İÇERİYE KARŞI HEYBETLİ DIŞARIYA KARŞI....
Aslında, otorite yoksa, devlette yoktur ama, bu bizdeki devlet otoritesini, devletin yasaları değil, kendisini yasalardan ve devlet ‘den de üstün görme hastalığına tutulmuş bir zihniyet tarafından yönetiliyoruz.

 

 

             Uluslararası tanım ve uygulamalara hiç benzemeyen bizim devlet yönetiminde içeriye karşı oldukça “Heybetli” ama dışarıya karşı da son derece “ Hürmetli” bir yönetim zihniyetini nasıl değiştiririz.

            Bu durum yurttaşın devlete olan güveni kaybetmesine, ümitsizliğe sürüklenerek tırmanan teröre ve sokak çetelerine teslim olması sonucunu doğuracaktır.Ülkemizin hayati çıkarlarının savunulmasında, içeriği doldurulmamış söylem ve siyasi çözümler, bazı konularda ver kurtul,vur kurtul, sev kurtul gibi çözüm yollarının pratikte hiçbir değeri yoktur.Bu fikirleri savunan ve yönetime tavsiyelerde bulunan danışmanlar başta olmak üzere, karara mekanizmasının sorumluları aslında sorunun özü hakkında ciddi fikir sahibi olmadığını göstermektedir.

Terörün yeniden tırmanışa geçmiş olasına rağmen, Türkiye’de bir etnik çatışma olduğunu kabul etmek tarihi bir hata ve gaflettir.Etnik çatışmanın varlığını ileri sürebilmek için, dil, din, kültür, tarih açısından farklı iki etnik grubun olması bile yeterli değildir.Bu iki etnik grubun birbirine karşı ayırımcılıkta bulunmaları gerekir.Türkiye’de böyle bir durum yoktur.Kız alır verirler,ticari ortaklık yaparlar yanında çalıştırır, ülkenin her yerinde eşit yasa uygulaması ile  birey varlığını sürdürür.

Dünyada 204 devletten 21 adedinde, türdeşe yakın oldukları, yani azınlıkların %5 in altında olduğu görülmektedir.Etnik çatışmaların olması için devletin ekonomik, sosyal, politik ve kültürel farklılıklar yaratacak ayrıcalıklı uygulaması olması lazım.Bu kaynakların kontrolünü elinde tutan grubun diğer gruba karşı ayırımcılık uygulaması etnik sorunun ortaya çıkmasının temel nedenidir.

Ayırımcılığın,Eğitimde, hukukta, iş alanında, yerleşim alanında ayırımcılık, bunlar Türkiye’de yoktur. Ama sayın başbakan kendisinin İmam hatipli olduğunu ısrarla vurgulamak suretiyle İmam hatip lehinde  çok bariz bir şekilde “ayırımcılık” yapmaktadır.

Türkiye’de bir çatışma çıkarsa bu da “Hükümetin” bilerek yarattığı “türbanlı” İmam hatipli” “İnançlı- inançsız” söylemlerindeki suçlayıcı ve dayatmacı tavrından doğacaktır.Aslında bu söylemler, Cumhuriyetin temel değerleri ve devletin kuruluş felsefesindeki vazgeçilmez  kurallarıyla çatışmayı göze almış olmasındandır.Bu Milli egemenlik demek değildir.

Eğitimde ayırımcılık elit tabakada çocuklarının elit işlerde çalışmasına zemin hazırlar.Bütün Türkiye’de saygın ve varlıklı ailelerin çocukları hem ticarette ve hem de devlet hizmetinde önder ve yönetici durumundadır.Maddi imkanları kısıtlı ailelerin çocukları iyi bir eğitim ile iyi bir iş sahibi olma uğraşısında çok emek vermekte ve bu  bakımdan Türkiye’de izafi bir ayırımcılık yapılmaktadır.

Terör yaşanan bölgenin bir sınır bölgesi ve sınır ülkelerinin terörü açık veya kapalı olarak destekleyen ülkelerden olması, bu ülkelerin terör karşısında inisiyatif  kullanamayan, demokrasiye geçememiş ülkelerdir.Bunu sınır ticareti ile çözümlemeye çalışıyoruz. Bunu sınır ticareti çözümler’ mi? İyi düşünmek gerekir.

Devletin resmi ayırımcılık politikasının olmadığı yerde,  bilimsel değil siyasal bir ayırımcılık’ dan bahsedilebilir.Türkiye’nin sorunu; “Türkiye’de Kürtlerin kültürel haklarının olmaması değil, bazı Kürt kanaat önderlerinin siyasal taleplerini, Kürtler adına ileri sürmeleridir”. Tehlikeli olanı da budur.Terörü de bu yaklaşım ve düşünce beslemektedir.Devlet sistemimiz kurumsal kültürün Türkçe yapılmasını zorunlu kılmaktadır.Doğrusuda budur.Kürtlerin “kültürel hakları yoktur diye tespitlerde bulunmak yanlıştır.Kültürel haklardan kasıt,Kırmanç, Zaza lehçelerinin Türkçe  gibi resmi dil yapılması ve bunun, Türkiye’nin; Avrupa Birliği’ne girişi için şart koşulması, Kürtler için kültürel bir talep değil, siyasal bir taleptir. Bu talep karşısında T.C nin hükümeti de AB karşısında pek “hürmetkar” olması, ülkemizin geleceğini tehlikeye düşüren bir zayıflıktır.

Kültürel hak talebinin, somut belirtisi ”Kürtçe eğitim,Kürtçe televizyondur” Bu Cumhuriyet Türkiyesinin dar bir bölgesinde kullanılan yerel dili, veya lehçeyi eğitim dili olarak kullanması ve bu süreci kendi yurttaşları aleyhine zorlaması anlamına gelecektir ki bu da kabul edilemez.

Ülkenin batısındaki okullarda İngilizce eğitimi yapmak ,için aileler emek, para harcarken, Güneydoğudaki öğrenciye Kürtçe eğitim verme çabası eğitimde ayırımcılığa sebep olacaktır.Bu sene Anadolu liselerinin kaldırılması ve yabancı dil eğitiminin azaltılmasından, yukarıdaki sebeplerden dolayı şahsen endişe duyuyorum.Ayrıca doğudan batıya göç eden vatandaş, yerleştiği yerde hiçbir dil zorluğu çekmeyen çocukları, mahalli lehçede eğitim yaptığı takdirde, ayırımcılık artacaktır.

Kürt kimliği kavramı’ da kültürel hak gibi bilinçsizce kullanılmaktadır.Türkiye Cumhuriyeti Devleti, dar etnik ve dini bir temel üzerinde değil, demokratik, laik, ileri kültür milleti temeline oturmuş bir devlettir.

Bu devlet,yurttaşına, kimliğini etnik düşünceden bağımsız olarak vermiştir.Devlet kurulurken “TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ KURAN TÜRKİYE HALKINA TÜRK MİLLETİ DENİR” ifadesinin yanında Anayasanın 66 ncı maddesinde “T.C.Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan” herkesi Türk kabul ederken,yurttaşlar sahip oldukları haklara Türk etnik kökeninden geldiklerinden dolayı değil,T.C Devleti yurttaşı oldukları için sahiptirler.

Kürt kimliğini tanıdığınız zaman, basit bir kültürel,sosyal tanıma değil, politik olarak tanımada bulunmuş olursunuz.Bu ülkede yıllarca devlet hizmetinde çalışmış ve halen bu ülkenin devlet sisteminden emekli maaşı alan “Kürt orijinli “ vatandaş diyor ki, Türkiye Kürt gerçeğini tanımalıdır ve Kürtlerin haklarını vermelidir.” Bu bir siyasi slogandır.İçini dolduralım dediğiniz zaman istekleri halen içinde bulunduğu birinci sınıf vatandaşlık statüsünden azınlık yani ikinci sınıf vatandaşlık statüsünü istediğini görüyorsunuz.Lozan’a göre “dini azınlık” durumundaki vatandaşlar bile bulunduklar azınlık durumundan kendi istekleriyle vazgeçip bu ülkenin birinci sınıf vatandaşı olaya karara vermişlerken, “Kürt” kökenli okumuş ve aydın vatandaşların sözcükleri insanı üzmektedir.Bu nedenle ülkemizin Üniter yapısını büyük bir tehlike beklemektedir.

ALINACAK TEDBİRLER;

Bilimsel araştırma merkezi kurulmalıdır.Türkiye’nin bilimden korkması için hiçbir sebep yoktur.Bölücü ideoloji ilk önce tarihsel planda yenilgiye uğratılmalıdır.

İmralıda bulunan örgüt liderinin karizmasının şişirildiği, onun yerine geçmeye çalışanlarında aslında bebek katilinden farkı olmayan, zorba, cahil ve katil adamlardan başkası değildirler.Bunların etkilerini yitirmeleri için gelip teslim olan ve pişmanlık duyanların beyanları çok ciddi ve önemlidir.Ancak bunların bilimsel olarak ve uzmanlarca yapılacak programlarla halka duyurulmasında yarara vardır.

Bir zamanlar, T.C.nin egemenliği, hapishanelerin kapısında sona ermekte idi.Bununda çaresi batı Avrupa daki terör suçlarına karşı uygulanan cezaevi şartlarının sağlanmasıdır.

Devlet kadrolarına asaleten tecrübeli, vatanperver bürokratlar atanmalı,

Bölge bürokrasisi içinde, bölge doğumlu olanlar, makul bir seviyede olmalıdır.

Devlet her yerde varlığını tam olarak göstermelidir.

Terör, devletin otoritesini (özellikle terörü yaşayan bölgede) kökten sarsmıştır.Devlet bilinen bölge halkından elektrik, su, vergi paralarını toplayamamaktadır.Vatandaşın kamu personeline saygı ve güveni kalmamıştır.Bunu özellikle örgüt böyle istemekte.Bazı mahalli idare yöneticileride hayasızca yasalara karşı gelerek teröre maddi ve manevi destek sağlamaktadır. Kamu araçları, ambulanslar.otobüsler, teröristlerin yakınlarına tahsis edilerek adeta devlete meydan okunmaktadır. Buna mukabil de, İÇ İŞLERİ BAKANLIĞI  USULDEN MÜFETTİŞ GÖNDERDİM DEYİP hadiselerin üstünü örtmeye gayret ederek, yasaların gereğinin yapılmasına engel olunmaktadır.Bölgede devletin yerini mahalli otoriteler ve başka güçler almıştır.

Otorite yoksa, devlet de yoktur.Yok olan güç-otorite ebette birileri tarafından doldurulacaktır. Bu da ya teröristtir.Yada teröristin izin ve talimat verdiği bölgenin önderidir.Şimdilik terörle mücadele edilen bölgenin durumu bu merkezdedir.

Bölgede  her organı ile devlet olmalıdır.Bu zafiyetin psikolojik etkisi büyüktür.Bu nedenle terör;  bölgedeki varlığını bu psikolojik tabana dayandırmaktadır.Bu mutlaka kırılmalıdır.

Dağdaki yarı aç yarı tok teröristin sahip olduğu psikoloji, karşısındaki askerin gün saydığını, kendisinin de nerede olursa olsun, yok olmadan yaşayacağı her günün kendisi için bir kazanım olduğunu düşünmesidir.

Terörün amacı,Devletin ve halkın bir bıkkınlık noktasına getirilmesidir.Ayrıca ülke ekonomisinin terör ile mücadele yükünü taşıyamaz bir duruma düşürülmesidir.Bu nedenle devletin o bölgede ebediyen kalıcı olduğunu gösteren önlemler alması durumunda, terör çetesi ve yandaşlarının üzerinde psikolojik bir çöküntü yaratacaktır.

Devlet gücünü öncelikle, yöre halkına sağlayacağı güvenlikle göstermelidir.Yetersiz ve eğitimsiz  kuvvetle terörist avlanmaz.Kanı yerde kalmayacak söylemleriyle de  bir yere varılmaz. Bu maksatla bölgede çok güçlü olmak için  gerekirse batıdaki pek çok birliğin bölgeye konuşlandırılmak suretiyle, daima devletin güçlü olmasını sağlayacak  tedbirler alınmalıdır.

Bölgede çok ciddi eğitim seferberliği başlatılmalıdır.Okula gitmeyen ve Türkçeyi bilmeyen çocuk kalmamalıdır.

Eğitim kurumlarında bütünleşmeyi sağlayıcı programlar uygulanmalıdır.

Devlet; ideolojik ve psikolojik bir yenilgiye uğratılmıştır.Bu yenilgi içinde devlet yöneticilerinin, “Türkiyenin zengin bir mozaik” olduğu tezini benimsedikleri görülmüştür.Bu tez terk edilmelidir.”T.C.nin temeli kültürdür”. Yurttaşların Türk kültürü ile dolu olarak yetiştirilip, yoğrulması esastır. Bu sağlanmadan küreselleşen dünya saldırılarının başında gelen kültürel saldırıları durdurmak mümkün olmayacaktır.

Kürtlerin “Türk” olduğu tezinden vazgeçip, “Kürtleşmiş Türkmen aşiretlerinin” üzerinde durulmalıdır.

Kürt aşiretlerin “Ermeni tehcir olayındaki öldürme ve mala el koyma sorumluluklarını” ciddi olarak araştırmalıyız.

Mehmet Akif efendinin “Başımıza Gelenler” isimli eserindeki, “Dağları, tepeleri, yaylaları gezdim, dolaştım. Dede gördüm, oğul gördüm, Türkçe konuşuyor.Torun gördüm Kürtçe konuşuyordu.” Sözlerindeki yanlışlığın nereden kaynaklandığını bir kere daha sorgulayıp düşünelim ve çare bulalım.

Kürtçe Televizyon 80 yılda Türkçenin kazanımlarını yok eder.Terörü uzun vadede besler.80 yılda gelinen nokta,PKK nın bile eğitimini Türkçe yapmak zorunda  olması, Türkçe dışında eğitimin yanlışlığı için yeterli kanıt değilmidir.

Teröre büyük şehirlerden katılım önlenmelidir.

Bölgenin her çeşit üretimi teşvik edilmelidir.

Yatırımlar hızlandırılmalıdır.İşsizlikle mücadele edilmelidir.

Nüfus planlaması ve kontrolü sağlanmalıdır.

Aşiret yapısı ile  şeyhlik,dedelik ve şıhlık bağlantıları kırılıp halkın özgürleşmesi  bilinçlenmesi için bir program uygulanmalıdır.

Mensubiyet duygusu sadece “Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı bilinci ile giderilmelidir”

Bunu devlet ve hükümet programları sağlar. Halkına ve kendi partisi dışındaki yurttaşlarına karşı “Heybetli” ve fakat elin gavuruna karşı da çok “Hürmetli” davranışlarla Türk ulusunun haysiyeti ve yüksek çıkarları korunamaz. Ülkenin içine çekilmekte olduğu bölünme tehlikesine karşıda, korunamaz.   13 Haziran 2005

 
 SİTE İÇİ ARAMA

SON EKLENEN 5 MAKALE
TÜRKİYE- AVRUPA BİRLİĞİ TARİHÇESİ

KARŞI DEVRİM HAREKETLERİNİN EN ETKİLİSİ ŞEYH SAİD İSYANI

BM VE TBMM DE KABUL EDİLEN İKİ SÖZLEŞMENİN ÜLKEMİZE ETKİLERİ

CUMHURİYETİN 86 NCI YILINDA BAŞINA GELENLER

RİSK VE RİSK YÖNETİMİ

SİTE ANKET
Yeni Sitemizi Nasil Buldunuz?
Çok Iyi
Iyi
Normal
FikrimYok