğu görülür.Bu argümanlar;Bilgi alanındaki gelişim ve paylaşım,Ekonomilere yön veren uluslar arası para transferleri ve ticaret hacmi, topraksız devlet veya uluslar üstü devlet,kavramı ile ülkeleri birbirinden ayıran sınırların var olmasına rağmen etkileşim nedeniyle ortadan kalkmıştır.Eskiden ülkelerin kendi iç meselesi sayılabilecek çeteler, mafya, organize suç v.b. güvenlik karşıtı eylemler dünyadaki bu küçülme nedeniyle uluslar üstü, küresel bir sorun haline gelmiş ve bunun sonucunda bu suçların getirmiş olduğu tehdit kavramının yeniden gözden geçirilmesi ve tanımlanması istendiğinde, küresel güvenliğin sağlanmasında uluslar arsı bir anlayış birliğinin sağlanamaması, kurumlaşma ve örgütlenme de bu anlamda ortak noktaların henüz sağlanmamış olması ülkemiz için tehdit ve tehlikeyi büyütmüştür.Bu nedenle ülkemizin benimsediği değerler ve kurumlarla var olmayacaksak, Ulusumuza yalan söyleyerek onu kandırmaya çalışmanın bir faydası yoktur.

 
 SİTE İÇİ ARAMA

SON EKLENEN 5 MAKALE
TÜRKİYE- AVRUPA BİRLİĞİ TARİHÇESİ

KARŞI DEVRİM HAREKETLERİNİN EN ETKİLİSİ ŞEYH SAİD İSYANI

BM VE TBMM DE KABUL EDİLEN İKİ SÖZLEŞMENİN ÜLKEMİZE ETKİLERİ

CUMHURİYETİN 86 NCI YILINDA BAŞINA GELENLER

RİSK VE RİSK YÖNETİMİ

SİTE ANKET
Yeni Sitemizi Nasil Buldunuz?
Çok Iyi
Iyi
Normal
FikrimYok