KRALİÇENİN ZİYARETİ

          14:16 Mayıs 2008 tarihleri arasında İngilterenin yaşlı ve zarif kraliçesi ülkemizi ikinci defa ziyaret etti.Bu vesile ile TV larda program yapanlar eski defterleri karıştırma imkanını buldular.


        Bu ziyaretin hazırlık döneminde,çok sevdiğim bir  aile dostumun televizyon  haberciliğinde  başarılı   kızı Nilgün hanım beni aradı.. Çalıştığı “ATV” kanalında birinci dünya harbinde, Irak cephesinde İngilizleri yenilgiye uğrattığımız, KÜTÜLLAMMARE veya kısaca, “KUT” savaşının  92 nci yılı olması nedeniyle  program konuğu olmam hususunda bir ricada bulundu.  Bu ayni zamanda İngiltere kraliçesinin ülkemize yapacakları  ziyaretin öncesinde, bu gün  Irak da yaşanan üzücü ve insanlık dışı olayların sorumlularından birisi olan İngiltere nin 92 sene önceki, sabıkasını da ortaya koyarak  bir ufuk turu  yapacaktık.  

Bu savaşın TV programına konu olmasının sebebi,  günümüzde ABD nin Irak da güvenliği sağlamakta başarısız olması,  her gün onlarca sivil ve askerin hayatını kaybetmesi, Irakdaki   kaos ile  yönetim  zafiyetinin vurgulanması. Geçmişde  ayni bölgenin yönetiminde, bizim   ne kadar başarılı olduğumuzu ortaya koymaktı.

Ailecek çok sevdiğimiz Nilgün  hanımefendinin bu  isteğini  o gün üzülerek yerine getirememiştim. Beni bağışlaması dileği ile bu konudaki notlarımı gözden geçirdim ve  şimdi bu “ bilgi notunu “ sevgili Nilgün hanımefendiye ithaf ediyorum . Dilerim okur ve istifade eder.

Kut Savaşı  bu günkü Irak coğrafyasında,  29 Nisan 1916  da  Dicle nehrinin bir kıvrımında üç tarafı Dicle nehrinin suları ile  çevrili, o zaman  kerpiçten bir köy durumunda olan “KUT” ve çevresinde olmuştur.

 Bu savaşı, Irak cephesi Türk komutanı  general Halil paşa(KUT),İngiliz ordusunu da, Irak cephesi   komutanı  tümgeneral TOWNSHEND yönetmiştir.  5 i general, 481 i subay olmak üzere toplam 13.300 İngiliz askerini ve general Townshend ı bizzat,  Halil paşa teslim almıştır.  

Başta İngiliz Harp tarihçileri olmak üzere birinci dünya harbi hakkında çalışan araştırmacı ve tarihçiler, Kut savaşını; Çanakkale den sonra İngilizlerin ikinci büyük yenilgisi olarak kabul ederler.

Çünkü, Osmanlı İmparatorluğunu yıkacak olan  bir Arap isyanının her an çıkacağı  umut ve  beklentisi içinde olan İngiliz hükümeti, Çanakkale den sonra Irak cephesinde de  yenilmesi, onları ve dünya kamu oyunu çok şaşırtmıştır.

İngilterenin  onurunu kırmış, başbakan Lloyd George,Churchill, Llyod  Curzon un  Türklere karşı duyduğu kin ve nefreti artırmıştır. Bunu sonra Kurtuluş savaşında ve Lozan da gördük.

İngilizlerin, 29 Nisan 1916 da teslim olmaktan  başka çaresi kalmayınca,  kuvvetlerini rüşvet teklif ederek kurtarmak istemişlerdir.

Toprakları üzerinde  güneş batmaz diye öğündükleri  mağrur İngiliz imparatorluğunun  hükümeti ve askerinin Irak da, aç ve donanımsız türk askeri karşısında yenilip  çaresiz duruma düşmesi bizim için sıradan bir olay olarak algılansa da,İngilizler bunu uzun süre unutamamışlardır.

Bu nedenle TV programına konu edilen  “Kut savaşı” türk askerinin başarı ve kahramanlığının türk ve dünya kamu oyunun önüne getirilmesinde elbette büyük yarar vardır. Ama, konunun ele alınış şekli ve süresi ile konuyu işleyecek kişiler bana göre yanlıştı. O nedenle isteği yerine getiremedim.

Kut savaşının ayrıntısına geçmeden önce Osmanlı Devletinin başlangıçdaki  durumu hakkında bir özet bilgi vermek istiyorum.

14 Ağustos 1914 yılında seferberlik ilan ederek birinci dünya harbine girdik.  30 Ekim 1918 yılında, Mondros  ateş kes mütarekesi ile savaştan ayrıldık. Bu acı ve sıkıntılarla dolu  4 yıl içinde unutulmayacak kahramanlıklarda gösterdik.Bunlardan biriside Kut savaşıdır. Osmanlı devleti birinci dünya harbinde yaklaşık 5 milyon osmanlı vatandaşını  silah altına  almıştır. Bunlardan 1.037.000 i şehit olmuştur. Şehitlerin çoğu Çanakkale’de, doğuda üçüncü ordu ve Kafkas cephesinde, güneyde Irak,  Hicaz ve Filistin cephesindedir.

Örneğin ; Milli Savunma Bakanlığının yayımladığı şehitler listesine  göre;  Çanakkale  muharebelerine  katılan 500.000 kişilik Türk kuvvetlerinin,  Ölü:55.127,  yaralı:100.177,  kayıp:10.067,  hastalıktan ölen:21.498, olmak üzere Toplam:189.869 kişi dir.

İngiliz kayıtlarına göre, Çanakkale savaşına  katılan, 410.000 İngiliz kuvvetinin ,ölü ve yaralı olarak 205.000 kaybı, Fransızların da 79.000 kişinin, ölü ve yaralısı  47.000 dir.

Doğuda üçüncü ordu bölgesinde ise; Seferberliğin ilanı ile birlikte üçüncü ordunun emrine 855.696 er verilmiş hazar mevcudu buna dahil olmayan üçüncü ordunun 16 ay sonunda mevcudu 96.330 kişiye inmiştir. Bununda 25.000 kadarı muharip kuvvetler olup geriye kalanlar şu veya bu şekilde elden çıkmış, 855.696 genç vatan evladı üretimden ve milli ekonomiden ayrılmıştır.

1nci Dünya savaşı, Şevket Süreyya Aydemir’in de dediği gibi, Osmanlı Devleti için, yalnız genç, dinç üretici insan gücünü savaşa sürmekle kalmamıştır. Hemen hepside asıl Türk nüfusundan olmak üzere, üretici gücün bütünü ordu saflarına katmıştır. Sarıkamış harekatında daha harbin başında 90.000 şehit verilerek harbin devamında insan kaynaklarının nasıl eritileceğinin işareti olması gerekirken, bundan hiç ders almayan Harbi yöneten İttihat ve Terakki kadroları olacaklar hakkında en küçük bir sağlıklı değerlendirme yaparak ulusun yazgısını değiştirme veya düzeltme çabasına gitmemişlerdir. Kimdir bu sorumlular derseniz;

Padişah: Sultan Beşinci Mehmet(Reşat) ölümü  3 Temmuz 1918, yerine

Sultan Altıncı Mehmet (Vahideddin) 4 Temmuz 1918- 17 Kasım 1922 yurttan kaçışına kadar.

Sadrazam ve Hariciye Nazırı: Said Halim Paşa

Harbiye  Nazırı : Enver paşa,

Dahiliye Nazırı : Talat Paşa, sonra 4 Şubat 1917 de Sadrazam oldu

Meclis Başkanı :  Halil Menteş

Bahriye Nazırı Cemal Paşa

Maliye Nazırı : Cavit bey

Aslında osmanlı devletini harbe sokan, İttihat ve Terakki  partisinin 40 kişilik merkez komitesi ve bunun içinden teşkil edilmiş olan 12 kişilik yürütme kururlu ile bu yürütme kurulunun içinden, devleti ve gücü kontrol eden Enver-Talat- Cemal üçlüsü, ülkenin kaderine egemen olmuşlardır.

Pek çok değişik fikrin barındığı İttihat ve Terakki Cemiyeti, hizip ve entrika dolu bir yapıya sahipti.

Sorumluluk ise:  geri kalmış Osmanlı Devlet yapısını işleten sistemin kendisi ve bunun içinde görev alan devlet kademeleriydi. Devlet yönetiminde en basit kural olan “ iki cephede savaşılmaz” kuvvetler parça parça kullanılmaz ilkelerine bile uymamışlar gücünü hesap etmeden macera peşinde koşan bu üçlü devleti tam 7 cephede savaşa sürmüşler, orduyu birbirinden uzakta yedi ayrı iklim ve kültür özelliği olan alanlarda savaştırmışlardır. Buna rağmen işte Irak veya Basra cephesi diye harp tarihine geçen  Irak  cephesindeki kahramanlıklardan Kut savaşı  sadece bir tanesidir.

IRAK CEPHESİ:

Osmanlı Devleti, hazırlıksız ve isteksiz olarak sürüklendiği birinci dünya harbinde ilk cephe doğuda Ruslara karşı açıldı. İkinci cephe Çanakkale’de , Çanakkale savaşları  devam ederken  üçüncü cephe  Irak da, önceden açılmış cephelerde savaşlar devam ederken dördüncü cephe; Hicazda, beşinci cephe Suriye ve   Filistin’de, altıncı  cephe; Galiçya da, yedinci cephe İran da, derken Anadolunun kahraman evlatları İrandan –Mısıra,Trakya’dan -Hicaza,Kafkasya’dan –Basra'ya kadar bir büyük coğrafyada, elde  eski model bir tüfek, ayağında yırtık çarık, sırtında bir  kaput(Sarıkamış’ da Kasım-Aralık ayında onu da bulamamış, yazlık eski elbise ile savaşıp 90 bin evladını kısa zamanda kaybetmiştir) ile bilmediği topraklarda, konuşmadığı lisanda, duymadığı  görmediği ülkelerin topraklarını vatan bilmiş ve canını vermiştir. Bazen yüksek karlı dağlarda, bazen ısısız bucaksız çöl kumlarının arasında, Irak cephesinde olduğu gibi bazen de  bataklık sıtma hastalıklarının yaygın olduğu netametli yerlerde savaşmıştır.

Bu bilinmez topraklarda ihanete uğramış ,aç, susuz, sağlık  yardım ve desteği almadan, zaman olmuş çekirge çorbası, çekirge pilavı ve çekirge oturtması yiyerek, ( Medine müdafasında olduğu gibi ) zaman olmuş din kardeşi arap çete ve hainlerinin kılıcı ve kurşunlarına göğsünü siper ederek verilen görevinin  başında şehit düşmüştür. Dört yıl canını dişine takarak savaşmıştır. İşte bunlardan biriside Irak cephesidir.

Savaşın ilanı ile birlikte,İngilizler yönettikleri  Hindistan dan Osmanlıya karşı savaşmak üzere yardım istediler.

Hindistan valiliğinin hazırladığı kuvvetler, Basra körfezinde, Fırat ve Dicle nehirlerinin birleştiği Şattül Arap dan ”Fao” adasına doğru 6 Kasım 1914 de ileri harekata geçtiler.

Amaç; Abadan daki petrol rafinerisini korumaktı. Henüz takviye almamış Fao adasındaki zayıf Türk kuvvetleri İngiliz donanma ateşi karşısında zayiat verince geri çekilmek zorunda kaldı. Ada 7 Kasım da İngilizlerin eline geçti. Bu durumdan faydalanmak isteyen İngiliz kuvvetleri süratle kuzeye doğru 120 km  ilerleyerek 21 Kasım  da, Basra’yı  ele geçirdi.

 Bu sıra da Irak da daha önce (1909  yılında) Bağdat jandarma teşkilatında çalışmış olan ve bölgeyi ve bölge halkının özelliklerini çok iyi bilen dünya harbinin başlamasıyla birlikte bölgede  gerilla harbi yapmak üzere  bölgeye gönderilmiş olan Süleyman bey in  rütbesi yarbaylığa  (kaymakam)  yükseltilerek  Basra daki  38 nci tümen komutanlığı ve Basra valiliğine atanmıştır. Sonra da 02 Ocak 1915 de de, Irak cephesi komutanlığına tayin edildi. Kendisinden çok şey umulan ve beklenen  Süleyman Askeri bey, mert ve cesur bir asker olmasına karşın, tecrübesiz, tabur komutanlığı derecesinden, ordu komutanlığına getirilmesi, sevk idare kapasitesinin dışında ağır sorumlulukların altına sokulması demekti.

Kendisine verilen görevlerden biriside;  Suriye den 12 nci ve Kafkasya dan 13 ncü kolordular gelinceye kadar İngilizlerin ileri harekatını, yerli Müslüman halkın da  yardımıyla durdurması isteniyordu.

Basra cephesi, Bağdat daki ana üs den oldukça uzakta olması nedeniyle Osmanlının Irak cephesi komutanlığı, Basrayı takviye etmekte yetersiz kalmıştı. Bu nedenle, İngilizlere karşı direniş zayıftı.

Süleyman askeri bey, kurduğu yerli birliklerle evvela İran’a ait olan Ahvaz kasabasını işgal ederek İngilizlerin faydalandığı Abadan petrol boru hatlarını  tahrip ettikten sonra Basraya doğru ilerledi.

Şuayyibe  civarında 12/14 Nisan 1915 de  İngiliz kuvvetlerine yenilince 17 Nisan 1915 de  intihar etti. Yerlilerden kuracağı birliklerle İngilizleri yenebileceğine inanan Süleyman Askeri bey “cihat çağrısına” fazla güvendiği ve İslam kardeşliği propagandasının nasıl hiçbir işe yaramadığını acı bir şekilde anladı. Ölümü ile Sevk idare boşluğu doğan Irak cephesini toparlamak üzere Fon Der Golç paşa tayin edildi. Bu sırada;

İngilizler ise; Hindistan’dan gönderilen  kuvvetlerlele, Basra cephesini  takviye ederek  aşağı Mezapotamyayı kontrol altına aldılar.

3 Haziran 1915 de  Ammare İngilizlerin eline geçti.General Tawnshend komutasındaki güçlü  bir tümen Basra körfezinden 400 km mesafedeki, Kutul-Emare ye doğru ilerledi. 29 Eylül 1915 de Kutul Emare düşmanın eline geçti.General Tawnshend Ekim sonunda önemli bir ticaret merkezi olan Bağdat’ı ele geçirdi.Osmanlı genel karargahı Bağdat ne pahasına olursa olsun  savunmasına karar verdiği için Kafkas cephesinden takviye kuvvetler Irak  cephesine sevk edilerek bu cephede 5 tümeli 6 ncı Osmanlı Irak ordusunun  teşkil edilmesine karar verildi. Kuvvetler toparlanırken, 29 bin mevcutlu bir kuvvetle de  Bağdat a giden yolun Selman-pak bölgesi savunmaya hazırlandı.

22 Kasım 1915 de Selman’ı pak da İngiliz kuvvetleri yenilgiye uğratılarak, kuvvetlerinin  %30 imha edildi. Çekilen İngiliz kuvvetleri Kutul-emareye sığındı. Bu sırada  6 ncı ordunun başına Alman Feld Maraşel’ı  (vaktiyle osmanlı ordusunun ıslahat çalışmalarına katılmış ve kara harp okulu komutanlığı yapmış ) Fon Der Golç paşa Irak da toplanmış olan bütün kuvvetlerin komutanlığına tayin edildi.

Fon Der Golç paşa elde topçu kuvveti az olduğundan,Kutul- Emareyi yalnız muhasara ile yetinmişti. Aslında,birliklerin çoğu Halil Paşanın komutasında Dicle grubu olarak, Dicle nehri boyunca yerleştirildiğinden  Kut bölgesinde etkin muharebeleri Halil paşanın kuvvetleri sürdürüyordu.

Fon Der Golç paşanın düşüncesi; İngiliz takviyesini önleyip general Tawnsend in sıkıştığı Kut mevzilerinde  teslim olmasını sağlayacak şekilde Kut u çemberde tutmaktı.

Halil paşa Irak grup komutanı olarak, İngiliz Dicle kolordusunun 13 ncü Tümenin Hana ve Sınayıat mevzilerini ele geçirmek maksadıyla yaptığı  taarruzları durdurması ve Kut da savunan İngiliz kuvvetlerinin takviye almasını  önleyerek, savunma kuvvetlerinin yıpratılması ikmal maddelerinin tüketilerek  dirençlerinin kırılmasını sağlayacak tedbirleri almıştır. İngiliz kuvvetlerinin böylece  teslim olmasını zorluyordu. 

Fon Der Golç paşa 6 Nisan 1916 da Bağdat da tifüsten öldü. Yerine Halil (Kut) paşa, Irak cephesi ve 6 ncı ordu komutanlığına  tayin edildi. (Golç paşanın mezarı İstanbul da dır.)      

Kut savaşını yöneten  Halil paşa Enver paşanın amcasıdır. Osmanlı ordusunda süratle yükselen, dürüst ve cesur bir komutandır.

General Tawnsend;  Kut mevzilerinin üç tarafını  Dicle nehri ile emniyete almış, dördüncü tarafınıda kuvvetli tahkimatla güçlendirmek suretiyle gelecek yardım ve destekle bu savaşı da kazanacağını planlamıştı.

Fakat beklenen yardım Halil paşanın kuvvetleri tarafından geri püskürtülüyor, havadan yapılan ikmal ve destekte yetersiz kalıyordu. Bazen yardım gelmediği gibi geleninde yetersiz olması, ayrıca havadan paraşütle atılan malzeme ve teçhizatın önemli bir kısmı,  ya nehre düşüyor  veya  başka yerlere sürükleniyor. Bu durum İngiliz kuvvetlerini  lojistik destekten yoksun bırakıyordu.

 Halil paşa Dicle nehrine kurdurduğu bariyerlerle İngilizlerin kendi birliklerine attığı ikmal maddelerinin nehre düşenlerini toplatıyor ve Türk birliklerinin ikmalinde kullanıyordu. İngilizlerin ikmal maddelerinin Türklerin eline geçmesi, savunma kuvvetlerinin moralini bozuyor. Her geçen gün ümitsizliğe sürüklenerek dirençleri kırılıyordu. İngiliz kuvvetlerinin teslim olmaktan başka çareleri kalmamıştı.

General Tawnsend, Türklerin kendisini, bir milyon siterlin kefalet karşılığında  serbest bırakacağını  ümit etmiş ve  Londra dan daha fazlasını teklif etme  yetkisini almıştır.

Halil paşa ya iki milyon siterlin teklif ederek kurtulmaya çalışmış ise de, bu teklif Halil paşa tarafından ret edilmiştir.

İngilizler teklilerinde silahlarını da Osmanlı ordusuna bırakmayı önermiş, fakat Halil Paşa bu İngiliz top ve mühimmatının Osmanlı ordusunda kullanılmadığın isterlerse silahlarını imha edebileceklerini, ancak kendilerinin  kayıtsız ve şartsız teslim olması gerektiği belirterek, üzerindeki baskı arttırılmıştır.

Çaresiz kalan general Tawnshend kayıtsız ve şartsız teslim olmaya mecbur  kalmışdır.

 Kendisi, saygılı bir davranışla karşılanmış ve özel bir tren ile İstanbul a gönderilmiştir. İngilizler Kut daki kuvvetlerini kurtarmak için giriştiği taarruzlarda 23- 30 bin arasında bir kuvveti  kaybetmişlerdir.

General Tawnsend ın teslim olan kuvvetleri hariç Kut daki muharebelerde, 10.000 den fazla askerini kaybetmiştir. Teslim olan kuvvetleri; 5 i general, 481 i subay ve 13.300 asker olmak üzere yaklaşık 14.000 kişilik bir kuvvettir.

Halil Paşanın bu savaşta verdiği kayıp 350 si subay olmak üzere on bin şehittir.  

İngiliz tarihçiler bu yenilgiyi Gelibolu savaşlarından sonra ikinci  büyük bir yenilgi olarak kabul ederler.

Bu savaşın kazanılmasında 6 ncı ordunun komutanı Halil Paşa  ve fedakar erleri ile Irak cephesinde dünya harbinin önemli bir muharebesi kazanılmıştır. Ama bütün cephelerde olduğu gibi Irakdaki zaferi de başarıya dönüştüremedik.Sonun da Ülkemizin içine sürüklendiği yenilginin ateş kes anlaşmasını esir bulunan ve İstanbul  Büyük adada ikamet eden bu konuk (esir) general Tawnsend  yardım ve desteği  ile İngilizlerin Akdenizdeki seferi kuvvetler komutanı general Harrington dan ateş kesin kabul edilmesi için ricacı olmuştur.Limni adasının  Mondros  limanında demirli bulunan  Ağamemnun zırhlısında ateş kes anlaşması nı Bahriye nazırı Rauf Orbay, Rıza Tefik ve askeri temsilci Halis bey den oluşan üç kişilik temsil heyeti ile  imzaladık.Dökülen kan verilen emeklerin karşılığında hemen arkasından 19 Mayıs 1919 da yeni bir savaşa mecbur kaldık.Türk kurtuluş Savaşı adını verdiğimiz bu var olma veya yok olma mücadelesini, büyük komutan ve Cumhuriyetimizin kurucucu ulu önder M. Kemal ATATÜRK ün sayesinde başardık, yok olmaktan kurtulduk.Tarihteki benzerleriyle kıyaslanamayacak kadar  haklı ve meşru bir zaferi kazandık.19 Mayıs 2008 

  

 
 SİTE İÇİ ARAMA

SON EKLENEN 5 MAKALE
TÜRKİYE- AVRUPA BİRLİĞİ TARİHÇESİ

KARŞI DEVRİM HAREKETLERİNİN EN ETKİLİSİ ŞEYH SAİD İSYANI

BM VE TBMM DE KABUL EDİLEN İKİ SÖZLEŞMENİN ÜLKEMİZE ETKİLERİ

CUMHURİYETİN 86 NCI YILINDA BAŞINA GELENLER

RİSK VE RİSK YÖNETİMİ

SİTE ANKET
Yeni Sitemizi Nasil Buldunuz?
Çok Iyi
Iyi
Normal
FikrimYok