ULUS DEVLETLERİ YIKILACAKMI?

Geçenlerde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin “MİLLİ  İSTİHBARAT TEŞKİLATI” (MİT) Başkanı, teşkilatın kuruluşunun  80 nci yılı münasebetiyle basına yansıyan bir değerlendirmesinde, “ Ulus Devletlerinin yıkılacağını” belirten bir analiz yayımlandı.


Burada kastedilen “Ulus Devletleri” derken şüphesiz bizim ülkemizde bir Ulus Devleti olduğu için, ben bu değerlendirmeden gerekli önlemler alınmaz ise ülkemiz içinde  tehlikenin var olduğu sonucunu çıkarıyorum.

Bizim ülkemizde “bölücüler”,Ulus Devletini “Çok Uluslu Devlet” gibi ifade edip Devlet yapısını ve organlarını “çok ulusluluk” esasına göre dizayn etmeye çalışıyorlar.

 Ulus  Devletin bilimsel tanımı şöyledir.

Devlet;”ÜLKEYİ VE ULUSU KAPSAYAN BİR İNSANLIK VE HUKUK KURUMUDUR”.

Dikkat edilecek olursa burada “ULUSLAR”  dememektedir.Tek ulusu kapsayan bir tanımdır.Bu ülkenin başta başbakanı  olmak üzere pek çok kişi “Çok Ulusluluk” düşüncesini egemen kılacak yanlışlıklar yapmaktadır.En bariz ve kabul edilemez nitelikte olanı’ da Anayasamızın 66 ncı maddesine aykırı olarak “Kürt vatandaşlarımız” ifadesidir.

Anayasamızda “Kürt vatandaşlarımız” diye bir kavram yoktur. Her fırsatta  “Kürt” vatandaşlarımız ifadesinin  kullanılması bir bölücülüktür.Belki de bir anayasa suçudur.

Anayasanın 66 ncı maddesi..”Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.

Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türktür.” Demektedir. Nereden çıkıyor bu “Kürt vatandaşlarımız “ ifadesi.

 Başta sayın başbakan olmak üzere herkesin yaygın olarak bu ifadeyi kullanması Devletimizin kuruluşunda benimsenmiş olan “Türk Milliyetçiliğine” aykırıdır.Her vatandaşın  Cumhuriyetimin temel değerlerine  karşı samimi ve bölücüler karşısında da   cesur olması gereklidir.

Yurttaşlar; ”Türk vatandaşı” ve “Türk” demekten korkmayınız. Aksi takdirde  Ulus devletleri yıkılacak, küreselleşme bu sonuçları yaratıyor diye işin kolayına kaçan analizler yaparsınız.

 Hazır devletinizi de  kaybedersiniz. İşte bundan dolayı Ulus Devletimiz tehlike altındadır.

  Ülkemizde “bölücülük “ yapanların adı “aydın” oldu ve baş tacı ediliyorlar ve bundan cesaret alan bölücülerde  sürekli “Ulus Devletimize “ saldırıyorlar. Bundan dolayı ulus devleti tehlike altında oluyor.

İşin özü; biz çok uluslu bir devletmiyiz? Önce bu soruyu  soruyorum ve samimi olarak da  cevabını  veriyorum.

”TÜRKİYE  DEVLETİ TEK ULUSLU BİR DEVLETTİR.

Ulusumuz da bu devletin fertleri, vatandaşları, yurttaşları, bireyleridir. Bu bireylerin ne derisinin rengi ve nede boyunun uzunluğu veya kısalığı ile bir ayıtıma tabi olmadığı gibi hangi etnik kökenden gelirse gelsin, hangi soydan, kavimden veya kabileden gelmiş olursa olsun bu hiçbir şeyi değiştirmez ve “Türk ulusu” tanımının dışında başkaca bir tanım  gerektirmez

Bizi birbirimize bağlayan değerlerin üzerinde durmayacağım ancak salt hukuki açıdan olayı değerlendirecek olursak temel dayanak “ANAYASA” dır.

ANAYASA; Devletin yapısını,Devletin örgütlenişini,Devletin temel organlarını ve bu organların görev ve yetkilerini,

vatandaşlarımızın

 Devlet gücü karşısında hak ve özgürlüklerini düzenleyen kuralları içermektedir.

Bu düzenlemede farklılık yaratan, ayrıcalık tanıyan ve birden fazla ulus varmış ve bu ulusların ilişkilerini düzenleyen federal devletlerdeki gibi bir ayrıntı varmıdır? Şüphesiz yoktur. O halde bu bölücülük çabaları nedendir?

                   Ulus Devletlerinin temel dayanağı “Anayasalarıdır”

Anayasa akademik ifadesiyle;Bir devletin yönetim biçimini belirten yasama, yürütme, yargılama güçlerinin nasıl kullanılacağını gösteren yurttaşların kamu haklarını bildiren temel yasalardır.

Yıkılmasından korktuğumuz Türkiye Cumhuriyetinin Anayasası ile ülke birliğini sağlayamadığımız iddiaları yaygındır.Halbuki Anayasa devletin özüdür.Devlet içinde güçler nasıl dağılacak,devlet güçlerinin kamu düzenini korurken uyacakları ilkeleri yasalarla belirlemiştir.İş bu yasaları işletmektir.

Sözde aydın ve bilim adamı diye paye verdiğimiz aslında en büyük bölücü “Yaşar Kemal” devlete ve yasalarına karşı gelmiştir. Teröriste “ gerilla” diyerek maksadını aşan beyanlarda bulunmuştur.İşte Ulus devletini tehlikede gören sorumlu makamlar olaylar önünüzde cereyan ediyor.Kimi kime şikayet ediyorsunuz.

Neden? Çünkü bu söylemi dile getirenler bu ülkenin birliğini ve bütünlüğünü istemiyor. Bunların saldırıları karşısında devletin sorumlu mevkilerindekiler devleti, savunmasız bırakıyorlar.

Bunlarda, devletin değerlerini ve kurumlarını gereğinden fazla örseleyip sitemi yıkma çabalarını artırıyorlar.

Ülkemizin yöneticileri de;bu söylemler karşısında sesiz kalmayı tercih ediyor. Sözde Cumhuriyeti koruyacak ve kanun hakimiyetini sağlayacak savcılar ve hakimlerde bu hezeyanlara karşı sesiz kalıyorlar. İşte bu zihniyet dir. “Ulus Devletini” yıkacak olan en büyük tehlike.

Yöneticilerimiz  kendilerine verilen yetki ve kaynakları en rasyonel şekilde kullanmıyorlar. Hadiselere bilim ve aklın gerektirdiği yaklaşımı değil,“Bilime aykırı olan hurafeyi,  Akla karşı olan  hissi,  kişisel duygu ve çıkarını (oy kaybını) sahip olduğu ideolojisini ve duygusallığını devreye sokuyor..Böylece kanun hakimiyeti de yok olup gidiyor”

Devlet organizasyonu halktan ayrı olarak varlığını sürdüremez. Bu organizasyon liderlerin yetenekleriyle gelişir ve halka mal edilir. Aksi taktirde halktan kopuk olan yönetim monarşiyi veya totaliter yapıyı yaratır. Bu durumda halkın tepkisini alır. Yönetim ve liderin icraatı başarılı olamaz, mukavemet ve pasif direnişle tıkanır. Yönetim samimi olarak yapacağını söylemeli ve halka benimsetmelidir. Söylediğini de mutlaka yapmalıdır. Türk Halkı dürüst yönetimlerde her fedakarlığa katlanmıştır. Halk eziyet çekerken yönetim konforlu yaşarsa bu yönetimin hiçbir sözüne güvenilmez, nimet’de de külfette de beraber olmak esastır.

 

Yöneticiler, sorumluluk ve risk alan kişilerdir. Yönetimde başarı için bu da gereklidir. Herkesi memnun edeceğim diye, statükoyu muhafaza, sorumluluk ve risk almamak Türk Milletinin arkasından gitmeyeceği yönetim ve liderler, bu toplumu harekete geçiremez. Aslında yönetici gücünü yasalardan alarak, kararları uygularken sorumluluk alır, kişiliğini ortaya kor, amaçları ve hedefleri kendisi belirleyerek doğru işi yapar.

Ulus Devletini yıkmaya çalışanlar karşısında tedbirleri almakta gecikirse ve işi kaderciliğe bırakırsa ki, Devlet hayatında kadercilik yoktur, çağımızın azgınlaşan emperyal saldırıları karşısında sayın “MİT” Başkanının ifade ettiği  gibi “Ulus devleti” yıkılıyor diye feryat ederiz.

Bizim Devlet sistemimiz de  iki önemli unsuru vardır, bunlardan birisi; “vatanın bölünmezliği” diğeri Cumhuriyetin “laikliğidir”. Devlet organlarında; bu iki prensibin dışında   büyük bir hareket serbestisi vardır. “Laiklik ve ülke bütünlüğü” mutlaka korunacak temel değerlerdir. Ölümünden sonra bazıları Atatürkçülüğü bir ideoloji haline getirmişlerdir. Buna rağmen, Atatürk bir ideolog değildir. O, doğal olarak modernleşme, ekonomik gelişme üzerine kurulu bir ulus-devlet oluşturmak için zamanının totaliter rejimleri ve Fransız Devrimi’ne ait çeşitli kaynaklardan yararlanmasını bilen bir liderdir. Günümüz Türkiye’sinde; Atatürk’ün koyduğu ilkeleri yollarında bir engel oluşturduğunu gören “Mandacılar”, Halkçılık ve Ulus Devleti’nden kurtulmak isteyen, işbirlikçiler, “Laiklik”den kurtulmak isteyen yobazlar ile, “Atatürk Milliyetçiliği”nden kurtulmak isteyen bölücülerin ortak tehdidi  karşısında dik durmamız gereklidir. Bunu başaracak olan siyasettir.

 

Siyaset, belli ölçülerde “bilimsellik” özelliğinin yanında bir “sanat” olarak da kabul edilir. Aslında siyasetin tabiatında; bilim, sanat, aldatma, korkutma, entrika, yalan dahil her çareye başvurmayı meşru kabul eden yaklaşımlar vardır. Bu nedenle; Eski çağlardan itibaren “Amaca götüren her yol geçerlidir” yaklaşımın bu günün Türkiye’sinde uygulayan siyasiler vardır ki buna “Machiavellizm” de denir. Ancak bu gün bu anlayışın “Ahlak dışı” olduğunu da unutmayalım

 

İktidar olmanın iktidarda kalmanın da alt yapısını siyaset oluşturduğundan siyasetin “ahlaki olması” esastır. “Ahlaki olmasını” meşru olmasıyla eş anlamda kabul etmek gerekir. Meşruiyet konulmuş kurallara ve halkın çoğunluğunun görüşüne uygun olması demektir.

Aslında bugün Türkiye’deki zıtlaşmada partilerin kavgası iktidar olmak ve iktidarda kalmaktır. Bu konuda partilerin ve liderlerin dış desteği almaları da önem kazanıyor. Bu desteğin, kişisel dostluklarla olanına fazla güvenilmez. Çıkar ilişkilerinin gerektirdiği halktan halka destek daha etkilidir.

Türkiye’nin stratejik önemindeki değişiklik, ülke liderleri özellikle ABD tarafından tam olarak algılanamadığından,dost ve müttefik bildiklerimiz mevcut ilişkilerini nereye kadar götüreceklerini bilememektedirler.Şimdi; ”Kürtler” ile “Türklerin”hangisinin tercih edileceği hususunda bir yol kavşağına gelinmiştir.

SONUCUNU HEPİMİZ GÖRECEĞİZ AMA ÖNCE ŞU ULUS DEVLETİNİ KAYBETMDEN AYAKTA DURMASINI BİR BİLELİM. Saygılarımla 10 OCAK 2007

 
 SİTE İÇİ ARAMA

SON EKLENEN 5 MAKALE
TÜRKİYE- AVRUPA BİRLİĞİ TARİHÇESİ

KARŞI DEVRİM HAREKETLERİNİN EN ETKİLİSİ ŞEYH SAİD İSYANI

BM VE TBMM DE KABUL EDİLEN İKİ SÖZLEŞMENİN ÜLKEMİZE ETKİLERİ

CUMHURİYETİN 86 NCI YILINDA BAŞINA GELENLER

RİSK VE RİSK YÖNETİMİ

SİTE ANKET
Yeni Sitemizi Nasil Buldunuz?
Çok Iyi
Iyi
Normal
FikrimYok