İNSAN VE DİN

DİN: İnsan ve İnancı bir kutsallık tanımıyla birleştiren kurallar bütünüdür. Din müessesesinin kökleri, insanın yaradılışındadır. Bütün dinlerde bu yaradılışa cevap vermek üzere Allah ve ahret kaideleri gibi, bazı müşterek hakikatler vardır. Bu hakikatlerdir ki dinlere yaşama ve saldırılara karşı direnme   gücü  sağlamıştır. Dinin temeli imandır ve inanmaktır.Din bir kutsallıktır. Tanımı zordur. O gerçekleştiği ortamda, dilde ve davranışta, hissedilir. DİN, İNSANIN SINIRLI VE ÖLÜMLÜ bir varlık oluşundan kaynaklanan durumuna bir karşılık bulma denemesidir.


 Din; derin bir duygu ve manevi bir dayanak olarak İnsanlığın var oluşuyla beraber  başlar. ilk medeniyet eserleri, insani duygu ve düşüncelerin şekillenmesi, gelişimi, hep dini inançlardan doğmuştur. İnsanlığın ortak yaşamına düzen getiren hukuk, ahlak, siyaset, hatta teknik ile sanat ve sanatın gelişimi dini duygu ve düşüncelere borçludur. Dinin; varlığı insan, temeli inanmaktır. İnanmak da  iman etmek demektir.

İman ise; dinin ortaya koyduğu “doğmalara” inanmadır. İmanın objesi ilhamdır. Doğmanın karşıtı ilimdir/bilimdir.

İman ile bilim arasındaki fark; Bilimin akla dayanır olması ve eşyanın tabiatı  üzerinde  düşünce  ile kazanılmasıdır. Bunu sağlayan akıl gerçekleri aydınlatan yegane ışık ve hakikatleri bize gösteren ayna olmasıdır.

Bilim: Evrenin veya olayların bir bölümünü konu olarak seçen ve deneye dayanan yöntemlerle, gerçeklikten yararlanarak kurallar çıkarmaya çalışan düzenli bilgi ve deney sonuçlarıdır.

İnsan  aklının sonsuz  kudretine ve hakikati bulduran yanılmaz bir rehber olduğuna inanan eski “Yunan” felsefesinin getirdiği düşünce;

 “her şeyi insan aklı ile idrak, hakikatlerin bulunmasında yegane dayanaktır. Akla uygun olmayan hiçbir şey de hakikat değildir. Akla uygun olan ve akıl ile bilinen her şey hakikattir. Her hakikat da  akla uygundur.” yaklaşımındaki tanrı inkarcılığı boyutunda olmasa da insan aklı yinede  tanrı kavramına dayanarak bütün bilim dallarının başlangıçtaki  nüvesini inanç ve iman duygularıyla başlatmış dinin teşvik edici özellikleriyle geliştirmiştir.

Doğma ise: Deney bilgisini ve deneye dayanan kanıtları hiçe sayarak, doğruluğu sınanmadan benimsenen bir öğretinin veya ideolojini temeli yapılan kurallar bütünüdür. Bir diğer ifade ile doğma, kanıtlarını  inanç öğretilerinden çıkaran düşünce biçimidir. Bilim ile iman birbirini dışlamaz ama bir birini tamamlar. İman veya  inanca  göre hakikat varlığın birliğindendir. Her şey Allahın birliğinden ibarettir. Onun dışındaki varlıklar Allahın yarattığı nesnelerdir. Var olmanın özü görünmek veya etkisini hissetmektir. Hissetmek, insanın duyu organlarıyla algılanır ve  aklı ile anlam kazandırılır. Bu yaradılışta bir kutsallık vardır. Buna ya inanırsın ya da inanmazsın bu sorgulanmaz kutsaldır.  

Din bir kutsallıktır. Tanımı zordur. O gerçekleştiği ortamda, dilde ve davranışta, hissedilir. Din, insanın sınırlı ve  ölümlü  bir varlık oluşundan kaynaklanan durumuna bir karşılık bulma denemesidir. İnsan, çevresine baktıkça, kainatı tanıdıkça her nesnenin bir yaratanı olduğunu ve kendisini de yaratan “yüce” bir varlığın olacağını düşünmüş ve bunu öğrenmeye çaba sarf etmiştir. Kendi dilinde ve kültüründe bunu ifade etmeye çalışmıştır. Bundan dolayı  dinin, uygulaması ve icrasında bir kısım “mitos ve ritüeller” doğmuştur.

      Mitos: İnsanoğlunun derinliklerinde yaşanmış bir deneyimin ifadesidir.    Bunun uygulama şekillerinden biriside “ dua” dır.

      Dua: İnsan ile tanrı arasında bir nevi iletişim şeklidir. Kurban  uygulaması da bir Mitos dur. Anlamı Tanrıya sunulan bir hayvan veya bitkidir. İnsanların hayatında, dini simgelerin yeri ve önemi büyüktür. Çarmıha gerilmiş İsa, IX YY da kilisenin resmen kabul ettiği bir dini simgedir.

      Haç ise; Çarmıha gerilmiş  İsa dan daha eski ve IV YY da başlamıştır.

Yahudi inancında; Yehova Şamdanı, Müslümanlıkta, Küfi yazı sitilinde Allah yazısı, Hilal, Buda heykeli birer mitos haline getirilmiş inanç sembolleridir.

     Bütün bunlar, psikolojik, toplumsal veya dini güçleri taşıdığına inanılan mitoslardır. Bunları insan kendisi yaratmıştır. İnsan ile tanrı arasında bir sözleşme gibi algılanır. İnsan inancına göre kendi tanrısı karşısında, “ben sana olan yükümlülüklerimi yerine getirdim. Kurbanımı kestim, sadakamı verdim, namazımı kıldım, v.s. şimdi sende beni bağışla günahlarımdan arındır ve öldüğüm zaman beni cennetinle ödüllendir anlamına gelir. 

2.BÜYÜK DİNLER:

         a.İslamiyet: Ben dinim hakkında bir şeyler yazmadan önce, inandığım dinin kurucusu peygamberimizi tanımak ve tanıtmak istiyorum.

         Bilindiği üzere, İslam dininin önderi Hz. Muhammed dir. Peygamberin soy ağacı incelendiğinde; ” Kureyş diye tanınan FİHR soyuna dayandırılır. Ben peygamberin  “İsrail” soyundan değil ”İbrahim” soyundan olmasını arzu ederim. Çünkü; peygamberin soyunu Yahudi soyuna dayandıranlar vardır. Bu hatadır. 

         Biz peygamberimizi; büyük dedesi Haşim ve onun oğlu peygamberimizin dedesi Abdul Muttalib ve peygamberin   babası Abdullah ile soy kütüğünü  “Haşimi” sülalesine dayandırırız.

         Peygamberin dedesi Abdul Muttalib, 70 yaşında iken oğlu Abdullah ile ayni gün evlenir. Abdullah’ın kaçıncı evliliği olduğu belli değildir. Ancak son evliliği olduğu ve eşi, peygamberimizin annesi olan Eminedir.

         M.S.570 yılında Abdullah Mekke’de hazırlanan kervanlardan biriyle Filistin ve Suriye’ye ticaret için gittiğinde, dönüşünde yolu üzerinde bulunan “Medinedeki babaannesinin akrabalarını  ziyareti”  esnasında hastalanıp Medine’de ölmüştür. Abdullah’ın eşi, Emine Muhammed’e hamile iken dul kalmıştır. Kervan Mekke ye Abdullah sız  dönmüştür.

         M.S. 571 yılında beklenen doğum gerçekleşmiştir. Doğum tarihi 30 Mart- 20 Nisan 571 olarak İslam dünyası Mevlit kandili adı altında bu doğum tarihini kutlar. Bazı kayıtlarda Peygamberin doğum tarihini  20 Nisan 571 olarak belirtir. Yetim olarak dünyaya gelen erkek çocuğuna dedesi Abdul Muttalib; O zaman İbrahim Mabedi olarak anılan ve bu günkü Kabe nin mescidine götürerek; “Onu her türlü kötülükten Allah’ın  koruması altına emanet ediyorum ve adını Muhammed koydum” diyor ve Allaha şükrediyor.

         M.S. 571 Yılında Muhammed, Çöl kavimlerinin geleneklerine  uygun olarak sütannesi Halime’ ye teslim edilmiştir.

M.S. 573 Yılında, Sütanne Halime, Muhammedi, annesi Emine’ye geri veriyor. Muhammed, takriben 1,5-2 yıl çölde süt annesi tarafından yetiştiriliyor.

M.S. 573- 576 Yılları arasında Muhammed annesiyle birlikte 3 yıl kadar Mekke de mutlu bir şekilde yaşamıştır.

M.S. 576 Yılında 6 yaşında iken, annesiyle birlikte Medine deki akrabalarının yanına gidiyor. Annesi orada hastalanıp vefat ediyor. Küçük Muhammed Medineden, Mekke’ye anne ve babasını kaybetmiş bir yetim olarak getirilip dedesi Abdul Muttalib e teslim ediliyor (578)

M.S. 579 Yılında dedesi Abdul Muttalib ölüyor ve torunu 8 yaşındaki Muhammed’in velayeti, amcası Ebu Talib e veriliyor. Ebu Talib fakir bir adam olduğu için yeğeninin kendi yaşamını kazanması için muhammed’ in çalışmasını, keçi ve koyunlarına çobanlık etmesini hep talep etmiştir. Amcası bazen de onu beraberinde yolculuğa götürmüştür. Bazı kayıtlarda muhammed 9 yaşında iken, bazı kayıtlarda da 12 yaşında iken bir ticaret kervanı ile Suriye’ye kadar gitmiştir.

M.S. 582 Yıllarında Muhammed 12 yaşında iken “Rahip Bahire” ile tanışmıştır. Bu rahip eski el yazmalarını da içeren manastırdaki zengin kütüphanenin kitaplarına hakim bilge bir kişidir. Bu Hıristiyan rahibinin özelliği; eski elyazmalarından  birinde,”Araplara bir peygamberin geleceği “ kaydının olduğuna inanmasıdır.

M.S. 590 Yılında Muhammed (20 yaşında),  zengin ve dul bir tüccar olan, Hatice (35 yaşında) ile evlendi. Bazı kayıtlarda Muhammed 21, Hatice 36 yaşında olarak belirtilir.(Osman Keskioğlu Hz.Peygamberin hayatı isimli kitabında, Peygamberi 25 yaşında, Hz.Haticeyi de 40 yaşlarında olduğunu belirtir. Bu tarihler hatalıdır. Çünkü peygamber bu evlilikten 6 çocuk sahibi olmuştur.40 yaşında evlenen bir kadının 6 çocuk doğurmasıda mantıklı değildir.) Bu evliliğin özelliği, Muhammed’in evlenmeden önce, Hatice’ nin ticari faaliyetlerini yürütmesi ve  ticaret için Medine ve Filistin’e gitmesi ve bazı Yahudilerle tanışması, bunlardan bir Allaha inandıkları ve Putlara tapmayı ret ettiklerini öğrenmesiydi.

Ayrıca Hatice’nin önceden 2 defa evlendiği, zengin ve kültürlü bir aileden olmasının yanında, kuzeni Hıristiyan dinine inanmış ve bilgeliği ile saygınlık kazanmış “VARAKA” ismindeki bir rahibin akrabasının ”Araplara yakında bir peygamber’in geleceği” ve kendisinin hayatta iken bunu göreceğine inanmasıdır. Ayrıca, Rahip Bahire nin yerine geçen “Nestor” adındaki bir rahibinde “Allah’ın evini koruyan bir Kureyşliye peygamberlik görevinin verileceği” beklentisinde olması ve bunu konuk olarak Manastır çevresinde konaklayan kervancılara anlatması ve tahayyül ettiği peygamberin “iki omuz kemiği arasında” işaretini taşıyacağını söylemesi halk arasında konuşulması ve yaygın beklentilerin olmasıdır. 

         Muhammed, Hatice ile  evliliğine, kefalet (mihir) olarak 20 dişi deve vermiştir. Muhammed; Bu evlilikle 25 sene tek eşli olarak  4 kız, 2 erkek çocuğuna sahip olmuştur. Evlilik süresi, bazı kayıtlarda 29, bazılarında da 25 yıl olarak belirtilir.

         M.S. 605 Yılında Muhammed, 35 yaşında iken en küçük kızı Fatma dünyaya gelmiş ve kızını sonra Aliye eş olarak vermiştir.

Ayni tarih de Ka-be nin bakımından sorumlu ve hacılara hizmet etmek ayrıcalığına sahip “Kureyş kavmi” ileri gelenleri,  Kabe’yi yeniden inşa etmeye karar verirler.

 Kabe duvarının yıkımı esnasında kutsal taş “Hacerü’l–Esved’in” bulunduğu köşede Süryanice bir yazı bulunur. Bu yazı bir Yahudi okuyana dek saklanır.

Yazının içeriği; ”Ben Allah’ım ve Mekke’ nin Rabbiyim, Mekkeyi, gökleri ve yeri yarattığım, aya ve güneşe şekil verdiğim ve güneşin etrafında dokunulmaz olan yedi meleği yerleştirdiğim gün yaratım. O (Mekke) insanlarına süt ve su ile yardım eden iki tepesi var oldukça var olmaya devam edecektir.” İfadelerinin yer aldığı,ayrıca bir başka parça yazınında, Ka-be kapısının yanında, İbrahim’ in ayak izini taşıyan kayanın altında bulunduğu, bu yazınında;

”Mekke tanrının kutsal evidir. Onun sürekliliği üç yönden gelir. Onun yakınındaki insanlar onu ilk kirletenler olmasın” ifadeleridir. Ka-be’nin onarımında  Muhammed  bizzat çalışmış ve yukarıda belirtilen yazılardan da çok etkilenmiştir.

Daha sonra, Mekke’ nin fethi hazırlıkları (629-630) döneminde vahiy olan Ali İmran suresi-96 ncı ayetinde,  “Doğrusu insanlar için ilk  kurulan ev, Mekke’de, dünyalar için mübarek ve doğru yol gösteren Kabe dir”. 97 nci ayette,”Orada apaçık deliller vardır, İbrahim in makamı vardır; kim oraya giderse, güvenlik içinde olur; oraya yol bulabilen insana Allah için Kabe yi ziyaret (hacc) etmesi gereklidir. Kim inkar ederse, bilsin ki, doğrusu Allah Alemlerden müsteğni dir. ”buyruğu da Kabe’nin kutsallığını teyit etmiştir.

Köklü bir gelenek olarak Arap yarımadasında İbrahim dinine inanan  İsmail oğulları arasında  “inzivaya çekilme” yaygındı. Muhammed de sık sık  yalnız kalıp düşünme ve inzivaya çekilme geleneğini sürdürdüğü biliniyor.

M.S. 609 Yılında yine Hira Dağındaki Mağara’da inzivada iken” Ey Allahın Resulü, sana selam olsun” diyen bir uyarı aldığını fakat etrafında kendisine böyle bir uyarı yapan kimseyi görmediğini, sonra kendisine; doğru olarak nasıl temizlenileceğini, Abdest’in nasıl alacağını, doğru olarak namazın nasıl kılınacağının orada öğretildiğini söylemiştir. İnancımıza göre bu görevin; Melek Cebrail tarafından yapıldığını kabul ederiz.

M.S.610 Yılında, Muhammed 40 yaşında iken, yine oruç ayın da Hira dağındaki (Bu dağ Mekke’nin kuzey doğusunda, Kabe’ye 5KM mesafede, 300M yükseklikte kütle kayalar dan  oluşan bir yükseltidir.) bir   mağarada inzivada iken (Ramazan ayının son haftasının perşembeyi cumaya bağlayan gece, İslam inancında Kadir gecesi ) İnancımıza göre; Melek Cebrail tarafından “OKU” emri verilmiştir. O,”BEN OKUMA BİLMEM”  deyince, kendi anlattığı şekliyle dayanabileceği son noktaya kadar onu sıkarak “Oku (ikazının üç defa tekrarlandığı) sonra,

“Yaratan Rabbinin adıyla oku,

O insanı bir kan pıhtısından yarattı.

Oku, Senin Rabbin en büyük kerem sahibidir:

Ki O, kalemle (yazmayı) öğretendir.

İnsana bilmediğini öğretti. (Alak suresi 1-5 nci ayetleri)

Ayetinin Vahiy olduğu ve ilk ayetin  Muhammede ezberletildiği, böylece Muhammed in Peygamberlik görevine başladığı kabul edilir.

Peygamber bu tarihten itibaren 10 sene 2 ay Mekke’de İslam dinini yaymaya çalışmıştır. Peygamber Mekke de bulunduğu bu süre zarfında toplam 86 sure ile kendisine Tanrı tarafından gönderilen buyrukları Mekke halkına öğretip uygulamaya çalışmıştır. Peygamber, resul (tebliğ eden ve Tanrı buyruklarını açıklayan demektir), elçi olarak İbrahim dininin sapkınlığa uğramış olan yanlışlıklarını düzelterek doğrusunu uygulayan ve  öğreten    bir dini önder olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Sonraki bilgilenme dönemlerinde Peygambere bu ilk vahiy durumu ve özellikle “Kalem” sorulduğunda;

 “Allahın ilk yarattığı şey kalemdir. Kağıdı yarattı ve kaleme yaz diye emretti. Ne yazayım ifadesine karşın da; KIYAMETE KADAR YARATTIKLARIMLA İLGİLİ BENİM İLMİMİ YAZ” dediğini ifade etmiştir.

Bu ifade tarzından çıkan sonuç; İslam dininde “Okuma ve yazmanın”  ne kadar önemli ve kutsal bir görev olduğu anlaşılacaktır .

Ayni zaman da  önceki dönemde İbrahim dinine inanların uyguladıkları, Namaz, Oruç, Zekat, Haç görevlerindeki yanlış uygulamalar ın doğrusunun bundan sonraki süreçte peygamberin   öğrendiği ve öğrettiği  şekilde yapılacağını belirtmiştir. Artık bu tarihten sonra İslam dinine inananların, Namazdan önce kendisini nasıl temizleyeceğini, doğru olarak nasıl “Abdest” alınacağını ve “Namazın” nasıl doğru kılınacağını peygamber yardımıyla öğrenmeye ve uygulamaya başlamıştır.

Artık İslam dini böylece; “abdest ve namaz” esasları üzerine kurulmuştur. Artık her şey peygambere danışılmaya başlanmış, karşılaşılan bireysel ve toplumsal sorunlar hakkında peygamberden bilgi istenmiş, Peygamber de,“ Vahiy” yoluyla aldığı buyrukları tebliğ etmeye başlamıştır.

         Bu durum başta Mekke halkı olmak üzere tüm Arap yarımadasındaki yaşam tarzını etkilemiş, gelenekler yıkılmaya başlamış, toplumda şüphe ve fikir ayrılıkları yaygınlaşmıştır.

Yeni inanç sisteminin güçlenmesi, inanmayanları harekete geçirmiş ve  bu yeni duruma karşı tedbir alma ihtiyacı duyulmuştur.

Bu gelişmeler, Mekke de Peygamber ve arkadaşlarının yaşamını güçleştirmiştir.Büyük sıkıntılar içerinde kalan müslümanlar Hz.peygamberin buna bir çare bulmasını istemişlerdir.Peygamberimizde bir halkın HABEŞİSTAN a göçmesini tavsiye etmiştir.Bu göçe başlamadan önce Peygambere "Yaresullalah biz senden uzakta olacağız. şüpheye düştüğümüz veya ihtilafa sürüklendiğimiz konularda nasıl bir çözüm bulacağız diye"  karşılaşacakları  sorunlara çözüm istemişlerdir. "Örneğin ne zaman namaz kılacağız?" diye sorduklarında "peygamberde RUM Suresinin  17 ve 18 inci ayetlerinde vahiy olan " gün doğumu, gün batımı ve gecenin karanlığında namazınızı kılınız "buyurmuştur.

MS 615  Yılında yanlarına aldıkları küçük çocuklar hariç toplam 80 kadar  Müslüman Habeşistana gruplar halinde  hicret etmişlerdir. Bu muhacirlere orada iyi davranıldığı bilinmektedir. Daha sonra medine sözleşmesi adını verdiğimiz sözleşmenin içeriğine de bu göçün etkileri olmuştur. 

M.S. 619 Yılında peygamberin ilk eşi  olan Hatice 65 yaşında iken Mekke de  vefat etmiştir. Peygamber 49-50 yaşlarında bulunuyordu ve bu ölümden çok üzüntü duymuştur.Eşini İslami esaslara göre mezara kendisi yerleştirmiş bu tarihten itibaren Kendisini ibadete ve inziva hayatına vermiştir.

Aldığı yeni buyrukları tebliğ ve kayıt altına almadan başkaca bir şeyle meşgul olmuyordu.

M.S. 620 Yılında, Peygamber, 30 yaşında dul bir hanım  olan Sevde ile evleniyor. Ayni  tarihte Ebu Bekir’ in  6 yaşındaki kızı Ayşeyide nikahına alıyor.

Ayşe; kendi ifadesiyle, 9 yaşına geldiğinde peygamberin eşi olmuştur. Medine halkının Peygamberi davet etmesi ve Mekke de barınma imkanın zorlaşması üzerine Peygamber ve ilk Müslümanlar Hicrete (Göçe) karar vermişlerdir.

16 Temmuz 622 Yılında, Mekke’den Medine’ye göç ederek, 27 Eylül 622 yılında pazartesi günü Medine’ye ulaşmışlardır. Artık Peygamberin  yeni yaşam düzeni Medine’ de başlamış ve Medine  hem bir dini merkez ve hem de bir siyasi başkent olmaya başlamıştır.

Hz. Muhammed’in  622 yılında Medine’de ilan ettiği ve adına “Medine Sözleşmesi” denilen günümüzde;“insan hakları sözleşmesi”  kabul edilebilecek nitelikte olan ve Müslümanların haklarını koruma ve onlara tam manasıyla bir kimlik ve varlık kazandıran sözleşmenin içeriği özet olarak şöyledir;

         * “Bu yazı Peygamber Muhammed tarafından Kureyşli ve Medineli müminler, Müslümanlar, bunlara tabi olanlara sonradan iltihak edenler ve onlarla beraber cihat edenler içindir.

         *İşte bunlar, diğer insanlardan ayrı bir ümmet oluştururlar.

         *Kureyş’ den olan muhacirler, kendi aralarında adet olduğu üzere, kan diyetlerini ödemeye iştirak ederler. Onlar savaş esirlerinin kurtuluş fidyelerini müminler arasındaki iyi ve makul bilinen esaslara ve adalet ölçülerine göre ödemeye iştirak edeceklerdir.

         *Beni Avflar, kendi aralarında adet olduğu üzere, önceki şekiller altında kan diyetlerini ödemeye iştirak edeceklerdir. Müslümanların teşkil ettiği her zümre savaş esirlerinin kurtuluş fidyelerini müminler arasındaki iyi ve makul bilinen esaslara ve adalet ölçülerine göre ödemeye iştirak edeceklerdir. (aynı maddeler, Beni Haris, Beni Saide, Beni Cuşem, Beni Neccar, Beni Amr, Beni Avf ve Beni Evsler için tekrarlanmıştır.)

         *Müminler, kendi aralarında ağır mali mesuliyetler altında bulunan hiç kimseyi bu durumda bırakmayacaklar. Kurtuluş fidyelerini veya kan diyeti gibi borçlarını iyi ve makul bilinen esaslara göre vereceklerdir.

         *Hiçbir mümin diğer müminin aleyhine olacak bir anlaşma yapmayacaktır.

*Takva sahibi müminler, kendi aralarında, mütecavize, haksız bir fiili tasarlayana, bir cürüme veya bir hakka tecavüze ya da müminler arasında bir karışıklık çıkarma kastını taşıyan kimseye karşı olacaklar ve bu kimse onlardan birinin evladı bile olsa, hepsinin elleri onun aleyhine kalkacaktır.

         *Hiçbir mümin, bir kafir için, bir mümini öldüremez ve mümin aleyhine hiçbir kafire yardım edemez.

         *Allah’ın himmeti (himaye ve teminatı) tektir. Müminlerin en ehemmiyetsizlerinden birinin himayesi, onların hepsi için bağlayıcı bir hüküm ifade eder. Zira müminler, diğer insanlardan ayrı olarak birbirlerinin  dostu durumundadır.

         *Yahudilerden bize tabi olanlar, zulme uğramaksızın ve onlara karşıt olanlarla yardımlaşmazlarsa, yardım ve desteğimize hak kazanacaklardır.

         *Sulh müminler arasında bir tektir. Hiçbir mümin Allah yolunda girişilen bir savaşta, diğer müminleri hariç tutarak, bir barış anlaşması yapamaz. Bu sulh ancak müminler arasında genellik ve adalet esasları üzere yapılacaktır.

         *Bizimle beraber savaşa katılan bütün askeri birlikler, birbirleriyle nöbetleşeceklerdir.

         *Müminler birbirlerinin Allah yolunda akıtılan kanlarının intikamını alacaklardır.

         *Takva sahibi müminler en iyi ve en doğru yolda bulunurlar.

         *Hiçbir müşrik, bir kureyşlinin mal ve canını himayesi altına alamaz, hiçbir mümine bu hususta engel olamaz.

         *Herhangi bir kimsenin bir müminin ölümüne sebep olduğu kati delillerle sabit olur da, maktulün velisi rıza göstermezse, kısas hükümlerine tabi olur. Bu halde, bütün müminler ona karşı olurlar. Ancak, bunlara sadece bu kuralın tatbiki için hareket etmek helal olur.

         *Bu yazının muhteviyatını kabul eden, Allah’a ve Ahiret Gününe inanan bir müminin bir katile yardım etmesi ve ona sığınak temin etmesi helal değildir. Ona yardım ve yataklık eden, kıyamet günü Allah’ın lanet ve gazabına uğrayacaktır. O zaman artık kendisinden ne bir para ve ne de bir taviz kabul edilecektir.

         *Üzerinde ihtilafa düştüğünüz herhangi bir şey, Allah’a ve Muhammed’e götürülecektir.

         *Yahudiler, müminler gibi savaş sürdüğü sürece savaş masraflarını karşılamak mecburiyetindedirler.

         *Beni Avf Yahudileri müminlerle birlikte bir ümmet (toplum) teşkil ederler. Yahudilerin dinleri kendilerine, müminlerin dinleri kendilerinedir. Buna, Mevlaları da dahildir.

         *Yalnız, kim haksız bir fiil irtikab ederse veya bir cürüm işlerse, o sadece kendine ve aile efradına zarar vermiş olacaktır.

         *Beni Neccar Yahudileri de Beni Avf Yahudileri gibi aynı haklara sahiptirler. Bundan sonra; Beni Haris, Beni Saide, Beni Cuşem, Beni Evs ve Beni Salebe Yahudileri için 21 ve 22. maddelerdeki aynı kurallar  geçerlidir.

         *Cefne ailesi Salebenin bir koludur. Bu nedenle Salebeler gibi işleme tabi tutulacaklardır.

         *Beni Şuteybe de Beni Avf Yahudileri gibi aynı haklara sahip olacaklardır. Kurallara mutlaka riayet edilecek ve bunlara aykırı davranılmayacaktır.

         *Yahudilere sığınanlar bizzat onlar gibi  kabul edileceklerdir.

         *Yahudilerden hiç kimse Muhammed’inizni olmadan, Müslümanlarla birlikte bir askeri sefere çıkamayacaktır

         *Bir yaralamanın intikamını almak yasak edilmeyecektir. Biri bir adam öldürecek olursa neticede kendini ve aile efradını mesuliyet altına sokar. Aksi halde haksızlık olacaktır. Allah bu yazıya en iyi riayet edenlerle beraberdir.

         *Bir savaş sırasında Yahudilerin masrafları kendi üzerine ve Müslümanların masrafları kendi üzerinedir.

Bu anlaşmada gösterilen kimselere harp açanlara karşı, onlar birbirleriyle yardımlaşacaklardır. Onlar arasında iyi davranma olacaktır. Kaidelere mutlaka riayet edilecek, bunlara aykırı davranış olmayacaktır.

         *Hiç kimse müttefiklerine karşı bir cürüm işleyemez. Zulmedilene mutlaka yardım edilecektir.

         *Yahudiler Müslümanlarla birlikte, beraberce harp ettikleri sürece masrafta bulunacaklardır.

         *Bu sahifenin gösterdiği kimseler için Medine, vadisi dahil mukaddes bir yerdir.

         *Himaye altındaki kimse, bizzat himaye eden kimse gibidir. Ne zulmedilir ne de kendisi zulmedebilir.

         *Himaye verme hakkına sahip olanların dışında hiç kimse himaye veremez.

         *Bu sahifede yazılı kimseler arasında zuhurunda korkulan bütün öldürme ve münazaa vakalarının Allah’a ve Rasulüne götürülmeleri gerekir. Allah sahifeye en iyi riayet edenlerle beraberdir.

         *Ne Kureyşliler ne de onlara yardım edecekler, himaye altına alınmayacaklardır.

         *Müslümanlar ve Yahudiler arasında Medine’ye saldıracaklara karşı yardımlaşma yapılacaktır.

         *Şayet; Yahudiler, Müslümanlar tarafından bir sulh yapmaya veya bir sulh aktine iştirake davet olunurlarsa, bunu doğrudan doğruya aktedecekler veya ona iştirak edeceklerdir. Şayet Yahudiler, Müslümanlara aynı şeyleri teklif edecek olurlarsa, müminlere karşı aynı haklara sahip olacaklardır. Din konusunda girişilen harp vakaları müstesnadır.

         *Her zümre, kendine ait mıntıkadan sorumludur.

         *Bu sahifede gösterilen kişiler için ortaya konan şartlar, aynı şekilde Evs Yahudilerine, yani onların Mevlalarına ve bizzat kendilerine, yine bu sahifede gösterilen kimseler tarafından sıkı ve tam bir şekilde tatbik olunur. Kurallara mutlaka riayet edilecek, bunlara aykırı hareket edilmeyecektir. Haksız yollarla kazanç temin edenler, sadece kendilerine zarar ermiş olurlar. Allah, bu sahifede gösterilen maddelere en doğru ve en mükemmel riayet edenlerle beraberdir.

         *Bu yazı, bir haksız fiil veya cürüm işleyenin ceza görmesine engel olamaz. Harbe çıkan da Medine’de kalan da emniyet içindedir. Haksız bir fiil işlemek müstesnadır. Allah ve Rasulü Muhammed himayelerini, bu sahifeyi tam bir sadakat ve dikkat içinde muhafaza edenler üzerinde tutacaklardır.”Medine sözleşmesi Müslümanların Medine’de güçlenmelerine büyük olanak sağlamıştır.”

Ancak; Mekke ileri gelenleri gelenekleri ve inançlarını yıkan ve etkileri gittikçe genişleyen, Muhammed in yeni dinini ortadan kaldırmak maksadıyla;

17 Mart 623 Tarihinde, Mekke nin hazırladığı 1000 kişilik bir ordu ile Peygamberin 70 deve, 3 at ve 305 askerden oluşan ordusu ile Bedir de karşılaşırlar. İslam tarihinde “Bedir savaşı” olarak anılan  bu  Bedir savaşı ın da , Peygamberin arkadaşlarından toplam 5+9= 14 şehit verilmiştir. Bunlara ilk İslam şehitleri denmiştir. Mekke ordusu 50 ölü vermiştir.

Bu savaş döneminde, Şehitlik, esirlik, fidye, nefse hakimiyet, mücadele, müttefik kazanma, ölüler, yurt savunması, savaş ganimeti, gibi birçok konuda  gelen  vahiy tebliğleri  yapılmıştır.

Bedir Savaşının kazanılması, Peygamberin gücünü arttırmış ve ordusu 700 kişiyi bulan bir savaşçı gücüne çıkmıştır.

M.S. 623 Yılında Peygamber bedir savaşında iken kızı Rukiye ölmüş, Medine ye dönen peygamber, en küçük kızı Fatma ile Rukiye nin kabrini ziyaret ederek üzüntüsünü dile getirmiştir. Bu dönemde de mezar ziyaretleri akraba ilişkileri, İnsanların birbirlerine karşı yükümlülükleri gibi konularda  vahiy ve buyrukları tebliğ etmiştir.

Ayni yıl, en küçük kızı Fatma 20 li yaşlara gelmiş ve Peygamber de,  Ali nin ona iyi bir eş olacağı düşüncesiyle bu evliliği desteklemiş ve Alinin Fatma’yı istemesi için teşvik etmiştir.

Ali başlangıçta  fakirliğini düşünerek bu evliliğe tereddüt etmiş fakat  peygamberin himayesinde bu evlilik gerçekleşmiştir. Bu dönemde de evlilik, eş, düğün gibi sosyal olaylar hakkındaki vahiy ve buyruklar tebliğ edilmiştir.

M.S. 625 Yılında, Peygamber Hafsayla  evlenerek, eski eşleri Ayşe ve Sevde’nin odalarının yanında bir oda daha yapılarak eşini üçe çıkarmıştır. Bu evlilik ile ilgili olarak;

 “Ben kadınlara yaklaşırım, et yerim, oruç tutarım ve iftar ederim. Kendisini veya diğer insanları “hadım” eden bizden değildir” demiştir.

Aslında Peygamberin ilk eşi Hatice den ayrı 9 adet eşi olmuştur. Bunlar; Ayşe,Hafsa, Sevde, Zeynep Binti Cahş, Ümmü Habibe, Ümmü Seleme, Cevriye, Zeynep, Safiyye dir.

Ayni yıl Peygamberin kızı, Ali’nin eşi Fatma, bir erkek çocuk dünyaya getirmiştir. Peygamber çocuğun kulağına ezan okuyarak ilk torununun  ismini Hasan koymuştur.

M.S. 625 Yılının önemli olaylarından biriside,”Uhud Savaşı” dır. Uhud savaşı hicretin üçüncü yılında, Mekke müşrikleriyle Müslümanlar arasında Uhud dağı eteklerinde yapılmıştır. Bedir deki yenilginin intikamını almak için 3000 kişilik bir Ordu ile, 700 kişiyi bulan ilk düzenli Müslüman Ordusuna taarruz eden müşrikler bu savaşta 37 kayıp vermişler, Peygamber ve arkadaşlarının Ordusunda ise 72  şehit verilmiştir. Bu savaşta ilk düzenli İslam ordusu önemli bir yenilgiye uğramış  ve Peygamberde  bu savaşta yüzünden  yaralanmış sağ omuzu incinmiştir. Bu dönemde, Cenaze Namazı, ceza verme, Cihad etme koşulları ile “Muhammed’in yalnızca bir peygamber” olduğunu, ondan önce gönderilen Peygamberlerinde kabul edildiğini,  İsa nın Tanrı olmadığı, onun da bir peygamber olarak tebliğ için görevlendirilen peygamber olduğunu, kısas, intikam, haksız yere öldürme,gibi konularda vahiy ve buyruklar tebliğ edilmiştir.(Ali imran suresi)

M.S. 626 Yılında, Peygamberin kızı Ali’nin eşi, Fatıma bir erkek çocuğu daha dünyaya getirmiştir. Peygamber;  ikinci torununa Hüseyin adını vermiştir. Ayni günlerde Peygamberin henüz 8 aylık olan eşi Zeynep vefat etmiştir. En genç eşi Ayşe  henüz 14 yaşında bulunuyordu. Peygamber ölen eşinin dini vecibelerini yerine getirerek cenazesini kaldırmıştır. Bu dönemde, kadın erkek ilişkisi, komşuluk hukuku, komşu ziyaretleri, Peygamberler arasında ayırım yapılmayacağı, Muhammed’ in son peygamber olarak görevlendirildiği (Ahzab suresi)  hakkındaki vahiy ve buyruklar tebliğ edilmiştir.

M.S.627 Yılında, Mekke’deki peygamber karşıtları ile Yahudi kavimleri yaptıkları bir ittifak ile 10.000 kişilik bir ordu meydana getirmişlerdir. Amaçları;

Medine’yi yerle bir ederek Peygamberi ortadan kaldırmak maksadıyla, Hicretin beşinci yılında Medine üzerine yürümüşlerdir.

Muhammed henüz 3.000 kişilik bir ordu meydana getirebilmiştir. Peygamber, topladığı savaş konseyinde herkesin düşüncelerini almıştır. Selman-ı Farisi nin de önerisine uyarak  şehrin etrafında 3 km.ye yakın hendekler kazdırarak  şehrin savunmasını düzenlemiş ve şehri 30 gün başarıyla  savunmuşlardır.

Savunmanın başarısı istila kuvvetlerinin moralini bozmuş, Medine’yi ele geçiremeyeceğini anlayan istila kuvvetlerinin erzak ve ihtiyaçları artmış, ayrıca meydana gelen fırtına ve soğuklarla morali iyice  bozulan kuşatma kuvvetleri, kuşatmayı kaldırarak, Mekke’ye dönmek zorunda kalmıştır.

Bu kuşatmada, Müslümanlar 6 şehit verirken, istila kuvvetleri 3 savaşçı kaybetmiştir.

Medine’yi ele geçiremeyen Kureyşliler Peygamber ile bir anlaşma imzalamak zorunda kalmışlardır. Bu anlaşmada Peygamber “Allahın Resulü” ifadesini kullanmakta israr  etmemiş “Abdullahın oğlu” sözüyle yetinmiştir. Anlaşmanın önemli maddelerinden biriside;

“Peygamberin o sene Mekke yi ziyaret etmeyecek olması ve  fakat gelecek yıl peygamber ve arkadaşları Mekkeyi ziyaret edebilecekler  ve Mekke de üç gün kalabileceklerdir.

Mekkeyi ziyarette yolcu silahlarından başka silah taşınmayacak, kılıçlar kınında olacak, Mekkeyi ziyaret eden Müslümanlar üç gün Mekkede kalacaklar, bu süre zarfında kureyşliler  Mekkeden ayrılacaklar. 

HAZRETİ  PEYGAMBERİN VEDA HUTBESİ:

“Hz.peygamber Medine’de iken  Ramazan  ayının, ortalarında Mescid’de on günlük bir inzivaya çekilmeyi adet haline getirmişti. Arkadaşlarından bazıları da ona katılırlardı. Fakat o yıl kararlaştırılan on günden başka bir on gün daha mescid de  kaldılar. Yani Ramazanın son yirmi günü “İTİKAF” ta geçirdiler. Her Ramazan da  Cebrail gelir ve hafızasında “VAHİY” den bir bölümün silinip silinmediğini anlamak için Peygamberi kontrol ederdi. O yıl Peygamber kızı Fatma ya, gizlice henüz başkalarına söylenmemesi gereken bir sır  verdi.”  Her yıl Cebrail   bana  Kur’an’ ı bir kez okur bende ona okurum:  Fakat bu yıl bana iki kez okudu.  Zamanımın  geldiğini sanıyorum” dedi.

      Yılın on birinci ayında, Medine de  Hac da Peygamberin önderlik edeceği haberi yayıldı. Bu haberler çöl kabilelerine de ulaştırıldı. Bu haberi duyan herkes Peygamber ile beraber  bolmak  için vahaya her taraftan akın  akın insanlar gelmeye başladı. Bu haç yüzyıllardır yapılan haç görevlerine hiç benzemeyecekti. Hacıların tamamı bir  tek  ALLAHA  inanan kimselerle  olacak ve hiçbir putperest  putperestçe ibadeti ile Mekke deki  kutsal evi kirletemeyecekti.

      Ayın sona ermesine beş gün kala Peygamber otuz  bin  kadar kadın ve erkeğin başında Medine den yola çıktı. Medine den ayrılışının onuncu günün akşamı,  Mekke yi  feth etmeye giderken geçtikleri bir geçide ulaştı. Orada bir gece geçirdikten sonra ertesi sabah MEKKE vadisine inmeye başladılar. Peygamber Kabe yi gördüğünde bindiği devesinin ipini sol eline alarak sağ elini yukarı kaldırıp avucunu açarak dua etti.

”ALLAHIM BU EVİN İNSANLARDAN GÖRDÜĞÜ SAYGI, LÜTUF, BAĞLILIK VE RAHMETİ ARTTIR.”

 Mescide  girdi, tavaf ettikten sonra İbrahim makamında namaz kıldı. Daha sonra Safa ya giderek Safa ile Merve arasında yedi kez gidip  geldi. Yanındakiler, yaptığı duaların sözlerini kelimesi kelimesine hafızalarında  saklamak için çaba sarf ediyorlardı.

Daha sonra mescide (KABE) giderek, önce  de olduğu gibi anahtarlarını koruyan   Abdu’d- Dar’ dan,  Osman ı ve Üssame ile Bilal i yanına alarak Kabe’ ye girdi. Fakat  o akşam eşi  AİŞE ‘yi çadırında ziyaret ettiğinde Aişe onun üzgün olduğunu fark etti. Sebebini sorduğunda:

 “Bu gün bir şey yaptım.Keşke yapmasaydım. Kabe’ ye girdim. Ümmetimden bazıları “ dedi, gelecekteki Müslümanları  kasdederek “İÇERİ GİREMEYE BİLİRLER VE BU NEDENLE NEFİSLERİNDE HUZURSUZLUK HİSSEDEBİLİRLER. BİZ SADECE ONU TAVAF ETMEKLE EMROLUNDUK, İÇİNE GİRMEKLE DEĞİL” dedi.

Hz. Peygamber yeni ayın sekizinci gününde bütün hacılarla birlikte “MİNA” ya gitti. Geceyi orada geçirdikten sonra sabahleyin haram bölgenin hemen dışında, Mekke nin on üç mil doğusunda geniş bir vadi olan “ARAFAT”   a gitti. Araft a güneş en yüksek noktasına ulaştığında Peygamber ALLAHA  hamd den sonra aşağıdaki veda hutbesini okudu.

                        VEDA HUTBESİ

EY İNSANLAR :   DEDİKLERİMİ İYİ DİNLEYİNİZ.  BİLMİYORUM, BELKİ BU SENEDEN SONRA SİZİNLE  BURADA  EBEDİ OLARAK BİR DAHA BİRLEŞEMEYECEĞİM.

EY İNSANLAR :  BU GÜNLERİNİZ NASIL MUKADDES BİR GÜN İSE, BU AYLARINIZ NASIL MUKADDES BİR AY İSE, BU ŞEHRİMİZ ( MEKKE) NASIL MÜBAREK BİR ŞEHİR İSE, CANLARINIZ, MALLARINIZ, NAMUSLARINIZ DA  ÖYLE MUKADDESTİR. HER TÜRLÜ TECAVÜZDEN KORUNMUŞTUR.

EY ASHABIM: YARIN RABBİNİZE KAVUŞACAKSINIZ VE BU GÜNKÜ HER HAL VE HAREKETİNİZDEN MUHAKKAK SORULACAKSINIZ. SAKIN BENDEN SONRA ESKİ SAPIKLIKLARA DÖNÜP DE  BİR BİRİNİZİN BOYNUNU VURMAYIN. BU VASİYETİMİ  BURADA  BULUNANLAR, BULUNMAYANLARA  BİLDİRSİN. OLABİLİRKİ BİLDİREN KİMSE, BURADA BULUNUP DA İŞİTENDEN DAHA İYİ ANLAYARAK MUHAFAZA ETMİŞ OLUR.

EY ASHABIM: KİMİN YANINDA BİR EMANET VARSA, ONU SAHİBİNE VERSİN. FAİZİN HER ÇEŞİDİ KALDIRILMIŞTIR. AYAĞIMIN ALTINDADIR. LAKİN BORCUNUZUN ASLINI VERMEK GEREKİR. NE ZULMEDİNİZ, NEDE ZULME UĞRAYINIZ. ALLAHIN  EMRİYLE  FAİZCİLİK ARTIK YASAKTIR. CAHİLİYYETTEN  KALMA  BU ÇİRKİN ADETİN  HER TÜRLÜSÜ AYAĞIMIN ALTINDA DIR. İLK KALDIRDIĞIM FAİZ DE  ABDULMUTTALİBİN OĞLU ABBASIN  FAİZİDİR.

EY ASHABIM: CAHİLİYET DEVRİNDE GÜDÜLEN KAN DAVALARI DA TAMAMEN KALDIRILMIŞTIR. KALDIRDIĞIM İLK KAN DAVASI, ABDÜLMUTTALİBİN TORUNU REBİA NIN KAN DAVASIDIR.

EY İNSANLAR: BU GÜN ŞEYTAN SİZİN ŞU TOPRAKLARINIZDA YENİDEN TESİR VE HAKİMİYETİNİ KURMAK GÜCÜNÜ EBEDİ SURETTE KAYBETMİŞTİR. FAKAT SİZ, BU KALDIRDIĞIM ŞEYLER DIŞINDA KÜÇÜK GÖRDÜĞÜNÜZ  İŞLERDE  ONA  UYARSINIZ.  BUDA ONU MEMNUN EDECEKTİR. DİNİNİZİ KORUMAK İÇİN BUNLARDAN DA SAKININIZ.

EY İNSANLAR: KADINLARIN HAKLARINI GÖZETMENİZİ, VE BU HUSUSTA  ALLAHDAN KORKMANIZI  TAVSİYE EDERİM. SİZ KADINLARI, ALLAH EMANETİ OLARAK ALDINIZ. ONLARIN NAMUSLARINI VE İFFETLERİNİ ALLAH ADINA SÖZ VEREREK HELAL EDİNDİNİZ. SİZİN KADINLAR  ÜZERİNDE  HAKKINIZ, ONLARINDA SİZİN ÜZERİNİZDE  HAKLARI VARDIR. SİZİN KADINLAR ÜZERİNDEKİ HAKKINIZ, ONLARIN, AİLE YUVASINI, SİZİN HOŞLANMADIĞINIZ HİÇ BİR KİMSEYE ÇİĞNETMEMELERİDİR. EĞER RAZI OLMADIĞINIZ HERHANGİ BİR KİMSEYİ AİLE YUVANIZA  ALIRLARSA  ONLARI HAFİFÇE DÖVÜP SAKINDIRABİLİRSİNİZ. KADINLARINDA SİZİN ÜZERİNİZDEKİ HAKLARI, MEŞRU BİR ŞEKİLDE, HER TÜRLÜ YİYİM VE GİYİMLERİNİ TE3MİN ETMENİZDİR.

EY MܒMİNLER: SİZE BİR EMANET BIRAKIYORUM Kİ, ONA SIMSIKI SARILDIKÇA YOLUNUZU HİÇ ŞAŞIRMAZSINIZ. O EMANET ALLAHIN KİTABI KU’’AN-I KERİMDİR.

EY MܒMİNLER: SÖZÜMÜ İYİ DİNLEYİNİZ VE İYİ BELLEYİNİZ. MÜSLÜMAN, MÜSLÜMANIN KARDEŞİDİR. BÖYLECE BÜTÜN MÜSLÜMANLAR KARDEŞTİR. DİN KARDEŞİNİZE AİD OLAN HERHANGİ BİR HAKKA TECAVÜZ ETMEK HELAL DEĞİLDİR.EĞERKİ GÖNÜL HOŞLUĞU İLE KENDİSİ VERMİŞ OLSUN.

EY ASHABIM: NEFSİNİZEDE ZULMETMEYİNİZ. NEFSİNİZİNDE  ÜZERİNİZDE HAKKI VARDIR.

EY İNSANLAR: CENAB-I HAKK HER HAK SAHİBİNE HAKKINI VERMİŞTİR. VARİSE VASİYET ETMEYE LÜZUM YOKTUR. ÇOCUK KİMİN DÖŞEĞİNDE DOĞMUŞ İSE  ONA AİTDİR. ZİNA EDEN İÇİN MAHRUMİYET VARDIR.BABASINDAN BAŞKASINA  AİD SOY İDDİA EDEN  SOYSUZ VE NANKÖR, ALLAHIN GAZABINA, MELEKLERİN LANETİNE VE BÜTÜN MÜSLÜMANLARIN İLENCİNE UĞRASIN. CENAB-I HAKK NE TEVBELERİNİ, NEDE ADALET VE ŞEHADETLERİNİ KABUL EDER.

EY İNSANLAR : RABBİNİZ BİRDİR. BABANIZDA BİRDİR.HEPİNİZ HAZRETİ ADEMİN ÇOCUKLARISINIZ. ADEM İSE TOPRAKTANDIR. ALLAH YANINDA EN KIYMETLİ OLANINIZ, ONA EN ÇOK SAYGI GÖSTERENİNİZDİR. ARABIN, ARAP OLMAYANA ALLAH SAYGISI ÖLÇÜSÜNDEN  BAŞKA BİR ÜSTÜNLÜĞÜ YOKTUR.

EY İNSANLAR: YARIN  BENİ SİZDEN SORACAKLAR, NE DİYECEKSİNİZ? Der.

(---Allahın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun” diye şehadet  ederiz.Bunun üzerine HZ.Peygamber mübarek şehadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu)

“ŞAHİD OL YA RABB, ŞAHİD OL YARRAB, ŞAHİD OL YA RABB” Diyerek hutbesini tamamladığını,

EL Hakim et Tirmizi, Nevadiru,l- Usul eserinde ve daha pek çok islam alimlerinin eserlerinde belirtilir.

NOT: Benim; burada okuyucuların dikkatine şu hususu getirmek isterim. HZ.PEYGAMBERİMİZİN  hitabında: “EY İNSANLAR, EY ASHABIM VE EY MܒMİNLER” diyerek  üç ayrı gruba hitap etmiştir.

Bunun üzerinde düşünülmelidir. 

01 ŞUBAT 2007   (DEVAM EDECEK)

YARARALANILAN KAYNAKLAR:

1.İslam Dünyası;İletişim Yayınları, 1986 İstanbul,

2.Abul Farac Tarihi;Gregory Abül Farac(Bar Hebraueus)Türk Tarih Kurumu basım evi Ankara 1945,

3.Hz.Muhammed’in Hayatı Martin Lings (Ebubekir Siraceddin) İnsan Yayınları 2006 İstanbul,

4.Hz. Peygamberin Hayatı, Osman Keskioğlu,Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları 1979 Ankara,

5.Kur’an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı (Meali)Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları Ankara 1983,

6.Kur’an-ı Kerim ve İzahlı Meali Elmalılı Hamdi Yazır 1993 İstanbul

 
 SİTE İÇİ ARAMA

SON EKLENEN 5 MAKALE
TÜRKİYE- AVRUPA BİRLİĞİ TARİHÇESİ

KARŞI DEVRİM HAREKETLERİNİN EN ETKİLİSİ ŞEYH SAİD İSYANI

BM VE TBMM DE KABUL EDİLEN İKİ SÖZLEŞMENİN ÜLKEMİZE ETKİLERİ

CUMHURİYETİN 86 NCI YILINDA BAŞINA GELENLER

RİSK VE RİSK YÖNETİMİ

SİTE ANKET
Yeni Sitemizi Nasil Buldunuz?
Çok Iyi
Iyi
Normal
FikrimYok