AVRUPA BİRLİĞİ VE TÜRKİYENİN GELECEĞİ
Avrupa; soğuk savaş döneminde iki rakip süper gücün arasına sıkışan ve yeteri kadar ciddi anlamda dünya politikalarında bir varlık gösteremeyen Avrupa’nın, bugün geleneksel mücadelelerinin ötesine geçerek yeni bir uluslar arası güç unsuru olma ve dünya politikasında yeni bir  denge kurmaya çalışması doğru bir yaklaşımdı.

 Avrupa; soğuk savaş döneminde iki rakip süper gücün arasına sıkışan ve yeteri kadar ciddi anlamda dünya politikalarında bir varlık gösteremeyen Avrupa’nın, bugün geleneksel mücadelelerinin ötesine geçerek yeni bir uluslar arası güç unsuru olma ve dünya politikasında yeni bir  denge kurmaya çalışması doğru bir yaklaşımdı.

Bu maksatla Avrupa’yı ABD nin kontrolünden kurtaracak “ askeri, siyasi, ekonomik, teknolojik” yönden Avrupa’nın güçlenmesi, önce Avrupa nın güvenliğini sağlamak  maksadıyla, Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliğini (AGSK) kurmuş ve zamanla bu güç vasıtasıyla da dünya olaylarında söz sahibi olma ve dünya politikalarına yön vermeye hazırlandığını görüyorduk.

Avrupa nın yukarıda belirtilen yüksek hedeflerine ulaşmak için önce tüm üyeler tarafından kabul edilecek bir “ Avrupa Konvansiyonu” hazırlığını yaptı.

Bu konvansiyon aslında “ Birleşik Avrupa Devletleri” nin ortak “Anayasası” olacaktı.Bu anayasa dan önce birliğin değişik zamanlarda kabul ettiği temel ilkeleri bir dokümanda toplayıp ve bunu gelecek de ulaşmak istedikleri AB hedefine topluluğu taşıyacak olan bu dokuman aslında halkın pek de anlayamayacağı detayda, 329 sayfalık bir hukuk dokümanı olarak ortaya çıktı.  Bunu büyük bir arzu ve hevesle eski Fransa Cumhurbaşkanın başkanlığında üye devletlerin en az üç kişiden oluşan temsilcilerinin, üç yıla yakın bir çalışması ile hazırlamışlardı.

Bu anayasa geçen yıl 29 Ekim 2004 tarihinde, Roma’da  devlet ve hükümet başkanlarının  hazır bulunduğu toplantıda törenle imzalandı.Türkiye’de buna, gelecekteki hedefi bu anayasa çatısı altında tam üye  olarak bu yapının içinde yer alacağını tevsik eder, anlamında bu Anayasa metnine imza koydu.

Üye devletlerin iç hukuk ve anayasal kurallarına göre bu ortak konvansiyonun onaylanmasına geçildi.

Fransa’daki, 29 mayıs 2005 referandumuna kadar, İspanya,İtalya,Yunanistan, Almanya dahil 9 ülke Avrupa Anayasasını onaylamıştı.Çok yakında Belçika daki işlemde tamamlanmak üzere toplam 10  üye ülke bu konvansiyonu onaylamıştı. 01 Haziran’da Hollanda yapılan referandumda halkın %63 ü AB Anayasasına hayır dedi,bundan sonra, 10 temmuz da Lüksemburg da referandum düzenlenecek, bunların dışında kalan 16  üye ülkelerin onaylama süreci parlamentolarından geçirileceği ve olumlu “evet” sonucunun beklendiği bir gerçektir.

  Bu konvansiyonun yürürlüğe girmesi için; şimdilik 25 AB üyesi ülkenin  2006 yılı ilkbaharına  kadar müspet yönde onaylama işlemini tamamlaması gerekiyordu. Ancak, Avrupa Anayasanın ekindeki 30 numaralı “deklarasyona göre Avrupa Anayasasını oluşturan anlaşmanın imzalanmasını  takip eden iki yıl içinde, üye ülkelerin 4/5 i ilgili anlaşmayı onaylar, bir veya birkaç ülke onaylamada zorlukla karşılaşırsa sorunu Avrupa Birliği Konseyi ele alır” demektedir.

Bu durumda Avrupa ANAYASASININ ÜYE ÜLKELERCE ONAYLANMASINDA BİR GÜÇLÜĞÜN YAŞANABİLECEĞİNİ BAŞTAN GÖRMÜŞ VE BUNU KABUL ETMİŞTİR. 20 üye ülkede onay gerçekleşirse, Anayasayı ret etmiş ülkelere “özel statü” önerilebilecektir.Yapısında ANAYASA  YI RET ETMİŞ ÖZEL STATÜLÜ ÜLKELER İLE, BİR ANAYASA ÇATISI ALTINDA TOPLANMIŞ BAZI  AVRUPA ÜLKELERİNİN MEYDANA GETİRDİĞİ YENİ AVRUPA BİRLİĞİ AŞAĞIDAKİ BÜYÜK AVRUPA  İDEALİNİ GERÇEKLEŞTİRMEKTA YETERSİZ KALACAKTIR.

29 Mayıs 2005 Fransa referandumu ve 01 Haziran 2005 Hollanda halk oylaması bu planı ve AB nin geleceğe yönelik hedeflerini şimdilik kaydıyla ciddi şekilde  sekteye uğrattı.

Aslında Avrupa Birliğinin ortaya koyduğu “Büyük Güç Olma” hedefinin gerçekleşmesi için çok önemli olanak ve yeteneklere ihtiyaç vardır. Bunlar da bana   göre “büyük güç olmanın koşulları”olarak asgari şunlardır.

1.Ekonomik büyüklük: Büyük güç’ ün yer altı ve yerüstü kaynaklarıyla yeteri kadar büyük ve zengin  olmalı ekonomik büyüklüğü dünya iktisadi hayatını etkilemelidir.AB bu özellikte bir ekonomik büyüklüğe sahipti.

2.Sermaye büyüklüğü (parasal güçlülük);Uluslar arası boyutta büyük ve etkin olarak tasarruf edilebilir güçlü bir paraya sahip olmak ve bunun dolaşımında, hukuki  politik ve psikolojik hiçbir olumsuzluk yaşamaması gerekir.AB 29 Mayıs ve o1 Haziran tarihine kadar bu niteliğe de sahipti.

3.Teknolojik gelişim ve etki alanı; yeterli, bağımsız, Enerji ve iletişim alanındaki gelişmelere, değişim ve dönüşüme hakim olarak yön verebilme özellik ve kapasitesinde olmalıdır.AB bu yeteneğe sahipti.

4.Askeri güç ve büyüklük; Nükleer silahlara ve denizaşırı  görevlerde kullanılabilecek düzeyde stratejik  deniz, hava ve kara nakil vasıtaları ile asgari 10 kadar tümen(100.000 mevcutlu acil müdahale gücü) ve bu gücü rotasyona tabi tuttuğu takdirde asgari üç  grup halinde 300.000 mevcutlu bir kara kuvvetini 72 saat içinde  göreve sevk edebilme  yeteneğine sahip olmak.AB mevcut askeri potansiyeli ile bu yetenekten yoksundu.Hedef bu yeteneğin geliştirilmesiydi.

5.Coğrafi Büyüklük:Askeri açıdan ülkenin, derinliğine ve genişliğine savunma imkanına sahip, ülkenin yanları tabii engellere dayalı, Üzerinde yaşayan yurttaşlarını refah ve güven içinde yaşata bilecek büyüklükte, hayati bir müttefikini, esas deniz ulaştırma yollarını, su yolu boğaz, gedik ve geçitleri kontrol edebilecek, İçilebilir su rezervlerini, enerji kaynaklarına sahip olduğu gibi bunları, ülke sınırları dışında da koruyabilecek  konuma, coğrafi büyüklüğe  sahip olmalıdır. AB bu özellikteki coğrafi büyüklüğe sahipti

6.Kültürel gücü; Ulusal yada dinsel boyutta, diğerlerinin çıkarlarıyla işbirliği yapmaya müsait ve esnek, hoşgörülü ve meydana getirdiği artı değerleriyle diğerlerini kendisine çeken, benimsediği değerleri evrensel ve başka ülke ve insanlar tarafından da benimsenen bir kültüre sahip olmak. . Fransa’nın ve Hollanda’nın ortaya koyduğu “ Katolik kültürünün dışında” Avrupa ya tahammül gösteremeyeceğini ortaya koyan yaklaşım olmasa idi, kültürel yönden de AB bir büyük güç olma hedefine doğru emin adımlarla ilerlemekte idi. 

7.Siyasi güçte büyüklük;Üyelerin çıkarlarını koruyan ve emperyalist bir dış politikayı tasarlayan, uygulayan ve bunu uyumlu ve sürekli kılan, yeteri kadar kuvvetli bir devlete ve  bürokrasiye sahip olmak,AB bu konuda da yeterli tecrübe ve birikime sahipti. Ancak karara alma mekanizması çok yavaş ve son derece karmaşık olduğu için “Büyük güç” olama nın gerektirdiği süratli ve etkin uygulamayı gerektirecek karara aşma mekanizmalarının geliştirilmesine ihtiyaç vardı. Anayasa kısmen bunu sağlayacaktı.

8.Nüfus Potansiyeli:Genç, üretken,disiplinli, eğitimli, sağlıklı, moral değeri yüksek ve büyük hedeflere yönelip bunları gerçekleştirmek isteyen duygu ve heyecana sahip insan topluklarına sahip olmak gerekir.AB bu konuda ciddi zafiyet içinde bulunuyordu.Bu noksanlığını şüphesiz Türkiye kapatacaktı.

Avrupa Birliği mevcut 25 üyesi ile yukarıda belirtilen “Büyük Güç “olma kriterlerinden hangilerine sahip? Hangilerinde yetersiz olduğunu matematiksel olarak daha derinliğine ve genişliğine analiz edilebilir.Ancak ana hatlarıyla mevcut ve geleceğe yönelik hedefler ve amaçlar açısından bu sorunun cevabı kısa kendi maddesi içinde ve sonunda ortaya konduğu şeklidedir.

 Fransa ve Hollanda’da  ret edilen ortak “Anayasa” aslında büyük güç olma hedefini gerçekleştirmeye uygun koşulları yaratıyordu.Şüphesiz Avrupa’yı büyük güç olama hedefine taşıyacak en mantıklı ve akılcı yol 29 Mayıs 2005 e kadar izlenen yoldu. Şimdi bundan sonra ne olacak? Fransa ne istiyor? Bunun cevabı;

“Avrupa  gerekirse küçük olsun, ama Fransa’nın kontrolünde olsun” yaklaşımı ve Fransız egoizmi 29 Mayıs 2005 referandumuna  hakim oldu. Bu Hollanda daki oylamaya da etki etti. Bundan sonra anayasalı AB ideali suya düştü.  Avrupa’nın geleceğini ve ABD nin kontrolünde bir Avrupa yapısından kurtulup bağımsız ve dünya politikalarında söz sahibi olacak bir AB olmasını engellemiş oldu. Aslında 29 Mayıs 2005 oylama tarihi tesadüfen seçilmiş bir referandum tarihi değildir.

İnsanların hafızası gibi devletlerinde hafızaları vardır. Zaman zaman bu hafızaları çağrışım yaptırır.İsa’dan sonra 312 yılında roma İmparatoru costantinus’un Romanın resmi devlet dini olarak, Hıristiyanlık olmasını kabul ettiği “Meşhur Milano deklarasyonu 29 Mayıs 312 de ilan edilmiştir.Avrupa Ortak Pazar Topluluğu adını terk edilerek AB adının verilmesi de İtalya’nın dönem başkanlığında  yine Milano’da toplanan Avrupa devlet ve hükümet başkanlarının toplantısında kararlaştırılmıştır. Ben konuya, dinsel ve kültür farklılık  açısından bakmak istemiyorum ama işin özünde, özellikle,  “Avrupa Hıristiyan Demokrat Partilerinin” tabanına vermek istedikleri mesaj bu yöndedir. 

Fransa  Avrupa’nın kültür merkezidir.

Fransızlar Avrupa kültürü denince; “Katolik inanç değerlerinden beslenen ve Vatikan’ın gözetiminde şekillenen ve Vatikan (Papalık Devleti) tarafından kontrol edilen bir Avrupa kültürünü” algılıyorlar. Gerçek ise bundan çok farklı,Çünkü Avrupa’da  resmi 21 devlet dili konuşuluyor. Gerçekte 16 dil ve  dört büyük  Hıristiyan mezhebinden beslenen inanç ile meydana gelmiş bir Avrupa kültürü vardır. Fransızların bunu kendi kültür etkinliklerini Avrupa’nın tamamına etkin kılmaya çalışmalarını Fransız bencilliğinden ve kendini beğenmişliğinden başka bir şey değildir.

ORTAK KÜLTÜRÜN OLUŞUMUNDA İKİ TEMEL ÖĞE VARDIR BUNLARDAN BİRİSİ “DİL” DİĞERİ DE “DİN” DİR. GÜNÜMÜZDE YILDIZI PARLAYAN “AVRUPA’NIN ORTAK KÜLTÜRÜNDE” ASLINDA 16 FARKLI DİL KULLANILMAKTADIR. BU BİR ZAYIFLIKTIR. ANCAK “DİN” ÖNEMLİ BİR FAKTÖRDÜR. AVRUPA, GÖÇ, İLTİCA VE MÜLTECİLER İLE BUNLARIN SEBEP OLDUĞU KÜLTÜR FARKLILIĞINI TEHDİT OLARAK GÖRMEKTEDİR. AVRUPA KÜLTÜRÜ İÇİN BİRLEŞTİRİCİ FAKTÖR “DİN” DİR. “AVRUPA HIRİSTİYAN KÜLTÜRܔ DEDİĞİMİZ ZAMAN HIRİSTİYAN İNANÇ DEĞERLERİNDEN BESLENMİŞ “VATİKAN’IN GÖZETİMİNDEKİ İNSANLARIN ŞEKİLLENDİRDİĞİ YAŞAM TARZI VE DEĞERLER SİSTEMİDİR”.

BU KÜLTÜRDE, TÜRKİYE’YE YER YOKTUR YAKLAŞIMI, ASLINDA TARİHİN DERİNLİKLERİNDEN GELEN “HIRİSTİYAN” “MÜSLÜMAN” ÇATIŞMASINDAKİ ÖN YARGILARLA BESLENEN BAKIŞ AÇISINDAN KAYNAKLANMAKTADIR. BU ÇATIŞMAYI EN GÜZEL İFADE EDEN SÖZCÜKLERİ 1854 YILINDA, KARDİNAL NEWMANN “TÜRK TARİHİ” ÜZERİNE LİVERPOL’DA VERDİĞİ BİR SERİ KONFERANSLARDA DİLE GETİRMİŞTİR.

         KARDİNALE GÖRE; “VİZİGOTLARDAN SARASENLERE DEĞİN, HIRİSTİYANLIK DİNİ İLE TEMASA GEÇEN BÜTÜN IRKLAR, KAVİMLER ER GEÇ HIRİSTİYANLIĞI KABUL ETMİŞLERDİR. BU GENEL KURALIN TEK İSTİSNASI TÜRKLERDİR. TÜRKLER HIRİSTİYANLIĞI KABUL ETMEK ŞÖYLE DURSUN, HIRİSTİYANLIĞI ORTADAN KALDIRMAYA ÇALIŞMIŞLARDIR; TARİH SAHNESİNE ÇIKTIKLARI 1048 YILINDAN BERİ, HIRİSTİYAN DÜŞMANLIĞININ ÖNCÜSÜ, SÖZCÜSÜ, SİMGESİ OLMUŞLARDIR. BU YÜZDEN TÜRKLER, KATOLİK KİLİSESİNİN (VATİKAN DEVLETİ) XI YÜZYILDAN İTİBAREN EN ÖNEMLİ SORUNU, DÜŞMANI OLARAK GÖRÜLMÜŞTÜR. HATTA, PAPALIK DEVLETİNİN SON BİN YILI TÜRKLERLE SAVAŞARAK GEÇMİŞTİR DE DENEBİLİR.”

         “TÜRKLERİN SAVAŞ GÜCÜNÜ İNKAR ETMİYORUM. AMA İŞTE BU GÜÇ, ONLARI, İMANIN VE UYGARLIĞIN AMANSIZ DÜŞMANI YAPIYOR. ONUN İÇİN, TÜRKLERLE SAVAŞMAK ONLARI YOK ETMEK ZORUNDAYIZ.”DEMEKTEDİR. Günümüz AVRUPASININ  İNSANLARI BU DUYGU VE DÜŞÜNCEDEN KENDİLERİNİ KURTARAMIYORLAR.

AVRUPALILAR İÇİN DİNİMİZİ DEĞİŞTİRMEK MÜMKÜN OLMADIĞINA GÖRE; GELİŞMİŞ ÜLKELERE GÖÇ EDEN İNSANLARIMIZ, ÇOK KÜLTÜRLÜLÜĞÜ SAVUNAN AVRUPA’DA BENİMSENMEKTE ZORLANIYORLAR. ASLINDA BİZDE BU KÜLTÜRÜ  RET EDİYORUZ. BU FARKLI TOPLUMLARIN BENİMSENMESİ VE KAYNAŞMASI UZUN DÖNEMDE MÜMKÜN OLACAK BİR PROJEDİR.

HER KÜLTÜRE BİR SİYASAL TANIM VEREN VE TEMİZ TOPLUM, TEMİZ IRK YAKLAŞIMINA SIKI SIKIYA SARILAN ÜLKELER VE ÖZELLİKLE ALMANYA IRKLARIN EŞİTLİĞİNİ BENİMSEYEBİLECEK Mİ? YOKSA ULUSAL AZINLIKLAR YERİNE “HALK GRUPLARI” DİYEREK DAHA ALT KİMLİKLERİ DE ÖN PLANA ÇIKARARAK KİMLİK ÇATIŞMALARI TEŞVİK Mİ  EDİLECEKTİR? “BÖLGESEL AZINLIK DİLLERİ AVRUPA ŞARTINI” KABUL EDEREK BÖLÜNMELER TEŞVİK EDİLİRKEN KÜLTÜR FARKLILIĞININ NEDEN OLDUĞU ÇATIŞMALAR TEHDİT OLARAK DEVAM EDECEKTİR.

İŞTE BUNDAN DOLAYI Türkiye’nin Avrupa Birliği sevdası tökezlemiştir.Belki de sona ermiştir.Çünkü 3 Ekim 2005 tarihinde hangi Avrupa Birliği için müzakere edeceğiz? Toplumumuza hangi Avrupa’yı hedef gösterip enerjimizi hiçbir şey olmamış gibi o hedefe yoğunlaştıracağız. Ucu açık bir katılım görüşmesinin sonunda ne olacağı belli olmadığı gibi şimdi bu gelişmelerden sonrada, geleceği belli olmayan bir AVRUPA Birliği için ülkenin kurulu düzenini bozmak Ülke dengelerini bozmak ulusal bütünlüğü Avrupa’nın talep ve  kaprislerine veda etmenin hiçte akıllıca bir politika olmayacaktır.Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin son hedefi Atamızın ifadesiyle “Asrileşmek, Muasırlaşmaktır.” Avrupa Birliği bizim için bir araçtır.Ulusal hedefe ulaşmak için esas her araca başvurmakta bu toplumun en doğal hakkıdır.

“AMAÇ İLE ARACI”  KARIŞTIRMAK  “kese ile kasayı karıştırmak gibidir. Sonunda içinden çıkamayacak bir duruma düşeriz.

02 Haziran 2005

 
 SİTE İÇİ ARAMA

SON EKLENEN 5 MAKALE
TÜRKİYE- AVRUPA BİRLİĞİ TARİHÇESİ

KARŞI DEVRİM HAREKETLERİNİN EN ETKİLİSİ ŞEYH SAİD İSYANI

BM VE TBMM DE KABUL EDİLEN İKİ SÖZLEŞMENİN ÜLKEMİZE ETKİLERİ

CUMHURİYETİN 86 NCI YILINDA BAŞINA GELENLER

RİSK VE RİSK YÖNETİMİ

SİTE ANKET
Yeni Sitemizi Nasil Buldunuz?
Çok Iyi
Iyi
Normal
FikrimYok